ZAZALAR KİMDİR? – I – TARİH, COĞRAFYA, DİL?
Tarihçi Mahmut Akyürekli Zazalar hakkında bilinmeyenleri bu programda anlatıyor. Zazalar kendilerini nasıl tarif ediyorlar? Tarihleri ne zamana uzanıyor? Nereden geldiler ve yayıldıkları coğrafya ne anlatıyor? Tarihte ilk kez Zaza tabirini kim kullandı? Zazalar Kürt değildir argümanı nasıl ortaya çıktı? Zazaca hakkında ilk çalışmaları kimler yaptı?
Tarihçi Mahmut Akyürekli, kişisel tarihinden hareketle Zazalarla ilgili bilinen, bilinmeyen her şeye açıklık getiriyor.
Antarktika’daki 380 Milyon Yıllık Fosil, Sudan Karaya Çıkışın Kayıp Halkasını Aydınlatıyor
380 milyon yıllık balık fosili, omurgalıların sudan karaya geçiş sürecine ve kara hayvanlarının kökenine dair yeni ipuçları sundu.
https://kayiprihtim.com/haber/380-milyon-yillik-fosil-karaya-cikis-koken/
Gerçekliğin Biz Onu Ölçene Kadar Var Olmadığı Doğrulandı!
https://evrimagaci.org/blog/gercekligin-biz-onu-olcene-kadar-var-olmadigi-dogrulandi-12648
James Webb teorileri alt üst etti: Neptün, milyarlarca yıl önce yok olan sistemden geriye kalan son parça
James Webb verileri, Neptün’ün üçüncü en büyük uydusu Nereid’in Kuiper Kuşağı kökenli olmadığını ve eski bir Neptün uydu sisteminden kaldığını gösteriyor. Araştırmaya göre uydu, Triton’un yıkıcı etkisinden kurtulmuş nadir bir örnek olabilir
CHP Kimin Partisi: Kılıçdaroğlu'nun tutarlılığı Özel döneminin parantezini kapatıyor
1947 Şebekesi
İttifak ve Yancıları
Türkiye’nin 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle ABD eksenine girdiğine inanan kişi, solculuk adına dönüp dolaşıp CHP limanına demir atmak zorunda kalıyor. Tabiî azımsanmayacak sayıda insan bu yalana inanmayı kariyeri bakımından faydalı görüyor. Misal, Cumhuriyet gazetesinde köşe temin edebiliyorlar; Komünist Parti MK’sını işgal edip, aynı zamanda Kılıçdaroğlu’na oy toplayabiliyorlar; liste uzatılabilir. Tekil örneklerden çok teorik kavrayışa ihtiyacımız var. O kavrayış temin edilince, dönem ve suretler değişse de olayları kavramak mümkün oluyor.
“Kemalist Historiografi de, MDD Tarih Tezi de, aynı anlama gelmek üzere, Kemalizm’in daima sol kanadı olan TKP Tarih Tezi de tam bir cehalete dayanmıştır. O kadar büyük bir cehalet ki, Kemalist Historiografi de, MDD Tarih Tezi de, aynı anlama gelmek üzere, Kemalizm’in daima sol kanadı olan TKP Tarih Tezi de, 1950 seçimlerini ve sonuçlarını ‘karşı devrim’ olarak nitelemiştir.”[1]
“1950 milâdı” yalanını teşhis eden Yalçın Küçük’tür; teorik bakarak başarmıştır.
Devletin CHP’ye İkinci El Koyuşu (1936-2025)
İlkin 1936 yılında Devlet, o vakit iktidar partisi olan CHP’ye el koymuş, İçişleri Bakanı doğrudan parti teşkilâtının başına getirilmiş; il başkanlıklarına kayyum işlevi ile valiler oturtulmuş; ülke faşist kampa kaymaktayken eksen İngiltere lehine doğrultulmuştur. 1931 yılında Genel Sekreterlik koltuğuna oturan Recep Peker önderliğinde aktifleşen parti örgütünün sokağı örgütlemesi, Devlet’i faşist pakta itmesi böylelikle engellenmiştir.
1936’dan 1939’a kadar CHP tabanı il başkanı seçememiş, örgüt pasivize edilmiştir. 1939’a gelindiğinde İkinci Paylaşım Savaşı’nın safları netleşmiş, Türkiye ortada kalmayı başarmış, CHP’deki kayyum uygulaması da kaldırılmıştır. Bir savaş tedbiri uygulandığını tespit etmiş bulunuyoruz.
Genel Sekreterliğe el koyan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Lozan görüşmelerinde aktiftir. Düzenin oturduğu 1927’den Mustafa Kemal’in ölümüne kadar İçişleri Bakanlığı ona teslim edilmiştir. İngiltere bu dönemin tercih edilen kampı ve daha ilerisidir. Devlet’in CHP’ye el koymasından yaklaşık bir ay öncesine ait İngiliz elçilik raporları da bu yöndedir.[1] El koyulmasından aylar sonra, İngiliz Kralı VIII. Edward Türkiye’ye gelecektir.
Bugün, dönemin kendi özgün şartları altında ve geçmiş deneyimleri doğrultusunda Devlet’in CHP’ye ikinci defa doğrudan el koyma girişimine şahit oluyoruz. 1936 Türkiye’si tek partiliydi; uluslararası merkezle kurulan ittifaklar parti içi kliklere göre farklılık gösteriyordu. 2025 Türkiye’sinde CHP ve diğer düzen partileri içindeki kliklerin varlığı bâkidir. CHP artık iktidar değildir ancak çok partili düzende bir kampın başıdır; bu hâliyle iktidar adayıdır.
1930’lu yıllarda Ortadoğu’da hâkim emperyal güç olan İngiltere bugün yerini ABD’ye bırakmış ancak eski rolünü yeniden üstlenme gayretindedir. 2024 sonundan beri askerî harekâtlar eşliğinde Suriye’de ve Kıbrıs’ta güçlenme hamleleri bunun en güçlü emarelerdir. Bu eylemlerin bir uzantısı olarak, İngiltere’nin Suriye seferini organize eden ve Devlet ile PKK arasındaki önceki müzakerelerde de etkin rol alan Jonathan Powell’ın harekât öncesi Türk Devleti’ne sunduğu raporlar ve görüşmeler neticesinde ekim ayında yeni İmralı Süreci’ne ön ayak olduğu medyaya yansımıştır.[2]
Ortadoğu merkezli olmak üzere, uzak doğuya kadar etkisini göstermekte olan emperyalist klikler arası güç rekabetinin Türkiye’deki yansıması çok hızlı olmuştur. En genel mânâda yansıma, bugün MHP temsiliyetindeki yayılma yanlısı imalat, enerji ve savunma sermayesi bazlı, Ankara merkezli devlet güçleriyle; CHP temsiliyetindeki finans sermayesi bazlı İstanbul merkezli devlet güçleri arasındaki çatışmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Belediye operasyonlarının İmralı Süreci’yle senkronize olması, AKP’nin bir kanadının isteksizliği bu bağlamdadır. 2023 seçimleri sonrası şekillenen yeni İçişleri Bakanlığı idaresini isteksizler arasında saymak gerekmektedir. Sinan Ateş cinayetinden başlayarak MHP’yi zora sokan çeşitli operasyonları takiben, İBB’ye kayyum atanmaması için sarf edilen olağanüstü çaba ciddi bir işaret sayılmalıdır. Ekrem İmamoğlu tutuklanır tutuklanmaz, yerine kayyum atanmadığı gibi, aynı gün (23 Mart Pazar) İBB Meclisi’ne resmî çağrı çıkaran Valilik, birkaç gün içerisinde toplantı yaptırarak İmamoğlu kontrolündeki CHP’li bir ismi vekil yaptırmıştır. Bu vaziyet hukuk mahkemesi eliyle müdahaleyi zorunlu kılmıştır.
Nisan ayında patlak veren ve dünya genelindeki finans sermayesinin ortak taktiği olduğu anlaşılan boykot hamlesi, mart ayından beri sürmekte olan CHP mitingleri, düzenin yükseltmeye mecbur olduğu ve işçi sınıfının öfkesini çekecek yeni enflasyon ve mülksüzleştirme dalgası, iktidar bloğu içerisinde finans sermayesi yanlısı güçlerin giriştiği çeşitli ve yıpratıcı hamleler, sızıntılar ve son olarak giderek realize olan ve yaklaşan büyük Ortadoğu ve Üçüncü Paylaşım Savaşı, Ankara merkezli devlet aygıtını 89 yıl sonra CHP’ye doğrudan el koymaya mecbur etmiştir. Bu hamle Türkiye’nin ekseniyle ilgilidir. İlki gibi, ikincisi de temelde bir savaş tedbiridir.
Bugünün Türkiye’sinde Devlet, 89 yıl önceye göre daha güçlü, organize ve zengindir. Bunlar CHP’ye el koyulmasında kolaylaştırıcı faktörlerdir. Diğer yandan 89 yıl önceye nazaran, her ne kadar Biden nezdinde bir muharebeyi kaybetmiş gözükse de, dünyada ve Türkiye’de devletler ve partiler arası/üstü devasa bir ağa sahip finans sermayesi, onun taktik gücü, kurumları, istihbaratı, sızıntıları ve kadroları mevcuttur. Devlet zorla CHP İstanbul İl Binası’na girdiğinde olağanüstü kongre kararı alabilecek ve bu taktiği birkaç gün önce ilçe kongreleri üzerinden önceden YSK’ya onaylatabilecek, derhal yeni il binası tutup adres değiştirecek taktiksel, kadrosal ve malî güce sahip bir yapıdan bahsediyoruz.
Son söz ise “sol” hakkında olsun. CHP İl Binası önüne gidenler, saf tutunlar, siper olanlar… Neyin içine düşüldüğü görülmelidir. Ağırlıklı olarak bilinçli tercihler söz konusudur. Sözümüz tabanda yer alan samimi, emektar halk çocuklarınadır. Bu kavga bize ait değil. “CHP ile kurtuluş” hayal dahi değildir, aldanmadır. “Kılıçdaroğlu aldatması” daha dün yaşanmıştır; şimdi memuriyeti ifşa olmuştur. Her seferinde aldanmak suçtur. Sosyalizm ise zor bir hedeftir ancak tek umuttur.
Onur Şahinkaya
8 Eylül 2025
Fotoğraf: Mustafa Kemal, Dolmabahçe Sarayı’na varan İngiliz Kralı VIII. Edward’ın karaya çıkmasına yardım ederken, 4 Eylül 1936.
Dipnotlar:
[1] “Milletler Cemiyeti tarafından Büyük Britanya lehine çözülen Musul sorununun gölgesine rağmen, Ankara özellikle 1930’larda Londra ile bir anlaşmaya varmak için her zaman büyük bir gayret göstermiştir (Evans, 1982: 19-101; Kürkçüoğlu, 1984: 81-87). Mayıs 1936’da, Ankara’daki İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Loraine, Dışişleri Bakanlığı’na bir telgraf göndererek, ‘genel olarak konuşursak, Türkiye’nin dış politikasının temel taşı Rusya ile ilişkilerinden çok İngiltere ile ilişkiler hâline gelmiştir; Avrupa ve Milletler Cemiyeti meselelerine gelince, Türkiye’nin gözü ve kulağı artık daha umutlu bir şekilde Londra’ya çevrilmiştir’ (PRO FO371/20092, 3969) demiştir. Bu durum o kadar bariz hâle gelmişti ki, Atatürk’ün yakın arkadaşlarından biri ‘İngiltere’ye oldukça yaklaştığınızı fark ettim’ dedi. Atatürk’ün cevabı ise daha anlamlıydı: ‘Yaklaşmak mı? Kendimi İngiltere’nin kollarına attım!’ [Dip not. 48: PRO FO371/20092, 3969] Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü, Sir Loraine ile yaptığı bir görüşmede, başka bir savaş çıkarsa Türkiye’nin İngiltere’nin yanında savaşacağını söyledi (PRO FO371/20861, 1862).” Şaban Çalış, Hüseyin Bağcı, “Atatürk’s Foreign Policy Understanding and Application”, SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Yıl 2003, Cilt: 3 Sayı: 6, s. 216.
[2] Lemma Shehadi, “Is Jonathan Powell the UK’s most influential diplomat?”, 23 Temmuz 2025, The National News.
https://www.sosyalizm.org/devletin-chpye-ikinci-el-koyusu-1936-2025-12688
Dersim: Soykırımlar (1914-18 & 1937-38)
Özet
* Bu maddenin aslı İngilizce yazılmıştır.
Bu madde, 1937-38 Dersim katliamlarını bir soykırım vakası olarak incelemekte ve olayları geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet Türkiye’sinde devlet öncülüğündeki şiddetin daha geniş bir sürekliliği içine yerleştirmektedir. Resmi devlet belgelerine, yabancı konsolosluk raporlarına ve hayatta kalanların tanıklıklarına dayanarak, hava bombardımanları, toplu infazlar, zorla yerinden etmeler ve köylerin yok edilmesi de dahil olmak üzere, Dersim’deki askeri harekatların sistematik doğasını detaylandırıyor. Soykırım sürecinin bir parçası olarak kadınların ve kız çocuklarının kaçırılması, asimile edilmesi ve cinsel istismara uğraması vurgulanarak şiddetin toplumsal cinsiyet boyutuna odaklanılıyor. Giriş aynı zamanda Dersim’de 1915’te (Ermeni nüfusa karşı) ve 1938’de (Alevi nüfusa (Alevileştirilmiş Ermeniler dahil) karşı) gerçekleştirilen iki soykırıma kronolojik bir genel bakış sunmaktadır. Ayrıca zorla Müslümanlaştırma ve kimliklerin baskı altına alınması hakkında da bilgi veriyor. Zorla çocuk nakli, 1938 Dersim Soykırımı’nda (Tertele) spesifik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Girişin gücü, devlet politikalarını ve bunların uzun vadeli etkilerini belgelemesinde yatıyor ve Alevi karşıtı şiddetin tarihsel kökenlerini ve Dersim toplumunun yaşadığı kalıcı travmayı anlamak isteyen okuyuculara çeşitli bilgiler sunuyor.
Dersim 1915
Geç Dönem Osmanlı
Dersim, Sultan II. Abdülhamit döneminde (1895, 1896) gerçekleşen katliamlardan da, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İ.T.C.) öncülüğünde Osmanlı Ermenilerine yönelik ülke çapında yürütülen soykırımdan da muaf kalmamıştır. Ancak İ.T.C. rejimi tarafından Dersim’de yürütülen soykırımın seyri hakkında tutarlı bir tablo çizmek zordur. Bunun başlıca sebebi, bu sürecin farklı iktidar koşulları altında ve özellikle yerel aşiret liderlerine bağlı şekilde yürütülmesidir. Fransız-Ermeni araştırmacı Raymond Kévorkian’ın da belirttiği üzere, Dersim’deki fiili tehcir uygulamaları ile İstanbul’a sunulan raporlar arasında sayılar ve olaylar bakımından belirgin çelişkiler göze çarpmaktadır. Aşağıda, ağırlıklı olarak Ermenilerin yaşadığı dört kazanın belirgin özelliklerine dair kısa bir özet yer almaktadır:
Çarsancak Kazası
Dersim’in Ermeni nüfusunun en yoğun olduğu yerleşim birimi Çarsancak kazasıydı. İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’nin verilerine göre, I. Dünya Savaşı öncesinde bu kazada, 43 köyde toplam 7.940 Ermeni yaşıyordu. Bu topluluk, bölgede 51 kilise, 15 manastır ve 1.114 öğrenciye eğitim veren 23 okul sürdürmekteydi. (Kévorkian, 2011, s. 276)
“1914 yılında, Çarsancak kazasının idari merkezi Peri [Berri]’de 1.763 Ermeni yaşıyordu; kazaya bağlı diğer 42 köyde ise yaklaşık 6.200 kişi bulunuyordu. Kaymakam Ali Rıza, 2 Mart – 15 Temmuz 1915 tarihleri arasında görevdeydi. Bu nedenle, Harput [Elazığ] ile Dersim’i Fırat Nehri üzerinden birbirine bağlayan iskeleye yakın Pertag/Pertak [Բերդակ – Berdak] bölgesinde gerçekleşen ilk katliamlar sırasında görev başındaydı. Bu kazada resmi tehcir sayısı 6.537 olarak verilmiş olsa da, yukarıda belirtilen nüfus verileri, zorunlu çalışma taburlarına (amele taburları) alınan asker sayısı ve dağlık Dersim bölgesine sığınmayı başaran kişilerin varlığı göz önüne alındığında, bu rakamın inandırıcılığı tartışmalıdır.” (Kévorkian, 2011, s. 422)
Çemişgezek Kazası
İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin verilerine göre, I. Dünya Savaşı öncesinde Çemişgezek kazasına bağlı 22 köyde toplam 4.494 Ermeni yaşamaktaydı. Bu topluluk, 19 kilise, 2 manastır ve 729 öğrenciye eğitim veren 17 okul sürdürüyordu. (Kévorkian, 2011, s. 276) 20. yüzyıl başlarında, kaza merkezi Çemişgezek’te Mamikonian ve Partian adlarını taşıyan iki Ermeni okulu bulunuyor, bu okullarda yaklaşık 200 öğrenci eğitim alıyordu.
1 Mayıs 1915’te, Ermeni okullarında, çarşıdaki dükkânlarda ve bazı memur evlerinde silah arama bahanesiyle baskınlar başlatıldı; ertesi gün yaklaşık yüz kişi tutuklandı. Bu kişilere
https://www.aleviansiklopedisi.com/madde-x/dersim-soykirimlar-1914-18-1937-38-5754/
"Bizim görüşümüze göre toplumun ahlâkî durumu, ekonomik durumu ile aynı oranda değişir ve iyileşir. Vahşi, bilgisiz ve tembel bir halkın ahlâkı başka seydir; calışkan ve sanatsal bir halkınki bambaşka: dolayısıyla birinciler arasında geçerli olan toplumsal güvenceler ile ikinciler arasında geçerli olanlar tümüyle farklıdr. Ekonomik gelişimi tarafindan neredeyse farkına varmaksızın dönüştürülmüş bir toplumda artık ne güçlüler ne de zayıflar vardır; yalnızca yetileri ve araçları, sınai dayanışma ve dolaşımın güvencesi sayesinde durmaksızın eşitlenmeye yönelen isçiler vardır. Herkesin hakkını ve ödevini güvence altına almak adna hayal gücünün, uzun süre polis ve ruhban tarafindan korkutulmuş ruhlarin derin umutsuzluğunu ele veren o otorite ve hükümet fikrine geri dönmesi boşunadar: Devlet'in niteliklerine yapılacak en basit bir inceleme bile şunu göstermeye yeter ki, servet eşitsizliği, baskı, yağma ve sefalet bizim ebedi mirasımız değilse, kapitalist sömürünün ardından ortadan kaldırlması gereken ilk cüzam, silinmesi gereken ilk veba Devlettir."
Pierre-Joseph Proudhon
James Webb Teleskobu, uzak bir galaksinin merkezinde garip bir yapı tespit etti
James Webb Uzay Teleskobu, 45 milyon ışık yılı uzaklıktaki Messier 77 galaksisinin gizli merkez yapısını ve dev kara deliğinin sıra dışı davranışlarını ortaya çıkardı.
https://www.donanimhaber.com/james-webb-teleskobu-uzak-galakside-garip-bir-yapi-tespit-etti--205819
Ders kitaplarında kavram revizyonu: Orta Asya, Bizans ve coğrafi keşifler artık başka şekilde isimlendirilecek
https://t24.com.tr/egitim/ders-kitaplarinda-kavram-revizyonu-orta-asya-bizans-ve-cografi-kesifler-artik-baska-sekilde-isimlendirilecek,1322479