Suriye, iç savaşı aratacak ihtimallerle karşı karşıya!
Hediye Levent
Suriye, çok kanlı ve korkunç bir çöküşün sınırlarına dayanmış durumda. 14 yıl süren, ülkeyi harap eden ve en az yarım milyon insanın canına mal olan bir savaştan daha kötüsü de mi var? Evet, var.
Savaş döneminde çatışmalara yüzlerce silahlı grup dahil olsa da az çok çatışma hatları belliydi, kimin kiminle savaştığı anlaşılabiliyordu, güvenli sayılan yollar ve bölgeler her zaman olurdu, kamu kurumları ite kaka da olsa açıktı, maaşlar bir haftalık mutfak masrafını karşılayamayacak kadar düşmüştü ancak yine de her haneye para giriyordu. Suriye’de artık bu ağır şartların bile arandığı ölüm-kaçırılma-bir yerlerde infaz edilme riskinin herkesin kapısına dayandığı, insanların ekmek dahi bulamadığı korkunç bir dönem hakim.
8 Aralık’ta Esad yönetiminin devrilmesinin ardından “En azından savaş bitti” düşüncesiyle oluşan sükunet dağılalı çok oldu. Siz bakmayın Suriye’de bir devlet varmış gibi yapılan açıklamalara. Devlet yok, devlet kurumları yok, ordu ya da polis gücü dedikleri de birkaç haftalık eğitimlerle sahaya gönderilen az sayıda insan, ki bunların bağlı oldukları bir kurum içi sorumluluk, görev, hesap verme mekanizması da yok. Suriye’de Ahmed Eş Şara’nın kendisi dahil yönetim koltuğuna oturanların tamamı geçici.
Eş Şara ve bir avuç adamının Washington dahil ülke ülke gezmesi, Suriye’deki sorunların üstünü örtmeye yetmiyor, yetmeyecek. Suriye’de ben diyeyim cin şişeden çıktı, siz deyin mızrak çuvala sığmıyor artık! Suriye iç savaşı aratır derecede korkunç ve kanlı bir çöküşün eşiğinde!
Son olarak Humus’un ve Suriye’nin bilinen Arap aşiretlerinden Beni Halit Aşiretine üye olanların yaşadığı bir bölgede bir çift evlerinde öldürüldü. Adamın boğazının kesildiği, kadının ise öldürüldükten sonra yakıldığı biliniyor. Katillerin evin banyo duvarlarına Sünnilere karşı mezhepçi sloganlar yazdığına dair fotoğraflar ve söylentiler, kısa sürede Humus kentinde Alevilere yönelik saldırıya dönüştü.
Suriye’nin her karışı küçücük bir kıvılcımla alev almaya o kadar müsait ki, hiç kimse “Aleviler neden ve nasıl aşiret bölgesine girip bir çifti öldürsün?” diye sormadı. Zaten duvara kanla yazılan sloganda geçen “Ya Hüseyin” ve “Nusayri” kelimeleri, cinayetin amatör bir provokasyon tezgahı olduğunun tek başına kanıtlarıydı. Suriye’de Aleviler “Ya Hüseyin” demez, kendilerini de “Nusayri” olarak tanımlamazlar, Alevi derler.
Bu arada bir taraftan Humus’taki Alevi ve Ermeni mahallesi olarak bilinen yerlere saldırılar sürerken diğer taraftan Beni Halit Aşireti içindeki çatışma da devam etti. Suriye’de Irak-Ürdün-Suudi Arabistan gibi komşu ülkelere kadar yayılmış çok büyük aşiretler olsa da, bu aşiretler tek liderin emrinde ve birlikte hareket etmez. Mesela Beni Halit Aşiretinin bir kısmı ayaklanma döneminde Şam’daki yönetim ile birlikte hareket etti, bir kısmı silahlı gruplara katıldı ve küçük bir kısmı da IŞİD bayrağı altında toplandı. Savaş döneminde aşiretin bir kısmı kenti ve hatta ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Geride kalanlar gidenlerin malına mülküne, parasına evine el koydu. Gidenler 8 Aralık’tan sonra geri döndü, hem intikam hem de kendilerine ait olanı almak için sırtlarını Eş Şara yönetimine ve devletin olmayışına dayayıp terör estirmeye başladı. Humus kentinin Lübnan’a, Ürdün’e ve Irak’a sınır olması, kenti silahtan uyuşturucuya her türlü kaçakçılığın yapıldığı, çok büyük miktarlarda paranın ve bunu kontrol edenlerin sahip olduğu gücün merkezi haline getirmişti. Bu durum Suriye var olalı beri vardı, ancak iç savaş gibi dönemlerde bu hatlar el değiştirir, kovulanlar geri döndüklerinde eski güçlerini geri almaya girişir.
Peki aşiret içindeki güç, para, intikam çatışması nasıl Alevilere saldırılara dönüştü?
Bu sorunun yüzlerce cevabı var ancak en tehlikeli ve belirgin olanları sıralayacak olursak;
-Ülkedeki Alevilerin Esad ve Baas yönetimleri ile özdeşleştirilmesi ve faturanın Alevilere kesilmeye çalışılması.
-Ülke içinde azınlıklardan Kürtlere ve hatta ılımlı Sünnilere kadar çok büyük bir kesime yönelik nefret söyleminin önünün alınması bir tarafa neredeyse desteklenmesi.
-8 Aralık’ta toplumsal uzlaşma olmadan yönetimin değişmesi ve ılımlı ya da nispeten toplum tarafından kabul edilebilir bir grubun değil doğrudan El Kaide uzantılı bir grubun başa geçmesi.
-Ahmed Eş Şara ve ekibi ne kadar devrim hikayesi devşirmeye çalışırsa çalışsın Şam’a kurşun atmadan girdikleri Suriye içinde herkesin malumu.
-Eş Şara’nın Colani olduğu dönemdeki eylemleri ve El Kaide’nin 14 yıl boyunca yaptıkları saldırılar, infazlar, katliamlar sadece azınlıkların değil ülkede yaşayan önemli bir kesimin hâlâ hafızasında.
-Eş Şara ve ekibinin devlet kurmak bir tarafa siyasi-diplomatik tecrübesinin olmaması, İdlib’i yönetmek ile Şam’dan Suriye’yi yönetmenin aynı şey olmadığının farkına varamayacak kadar yetersiz olmaları.
-Yine Eş Şara ve ekibinin dış destek ve meşruiyet bulmaya çalışırken ülke içindeki desteklerinin yok denecek kadar az olmasının, uluslararası toplum tarafından dikkate alınmaması.
-Şam’daki geçici yönetime bağlı en fazla 20 bin adam olması ve bunların hepsinin Şam’ın emirlerine uyup uymadıklarının bile belli olmaması.
-Sahada El Kaidecisinden yağmacısına 200 bine yakın silahlı adamın meydanın boş olduğunu bilmeleri, ne yaparlarsa yapsınlar hesap sorulmayacağının güvencesi ile hareket etmeleri.
Elbette liste uzun ancak Eş Şara’nın kendisinin bile can güvenliğinin olmadığı, İslam devleti kurmak isteyeninden “Savaş bitti, hani bizim payımız” diye hesap soranına kadar on binlerce silahlı adamın bütün Suriye’yi domine ettiği aşikar. Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar, Kürtler, ılımlı Sünniler; ülkede can korkusu, her an bir yağma saldırısına maruz kalma tedirginliği hakim. Mesela SDG bünyesindeki savaşçıların yüzde 60 kadarı Arap. Bu Arapların çok büyük bir kısmı da Haseke, Deir Ez Zor, Rakka civarındaki Arap aşiretlerinden ve onlar da silah bırakmak istemiyor çünkü onlar da korkuyor.
Humus’ta Alevilere yönelik saldırılardan dolayı Lazkiye başta olmak üzere birkaç yerde Aleviler büyük sayılabilecek gösteriler yaptılar. Şam’daki geçici yönetimden isimler ‘dış bağlantı’, ‘aparat’, ‘provokasyon’ gibi kelimelerle bu gösterileri marjinalize etmeye uğraşsa da, Suriye’de gücün Şam’da toplandığı bir yönetim sisteminin bu gidişatı durdurması mümkün görünmüyor; en azından Eş Şara döneminde çok zor. Eş Şara’nın ömrü parıltılı diplomatik buluşmalarla ne kadar uzatılabilir; belirsiz.
Mevcut duruma bakılırsa Suriye’de ademimerkeziyetçi bir sistem en iyi seçenek olarak öne çıkıyor. Toplumun bütün kesimlerini kapsayan, kısacası Suriye gerçeklerine uygun bir yeni politika belirleyememesi halinde Eş Şara’nın liderlik ömrü de çok uzun olmayabilir. Eş Şara cumhurbaşkanı koltuğunda oturmaya devam edebilir ancak bu onu Suriye lideri yapmayacağı gibi halihazırda her an parlamaya hazır kaosu daha da derinleştirebilir.
https://www.evrensel.net/yazi/98155/suriye-ic-savasi-aratacak-ihtimallerle-karsi-karsiya