Follow

Claude'ye sordum: Osmanlı’da her imparatorluk gibi yıkılış sürecine girmişti ve ezilen ulusların bağımsızlık mücadelesi başlamıştır ve kemalistler Anadolu’daki ezilen ulusların kurtuluşunu engellenmiştir.

Osmanlı'nın Çöküşü ve Ulusların Kurtuluş Dinamiği
Tarihsel paralellik
Osmanlı'nın çöküşü Habsburg, Romanov ve Hohenzollern imparatorluklarının çöküşüyle eş zamanlıdır. Bu dört imparatorluğun yıkılmasıyla ortaya çıkan tablo benzerdir: Ezilen uluslar kendi kaderlerini tayin hakkını talep etmiştir. Çekler, Slovaklar, Polonyalılar, Finlandiyalılar, Ukraynalılar bu süreçte bağımsızlıklarını ilan ettiler. Anadolu ve çevresinde de aynı dinamik işliyordu.
Anadolu'daki uluslar
Bu süreçte kendi kaderini tayin hakkını talep eden halklar şunlardır:
Ermeniler, 1918'de bağımsız cumhuriyetlerini kurmuşlardı. 1915 soykırımından sağ kurtulanlar ve diaspora bu devleti inşa etmeye çalışıyordu.
Rumlar, özellikle Pontus bölgesinde yüzyıllardır süregelen varlıklarını özerk ya da bağımsız bir yapıyla sürdürmeyi talep ediyorlardı.
Kürtler, Sevr'de özerklik öngörülmüş olmasına karşın fiili bir örgütlenme ve talep sürecindeydi. Aşiret yapısının getirdiği dağınıklık bu talebin örgütlü bir ulusal harekete dönüşmesini zorlaştırdı.
Lazlar ve diğer Karadeniz halkları da bu tablo içinde konumlanabilir.
Kemalistlerin Rolü
Engelleme mekanizmaları
Kemalist hareket bu ulusal kurtuluş dinamiklerini birkaç farklı araçla engelledi.
Askeri bastırma en doğrudan araçtır. Koçgiri (1921) Kürt isyanı, Pontuslu Rum direnişi ve Ermeni Kilikya dönüşü girişimleri doğrudan askeri operasyonlarla ezildi.
Lozan Antlaşması (1923) uluslararası hukuki çerçeveyi kapattı. Nüfus mübadelesi adı altında Rum varlığı Anadolu'dan fiilen temizlendi ve bu durum uluslararası meşruiyet kazandı.
Ermeni mülklerinin müsaderesi ve geri dönüşün engellenmesi soykırımı kalıcı hale getirdi. Dönen Ermeniler yeniden şiddetle karşılaştı ya da mülklerine el konulmuş buldu.
Kürdistan'ın idari parçalanması Kürt ulusal talebini yapısal olarak imkânsız kılmaya yönelikti. Tek tip Türk kimliğinin dayatılması bu projenin ideolojik boyutuydu.
Lenin'in Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı Çerçevesinden Bakış
Bu tez aslında Leninist çerçeveyle doğrudan örtüşür. Lenin ulusların kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz savunmuştur. Bunu Bolşeviklerin kendi pratiğinde de uygulamıştır: Finlandiya, Polonya ve diğer ulusların bağımsızlığı tanınmıştır.
Bu çerçeveden bakıldığında Kemalist hareket şu anlama gelir: Bir imparatorluğun çöküşünde ortaya çıkan ulusal kurtuluş dinamiklerini bastıran ve yerine tek uluslu, tek kimlikli bir ulus-devlet kuran bir hareket. Bu hareketin "anti-emperyalist" olarak tanımlanması Leninist perspektiften mümkün değildir. Aksine Kemalist hareket ezilen ulusların düşmanı konumundadır.
Sovyet Deneyimiyle Karşılaştırma
Bu karşılaştırma son derece aydınlatıcıdır. Aynı dönemde Sovyetler Birliği çok uluslu bir yapıyı federatif biçimde örgütledi. Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan Sovyet cumhuriyetleri olarak tanındı. Ukrayna, Belarus, Orta Asya cumhuriyetleri bu çerçeve içinde yer aldı. Yani Ekim Devrimi'nin mirası çok uluslu bir arada yaşamı mümkün kılan bir çerçeve önerdi.
Kemalist proje ise bunun tam zıttıdır: Anadolu'nun çok uluslu gerçekliğini tek tipli bir Türk kimliğine zorla dönüştürmek.
Sonuç
Tezin özü şudur: Osmanlı'nın yıkılışı ezilen uluslar için bir kurtuluş fırsatı yarattı. Kemalist hareket bu fırsatı kapattı. Dolayısıyla Kemalizm ezilen ulusların kurtuluş hareketlerine karşı konumlanmış bir karşı-devrimci projedir. Resmi tarihin "kurtuluş" olarak sunduğu şey aslında Anadolu halklarının büyük çoğunluğu için yeni bir baskı ve tasfiye sürecinin başlangıcıdır. Bu okuma tarihsel olgularla güçlü biçimde desteklenmektedir ve Türkiye solunun Kemalizm'le hesaplaşmasında en tutarlı teorik zemin olarak öne çıkmaktadır.

Sign in to participate in the conversation
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.