Bir Dünya Vatandaşı Olarak Türkiye Üzerine Kısa Bir Politik Değerlendirme
Bir dünya vatandaşı olarak Türkiye’ye baktığımda, farklı dönemler ve yönetim biçimleri arasında özsel bir kopuştan çok, süreklilik görüyorum.
Askeri ya da sivil iktidarlar, tek parti dönemi, parlamenter sistem ya da bugün başkanlık adıyla sürdürülen yapı; farklı biçimler altında aynı devlet aklını yeniden üretmiştir.
Bu süreklilik içinde Türkiye, hiçbir aşamada gerçek anlamda bir hukuk devleti olamamıştır. Hukuk, iktidarı sınırlayan evrensel bir ilke değil; iktidarın ihtiyaçlarına göre işleyen bir araç olarak kullanılmıştır.
Adalet, kalıcı bir norm değil, siyasal konjonktüre göre hatırlanan bir söylem olmuştur. Devlet - toplum ilişkisi rıza ve özgürlük üzerinden değil; denetim, korku ve itaate dayalı bir zeminde kurulmuştur.
Siyasal yapı, rant, imtiyaz ve merkezi güç birikimi etrafında şekillenmiş; eşit yurttaşlık ve hesap verebilirlik hiçbir zaman yapısal bir ilke haline gelememiştir.
Şiddet, istisnai bir sapma değil; sistemin kriz anlarında başvurduğu kurucu bir yöntem olarak varlığını sürdürmüştür. “Güvenlik” ve “terörle mücadele” söylemleri ise bu düzenin başlıca meşrulaştırma araçları
olmuştur.
Bu nedenle, bu devlet yapısının demokratik reformlarla dönüştürülebileceği yönündeki beklentiler tarihsel olarak karşılıksızdır. Özellikle Kürt meselesinde görüldüğü üzere, eşitlik ve özgürlük talepleri ya bastırılmış ya da geçici manevralarla etkisizleştirilmiş; demokratikleşme söylemi çoğu zaman sistemin kendini yeniden üretme mekanizmasına dönüşmüştür.
Bu yüzden mesele bir yönetim modelini düzeltmek değil; zor, inkar ve imtiyaz üzerine kurulu bu devlet aklıyla açık ve gecikmiş bir hesaplaşmayı göze almaktır, çünkü bu hesaplaşma yaşanmadıkça değişen yalnızca iktidar sahipleri olur, düzen değil.
Mahmut Uzun
https://www.instagram.com/p/DS2QQNjDCRf/