Follow

KOMPLO VE KOMPLOCULUK ÜSTÜNE
''Konuk yazar Ayşe Hürün, Komplo teorilerini ele lan ve bizce sağlıklı bir yazı olarak gördüğümüz makaleyi sizlerle paylaşmak istedik''. S.D.
Komplo Literatürünün Baş Yapıtı: Siyon Protokolleri – Ayşe Hür
Epstein skandalı ile birlikte yeniden popülerlik kazanan komplo teorileri, büyük tarihsel ve toplumsal olayları, gerçek toplumsal güçlerin, sınıfların, zümrelerin, tabakaların çıkarları, konumları ve karakterleriyle değil, gizli örgütlerin veya ilişkilerin düşünce ve eylemleriyle açıklar. Liberalizm, Marksizm, Nazizm, gibi büyük anlatıların çöktüğü post-modern çağımızda, bu teorilerin gizemli ve cazip bir açıklama biçimi olarak hemen herkesin aklını çelecek bir yanı var. Aslında insanoğlunun kendisini etkileyen olayları anlamaya çalışması, yorumlaması son derece doğal bir süreçtir.
Ama bazı olaylar vardır ki, yorumlamaya direnç gösterirler ve bu yapılarıyla insanoğlunu arkasında yatan anlamı aramaya daha da teşvik ederler. Son derece normal, anlaşılır olan bu süreç bir noktada yolundan sapmaya başlar. Bir süre sonra kişi her olayın ardında gizli güçler aramaya başlar ve kuşkuculuk paranoyaklığa dönüşür. Komplolara inanma eğilimdeki insanlar doğadaki ve hayattaki milyonlarca şablondan kendi kafalarına en uygununu seçerler. Nitekim Umberto Eco Gülün Adı adlı ünlü romanında şöyle der: “…insan isterse, her zaman, her yerde, her şeyle her şey arasında bağlantılar bulur; dünya ansızın, her şeyin her şeye yollama yaptığı, her şeyin her şeyi açıkladığı bir akrabalıklar ağına dönüşür…”
Komplocu bakış açısı
Bu davranış biçimini tetikleyen pek çok bilgisel, bilişsel veya psikolojik süreç vardır. Öncelikle bütün komplo teorileri saçma değildir. Bazılarının doğru çıkması, kişiyi diğerlerinin de doğru olabileceği yolunda güdüler. Bir başka mesele, insanoğlunun bir olayın sonunda kime yaradığını (cui bono?) düşünmeye eğilimli olmasıdır. Halbuki komplo teorilerine yatkın bir zihin, olaydan faydalananları sıralarken, seçimini kendi şablonuna göre yapabilir. Ama daha önemlisi olay rastlantısal olabilir veya gözden kaçırılan faktörler vardır. Bir başka neden, insanların her eylemin mutlaka rasyonel, mantıklı bir açıklaması olduğunu varsaymasıdır. Halbuki insanlar ya da insan topluluklarının bazı davranışları irrasyoneldir, mantıksızdır.
Bir başka etken, medyanın kamuoyunun dikkatini çekmek için, olayları olduğundan daha karmaşık ve negatif bir biçimde sunma eğilimidir. Bunlara X-Files, Conspiracy Theory, Matrix, 24 Saat, Gülün Adı, Foucault Sarkacı, Da Vinci Şifresi, Opus Dei, Leave the World Behind, Moonfall, Bugonia, Plandemic gibi etkileyici film ve romanların rolünü ekleyelim. Psikologlara göre herhangi bir komplo teorisine inanan, diğer teorilere de inanma eğilimdedir. Bu da komplo teorilerinin yaygınlaşmasına hizmet eder.
Kahal toplantısı
Komplo teorilerini “dinsel batıl inançların laikleştirilmiş şekilleri” olarak niteleyen Karl Popper ise, komünizm, Nazizm veya faşizm gibi totaliter ideolojilerin paranoid senaryolar olmadan varlıklarını sürdürmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla bunları sistematik biçimde ürettiğini iddia eder. Komplocu teorilerin nasıl yalanlar üzerine inşa edildiğine Siyon Protokolleri meselesinden iyi bir örnek bulunamaz. “Siyon”, eski Kudüs’ün duvarlarının dışındaki kutsal bir tepenin adıdır ve Yahudi tarihi boyunca Kudüs’le eşanlamlı olarak kullanılmıştır. Dahası binlerce yıl önce yurtlarından kovulmuş Yahudi halkının “Vaadedilen Topraklar”a yani Filistin’e dönme arzu ve özlemini sembolize etmiştir.
Türkiye’de bu konuda ilk araştırmaları yapan Rıfat N. Bali’nin Musa’nın Evlatları, Cumhuriyet’in Yurttaşları (İletişim, 2003, s. 322-340) kitabındaki bilgileri özetlemem gerekirse; İddialara göre, kimliği meçhul Yahudi bilgelerinin Kahal adı verilen dinsel organizasyonu bünyesinde verdiği talimatlar doğrultusunda “Yahudi ulusunun Dünya egemenliğini sağlamak” için oluşturulan “el kitabı” olduğu ileri sürülen ve dünyanın tüm dillerine çevrilen Siyon Protokolleri ilk kez, özet bir metin olarak, 26 Ağustos-7 Eylül 1903’te Rusya’da antisemit Papaz Pavel Kruşevan’ın yönettiği Znamya (Bayrak) gazetesinde yayınlanmıştı. Kruşevan, 19-20 Nisan 1903’te Rusya’nın Kişinev şehrinde yaşayan Yahudilere yönelik pogromun başını çekenlerden biriydi. (Pogrom kavramının tarihçesi için bkz.: “Pogrom” Niye Rusça?)
Nilus’un saçmalıkları
Aynı metin 1905 yılında Saint Petersburg’ta imzasız bir broşür olarak tekrar yayınlandı. “Küçük İçindeki Büyük, Siyasi Bir İhtimal Olarak Şeytan [Anti-Chirst]” adıyla yayınlanan 300 sayfalık metnin görünüşteki yazarı gizemci hukukçu ve Grek Ortodoks papazı Sergey Aleksandroviç Nilus idi. (Nilus daha sonra sadece tercümanı olduğunu iddia edecekti.) Metinde Siyon’dan sadece son bölümde söz ediliyordu. Daha sonra yapılan tüm baskılarına Nilus ya da başkaları tarafından bazı açıklamalar eklenmişti. 1906-1907’de, Çar yanlısı bir grup tarafından “İnsan Irkının Düşmanları” adıyla yeniden basıldı. Kitapta, Rus-Japon Savaşı’nda Rusların kaybetmesinin kabahati Yahudilere atılıyordu.
İngiliz araştırmacı Lucien Wolf, 1920’de yazdığı “The Trivialities of Nilus” (Nilus’un Saçmalıkları) adlı makalede Protokoller’in kökeni konusundaki açıklamaları şöyle özetliyordu: Bir ateist olan Nilus 1900 yılında tanrının varlığına inanır halde Paris’i terk ederek Rusya’ya döner ve deneyimlerini ‘Bir Ortodoksun Notları veya Büyük İçinde Küçük’ başlıklı risalede toplar. Nilus’un ünü, Büyük Düşes Elisabeth Feodorovna’ya kadar ulaşır. Feodorovna, Nilus’un mistik bir Ortodoks olan Çar’ın üzerinde olumlu bir etkisi olabileceğini düşünmektedir. Bu sırada, Nilus’un Paris’te bıraktığı hanım arkadaşı Madam K. Fransa’daki Rus siyasi polis şefi Rakovski’den aldığı “sözde” Kahal tutanaklarını Nilus’a yollamıştır. İleriki tarihlerde, Protokollerin ele geçiriliş öyküsü sürekli değişime uğrar. Nilus’un bir açıklamasına göre Madam K. bu belgeleri önde gelen bir Fransız masondan çalmıştır. Bir başka açıklamasına göre işin içinde bir kadın yoktur, Nilus’un bir arkadaşı Fransa’da Sion Derneği’nin merkez bürosuna girmiş ve bu belgeleri oradan çalarak Nilus’a vermiştir. 1911 yılında gerçekleşen üçüncü genişletilmiş baskıda yer alan açıklamaya göre, belgeler Fransa’dan değil İsviçre’den gelmiştir. Bunlar Mason belgeleri değil Siyonist belgelerdir ve 1897 yılında Basel’de yapılan Siyonist Kongresi’nin gizli tutanaklarıdır.
İlk şüpheler
Değişik renk mürekkepler ve değişik el yazıları kullanılarak yazılmış broşüre ilişkin ilk ciddi şüpheler 1921 yılında, emekli Koşşak (muhafız alayı askeri) Alexandre de Chayle’nin tanıklığından doğar. 1909 yılında dini araştırmalar yapmak amacıyla Kozelsk yakınlarındaki Optina Pustin Manastırı’nın yakınlarına yerleşen Chayle, orada karısı ve sevgilisi Madam K. ile birlikte yaşayan Nilus’a rastlamıştır. Nilus’un kendisine gösterdiği bazı el yazmalarını incelemiş ve metnin yazım hataları ve Fransızcaya uygun olmayan cümle yapısından şüphe etmiştir. Bunu aynı yıl The London Times gazetesinin İstanbul muhabiri Philip Graves’in araştırmaları izler. Graves’e göre, İstanbul’da muhabir olarak bulunduğu dönemde, bir Rus vatandaşı olan Bay X kendisini ziyarete gelmiş ve eskiden Çarlık Gizli Polisi’ne (Ohranka) mensup bir Rus mültecisinden bir grup kitap almıştır. Bu kitaplar arasında 1860 yıllarında Cenevre’de yazılmış, ilk sahifesi eksik bir kitap vardır. Bu kitapla, Nilus’un Sion Protokolleri arasında büyük benzerlikler vardır.
Ana metin: Joly, Diyaloglar
The Times gazetesi bunun üzerine söz konusu kitabın bir nüshasını British Museum’da bulur.1864 yılında Brüksel’de A. Martens ve Oğulları Yayınevi tarafından basılan Dialogues aux Enfers entre Machiavel et Montesquieu (Makyavel ile Montesquieu Arasında Cehennemde Diyaloglar) adlı bu kitap, 1858 yılında Maurice Joly adında bir Fransız hiciv yazarı tarafından yazılmıştır. Yahudi düşmanlığı ile ilgisi olmayan Joly, Makyavel ile Montesquieu arasında ölümden sonra geçen hayali diyaloglar yoluyla nefret ettiği III. Napolyon ve politikalarını ağır bir dille eleştirmektedir. Kitapta Cehennemde yaşadığı varsayılan Makyavel karakterinin yönettiği III. Napolyon’un dünyayı adım adım nasıl ele geçirdiği anlatılmaktadır. Diyaloglar’ın yayınlanmasından kısa bir süre sonra Fransız yetkililerce toplatılmış, Joly yazdıkları yüzünden on beş ay hapis yatmıştır. İşte bu kitap, Ohranka tarafından Siyon Protokolleri adıyla yeniden piyasaya sürülmüştür.
Benzerlikler
Örneğin Joly, Diyaloglar, s. 75’te “Muazzam mali tekeller örgütlerdim. Tüm özel sağlık konularının sıkıca bağlı olacağı kamu sağlığı fonları oluştururdum. Her politik felaketten sonra devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacaktır. Sen bir ekonomistsin Montesquieu, bu tertibin değerini ölçersin” derken, Nilus, Protokoller, s. 42’de “Çok yakında koskoca tekeller kuracağız, devasa sağlık fonları, tüm Hıristiyanların, en büyüklerinin bile, sağlığı bu fonlara bağlı olacak, öylesine ki, bir politik felaketten sonra devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacak. Burada bulunan baylar, sizler ekonomistsiniz: bu tertibin önemini tasavvur ediniz” der.
Joly, Diyaloglar, s. 159’daki “Sylla tanrılaşarak geri döndü, hiç kimse kafasındaki saçlara dokunamadı” ifadesi, Nilus, Protokoller, s. 93’te “Sylla tanrılaşmıştı (Sylla’nın saçına kimse dokunamadı)” şekline dönüşür.
Joly, Diyaloglar, s. 141’deki ‘Makyavelli: Tanrı Vişnu gibi, benim basınım da yüzlerce kola sahiptir, bu kollar ülkedeki her türlü düşünceye ellerini uzatacaktır” cümlesi, Nilus, Protokoller, s. 43’te “Bu gazeteler, Hindu tanrısı Vişnu gibi, halkın her türlü düşüncesini hissedecek yüzlerce ele sahip olacaklardır” şekline dönüşür.
Bu tip tekrarlar, kitabın yarısını oluşturmaktadır.
Diğer bölümler ise Sir John Retcliffe adını kullanan Hermann Goedsche adlı antisemit bir Prusyalı yazarın 1868’de yazdığı Biarritz adlı romandan alınmadır. Goedsche, 1848 Devrimi sırasında Posta İdaresi’ndeki işini kaybettikten sonra gazeteci olarak hayatını kazanmış aynı zamanda Prusya Gizli Polisi’ne hizmet vermiştir. Bu roman son olarak 1880’de Prag ve Odessa’da yayımlanmıştır.
İsviçre davası
8 Ocak 1935’te ABD’de yaşayan Rusya asıllı bir rahip Şikago’da Sigmund Livingston adlı yazara bu protokollerin uydurma olduğunu anlatır. Rahip, Saint Petersburg doğumludur. Çarlık Muhafız Alayı’ndan Butmi de Katzman adlı arkadaşından duyduğuna göre Butmi 1894’te Dreyfus Davası’nı izlemek için Paris’e gitmiş, Paris’ten dönerken yanında bir dizi metin getirmiştir (Ayrıntılar için bkz. Bir asır süren Dreyfus davası). Bu metinler Rahibin annesi ve Butmi’nin eşi tarafından Rusçaya çevrilmiş, sonra Nilus’a verilmiştir. Rahip, bunlardan birinin bugün Siyon Protokolleri diye bilinen “sahte” metin olduğunu iddia etmektedir.
Bu röportaj İsviçre’de görülen bir davaya dayanak yapılır. Davada kitabın Ohranka’da görevli Piyotr İvanoviç Rakovski tarafından, 1896-1902 yılları arasında Matvei Golovinski adlı bir gazeteciye yazdırıldığı tespit edilir. Ohranka’nın amacı, antisemitik eğilimleri bilinen II. Nikola’yı, bir önceki çar II. Aleksander’ın başlattığı liberal politikaların Yahudilerin gizli komplosu olduğuna ikna etmektir. Ancak 1905 Devrimi, kitabın kullanım amacını değiştirir. Polis bu sefer kitabı Bolşevik hareketin aslında bir Yahudi girişimi olduğu iddiasını desteklemek için kullanacaktır.
Protokoller Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, barış görüşmelerini Yahudilerin nasıl yönettiği iddiasına dayanak yapılır. 1917 sonrası Bolşevik karşıtı göçmenler Protokoller’i batıya taşır. Kısa bir süre sonra kopyalar Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Amerika ve Japonya’da dolaşıma çıkar.
1920’den başlayarak, ABD otomotiv patronu Henry Ford’un gazetesi olan The Dearborn Independent‘da Protokoller’deki bölümlere dayanan makale dizileri yayımlanır. Bu dizileri kapsayan The International Jew (Uluslararası Yahudiler) kitabı en az 16 dile çevrilir.
Nazi partisinin ideoloğu Alfred Rosenberg Hitler’i Protokoller’le daha önce tanıştırmış olmalıdır çünkü Nazi Partisi, 1919 ve 1939 yılları arasında, Protokoller’i en 23 kez yayımlar. 1933 yılında Nazilerin iktidara gelmesinden sonra bazı okullar Protokoller müfredata dahil ederler.
Protokoller Türkiye’de
Türkiye’de ilk kez 1934 yılında ırkçı Cevat Rıfat Atilhan’ın İnkilap ve Milli İnkılap dergilerinde tefrika halinde yayınlanan Protokoller, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği tarafından Türkçeye çevrilmesi için her tarafa gönderilmeye başlar. Bu çabalar sonucu 1943’te General Sabit Karaman gibi saygın bir isim tarafından çevrilir ve basılır. 1946’da Necip Fazıl Kısakürek’in Büyük Doğu’sunda tefrika edilen Protokoller günümüze dek en az 100 kere basılır, pek çok siyasi tarafından iddialara dayanak yapılır. Siyon Protokolleri, başta Orta Doğu ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir yanında basılmaya devam etmektedir.
Komplo teorileri neden ilgi çeker?
Görülen o ki, antropologların mantık-öncesi inançlara benzer buldukları komplo teorileri, her geçen gün biraz daha karmaşıklaşan, doğrudanlıktan ve açıklıktan hızla uzaklaşan günümüz dünyasında, bilgi bombardımanının yarattığı kalın sis bulutu yüzünden hükümetler, şirketler, medya ya da dini cemaatler gibi çetrefil yapıları, kurumları ve bunlar arasındaki çok yönlü ilişki ağlarını anlamlandırmakta güçlük çeken bireye, kendi küçük grup ilişkileri çerçevesinde basit, kolay anlaşılır, net açıklamalar sunduğu için kolayca kabul ediliyor. Bu iddiaların, bilimsel kıstaslarla kanıtlanmaları ya da reddedilmeleri (Karl Popper’in deyimiyle ‘yanlışlanmaları’) mümkün olmadığı için de kolaylıkla ortadan kalkmıyorlar.
Komplo teorileri en çok ABD’de ve Ortadoğu ülkelerinde tutuluyor ama Siyon Protokolleri’ne veya Epstein Skandalı’na gösterilen ilgiden de anlaşılacağı üzere ülkemizde de sıradan vatandaşlardan devlet adamlarına, aydınlardan ordu komutanlarına, sağcılardan solculara, ilericilerden muhafazakârlara uzanan geniş bir yelpaze, önemli önemsiz her olayı bilimsel analizler yerine komplo teorileri ile açıklamaya eğilimli. (Bir kitap tanıtımı bağlamında Türkiye’deki komplocu başlıklar hakkında kısa bir değerlendirme için bkz: Kitap Yorumu: Türkiye’de Komplo Teorileri)
Evet, her şey her şeyle bağlantılıdır ama bu bağlantılar, her zaman nesnel, somut, rasyonel değildir. Rastlantıların rolü bir yana, sınıf hareketlerinin, dinsel veya ulusal güçlerin, sivil toplum örgütlerinin, aydınların ve daha nice kesimin hatta doğa olaylarının veya pandemilerin gücünü göz ardı etmeye başlayınca, hastalıklı bir durum ortaya çıkıyor ve her geçen gün biraz daha paranoyak bir toplum oluyoruz.
Parsimoni veya Ockham’ın Usturası Prensibi
Komploculuk, Pozitivizmin çoktan çürüyen neden-sonuç ilkesinin sığ duruşunun yerine, çoklu neden ve değişebilir sonuç ilkesinin büyüsüne dayanır. Fransız düşünür Michel Foucault’nun, “Aydınlanma ile birlikte insanın bilginin çok küçük bir kısmına hapsolduğu” saptamasına katılmak başka bir şey, görünenin arkasındakileri mistik, batıl bir bakışla yorumlamak başka bir şeydir. Benim bu konudaki düsturum Parsimoni (tutumluluk) ilkesine uymaktır.
Parsimoni ilkesi, insanların mevcut karmaşıklığa dayanarak bir fenomen için en makul açıklamayı veya bir soruna en iyi çözümü tanımlamalarına yardımcı olmak için kullanılır. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Occam’ın Usturası Nedir? Parsimoni (Tutumluluk) İlkesi, Alternatif Açıklamalar Arasından Neden Daha Basit Olanı Seçer?) Geri kalan her şeyin eşit olduğu durumlarda, bir fenomen için mümkün olan en basit açıklamayı veya bir soruna yönelik mümkün olan en basit çözümü tercih etmeniz gerektiğini tembihleyen bu ilkeyi en erken uygulayan ise yaklaşık 1287 ve 1347 yılları arasında yaşamış İngiliz Fransiskan rahibi ve skolastik filozof Ockhamlı William’dır. Onun adından dolayı Parsimoni ilkesi Ockham’ın Usturası (Latince novacula Occami) diye de anılabilir. Buradaki “ustura” felsefi bir anlam taşır.
Aslında kökleri Aristotales (ö. MÖ 322) düşüncesinde olan, Ockham’ın ölümünden çok sonra (1639 yılında İngiliz filozof George Punch) tarafından onun akıl yürütme yöntemlerine atıfla popülerleştirilen, modern dönemde felsefeden fiziğe pek çok alanda yaygın şekilde uygulanan ilkenin Latincesi şöyledir: “Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem/Zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir.” Yani bir olayı açıklamak için gereksiz bütün ayrıntıları atıp en basit açıklama ile yetinmek, ancak bu yetersiz kaldığında, daha karmaşık olana geçmek. Hala sonuca ulaşamamışsak, bizim göremediğimiz faktörler olduğunu hesaba katmak, bunları azaltmak için okumak, araştırmak, bu süre içinde de spekülasyondan kaçınmak. Ancak böylece, zihnimizde ve dilimizde var olanlar ile gerçekte var olanları ayırt etmeyi öğrenir, gereksiz ve yararsız işlerle uğraşmaktan kurtuluruz.
Görsel: Siyon Liderleri Protokolleri’nin 1934 Şikago baskısının kapağı. “The Protocols” with Preface and Explanatory Notes Chicago: The Patriotic Publishing Co., 1934.

SOSYALİST DÜNYA

Sign in to participate in the conversation
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.