Follow

Yeni bir Denktaş doğuyor…

Panayótis Papadimitris

Her parlayan şey altın değildir; her yeni olan da beraberinde gerçekten yeni bir şey getirmez. Çünkü biri tüm gülümsemeleriyle sahneye çıkabilir, yanında da —tıpkı Sarkozy’nin Carla Bruni’yle ya da Donald Trump’ın Melania’yla olduğu gibi— kendisine bir çekicilik katan güzel bir kadın olabilir; ama yine de seleflerinin aynı eski fikirlerine sahip olabilir. Onların izinden emin adımlarla yürür ve bu görüşleri sadece genç ve hoş bir gülümsemeyle servis eder.

Bu, Kıbrıslı Türklerin yeni lideri Tufan Erhürman hakkında bir giriş olsun; o, yeni bir diyalog ve Kıbrıslı Türklerin liderliği konumuyla, 51 yıldır esaret altındaki topraklarımıza dönmeyi bekleyen Kıbrıslı Rum mültecilerin yüzlerine biraz umut getirebileceği izlenimini yaratmıştı.

Bir Kıbrıslı Türk dostum, işgalli bölgelerde her şeyi bilen, yazar, gazeteci ve yayıncı Ahmet Çavit’le iletişimim oldu. Sol görüşlü biri —bunu kötü olarak söylemiyorum, sadece kaydediyorum, çünkü ben karşı tarafta yer alıyorum.

İşte sohbetimizin sonunda bana yazdığı cümle:

“Erhürman, bölünme yönündeki geleneksel Türk taleplerini sürdüren bir başka Denktaş olacak…”

Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Sayın Erhürman’ın ilk açıklamalarını ve görünüşlerini dikkatle ve eleştirel bir gözle izledim, ama bir Kıbrıslı Rum gözüyle değil.

Çünkü 60 yıldır Kıbrıslı Türk toplumunun liderlerini izliyorum ve hiçbiri Türkiye’nin politikasına karşı çıkmaya cesaret edemedi.

Her dönemin Türk lideri, Talat ve Akıncı gibi, Türkiye’nin resmi tezlerinin ötesine geçebilen sol destekli liderlere bile belirli bir özgürlük tanıyordu; ama ne zaman biraz fazla konuşsalar, Erdoğan “kaşını kaldırırdı” ve onlar da Rum liderleri suçlayarak müzakerelerden çekilir, bir nevi kendilerini affettirirlerdi. Böylece, işgal altındaki bölgelerde, siyasi “yeraltı dünyasında” da olsa varlıklarını sürdürürlerdi.

Sadece Rauf Denktaş kendi politikasını belirleme gücüne sahipti —ama onu bile, Annan Planı referandumu sırasında, “Erdoğan adlı siyasi demiryolu” süpürüp geçti.

Erhürman, belli ki bu dersi iyi öğrenmiş. Tatar’la anlaşmazlık içinde olan çevrelerin desteğine dayanarak, seçimlerde Türkiye’nin politikasını en iyi yansıtan kişi olarak sahneye çıktı. Onun seçilmesinden sonra söylediklerini dinlediğimde, kendi tarzımla müdahale etmekten kendimi alamadım.

Bağımsızlık, egemenlik, işgalin tanınması, evlerimizde yaşayan yerleşiklerin çocuklarına pasaport verilmesi, doğal gaz gibi zenginliklerin paylaşımında eşitlik istediğini söyledi. Alay ederek şöyle dedim:

“İstemedikleri tek şey, yerleşiklerin ya da senin deyiminle ‘Kıbrıs Türk halkı’nın Troodos’ta kayak yapabilmesi için ayrı bir pist!”

Daha başından, Denktaş ve diğer Kıbrıslı Türk liderlerin yolunu izleyeceğini ima etmişti; yani her şeyi kendilerine isteyenlerin yolunu —hem köpek tok olsun hem ekmek tam.

Mültecilerin dönüşü hakkında tek kelime yoktu.

Arkadaşım Ahmet Çavit’e şöyle yazdım:

“Ahmet, Sayın Erhürman’ın söylediklerini dikkatle okudum ve üzülerek belirtmeliyim ki, bir Kıbrıslı Rum olarak hiçbir yenilik görmedim.
Aynı şeyleri istediğini söylüyor, peki bunlara kim karşı çıkar? Sorun şu ki, yalnızca istediklerini söylüyor —Kıbrıslı Rumlara ne vereceğini, Türkiye’yi ne konuda zorlayacağını değil.
Belki bu sözler genç bir Kıbrıslı Türk’ün kulağına hoş gelebilir ama bir Kıbrıslı Rum’un değil; çünkü bizler Kıbrıs sorununda bir çözümün ilerletilmesini bekliyoruz.
Kıbrıslı Rumların duymak istediği, Erhürman’ın mülteci sorununa ve 1974’te Türk ordusu tarafından işgal edilen üç şehir ve onlarca köyün mülkiyetine değinmesiydi.
Asıl mesele budur. Benim mülküm Lysi’de —sizlerin deyimiyle Akdoğan’da—, Mağusa yolunda.
Türk ordusunun işgal ettiği her şeyin onlara ait olduğunu mu düşünüyor? Bunu açıkça söylemeli. Çözümün anahtarı budur, doğal gaz vb. değil.”

Bana Sayın Çavit şöyle yanıt verdi:

“Erhürman’dan hiçbir şey bekleme.”

Herhangi bir toprağın geri verileceğinden şüpheliyim. Erhürman, yerleşikleri “Kıbrıs Türk halkı” (Cyprus Turkish people) olarak adlandırıyor ve onlara “Avrupa vatandaşlığı” (Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı değil) vereceğini vaat etti; hatta Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bu isimle anmaktan bile kaçınıyor. Bu yüzden, yıpranmış sağ partilerden bile çok sayıda oy aldı.
Oyların çoğunu, hem ekonomik nedenlerle —Türk lirasının sürekli değer kaybı— hem de siyasi nedenlerle —geleceğe dair belirsizlik yüzünden— elde etti.

Erdoğan, Erhürman hakkında oldukça dostane konuştu; Türkiye Cumhuriyeti, Lefkoşa’da (Kermiya’da, Ayios Domitios karşısında) sözde Cumhurbaşkanlığı ve sözde Meclis için yeni bina kompleksine 6 milyar Türk lirası harcadı. “Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesi bizim için çok önemli,” dedi Erdoğan —oyların dörtte üçünün yerleşiklere ait olmasına rağmen.

Bekleyip ne düşündüğünü göreceğiz. Belki Erdoğan, Trump’tan direktiflerini çoktan almıştır.
“Lysi’deki Mülkiyet Komisyonu’na başvurup bu dünyadan göçmeden önce biraz para alabilirsin,” dedi bana. “Yoksa geri dönüş bekleme. Bir Ermeni dostum oradan bir miktar para aldı.”

Ahmet Çavit, mülteci sorunu ve Erhürman hakkında şunu da ekledi:

“Mülteci sorunu, korkarım Filistinlilerin durumuna benziyor.”

Kendisine, “Bu konuşmamızı kullanabilir miyim?” diye sorduğumda, bana emin bir şekilde şu yanıtı verdi:

“Erhürman, iki topluluklu devletçikler arasındaki işbirliğini öngören İngiliz planıyla paralel şekilde, bölünme yönündeki geleneksel Türk taleplerini sürdüren bir başka Denktaş haline gelecek.”

Ahmet ayrıca, işgal altındaki bölgelerdeki sözde seçimlerle ilgili görüşünü de paylaştı:

“Bilmelisiniz ki, işgal altındaki bölgelerdeki seçmenlerin dörtte üçü Türkiye’den gelen yerleşiklerdir. Yalnızca dörtte biri gerçek Kıbrıslı Türktür.
14 Mayıs 2023’te Türkiye’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 140.680 Türk vatandaşı ‘KKTC’de’ oy kullandı (bazıları aynı zamanda ‘KKTC vatandaşlığına’ da sahipti). Erdoğan %39,41, Kılıçdaroğlu %53,5 oy aldı.

Mesele şu: Görüntü siyah-beyaz değil. Aralarında Erhürman’a oy veren Türk yerleşikler de vardı; çünkü o, onlara AB vatandaşı olacaklarını vaat etti. Annan Planı referandumunda da benzer bir durum yaşanmıştı.
Kısacası, ‘şeytanın birliği’ dedikleri AB’yi, Almanya’ya göç edebilmek için istiyorlar, sevgili dostum.

Bu kesin değil elbette. Türkiye’deki antidemokratik ve geri kalmış düzende kalmak istemeyen bu Türk yerleşikler, birleşik bir Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de kalabilirler.
Ama Kıbrıs Türk toplumu artık azınlığa dönüştü. Ayrıca işgal altındaki bölgelerdeki genç, Batı yanlısı nesiller artık orada yaşamak istemiyor; çünkü bu bölgeler son 51 yılda Türkiye’nin bir eyaletine dönüştü.”

Kaynak: philenews.com

Çeviri: Pontos Gerçeği

pontosgercek.com/yeni-bir-denk

Sign in to participate in the conversation
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.