Ezan ve Ramazan Davulu Üstüne…
Elias Nin
“Çoğunluk” olan, devlet gücünü arkasına alanlar için “on iki ayın sultanı” iken, çoğunluğun ve onun aidiyet bağı kurduğu devletin belirlediği sınırlar içerisinde nefes alma hakkı olan “azınlık” açısından “ızdırap ayı” olan Ramazan başladı.
Eğer bu coğrafyada yalnızca Müslümanlar yaşıyor olsaydı ve herkes ezan ve ramazan davulu dolayısıyla bir sıkıntı yaşamıyor olsaydı, o vakit sorun olmazdı. Lakin bu coğrafyada yaşayan her dört insandan biri Müslüman değil, Müslüman olanların ise yarısından fazlası namaz kılmaz, oruç tutmaz.
Bundan dolayıdır ki gece yarısı davul sesiyle, sabahın beşinde ezan sesiyle herkesi uyandırmak terörden başka bir şey değildir.
Herkesin evinde saat varken, herkes ne zaman sahura kalkacağını ne zaman namaz için uyanacağını biliyorken, sokaklarda davul çaldırmanın, hoparlörden yüksek sesle ezan okutmanın maksadı nedir?
Bir de derler ki, “İslam’da zor ve zorlama yoktur.” Bunun, istiklal marşı okunurken yoldan geçen herkesin olduğu yerde tıp diye durmak zorunda bırakılmasından ne farkı var ki?
Eğer ki bir din kendi ritüellerini başkalarına da dayatıyor ya da kendi gereklerinin sonuçlarına başkalarını da katlanmak zorunda bırakıyorsa, bu bir inanç olmaktan çok, bir hegemonyaya tekabül eder.
Ötekileştirdiği, “azınlık” ve “sığıntı” olarak gördüğü gayrimüslimler, Aleviler, ateistler gibi İslam dışı toplulukların mutsuzluğundan kendisi için “mübarek” bir mutluluk edinen bir topluluğun, sonra da kalkıp “İslam, hoşgörü dinidir” deyip, barıştan, kardeşlikten, laiklikten, birlikte yaşamdan söz etmesi garip gelse de onun ahlakını resmeder.
Tabii bir de hayvanlara uygulanan terör var. Dikkat edilecek olursa özellikle sabah ezanı köpeklerde hep bir huzursuzluğa neden olur, saldırı algısına yol açar. Ramazan’da bir de buna davul sesi eklenince bu durum katbekat artmaktadır. Ramazan ayı boyunca özellikle kent sokaklarında yaşayan hayvanların psikolojileri ciddi oranda bozulmaktadır; bunu da ayrıca konuşmak lazım.