UNUTTURULAN KÜRT-ERMENİ İTTİFAKI
AĞRI AYAKLANMASI VE XOYBÛN BİRLİĞİ
Mustafa Yavuz
Hristiyan Osmanlı milletlerinin demokratik mücadele tarihinin meşruiyetini tanımaksızın, günümüze dair demokratik ve eşitlikçi bir program üretilemez.
Kemalist diktatörlüğe karşı patlayan Ağrı ayaklanması (1926-1930) sürecinde gerçekleştirilen Kürt – Ermeni İhtilâlci Federasyonu/Taşnaksutyun ittifakı, Türk sosyalizmi ve başta PKK olmak üzere Kürt hareketinin önemli bir kısmının ignore ettiği bir konudur. Ağrı ayaklanmasını örgütleyen Xoybûn Birliği’nin (La Ligue Khoyboun) tarihsel rolü hâlâ derinlemesine incelenmemiştir.
Bu makale, Kürt millî hareketinde geçmişten radikal bir kopuşu temsil eden Xoybûn Birliği’nin, Kürt modern ve seküler mücadeleler tarihindeki önemini vurgulamayı; memleketin siyasî gündeminin merkezine yerleşen “süreç” üzerine fikir üretirken, bu tarihsel mirasın önemine uygun bir şekilde değerlendirilmesini ve bu bağlamda tarihin mazlum milletler nokta-i nazarından yorumlanmasına dönük tartışmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Reel Politik Uğruna Tarihin Araçsallaştırılması
Kürt milletinin başına gelen felaketlerin bir sebebi, Osmanlı milletleri içinde en geç uluslaşma sürecine girmiş olmasıyken, diğer sebep de millet-i hâkime unsuru olarak hem Osmanlı despotizmi ve hem sabık hem de Kemalist İttihatçılıkla birlikte Hristiyan Osmanlı milletlerinin demokratik taleplerinin ve mücadelelerinin karşısında yer almak suretiyle Hristiyan milletlerin soykırımlarında aktif rol almasıdır. Fakat Öcalan, geliştirdiği tarih teziyle bu gerçeği görmezden gelmeyi tercih eder. 2015 senesinde yayımlanan “İmralı Notları”nda bu konuda şu çarpıcı cümleleri sarfeder:
Ermenilerin kapitalizmin uç beyliğine oynamakla tarihleri baş aşağı gitti. (…) Ermeniler kapitalizmle ilişkilerini çözemediler, çözemedikleri için bu katliama uğradılar. Ermenilere tarihî kardeşlik kültürü ile yaklaşıyoruz. Onları yeniden canlandıracak şeyi de biz yaparız. Ermeni soykırımının tanınması da bize, Kürt hareketine bağlı. Ermeniler saygılı olmalı, milliyetçi refleks içinde olmamalı. Sorun kapitalizmdir” (…) Ümmet anlayışını yeniden tartışmaya açtım. Teklik üzerinden bir ümmet anlayışı olmaz. (…) Demokratik halklar birliğini geliştirirken İslam enternasyonalizmini önermemin sebebi budur. (…) Tarihimizin rengi de İslam rengidir. Sol bunu yapmadığı için kaybetti. (…) Bu topraklarda sosyalist olacaksan, İslam tarihindeki öze bağlanman lazım. Yoksa solculuk olmaz.” (…) Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyan öfkesi var. Rumlar, Ermeniler, Yahudiler Anadolu’da hak iddia ederler. Laiklik milliyetçilik kisvesinde elde ettiklerini kaybetmek istemiyorlar.
Bu söylem, Ermenilerin ve Süryanilerin kendi hataları nedeniyle soykırıma uğradıkları hâlde bu suçu Kürtlere yükleme eğiliminde olduklarını vurguladığından ötürü sorunludur. Soykırıma uğrayan mağdur Ermeni toplumunun ihtilâlci partilerinin kadrolarını “elebaşları” gibi hâkim millet üslubuyla suçlayarak, egemen millet üslubunu yeniden üreten ifadelerin özgürlükçü-demokratik programla esastan çeliştiği açıktır.
Hristiyan soykırımlarının nedeni Ermeni halkının özgür ve eşit Osmanlı yurttaşları olarak ortak vatanda yaşama talebine öncülük eden Sosyalist Enternasyonal üyesi Taşnaktsutyun ve bu örgütte Rus Sosyaldemokrat Georgi Valentinoviç Plehanov tarafından temsil edilen Hınçakyan’ı burjuva milliyetçileri olarak dış güçlerin iğvasına kapılıp ulus-devlet hedeflemelerinden kaynaklandığını ileri sürmek tarihsel gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
Diğer yandan Ermeni soykırımında, sadece Sosyal Darwinist İttihat Terakki diktatörlüğünün sorumluluğuna işaret etmesi, ama sabık İttihatçıların yarım bıraktıkları soykırımları tamama erdiren Büyük Millet Meclisi’ni ve sonra otoriter Türkiye Cumhuriyeti’ni bu insanlık suçuyla ilişkilendirmemeye özen göstermesi de kabul edilebilir bir tutum değildir.
Bu söylemle, Komintern’den tevarüs ettiği teorik çerçevenin sunduğu konfora dayanır ve İslâm enternasyonalizmi / ümmetin birliği odaklı argümanlarla “kurucu ortaklık”a vurgu yapıp Mustafa Kemal önderliğinde yürütülen “Anadolu ulusçuluğunu” İttihatçılıktan kategorik bir şekilde ayrıştırır. Tarih, Kürtleri bir kenara bırakarak yapılmadı derken, tarihi, ümmet ittifakı, yani millet-i hâkime perspektifinden yorumladığının altını çizer.
Öcalan’ın bu tarih yorumu, Erdoğan’ın AKP 32. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın açılış konuşmasında dile getirdiği tarih yorumuyla örtüşür. Erdoğan bu konuşmasında süreci birlikte götürmenin tarihsel zeminini şöyle tarif eder:
İttifak yaptığımızda medeniyetimizle de ilmimizle de kimse yarışamadı. Türk, Kürt, Arap birse, beraberse o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır. Ayrıştıklarında, bölündüklerinde ise mağlubiyet, hezimet, hüzün vardır. Kudüs’ü Selahaddin Eyyubi‘nin komutasında Türk, Kürt, Arap fethetmiştir. Türkiye kazanmıştır, milletim kazanmıştır. Türk, Kürt, Arap, 86 milyon her bir vatandaşımız kazanmıştır.
Öcalan ve Erdoğan’ın üzerinde anlaştığı bu tarih anlayışı, Malazgirt, Kudüs, Çanakkale gibi ortak zafer anlatıları üzerinden etnik kimlikleri “ümmetin bileşenleri” olarak sunmaktadır. “Türkiye Yüzyılı” vizyonu, bu bağlamda İslâm coğrafyasının ortak geleceği olarak tanımlanmakta ve bu sınır ötesi ortak kimlik vurgusuyla Türkiye’nin Ortadoğu’da militarist yayılmacı rolünü meşrulaştırıcı bir işlev görmektedir.
Bu tarih yorumu, Kürtlerin ve artık azınlık konuma düşürülmüş Hristiyan vatandaşların toplumsal yüzleşme ve onarım; onur ve eşitlik taleplerinin karşılanmasının önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.
Öcalan’ın anakronik tarih anlayışı, Kemalist diktatörlüğün Türkleştirme siyasetine karşı Kürdistan’da patlayan ayaklanmaların, ama özellikle Ağrı ayaklanmasında gerçekleşen Kürt-Ermeni ittifakında ifadesini bulan Xoybûn Birliği’nin rolünü görünmez kılıyor.
Öcalan, Xoybûn’un Kürt millî tarihi açısından öneminin büyüklüğünün farkındadır. Xoybûn’un kuruluşunu kast ederek şöyle söyler: Celadet Ali Bedirhan ve çevresinin, dönemin anti-Kürt uygulamalarına karşı silahlı mücadele deneyimlerine girişmesi; Ağrı İsyanı için ‘kendi kalma’, ‘kendi olma’ anlamında isabetli bir adlandırma olan Xoybûn örgütünü kurması ve Hawar dergisini çıkarması bu dönemin önemli çalışmalarıdır. Birçok diplomatik girişimleri de olmuştur. Fakat istenilen başarı elde edilememiştir. Dönemin hafızayı yok etme girişimleri göz önüne alındığında, bu faaliyetlerin önemli olduğu açıktır, der ve 1978 senesinde çıkardıkları dergi Serxwebûn’un Xoybûn’u çağrıştırdığını belirtir. Ama Xoybûn Birliği’nin Ermeni-Kürt ittifakını temsil ettiğine dair en küçük bir imada bulunmamakla dönemin hafızasını selektif bir şekilde yorumlamakta beis görmez! Oysa Ağrı ayaklanmasına önderlik eden Hoybûn Birliği, iki mazlum milletin kardeşleşmesi, geçmişle yüzleşmesi ve Kürt millî hareketinin modern bir millî hareket olarak neşet etmesinin miladını oluşturdu. Ağrı ayaklanması trajik bir şekilde neticelense de günümüze kadar süren modern Kürt millî direnişlerinin esin ve motivasyon kaynağı oldu. Kolonyalist Türk devletinin kurbanı olan iki mazlum milleti geç de olsa ortak bir davada buluşturdu.
Xoybûn: Ulusötesi Karakteriyle Hatırlanmayan Bir Ayaklanma Örgütü
Galip güçlerin Ankara hükûmeti ile 24 Temmuz 1923’te imzaladığı Lozan Antlaşması Kürtlerin ve Ermenilerin son umutlarını da yok etti. Lozan Antlaşması, TC’nin Kürtleri zorla Türkleştirme siyaseti uygulamasının önünü açarak Kürt milletinin büyük bir hayal kırıklığı yaşamasına yol açtı. Böylece ümmet ittifakının sonunu getirip İttihatçı imha siyasetini ve tüm sonuçlarını meşrulaştırdı. Bu süreç, modern Kürt millî mücadelelerinin dönüm noktasını oluşturdu.
1924’te Kürt aydınları ve İhsan Nuri’nin de bulunduğu Osmanlı subaylarınca yönetilen Azadi örgütü tarafından başlatılan Beytüşşebap ayaklanması başarısızlığa uğradı. İhsan Nuri askerleriyle birlikte Irak’a sığındı. Bu başarısız girişim Şeyh Sait ayaklanmasının patlamasına yol açtı. İhsan Nuri, 1927-1930 yılları arasında gerçekleşen Ağrı ayaklanmalarının askerî lideri olarak önemli rol oynadı.
1925’te Şey Said ayaklanmasının da bastırılmasının ardından, kolonyalist Kemalist diktatörlük Kürtlere dizginsiz bir terör uyguladı. Ankara hükûmeti, Şark Islahat Planı ile Kürt illerini en tehlikeli unsurlarından arındırmak amacıyla Kürt aşiretlerini ülkenin batısına sürgün etme programını uygulamaya koydu. Aynı zamanda, İstanbul merkezli Kürt yanlısı kulüplerin üyeleri, yeni Türk rejiminin baskısından kaçarak sürgüne zorlandı. Bazıları Irak’a sığınırken, diğerleri Levant’ta Fransa’nın korumasına sığındı.
Sürgünde yaşayan Kürt aydınlar, Kürt yanlısı dernekleri birleştirmek için çalışmaya başladılar. Bu amaçla Ekim 1927’de Lübnan’ın Bihamdun kentinde dört Kürt partisi ve derneğinin temsilcilerini bir araya geldi.
Kongreye katılanlar arasında Celadet Bedir Han, Kamuran Bedir Han, Memduh Selim, Mustafa Çahine, Fehmi Licî, Şeyh Mehdi (Şeyh Said’in kardeşi), Kerim Süleymani, Raman’dan Emin Ağa, Haco Ağa ve Hurşid Bey vardı. Bir dizi tartışmanın ardından, Kürdistan’ı İhya Cemiyeti, Kürt Ulusal Partisi, Kürdistan’ın Bağımsızlığı Komitesi ve Kürt Sosyal Komitesi liderleri, 5 Ekim’de bu grupları tek bir ‘ulusal’ örgüt olan Xoybûn Birliği altında birleştirmeye karar verdiler.
Bu esnada Xoybûn’u ilan etmeye hazırlanan Lübnan ve Suriye’deki kadrolar, İhsan Nuri’nin, Ağrı’da topyekün bir isyan başlatmasından ve “Şeyh Sait hareketinin yaşamış olduğu hazin sonun” yaşanmasından korkuyorlardı. İhsan Nuri yapılan Telkinlere rağmen harekete geçerek Ağrı Kürdistan Cumhuriyeti’ni ilân eder.
Xoybûn, kuruluşundan kısa bir süre sonra Kürt-Ermeni karakterine büründü. Bihamdun’daki ilk kongreye katılanlar arasında Vahan Papazyan da vardı. Ekim 1927’de Beyrut’ta Ermeni Taşnak Partisi ile Kürt Xoybûn Komitesi arasında imzalanan, iki kardeş ülkenin kurtuluşuna ilişkin bir antlaşmayla teyit edildi. 29 Mart 1928’de Halep’te Hotel Central’da düzenlenen kongreye de Ador Levonyan ve Vahan Papazyan katıldı. İhtilâlci Xoybûn Birliği, Ermenistan ile Kürdistan’ı Türkiye Cumhuriyeti’nden özgürleştirmeyi amaçladı.
Ekim 1927’de Beyrut’ta iki kardeş ülkenin kurtuluşuna ilişkin imzalanan bir antlaşmayla birleşme teyit edildi. 29 Mart 1928’de Halep’te Hotel Central’da düzenlenen kongreye de Ador Levonyan ve Vahan Papazyan katıldı. Taşnaksutyun’un diğer üyeleri de Kürt Komitesi ile yakın çalışmaya başladılar.
Kürt Ermeni işbirliğinin maddeleri:
1. Traité de collaboration arméno-kurde / Kürt-Ermeni İşbirliği Antlaşması.
2. Ermeni ulusuyla olan tüm yanlış anlaşılmaları kesin olarak çözmeyi amaçlıyoruz.
3. Kürt ve Ermeni halklarının aynı boyunduruk altında acı çekmiş olduklarını dikkate alarak;
4. Geçmişteki yanlış anlamaların Türk hükümetlerinin politikaları tarafından yaratılmış olduğunu dikkate alarak;
5. İki taraf, Kürt halkının ve Ermeni halkının ulusal haklarını karşılıklı olarak tanır.
6. İki millet, ulusal kurtuluşları için işbirliği yapmayı taahhüt eder.
7. İki taraf, Kürtler ile Ermeniler arasında her türlü çatışmayı önlemeye çalışacaktır.
8. Sınır meseleleri dostluk ve adalet ruhu içinde çözülecektir.
9. İki halk diplomatik alanda ortak faaliyet yürütecektir.
10. İki taraf geçmişteki katliamları ve şiddeti kınar.
11. Kürt ve Ermeni temsilcileri kalıcı kardeşçe ilişkiler kurmak istediklerini beyan ederler.
12. 1927 yılında düzenlenmiştir.
Halifeliğin anti-Kemalist destekçileriyle işbirliği yapılmayacak ve iki millet arasındaki sınır, yerli Kürt ve Ermeni nüfusunun savaş öncesi sayılarına ve Sevr Antlaşması’nda ilan edilen etnik ve hukukî ilkelere dayanacaktı.
İhtilâlci Ermeni partisi Taşnaktsutyun, anlaşma ile Batılı güçler nezdinde ve Batı kamuoyunda Kürt davası için propaganda yapmayı, Xoybûn Birliği’ne ekonomik ve maddi yardım sağlamayı; Kürt ayaklanmasına bir devlet kazandırmak amacıyla diplomatik ilişkiler kurmayı üstlendi. Bu katkılarına paralel olarak, iki örgüt arasındaki bağlantıyı sürdürmek için, Xoybûn’da daimi bir temsilci bulunduracak ve askeri güçlerini ‘Kürt operasyonel güçleri’ ile ilişkilendirecek, son olarak ‘Kürt örgütçüleri, propagandacıları ve teknisyenleri’ eğitecekti.
1930 senesinin Temmuz ayında Zilan vadisinde gerçekleştirilen katliama kadar, psikolojik üstünlük Ağrı Dağı’ndaki isyan karargahının lehine gelişti. Ancak katliamdan sonra psikolojik üstünlük Türk ordusuna geçince, Rupen Ter Minasyan (Rupen Paşa) [i] Türk ordusunun Zilan vadisinde gerçekleştirdiği korkunç katliamların yabancı kamuoyuna anlatılabilmesi için, Milletler Cemiyeti ve Sosyalist Enternasyonal’e başvurulmasını dış temsilciliklerine iletti. Kürt katliamlarının, Ermeni katliamların devamı ve Panturanizm davasının icrası olduğunu belirterek Türk ve Rus askerlerinin topraklarımızdan uzaklaşmalarını; Ermeni, Kürt müttefik ve bağımsız devletlerin kurulması hususunda ayaklanmaya taraftar olmalarını talep etmelerini istedi. Taşnaktsutyun ayrıca, İran hükümetinden Ağrı isyanına açık bir destek alamasa da en azından kesin bir tarafsızlık sağlamayı temin etmeye çalıştı.
Kürt millî mücadelesini, Batı kamuoyu ve uluslararası platformlarda savunan Taşnaktsutyun, 1930 yılında Zürih’te gerçekleştirilen Sosyalist Enternasyonal toplantısında Türk rejimine yönelik açık kınama kararının çıkmasını sağladı.
Zetterwall’in aktardığı açıklamada şöyle deniyordu:
II. Enternasyonal’in yürütme organı,
Türk Hükümeti’nin yalnızca özgürlükleri için mücadele eden Kürtleri bastırmakla kalmayıp, aynı zamanda ayaklanmaya katılmamış barışçıl Kürt nüfusu da ortadan kaldırmayı amaçlayan katliam yoluyla gerçekleştirdiği eylemlere dünya kamuoyunun dikkatini çekmektedir; ve bu yolla Kürt halkına, kapitalist ülkelerin kamuoyunun bu kanlı barbarlığa karşı çıkmaması eşliğinde, Ermenilerin kaderini yaşatmayı hedeflemektedir.
Kürt- Ermeni ittifakının mücessem ifadesi ulusüstü ihtilâlci Xoybûn siyasî işbirliği, ortak diplomatik girişimler, milletlerarası kamuoyuna dönük propaganda faaliyetleri yürüttü. Taşnaksutyun, askerî ve lojistik destek, bölgesel bilgi paylaşımı ve sınır ağları üzerinden koordinasyon sağladı. Ağrı ayaklanmasına silah ve mühimmatı kısmen Taşnaksutyun’un küçük bir silah fabrikasına sahip olduğu Tebriz’den sağlandı.
Ulugana, Rupen Paşa’nın Ayaklanma Karargahının İran’daki yetkili temsilcisi olarak seçildiğini, Ardeşir Muradyan, Vali/Veli Bey kod ismini kullanan Kara Vahan ve Kürtlerin kendisine ‘İbrahim Paşayê Fileh’- Ermeni İbrahim Paşa Baron Apram dedikleri Ermeni ihtilâlcilerin bizzat Ağrı ve Zilan’da bulunduklarını belirtir.
Xoybûn Birliği kurulduktan sonra, 1920’den itibaren Kürt faaliyetlerinin asıl merkezi olan Irak’taki bazı Kürt liderlerle işbirliği arayışına girdi. Ancak Kürt – Taşnaktsutyun ittifakı, Kürt hareketi içinde bazı rahatsızlıklar yarattı. Bunların en önemlisi, Irak’taki Revanduz Komitesi ile sağlanamayan anlaşmaydı. Paradoksal bir şekilde iki Kürt komitesi arasındaki müzakereler, hem Xoybûn hem de Ermeni Taşnaktsutyun adına Vahan Papazian tarafından yürütülmekte idi. Ancak Kürt millî mücadelesinin, Taşnaktsutyun liderliğine bağımlılığını şüpheyle karşılayan Revanduz Komitesi, Xoybûn ile bir ittifak kurmaktan vazgeçti. Ancak Bedirhaniler tarafından yönetilen Kürt komitesi ile Taşnaktsutyun arasındaki ilişkilere müdahale etmemeyi taahhüt etti.
Xoybûn bu süreçte komşu devletlerin, özellikle Irak ve İran’ın, toprak bütünlüğünü tehlikeye atmama taahhüdünde bulundu. Bunun yanı sıra, Süreyya Bedirhan 1929 yılında İngiltere’yi Kürt hareketini desteklemeye ikna etmeye çalıştı. Ancak Britanya hükûmeti Bedirhan’ın talebine bir cevap vermedi. Rupen Minas Ter Minassian da Britanya hükûmeti nezdinde benzer girişimlerde bulundu. Britanya’dan askeri destek alınamasa bile en azından Kürt isyancılara silah ve mühimmat tedarik edilmesi için, Irak topraklarının kullanılmasına izin verilmesini umuyordu. Ancak Rupen Minas Ter Minassian’ın teklifi de muhatapları tarafından basitçe ‘gülünç’ olarak değerlendirildi Netice itibariyle İngiltere bölgede oluşturulan statükoyu tehdit edecek girişimlerden uzak durarak Ağrı ayaklanmasını desteklemedi.
Fransa da bir yandan Xoybûn’un Suriye’deki faaliyetlerini, üyelerinin seyahatlerini ve temaslarını takip ederken, diğer yandan Suriye Cezire bölgesinde kolonyal çıkarlarının ve kalkınma projelerinin vazgeçilmezi haline gelen Levant Kürtlerinin ‘hassasiyetini’ dikkate almaktaydı. Fakat Fransa-Türkiye gerginliğinin arttığı dönemlerde, her zaman Kürt hareketi aleyhine siyaset izleyerek Ankara’nın yanında yer aldı.
Kürt entelektüelleri, bu süreçte millî kurtuluşçu söylemi, geleneksel Kürt dünyasının temsilcilerinin zihniyetine uyarlamak için kapsamlı girişimlerde bulundular. Xoybûn, Kemalist diktatoryanın kolonyalist boyunduruğuna millî baskısına ve zulmüne karşı, adının işaret ettiği gibi “kendi olmak” yani, nesneden bir özneye dönüşmek mücadelesi olarak tarih sahnesinde yer aldı. Uzun yıllar bu mirasın içerdiği belirleyici önem unutturulmaya çalışılsa da kolonyalizme karşı gerçekleştirilen modern ve seküler demokratik ihtilâller zincirinin yeni bir halkası olarak tarihe geçti.
Sovyetler Birliği: Devrimci Retorik, Devletçi Pratik
Bu gerçeğe rağmen, Sovyetler Birliği Ağrı ayaklanmasına düşmanca bir tutum aldı. Bu tutumun sebebi, Sovyetler Birliği’nin jeostratejik çıkarlarının gereği, Kemalist diktatorya ile ilişkisinin bozulmamasına atfettiği hayatî önemdir. Bu bağlamda da ezilen Kürt milletinin mücadelesini, Kemalist rejime karşı, irtica ve derebeylik rejimini sürdürmek isteyen emperyalizm aleti olarak değerlendirmiş ve isyanın bastırılmasına yardım etmiştir.
Bozarslan, ayaklanmanın bastırılmasında Sovyetler Birliğinin rolüne şöyle değinir: Komintern, Türkiye Komünist Partisi ve Sovyetler Birliği’nin Kürt hareketine büyük bir kuşkuyla yaklaştıkları, Hoybun-Taşnaksutyun ittifakı ile gerçekleştirilen Ağrı Dağı isyanının Sovyetler’in de askeri katılımıyla bastırıldığı bilinmektedir.
İran Devleti de Ağrı Dağı’nın İran toprakları kısmını ayaklanmacılara karşı harekât yürütmesi için Türkiye’ye bıraktı. Böylece Ağrı Dağı’ndaki Kürt birliklerinin lojistik destekleri kesilerek, Türk kuvvetlerinin İran toprağı üzerinden isyancılara saldırmasını sağladı.
Karadeniz, Komintern’in 5 Ağustos 1930’da Kürt meselesine karşı tavrını aktarır:
Türkiye’de ve İran’da patlak veren ve Kuzey Irak’ta Musul bölgesinde bile ‘Kürdistan’a Özgürlük’ sloganı altında çıkma eğilimi gösteren bu ayaklanmalar, İngiltere tarafından kışkırtılmış ve finanse edilmiştir. Amaç, Türkiye, İran ve Irak ve Sovyet Birliği’ne karşı askeri bir üs görevini yerine getiren bir devlet kurulmasıdır.
Tunçay da Komintern yayın organı “Inprekorr”’un 22 Ocak 1931 tarihli XI/3 sayısında Kudüs’ten J.B. imzalı bir yazıya dayanarak şu bilgiyi aktarır: Türkiye’nin Yakın Doğu’daki İngiliz emperyalist sistemine katılmamakta direnmesi, 1930 yazındaki bir Kürt isyanıyla cezalandırılmıştır. İngilizler, Kemal Paşa’ya baskı yapmak amacıyla İran ve Afganistan’da da faaliyet göstermektedir.
Sovyetler Birlği’nin ve Komintern’in reel politik ve jeostratejik çıkarları ekseninde mahkûm ettiği Ağrı Kürdistan Cumhuriyeti’nin (Civîna Agirî Kurdistan) kuruluşuna yol açan ayaklanma, soykırıma uğramış Ermeni milleti ile katliamlarla teslim alınmak istenen Kürt milletinin, TC’nin kolonyalist boyunduruğuna karşı birlikte giriştiği ihtilâlci millî demokratik ayaklanmalarının yarattığı bir kurum olarak tarihe geçti. İttihatçı Kemalist rejimin Türkleştirme siyasetine karşı patlak veren Ağrı ayaklanmasına önderlik eden modern ve seküler Xoybûn Birliği’nin unutturulan mirasına sahip çıkan bir tarih anlayışıyla özgürlükçü ve demokratik bir gelecek inşa edilebilir. Soykırımlar ve katliamlarla belirlenmiş bir tarihle gerçek anlamda yüzleşebilmenin imkânı yaratılabilir.
KAYNAKLAR:
Bozarslan, Hamit. “Türkiye’de Kürt Sol Hareketi”. Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce. C. 8. Sol. İletişim Yayınları. İstanbul 2007.
Fondation Institut Kurde. L’Harmattan. La Ligue Nationale Kurde Khoyboun. Mythes et réalités de la première organisation nationaliste kurde. N° hors série III – juin 2007.
Hartmann, Elke. “Sehnsucht, Zuflucht, Schreckbild. Der balkan im Blick armenischer Rovolutionäre.” İçinde: “Den Balkan gibt es nicht” Erbschaften im südlichen Europa. Köln: Böhlau Verlag GmbH & Cie. 2016.
Karadeniz, Fevzi. Türkiye Komünist Partisi Yayınlarında Kürtler. Belge Yayınları. İstanbul 2018.
Öcalan, Abdullah. Demokratik Uygarlık Manifestosu. V. Kitap. Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü. Kültürel Soykırım Kıskacındaki Kürtleri Savunmak. Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yayınları. Azadi Matbaası. 2013.
Öcalan, Abdullah. Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa (imralı notları). Weşanen Mezopotamya. Deutschland: 2015.
Tuncay, Mete. Türkiye’de Sol Akımlar (1925-1936) Cilt 2. İstanbul: İletişim Yayınları. 2009.
Ulugana, Sedat. “Ağrı Dağı’nda Cumhuriyet Kurmak: Yeni Belgeler Işığında Ağrı İsyanı”. 2024. (Son Okuma tarihi: 16.3.2025). https://kurdarastirmalari.com/yazi-detay-oku-314
Yavuz, Mustafa. Şark Meselesi [Türkiye] ve Marksizm, İttihat-Terakki Diktatörlüğü ve Hristiyan Milletlerin Eşit Vatandaşlık Tahayyülünün Trajik Sonu. İstanbul: Belge Yayınları, 2025.
Zettervall, Charlotta. Reluctant Victims into Challengers – Narratives of a Kurdish Political Generation in Diaspora in Sweden. Lund University: 2013.
[i] Bir Kafkas Ermenisi olan Minas Ter Minassian, mücadele içinde kullandığı adı Roupen, önce din eğitimi aldı, sonra Çarlık ordusunda topçu subayı olarak görev yaptı. Öğrenimini sürdürmek için, ünlü bir Ermeni eğitim kurumu olan Moskava Lazarev Enstitüsü’ne gitti. Orada Rus ve Ermeni İhtilalcilerle ilişki kurdu. 1902’de Taşnaksutyun’a katıldı. 1904’te İran sınırından Osmanlı topraklarına geçti. O zamandan itibaren önce Van, sonra Bitlis, Sasun ve Muş’ta fedai ve subay olarak faaliyet yürüttü. Ermeni soykırımı sırasında Sasun’da başarısız bir öz savunma hareketi örgütledi ve ‘Sasun’lu Davut’ olarak ün yaptı. Parti liderliğinde yüksek mevkilerde bulunan Roupen, Ermeni Cumhuriyetin’in 1918-1919’daki kuruluş aşamasında görev aldı. 1920’deki ‘büro hükûmeti’ olarak anılan son kabinede Harbiye ve İçişleri Bakanı görevlerini üstlendi. Ermenistan’ın sovyetleştirilmesinden önce, İran’a kaçtı, daha sonra Mısır, Filistin ve son olarak 1951’de öldüğü Fransa’da yaşadı. Roupen’in kaleme aldığı hatıratı, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ermeni diasporasının en etkili otobiyografik metni, Ermeni devrimci hareketinin ve dolayısıyla Ermeni ulusal hareketinin ana anlatısı olarak kabul gördü.
https://sonhaber.ch/unutturulan-kurt-ermeni-ittifaki/