Follow

Paylaşım Kavgası Kızışırken Kürtleri Bölen Sınırlar Silikleşiyor; Tarih Kürtleri Ulus Olmaya Çağırıyor

Kürdistan, 2026 Newrozu’na bir dizi kritik olay ve gelişmenin eşliğinde hazırlanıyor.

Güneybatı Kürdistan’da bir biçimde yıllardır kendi siyasi egemenliklerini sağlamış olan Kürtler, ABD ve İsrail’in himayesi altında tahkim edilmeye çalışılan yeni ama çapsız bir Suriye devletinin tekleştirme saldırılarının hedefinde. Ocak ayındaki kuşatma yarılmış, Colani geri adım atmış, bir anlaşma ve ateşkes yürürlüğe girmiş olsa da, Kürtlere dönük saldırıların artık geçmişte kaldığını düşünmemeli.

2015’te, 2022’de ve en son 2025’te ayağa kalkan ve güçlü kitle eylemleri ile İran devletini sarsan Doğu Kürdistan’daki Kürtler, bir yandan her fırsatta kendisine saldıran gerici ve zayıf bir rejimin saldırılarına göğüs geriyor; bir yandan emperyalist hiyerarşinin tepesinde oturan ABD’nin ve onun yamağı İsrail’in İran’a karşı emperyalist emellerle başlattığı savaşın yarattığı belirsizlikle boğuşuyor. Paylaşım kavgası ABD ile Rusya arasında, kavganın bugünkü zemini ve saldırıların hedefi İran, fakat herkes dikkatle Rojhilat’taki Kürtlerin ne adım atacağına bakıyor.

Ortadoğu’da emperyalistler arası paylaşım kavgası kızışıp çatışmalara hatta bölgesel savaşlara dönüştükçe bölgede ne ABD’li emperyalistlerin arzu ettiği türden bir istikrar şekilleniyor ne de rakip emperyalist devletlerin dümen suyundaki, Kürtler’i esaret altına alan gerici burjuva diktatörlükleri varlıklarını olduğu gibi koruyabiliyor. Yüz yıl önce bir emperyalistler arası paylaşım savaşının ardından şekillenen ve yine bir başka emperyalist kapışmanın ardından mühürlenen statüko sarsılıyor.

Tüm bu şartlar devletsiz, parçalanmış, dört gerici burjuva diktatörlüğü tarafından ilhak ve işgalle boyunduruk altına alınmış Kürtler’in özgürlük, barış ve demokrasi taleplerini kimsenin görmezden gelemeyeceği kadar dünyanın gündemine taşıyor. Kürtler’in aralarına çekilen sınırlar giderek silikleşiyor. Kırk milyonluk bir ezilen ulusun bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı ve devletsizliğe mahkum edilmiş olması giderek izah edilmesi imkansız bir yüke dönüşüyor. Emperyalistler eliyle yüz yıl evvel tesis edilmiş statüko, yapılan her yeni yamayla birlikte daha da zayıflıyor; Kürtler’i içine tıkmak istedikleri deli gömleği artık dikiş tutmuyor. Bu durum, Kürtler açısından da kimi dinamikleri büyütüyor.

Ocak ayında Rojava’ya dönük saldırılar başladığında SDG tarafından tüm dünyadaki Kürtler’e yapılan seferberlik çağrısı, elbette ilk önce Kürdistan’da karşılık buldu. Güney Kürdistan’da kitlesel eylemler düzenlendi, PDK hükümeti süreçte aktif rol oynadı. Kuzey Kürdistan’da kitleler sokaklara dökülürken, Nusaybin’deki eylemlerde, Kürdistan’ı bölen sınır telleri alaşağı edildi. Bu eylem, yükselen Kürt ulusal bilincinin ve bir ulus olarak düşünüp hareket etme eğiliminin yükselişini simgeliyordu. İran’da kurulan Kürt partileri ittifakı da, Rojava kuşatmasından sonra KCK ve PDK gibi partiler tarafından da daha yüksek sesle dillendirilen “ulusal birlik” sözleri de hem bu dinamiğin sonucu olan hem de bu dinamiği besleyen gelişmeler. Bu yüzden, Rojava’ya destek eylemlerine damgasına vuran “Kurdistan yeke!” sloganı, Kürdistan’daki Kürtlerin bu eylemlerle birlikte geride bırakacağı bir slogan değil, önümüzdeki dönemde daha da büyümesi beklenen bir ulusal dinamiğin ifadesi olarak görülmeli.

Kürtlerin ulusal bilincinin ve bir ulus olarak hareket etme eğiliminin artması, bölgedeki emperyalistler arası kavgayı da, burjuva devletlerin içerideki rekabetini de etkiliyor. Yeni dönemde göze çarpan bir diğer dinamik de bu. Onyıllar boyunca varlık mücadelesi veren Kürtler açısından bu mücadele kazanılmış durumda. Bugün Kürtlerin varlığını reddetmek kimse için mümkün değil. Öyle ki, emperyalistler arası paylaşım kavgasının yürüdüğü cephelerde, Kürtleri görmezden gelerek adım atabilen hiçbir emperyalist güç yok. İran’da devam eden çatışmalarda “Kürtler ne yapacak?” sorusu, bu sorunun yanıtının İran’daki rejimin kaderini belirleyeceğini bilerek soruluyor. Suriye’de BAAS diktatörlüğünün onyıllarca kimlik vermediği Kürtler, bugün Suriye’nin yeni kimliğinin ne olacağı ve olmayacağı konusunda görmezden gelinemeyecek bir güç. Türkiye’de de Irak’ta da hükümet krizleri yaşanırken, bu krizlerin çözümüne dönük farklı farklı senaryolar var; Kürtler bu senaryoların tümünde belirleyici role sahip. Kısacası, tüm saldırılara rağmen Kürtler yüz yıl öncesine göre daha örgütlü, daha politik, daha dirençli. Kürtler’in düşmanları daha acımasız, daha saldırgan olsalar da daha güçsüz, daha geleceksiz.

Tüm bu koşullar, dört parçadaki Kürtleri birbirine daha fazla yaklaştırıyor. Yıllardır aralarına örülmüş rekabetçi, parçacı siyasal tarzlara rağmen dört parçadaki geniş Kürt emekçi kitlelerinin birlikte ve bütünsel çıkarlar için mücadele etme eğilimlerini artırıyor.

İşte ezilen bir ulusun kaderini her adımda birleştiren bu gelişmeler Ortadoğu’da devrimci dinamikleri körüklüyor. Emperyalistler arası paylaşım kavgası ister ABD’nin başını çektiği bir haydutluk operasyonu olarak kendini göstersin, ister Suriye’de olduğu gibi başına eli kanlı bir katilin geçirildiği çürük bir hükümetin saldırıları olarak ortaya çıksın, bu paylaşım kavgasının yarattığı gelişmeler Kürtlerin çıkarlarının emperyalist statükonun ve onun yarattığı devletlerin tarihe karışmasında olduğunu gösteriyor. Bu bakımdan Kürtlerin en az başka uluslar kadar hak ettikleri özgürlük ve barışa kavuşmasının mevcut devletlerin çatısı altında, yahut bunların şu ya da bu emperyalist güç tarafından yeniden dizayn edilmiş ya da tadilata uğramış halleriyle mümkün olmadığı açığa çıkıyor.
Ortadoğu’da savaşlara, paylaşım kavgalarına, Kürtlerin esaretine son verebilecek, onları özgürlük ve bağımsızlığa kavuşturacak adımların ancak devrime giden yolda atılacak adımlar olduğu her gelişmede kendini gösteriyor. Fakat gelişmeler ve koşullar, kendi başlarına devrimci sonuçlar üretemez. Bu yolu gösterebilecek devrimci bir parti ve önderliğin yakıcı eksikliği sadece Kürdistan’da değil, dünyanın her yerinde hissediliyor.

Türkiye’de ezen ulus şovenizmine karşı cepheden duracak, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını en gür sesle her koşulda savunacak, anti-emperyalist mücadelenin ancak devrimci mücadelenin konusu olabileceğini gösterebilecek, emekçi hareketi içerisinde sosyal şoven eğilimleri mahkum edecek, savaşlara ancak devrimin son verebileceğini haykırıp kendi hükümetinin karşısına bir emekçi seferberliği ile dikilebilecek bir devrimci parti bu topraklarda da mevcut değil. Ama böyle bir parti, böyle bir mücadelenin yokluğunu hissetmekle kalmayıp devrimci bir odak yaratarak bu soruna faaliyetli, eylemli bir mücadeleyle yanıt üretmeye çalışanların içinden çıkacak.

Böyle bir parti, emperyalistler arası paylaşım kavgalarında mevcut taraflardan birinin arkasına geçenlerden, bilinçli-bilinçsiz kendi devleti ile aynı hizaya gelenlerden değil, ezilenlerin-emekçilerin tarafını yaratmayı savunmakla kalmayıp, bahanelere sığınmadan o yola yürüyenler arasından çıkacak.

Böyle bir devrimci parti, Kürtlerin esaretini işçi sınıfının esareti olarak görüp “Asıl düşman kendi yurdunda!” diyerek yumruklarını kendi egemenlerine yöneltenlerin arasından çıkacak.

Devrim İçin Devrimci Parti; Parti İçin Komünistlerin Birliği!

kozgazetesi7.org/paylasim-kavg

Sign in to participate in the conversation
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.