Türkiye solu bu adamı neden hiç görmedi?
Belki de görmek işlerine gelmedi. Çünkü karşımızda yalnızca çelişkilerle dolu bir şahsiyet değil, aynı zamanda Türkiye’nin karanlık siyasal sürekliliğinin bir aynası duruyor.
İncesu, Develi, Alaşehir kaymakamlığı yapmış…
Der Zor’da valilik yapmış…
Ermeni katliamındaki ağır sorumluluğu nedeniyle Divan-ı Harp’te idama mahküm edilmiş bir firari…
Sonra Rusya’ya kaçıp Bolşevik oluyor; Doğu Halkları Kurultayı’nda delege, TKP’nin kurucularından biri, Mustafa Suphi ile Mustafa Kemal arasında kurye…
Kazım Karabekir’le dost…
Türk milliyetçisi, komünist, devrimci, katliamcı…
Hepsini aynı bedende toplayan bir figür.
Bir gün Halep Posta Telgraf Müdürü Agah Bey ona soruyor:
“On binlerce Ermeniyi öldürdüğün doğru mu?”
Salih Zeki’nin cevabı ise hem tarihe hem insanlığa saplanmış zehirli bir hançer gibi:
“On binlerce ne ki, biraz çık!”
İşte Türkiye solu, bu çıplak gerçeği bir asırdır görmekten kaçınmıştır.
Devlet şiddetiyle yüzleşmeyen, soykırım hafızasını inkar eden, tarihsel suçlarla arasına mesafe koyamayan bir solun faşizme karşı verdiği mücadelenin neden hep eksik kaldığı da buradan anlaşılır.
Bugün ülkede faşizan adımlar her gün artarken hala utanmadan “özgürlükler ülkesi” masalının anlatılabilmesi bu yüzleşemeyişin devamıdır.
Kendini kandıran bir sol, toplumu da kandırmayı görev edinmiş gibi davranıyor.
Oysa ülke, tehlikenin kıyısında.
Memnun görünenlerin çoğu yaklaşan karanlığın farkında değil; celladına aşık olanların torunlarından da bir beklentim yok. Yarın bir ırkçı mitingin coşkuyla alkışlayan kalabalıkları arasında görünürlerse şaşırmam.
Faşizm tarih boyunca insanlığa karşı suç işlemiştir.
Ve bundan böyle işlenecek her suçta sessiz kalan, göz yuman, mazlumun adını ağzına almaktan bile korkan herkes suç ortağı olacaktır.
Soykırımlarla varlığını sürdüren bir devlet aklına ortak olanlar, bilin ki yarın ilk harcanacak olanlar yine sizler olacaksınız.
Bunu kayda geçsin diye söylüyorum:
Hak, hukuk, adalet er ya da geç gelir.
Ama bu ihanetinizi asla unutmayacağız.
Mahmut Uzun