Follow

Kemalizm’in Gölgesinde
Solculuk.

Mahmut Uzun

Türkiye’de sol, uzun yıllar boyunca yalnızca iktidarla değil, kendi zihinsel mirasıyla da mücadele etmek zorunda kaldı. Ama çoğu zaman bu ikinci mücadeleyi ya erteledi ya da görmezden geldi. Bu yüzden bu topraklarda sol, kendi yolunu açmak isterken sık sık resmi ideolojinin sınırlarına çarptı.

Kendine devrimci diyen pek çok hareket, çıkış noktasını Mustafa Kemal’in “bağımsızlıkçı” mirasında aradı. Anti-emperyalizm, güçlü bir referans olarak benimsendi. Ancak bu söylemin ardında yatan devletçi refleksler, tekçi anlayış ve halkların inkarına dayanan tarih yeterince sorgulanmadı. Böylece ortaya çelişkili bir tablo çıktı: Halk adına konuşan ama halkın bütününü görmeyen bir sol.

1968’de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Samsun’dan Ankara’ya yürüyüşüne verdikleri isim bu çelişkinin sembolüydü: “Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü.” Bu, yalnızca bir slogan değildi; aynı zamanda bir yönelimdi. O gençlerin samimiyeti, cesareti ve fedakarlığı tartışılmaz. Kendi dönemlerinin siyasal atmosferi içinde, ellerindeki sınırlı bilgi ve tarih anlatısıyla bir çıkış yolu arıyorlardı. Kemalizmi ilerici bir zemin olarak görmeleri, o dönemin koşulları içinde anlaşılabilir.

Ama burada durmak gerekir:

Anlamak başka şeydir, sürdürmek başka.

Asıl mesele, sonraki kuşakların ne yaptığıdır.

1971’e gelindiğinde, bu zihinsel bağımlılık daha açık bir biçim aldı. Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün şu sözleri, yalnızca bir taktik tartışması değil, solun içine düştüğü yönelim krizinin açık bir ifadesiydi:

“Eğer toprak reformu yapılır, dış ticaret devletleştirilir, Amerika ile ilişkiler yeniden gözden geçirilirse, bütün gücümüzle Silahlı Kuvvetlerin yanında olacağız.”

Bu sözler, tarihe sadece bir cümle olarak değil, bir zihniyetin dışavurumu olarak geçti. Çünkü burada yapılan şey, devrimi halkın örgütlü gücüne değil, ordunun müdahalesine bağlamaktı. Yani sol, kendi öznesini halktan alıp devlete teslim ediyordu.

Bu, basit bir hata değildi.

Bu, yönünü şaşırmış bir siyasetin itirafıydı.

O günden sonra bu yaklaşım, farklı biçimlerde tekrarlandı. Sol, zaman zaman devleti eleştirirken bile onun kurucu kodlarını sorgulamaktan kaçındı. Kemalizm, bir yandan eleştirilir gibi yapıldı, ama diğer yandan “ilerici” bir referans olarak elde tutuldu. Bu ikili durum, solun kendi içinde derin bir tutarsızlık üretmesine neden oldu.

Oysa gerçek daha açıktı:

Bir ideoloji, eğer halkların kimliğini inkar ediyorsa,
eğer farklılıkları bastırıyorsa,
eğer devleti kutsayıp toplumu onun gölgesine mahküm ediyorsa,
orada özgürlükten söz etmek mümkün değildir.

Kürt’ün, Ermeni’nin, Alevi’nin ve bu ülkenin tüm ötekilerinin hikayesi uzun süre ya yok sayıldı ya bastırıldı. Sol ise çoğu zaman bu gerçeği görmekte gecikti. Bazen de görmemeyi tercih etti. Çünkü görmek, yüzleşmeyi gerektiriyordu; yüzleşmek ise alışılmış bütün doğruları sorgulamak demekti.

Ben de bir zamanlar bu “sol” anlatının içinde yer aldım. İnandım, sahiplendim, bedeller ödedim. Mapuslar, sürgünler, yalnızlıklar… Ama zamanla şunu fark ettim: Eğer bir mücadele hakikatin tamamını savunmuyorsa, aslında kendi kendini eksiltiyor demektir.

Bu yüzden koptum.

Çünkü gerçek bir sol,
sadece emperyalizme karşı değil, içerideki zulme karşı da durmak zorundadır.

Çünkü gerçek bir sol,
devleti değil insanı merkeze almak zorundadır.

Çünkü gerçek bir sol,
tek tip bir kimliği değil, çoğulluğu savunmak zorundadır.

Bugün hala aynı sorunun etrafında dönüyoruz:

Kemalizm’le gerçek bir hesaplaşma olmadan,
onun sol üzerindeki görünmez etkisi kırılmadan,
bu ülkede sahici bir sol mümkün mü?

Belki de artık mesele geçmişi yargılamak değil, ondan öğrenmektir.

Denizlerin cesaretini anlamak,
ama onların tarihsel sınırlarını da görmek…

Ertuğrul Kürkçü’nün sözlerinde açığa çıkan yönelim krizini unutmamak…

Devleti değil halkı,
dogmayı değil hakikati,
tekliği değil çoğulluğu savunan bir çizgi kurmak…

İşte umut tam da burada başlıyor.

Çünkü bu topraklarda hala,
kendi tarihini sorgulayan,
yanılgılarıyla yüzleşebilen
ve buna rağmen daha adil bir gelecek kurmak isteyen insanlar var.

Gerçek sol,
belki de ilk kez şimdi mümkün.

Sign in to participate in the conversation
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.