Sonunda o gün geldi çattı. Pera Müzesi'ni ziyaretimi fotoset ile aktarabilirim artık.

Ortalama bir AVM gibi telefonu ve çantayı yana bırakıp X-Ray cihazından geçerek girilebiliyor bu müzeye. Girişte bir resepsiyon beklemiyordum. Bu yüzden mütesettir hanımefendi beni "Hoş geldiniz" diyerek karşılayınca afalladım. Bir iki kere daha tekrarladı bu sözü. Bir anlık sessizlikte kadın bana baktı, ben de kadına. Sonra "Welcome" deme gereği gördü fakat ben "Merhaba" deyip bu herzeyi aşabildim. Diğer iki mekanın aksine girişte karekod soruldu. Önceden aldığım için gösterip ilk serginin olduğu salona girdim.

İlk iki katta Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından satın alınan eserlerden oluşan dört kalıcı sergi vardır. Ağırlık ve Ölçü Sanatı, müzeye gelen ziyaretçinin karşılacağı ilk sergidir. Burada eski uygarlıklardan günümüze ticarette kullanılan ölçüler sergilenmektedir. Burayı gezmem uzun sürdü çünkü bilgi doluydu. En beğendiğim kısım bu tartı oldu. Sırtımdaki çanta dahil 53 kilogram geliyordum. Başka bir deyişle 41 okka çekiyordum.

Kahve Molası, kahveyi seven biri olan hoşuma gitti. Bu kısımda kahve fincanları, şekerlikler ve sürahiler görülebiliyordu.

Hareketli resimlerle süslenmiş sergideki "Bu fincanı İstanbul'a gönderiniz; orada her şeye bir kulp takarlar." ince zekanın ürünü olmalı.

Anladığım kadarıyla serginin sponsoru İsveçli boya markası Jotun.

Mezun olduğum okulun da kurucusu olan Osman Hamdi Bey adına açılan sergi de güzeldi ama bir yerden sonra paşa ve bey resimleri bıktırıyor.

Bu da, ünlü Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun 1906 versiyonu. Ertesi yıl yapılan versiyonuysa Erol Simavi tarafından satın alınmış. Şu an nerede sergilendiğini bilmiyorum.

Bu eseri ne zamandır çıplak gözle görmek istiyordum, kısmet bu bienaleymiş.

Kesişen Dünyalar ise elçiler ve ressamların buluşmasını ele alıyor. Osmanlı-Batı ilişkilerini irdelemek için ideal.

Bienal bu yıl bekleneni veremedi. Buradaki çift ekrandan iki ayrı marş dinledik mesela. Hiçbir şey anlamadım fakat marşların biri Öğretmen Marşı'na benziyordu.

Bunlar da aynı sanatçının eserleri. İkincisinden bir dizi var. Üçüncü eser bana yedi farkı bulun bulmacalarını hatırlattı. Sonuncusu ise fotoğrafı çekerken elim kaydığı için bu şekilde çıkmış değil. Zaten adı Bir Gün Anlayacağız.

Serginin devamında Filistin'den bahsediyor. Açıkçası benim umrumda olmayan bir konu bu. O yüzden ilgimi çekmedi. Panolar üzerine yapılmış bu çalışmalarda gözyaşı ve biraz da antisemitizm var.

Filistin meselesi söz konusu olunca, bu ülkede en solcusundan en dincisine herkesin Filistin'e destek veriyor. Halbuki ben İsrail'in çoğunlukla haklı olduğunu düşünüyorum. Herkesin gözden kaçırdığı husus, mevcut durumu Filistinlilerin istemiş olduğudur. Türk askerlerini kör etmek suretiyle bu topraklardan kovanlar onlardı.

Yakın dönemde ASALA ve PKK gibi ülkemizin baş belası terör örgütleri de Filistin'de eğitim gördü. Bu ülkenin bize tek bir katkısı yok. Dolayısıyla, sempatinin kaynağını anlayamıyorum.

Emniyetsiz adındaki bu çalışma da Gülsün Karamustafa tarafından yapılmış. Burada çok fazla sembolizm var maalesef.

En üst katta kadın hareketlerini anlatan eserlere yer verilmiş. Bir kısmı da Nepalli kadınların mücadelesi üzerine eğilmiş. Zerre kadar ilgimi çekmeyen bir konu. Sürekli tekrarlayan görseller yüzünden fena halde bunaldım. Bienal ekibine ne kadar teşekkür etsem az.

Bu köşede toplanmış görseller güzel ve bilgilendiriciydi. Büyük oranda Muazzez İlmiye Çığ'ın bilgilerinden yararlanılmış. Gazetelerden kesilen haberler, tarihten karşılaştırmalı fotoğraflar ve çizimlerle zenginleştirilmiş.

Bu kısımda kulağımıza tecavüz eden ses için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir kadın çok zorlanarak konuşuyordu. Kelimeler lastik gibi uzuyor ve doğru telaffuz edilmiyordu. İçeriğin saçmalığını bir kenara bırakalım. Cümleler çok yuvarlaktı. Bir felsefecinin "O da olabilir, bunu bilemem, fakat olmayabilir de." diye konuşacağını sanmıyorum. Burada artık sinirlendiğimi hissettim.

Başka bir köşede Türkiye'deki kadın hakları hareketi ele alınmış. 1987'deki Dayağa Karşı Yürüyüş'ten günümüze kadar ülkemizde feminizmin geçirdiği dönüşüm aktarılmış. Görebilenler için bunda elbet ibret vardır.

Bienalin bu ayağını nihayetlendirmeden önce ne anlattığı muamma birkaç izlentiye göz ucuyla baktım.

Alice Miceli, Derinlerde (mayın tarlaları) adıyla Bosna ve Kamboçya'dan dokuz fotoğraf sunuyor bize.

Follow

Finali bu iki güzide eserle yapıyoruz. Ne anlattığını bilmeden...

Sign in to participate in the conversation
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.