25 Mart 1873: Rudolf Rocker Almanya’da doğdu, mücadelesi onu dünyanın çeşitli ülkelerine sürükledi. Gittiği her yerde Anarko-Sendikalizm davasını yürütmüş, şu an hala aktif olan IWA-AIT’ın kurucularından ve ilk sekreterlerinden biri olmuştur.
Anarko-Sendikalizm hakkında yazdıkları hala sınıf mücadelesinin yöntemlerini öğrenmek ve geliştirmek için başucu araçlarıdır. Ayrıca “Miliiyetçilik ve Kültür” kitabıyla döneminde yükselişe geçen milliyetçiliğin tarihsel kökenlerini ve analizini yapmıştır.
https://www.instagram.com/p/C48iQliodTt/
Ben onu bunu bilmem, çeşitli kırımlar ve de kıyıcılıklar bizim Ankara'da vatan kurtarmamızda çok işe yaramıştır. Kargaşalık sıralarında işe eli yatkın, beli tutar, yüreği söyler herifler İstanbul hükümatı korkusundan Ankara'ya biriktiler, Gazi Paşamızın çevresine toplandılar ki bildiğin kilit…
Kemal Tahir
Başkaca harp meydanlarında insanların gülleler altında nasıl kıyım kıyım kıyıldıklarım gördü bu gözler… Başkaca Ermeni kırımında, Rum kırımında, Kürt kırımında kırımlar gördü ki gayet zerafetli kırımlar gördü Kırımlar arkadaş, kalabalık iştir, şurdan burdan adam kesmeye meraklı herifler koşup gelir. Her birinin yürekleri mangal gibi herifler… Kan dökücü ve de kan içici herifler… Kimi yaşlı kesmeye, kimi körpe kesmeye meraklı herifler… Bazısı güçlü babayiğitleri isterler, kollarım arkaya büküp bacaklarım bağlayarak teslim edeceksin ki rahatça ardına geçsinIer, satırla, baltayla, eski kılıçlarla vuraraktan kafayı düşürsünler. Öylesine rastladık ki yedi yaşını bulmamış oğlan meraklısı, ya da bu yaşta kız çocuğu meraklısı… Dünyada çeşitli insan gayet çoktur ve de birinin huyu öbürüne hiç benzemez! Ermeni kırımında birini gördüm hiç aklımdan çıkmaz, yakalamış bir yatalak kocakarı, yatalak kocakarı için az kala dağ gibi arkadaşını gebertecekti. Meğerse "Dur onu bana bırak" demiş de, beriki bu laftan bir şey anlamayarak karıyı az kalsın kesecekmiş...
- Neden kestirmemekte?
- Şundan ki, yaş karı da yetmişi aşmadıkça bu namussuzun nefsi uyanmazmış. Buyur bakalım gel de buna inan gözle görmedikçe...
Kemal Tahir
Lakin doğrusunu istersen Kuvvayı Milliye zamanı da hani kıyak zamandı efendim! Ortalık az biraz karışıkça olduğundan adamın çuvalı kaçaydı. Adamın dedimse köylüden, ameleden esnaftan ayak takımı adamın değil, beyden paşadan, ayandan eşraftan yedi göbeğe kadar ceddi soyu belli adamın çuvalı kaçaydı. lstiklal mahkemelerimiz adam asmaktan usandı mı, iş bizlere düşerdi. Bizler dediğim on iki milis teğmeniyiz! Her birimiz Ermeni kırımı, Rum kırımı, Alevi kırımı her çeşit şüpheli vatan haini kırımlarından yüz akıyla çıkmış gelmişiz. Aslında Enver Paşamız kıdemli çavuşlardan seçtiydi bizi, uğurlu sayıdır diyerek kırk bir kişi seçtiydi. Eğer amcası Halil Paşa hazretlerinin dediği doğruysa, peygamberlerde yalan olur Halil Paşa efendimizde yalan olmaz, kırkımızı bulmuş kırk birimizi olgörüp bulamamış… Bulamaması, çavuş çok ya kendi ölçüsüne uygunu yok… her birimizi bir kıtadan seçiyor rahmetli, künyelerimize bakaraktan ve d e amirlerimize soraraktan seçiyor. Bizim işimiz vatan düşmanlarını mahkemelere bırakmadan temizlemek... Temizlik imandan dememiş miydi peygamberimiz?...
Kemal Tahir
Kürtlere, Alevilere bu hikayeyi başka türlü söyler, Türklere, Lazlara, Çerkes ve Arnavutlara başka türlü hikaye ederdi. 1937 Dersim harekatına bölüğüyle beraber iştirak etmiş, aslen Kürt olduğundan ve aslını inkar edene çingene denileceğinden yapılanlara dayanamayarak öteki tarafa kaçmıştı. Dersim'i nasıl dört cepheden kuşattıklarını , askerin nasıl aç kaldığını, haftasında, çiğ deriden yapılmış postalların dağılıp neferlerin tekmil yalınayak dolaştıklarını, ayaklarının paralandığını, bir çift çarığa halis Fransız kösele verilse de ele geçmediğini. cigarasızlıktan imanlarının nasıl gevrediğini, Hizan'daki seyyar fırın ekmeğini i ki saatlik mesafeye i ki günde getiremediklerini, getirilenlerin de kamilen kül ufak olup etrafa avuç avuç dağıtıldığını, binaenaleyh bu vaziyette bu hükümetin üç buçuk milyonluk Suriye ile döğüşemeyeceğini söylerdi.
Dersimlilere yapılan hakarete gelince, bunu söylemek bile dile kolaydı Bir kere teslim olan erkeklerin zenginleri, ağaları, beyleri seçilip sürüldükten sonra, fukaranın cümlesi Kutu deresi kenarında iplere bağlanarak süngülenmişti. "Köy yakmak cigara yakmaya döndü kardeşler" diyordu, "Sabiha Gökçen bile köyleri bombaladı diyeyim de gerisini artık sen tasavvur et."
Asker aç çıplak, Dersimli pireyi gözünden vuran keskin nişancı... "Ölüm korkusuna düşmüş aç çıplak asker ne demektir ben bilirim. Çünkü gözümle gördüm kardaşım… Eşek herifler sanıyor ki burada sürünmelerinin kabahati Dersimli'de... Halbuki Dersimli kendi toprağında uslu akıllı oturuyor... Gel de bunu askere anlat. Tarama emri veriliyor. Köyü asker çeviriyor. Köylerde erkek bulunsa canım yanmaz, karılar, çocuklar var. Avcı hattına yayılıp köye doğru muhasara hattım daraltıyorlar. Yaklaşınca bir yaylım ateş…"
Türklere gelince bu hikaye başka bir şekil alıyordu. Yüzbaşı bey Tabur Kumandanının hasedine kurban gitmiş, kendisi Kürde benzediğinden, uzun müddet o taraflarda vazife görüp Kürtçeyi bildiğinden, asilerin ahvalini öğrenmek üzere bizzat General Kazım Orbay tarafından aşiretlerin içine casus gönderilmişti. "Bizim Türkümüz neden ilerlemez", diye içini çekiyordu. "Yola çıkarken Kazım Paşa sırtımı sıvazladı. Aptullah Paşa alnımı öptü. Ayağımızda bir beyaz don, sırtımızda bir beyaz gömlek, saç sakal birbirine karışmış, karada bir keçe külah, dagın yolunu tuttuk. Kürt müsün? "Lo...", Alevi misin? "Hu...", girdik aralarına... Herifler dağ yabanisi arkadaş, ayıdan bir farkları yok... Lakin atıcı teresIer! Tüfengi omuza dayamak, sol gözü kapatıp "gez, göz, arpacık" demek ne sektirir. Kurşunu sanki götürüp bizim askerin kafasına çekiçle mıhlıyordu. Tüfengi bir kaldırdığını görüyorsun. Bereket topçuluğa, mitralyoza akılları ermiyordu. Mitralyoza geveze diyorlardı da pek korkuyorlardı. Bir de dağ keçisi gibi herifler… Düz kayaya tırmanıp çıkıyorlar. Dersim kadar cenabet yer olmaz. Safi mağara… Bir geçidi bir kişi tutsun bir alaya karşı koyar. Bereket versin tayyarelerimize: verdiler bombayı, verdiler bombayı… Çebel topları da çok iş gördü. Yoksa halımız dumandı. Erkekler şurada dursun, karılar gördüm uçara atıyor . Hepsi de Alevi bunların… Allah Muhammet tanımaz… Alevi ne demek? Gavurdan beter… Malüm ya bir Alevi müslüman olmak istese evvela gavur dinine girecek de, sonra ihtida edecek, İslam olacak… Bir türkü çağırıyorlar, haşa sümme haşa… Günahı vebali boyunlarına, dinle arkadaş… Hiç böyle bir türkü duyulmuş mu Türk ilinde…
Dağları başına çiğdem takınır
Kızları eline kına yakınır
Hiddetinden yedi düvel sakınır
Allahtan kavidir beli Dersimin
Tövbe yarabbi. Tövbe! İçlerine girdim. Biz Erzincan mahpusundan kaçmış oluyoruz. Aslen Kemahlıyız. Bize inandılar. Lakin ben erkekliğimle utanıyorum. Şimdi gece oldu mu, cümlesi bir yuvarlak yorganın altına giriyorlar, anadan doğma soyunup… İşte o yorganın altında artık eline geçen eline geçeni uyduruyor. Amma kızın rastgelmiş, amma öz anan… Kızılbaş dedik ya… Kızılbaşın da domuzu… Geceleri baskın yapıyorlar. Ellerine geçen Türk askerini kesiyorlar. Bu gözlerim neler gördü… Şimdi Tunceli Vilayeti buradan iyi. Altunu tepsiyle başına koy, bir başından bir başına git…"
Zafer kazanlınca Yüzbaşı bey binbaşılık beklerken Tabur Kumandam namussuzluk etmiş. Para ummuş… Alay Kumandanına ne söylemişse söylemiş, Alay Kumandanı, Tümen Kumandanını, Tümen Kumandanı Kolorduyu, Müfettişliği şişirmiş, herkes Yüzbaşı'dan Dersim hazinelerinin yerini öğrenmek istiyormuş. Adamcağız vatana hizmetten başka bir şey düşünmez, bu uğurda Dersim'lerde sürünürken altın mı düşünmüş sanki… Velhasıl derdini anlatamamış. " iki tarafa çalıştı" diyerek, onbeş seneyi sırtına sarakomuşlar… Sözün burasında Yüzbaşı bey, iki diz üstüne gelip, "Yavrum Almanı Yavrum Almanı Ha seni göreyim Führer! Şu Rusu çabuk tepele de, b izim namussuzlara yüklen… Bir devran da biz sürelim sayende…" diyordu.
Kemal Tahir
Damağası