Levon Ekmekçiyan’ın Anısına
Elias Nin
Levon Ekmekçiyan, Ermeni soykırımından kurtulan bir ailenin çocuğudur, Lübnan’da büyür. Soykırımın dinmeyen yaralarıyla büyür. Yaraya katlanabilmenin yolunun, yaraya sebep olanı yok etmekten geçtiğini bilerek büyür. Erken yaşta mücadeleye, ASALA’ya katılır.
Tarih 7 Ağustos 1982, Ankara Esenboğa Havalimanı’nda silah sesleri duyulur, hedefte olan, Türk Başbakanı Bülent Ulusoy’dur. Eylemciler, Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’dır.
Eylem başarısız olur ve devlet güçleri katliam için harekete geçerler. Bu sırada Sarkisyan, salonda bulunan yolculara şöyle seslenir:
“Biz, Ermenistan’ın kurtuluşu için savaşan ASALA üyeleriyiz, hedefimiz devlettir. Bu topraklarda yaşayan milletlere karşı bir düşmanlığımız yoktur. Devlet saldırıya geçince kendi vatandaşı olan sizlere de acımadan kıyacaktır, herkes burayı terk etsin.”
Çatışma bittiğinde bilanço ağırdır: 8 ölü, 72 yaralı. Levon Ekmekçiyan da yaralıdır.
Zohrab Sarkisyan, kurşunlarla delik deşik edilerek öldürülmüştür. Yaralı ele geçirilen Ekmekçiyan, 3 ay boyunca ağır işkencelerden geçirilir.
6 ay zarfında mahkeme edilir ve idam edildiği tarih olan 29 Ocak’a kadar Mamak Askeri Cezaevi’nde tecrit edilir.
Levon Ekmekçiyan, devlet tarafından tecrit edilerek diri diri mezara gömülürken, Türkiye solu da adeta karar almış gibi onu yok saymayı yeğler.
Buna gerekçe olarak ise Levon Ekmekçiyan’ın “itirafçı olduğu” yalanı bahane edilir. Oysa örgütünün bu yönlü hiçbir açıklaması yoktur.
Öyle olsa bile onun bedeninde idam edilmek istenen Ermeni ulusu ve direnen herkesti, bunun ayrımında olmak gerekirdi.
Türk Solu, Kemalizm ve Türklükle olan tarihsel bağının utancını, Levon’u “itirafçı” ilan ederek saklamaya çalışır. Levon, idam edildikten sonra da hiç yaşamış gibi kabul edilir, öyle ki eski Türk solcuları tarafından kurulan 78’liler Vakfı’nın 12 Eylül dönemine dair hazırladığı “Utanç Müzesi”nde bir tek Levon Ekmekçiyan yer almaz.
Levon da 1915’de Beyazıt Meydanı’nda idam edilen 20 Ermeni devrimci gibi yok sayılır.
Levon Ekmekçiyan artık yok, miras olarak bıraktığı yara ise kanamaya devam ediyor.
BİR DAHA ASLA!
27 Ocak Uluslararası Holokost Anma Günü'nde, başta Auschwitz olmak üzere toplama kamplarında hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.
"Üstün ırk" hayallerinizi daha önce tarihe gömdük, yine gömeceğiz.
NAZIS RAUS!
Onların Ahlakı ve Bizim Ahlakımız
Elias Nin
Bugün birçok video internete düştü, YPG’nin boşalttığı yerleşim yerlerine giren IŞİD artığı Suriye ordusunun askerleri Kürtlerin mezarlarını tahrip ediyor, ganimet olarak görülen kadınların örgülü saçlarını keserek videolar çekerek paylaşıyorlar.
Bu görüntülere 2014 yılında da rastlamıştık, esir alınan Kürt/Ezidi kadınların köle pazarlarında açık artırmayla satıldıkları görüntülerdi bunlar.
Bu tam da erkeklik, din ve mülkiyetçilik üçlüsünün vücut bulmuş halidir.
Bu üçlü, en katıksız biçimde sömürgecilik ve işgal söz konusu olduğunda karşımıza çıkar; zira bu üçlü, tarihin en eski ve örgütlü kötülükleridir. Zaten en ilkel sömürgecilik de bu üçlünün sonucu olarak tarih sahnesine çıkmıştır.
İngilizlerin Afrika ve Hindistan’da, Fransızların eski sömürgelerinde, Avrupalılar Amerika kıtasını işgal ettiklerinde, Haçlı ve İslam sömürgeciler tarafından yapılan işgallerde bu kötülüğün binlerce örneği mevcuttur.
Bugün bu miras, Türkler ve IŞİD’in yasallaştırılmış hali olan Suriye’deki İslamist tarafından temsil edilmektedir. Sömürgeciliğin ahlakıdır bu, yapan değişir ama ahlakı değişmez.
Örneğin Hindistan’ı işgal eden İngilizler, binlerce Hintlinin ellerini kesmişti.
Kuzey Kürdistan’da bu tablo, öldürülen Kürt gerillaların kafasını keserek hatıra fotoğrafı çektiren sömürgeci Türk askeri olarak karşımıza çıkar.
Suriye ya da Rojava’da ise esir alınan kadınların kesilen örgütlü saçlarının teşhir edilmesi, köle pazarlarında satılan bedenleri olarak servis edilir.
Bizim, yani anti sömürgecilerin ahlakında bunların bir teki dahi yoktur. Mesela hiçbir IŞİD’li kadına ya da IŞİD’li katilin karısına, kızına tecavüz edilmemiştir.
Esir alınan hiçbir kadın köle pazarında satılmamış, kadınlığı aşağılanmamıştır.
Hiçbir IŞİD’linin ya da sömürgeci Türk askerinin kafası kesilmemiş, hiçbir esire kötü muamele yapılmamıştır.
Çünkü onların ahlakı, insan aklının üretebileceği her türlü kötülüğe başvurmadan kendisini var edemez.
Bizim ahlakımız ise düşmanın ahlakına tenezzül etmediğimiz sürece kendi varlığını sürdürebilir.
Ezcümle; kişin, toplumun, topluluğun devletlerin, dinlerin, ideolojilerin hayatla kurdukları bağ ne ise ahlakları da odur.
Rockefeller neden Kemalizm e sahip çıkmak bir yana onu sahiplendikten sonra Ortadoğuya ihraç etmek için kolları sıvamış olabilir?
Net olalım
Rockefeller vakfı için iyi olan Türk milleti için iyi olamaz
AntiAmerikan geçinen Kemalistler neden Rockefeller ile aynı çizgidedir, hiç düşündünüz mü?
Kaynak
Cumhuriyet, 11 Kasım 1954
Soru: Ortadoğu’da bütün halkların bir arada yaşayabileceği ve bu sınırların anlamsızlığını da ortadan kaldıracak konfederal bir sistem olamaz mı?
Fuat Önen: Bir gün bütün diğer uluslar devletlerinden vazgeçip ortak üst bir çatı kurmak isterse Kürt milleti buna niye itiraz etsin ki!? Ama mesele şudur: Herkesin bir devleti var ve herkes devletinin bölünmezliğini, şuyunu buyunu savunuyor; sıra Kürtlere geldiği zaman, ‘Ulus-devlet dönemi geçmiştir,’ deniliyor. Peki siz niye, ‘Filistinliler için ulus-devlet dönemi geçmiştir, Filistin devleti kurulmasın,’ demiyorsunuz!? Çeçenistan için niye bunu söylemiyorsunuz!? Bosna için niye bunu söylemiyorsunuz!? Dünyada ulus-devlet döneminin bittiği hatırlatılan, devletleşmesi engellenmeye çalışılan tek millet Kürt milletidir. Kürtler de devletleşsin, Kürdistan birliğini sağlasın ve eğer komşularımız buna hazırsa bütün ulus-devletleri ortadan kaldıralım ve bir üst şemsiye altında buluşalım. Hatta dünyadaki bütün devletleri ortadan kaldıralım, toplumlar kendi kendilerini serbestçe yönetsinler. Bir komünist olarak ben zaten bunu savunurum. Ama şimdi herkese hak olan ulus-devlet niye Kürtlere hak değil!?”
Fuat Önen
6 Ocak, Ermeni Apostolik Kilisesi'ne göre Noel ve İsa Mesih'in vaftizinin birlikte kutlandığı gün. Bu gün, Ermeni kültüründe bereketi, barışı ve paylaşmayı simgeleyen anuşabur hazırlanır.
Tahıllar, kuru meyveler ve kuruyemişlerle yapılan, piştikten sonra komşularla, dostlarla paylaşılan anuşabur, tıpkı aşure gibi iyi dileklerin sofradan sofraya taşınmasına aracılık eder. Yeni yılın bereketli geçmesi niyetiyle Noel sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alır.
📍 6 ve 7 Ocak'ta, 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı'ndaRakel Dink'in pişirdiği anuşaburla bu kadim geleneğin tadına birlikte bakıyoruz, paylaşmanın, dayanışmanın ve bir arada olmanın anlamını çoğaltıyoruz.
🎄Barışın, bereketin ve umudun paylaştıkça büyüdüğü bir yıl dileğiyle.
Hrant Dink Vakfı
Yaşar Kemal’in
“Sahibi kaçmış yuvada öteki kuş barınamaz; yuva bozanın yuvası olmaz; zulüm tarlasında zulüm biter”
sözü bir edebiyat cümlesi değil, tarihin değişmez yasasıdır.
Bu yasa, yüz yılı aşkın süredir bu topraklarda ihlal ediliyor.
1915’in o ölüm kokan yazında, bedbaht Ermenileri
“Ur eir Astvadz?”
diye tanrılara haykıracak noktaya sürükleyen zulmü hala görmüyor, hala inkar ediyorsunuz.
Çünkü inkar, yalnızca bir yalan değil; bir iktidar tekniğidir.
Hafızayı bastırmanın, suçu zamana gömmenin, vicdanı susturmanın adıdır.
Size sesleniyorum:
Bir an durun.
Bir an iktidarın, resmi anlatıların, milli ezberlerin dışına çıkın.
Ve bunu kendinize yapıldığını düşünün.
“Soykırım mıydı değil miydi” tartışmaları,
“kim kimi kesti” kurnazlıkları,
gerçeği parçalayarak yok etme çabasından başka bir şey değildir.
Çünkü tartışılan şey kelimeler değil; yokluklardır.
1915’te milyonlarla ifade edilen bu ülkenin insanları artık Anadolu’da yok.
Köyleri yok.
Dilleri yok.
Kiliselere sinmiş duaları, taşlara kazınmış isimleri yok.
Sevgili Hrant’ın söylediği gibi, burada yaşanan yalnızca bir katliam değil;
dört dörtlük bir kültür soykırımıdır.
Bir hafızayı, bir birlikte yaşama ihtimalini, muazzam bir medeniyeti bu topraklardan sildiniz.
İnkar ettikçe yalnızca Ermenileri değil,
bu toprağın geleceğini de gömüyorsunuz.
Çünkü yüzleşmeyen toplumlar iyileşmez;
inkar üzerine kurulan devletler adalet üretemez;
vicdansız hafıza, yalnızca yeni zulümler doğurur.
Soru basit ama yakıcıdır:
Ne zaman bu hakikatle yüzleşeceksiniz?
Ne zaman bu topraklara gerçeği geri çağıracaksınız?
Mahmut Uzun
https://www.instagram.com/p/DTGAxrzDPEA/
Uluslararası Bildiri: Venezuela’ya Yönelik Emperyalist Saldırıyı Kınıyoruz
Latin Amerika Anarşist Koordinasyonu ve kardeş örgütleri, Trump yönetiminin öncülüğünde ABD hükümetinin Venezuela’ya doğrudan müdahale etme tehditlerini kınamaktadır.
Bu müdahale girişimleri ve tehditleri ne münferit olaylardır, ne de “güvenlik”, “uyuşturucu kaçakçılığı” veya “terörizm” gibi iddia edilen sorunlara geçici bir tepki niteliğindedir. Aksine, bunlar Latin Amerika ve Karayipler’deki emperyalist müdahalenin uzun tarihinin bir parçasıdır ve bu müdahalenin etkileri sistematik olarak bölgenin ezilen halkları ve sınıfları üzerinde hissedilmiştir.
Bu hikaye gayet iyi bilinmektedir: Amerika Birleşik Devletleri bu bahaneleri her kullandığında, sonuç sosyal yıkım, egemenlik kaybı ve şiddet olmuştur. 1989’da Panama, 2003’te Irak ve bölgemizde yapılan çok sayıda müdahale, bunun “demokrasiyi savunmak”la değil, siyasi, askeri ve ekonomik kontrolle ilgili olduğunu göstermektedir. Venezuela’nın durumunda, bu tehditler, halkın günlük yaşamını zorlaştıran, kıtlığı, prekarlığı ve varoluşun maddi koşullarının bozulmasını derinleştiren on yıldan fazla süren ekonomik ablukaya ek olarak gelmektedir.
Bu bağlamda, emperyalist saldırganlığın yönetici elitleri cezalandırmadığını, aksine doğrudan halk kitlelerinin üzerine çöktüğünü vurgulamak önemlidir. Ablukalar, yaptırımlar, askeri gözdağı ve finansal boğma, “cerrahi” araçlar değildir. Bunlar, bütün bir halkın direnişini kırmak, onları terbiye etmek ve boyun eğdirici bir düzene kabul ettirmek için kullanılan ekonomik savaş mekanizmalarıdır.
…….
Emperyalizm karşısında tarafsızlık mümkün değildir. Ya egemenlik, yağma ve savaşın tarafındasınızdır ya da ezilenlerin tarafındasınızdır.
Kararlılığımız uzun vadeli ama nettir: halk örgütlenmesini güçlendirmek, direnişi derinleştirmek ve dünyanın ezilen sınıfları için tabandan bir özgürlük ufku inşa etmek.
Emperyalizme Geçit Yok!
Yaşasın Dövüşenler!
Çeviri : yeryüzü postası
https://www.instagram.com/p/DTIvUpVjZHQ/?igsh=MXhiNGRsYm1kYzh1
“Bu aşırı ırkçılığın dönemsel sebepleri de var tabii, kuruluş kodlarıyla ilgili olan boyutu da var. Örneğin Kemalist milliyetçiliğin kodlarında Alman romantik ırkçılığının izleri pek konuşulmaz. Hâlbuki burası önemli bir nokta. Alman ırkçılığı, biliyorsunuz Almanları iki büyük dünya savaşına sürükledi ve ikisinden de iflas ile çıktılar. Ayrıca bugün “kafatası milliyetçiliği” dediğimiz şey Almanların icadı. İttihat ve Terakki’nin askerî kadroları (ki buna Mustafa Kemal de dâhil), Alman ırkçı subay Von der Goltz Paşa’nın tedrisatından, tahsilinden geçti. Daha 1910’larda Adana bölgesindeki Ermenilerin, Dersim bölgesindeki Alevilerin temizlenmesi gerektiği fikrini Talat Paşa’ya veren oydu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra her ne kadar Türkler üzerinde İngiliz hâkimiyeti oluşsa da bahsettiğim bu militarist Alman ırkçılığı, Cumhuriyet sonrasında da devam etti. Örneğin 1925’te idam ve sürgün edilen birçok Kürt’ün isimleri, daha 1910’larda ajandalara kaydedilmişti. Dersim Harekâtı kararı daha 1913’lerde alınmıştı. Toparlayacak olursak, Cumhuriyet’in kurucu iradesi askerî bir iradedir ve Kemalizm özünde militarist bir milliyetçiliktir. Üstünlük iddiasını kaybetmemek uğruna yüz yıl önce idam ettiği kişiyi bugün maketini yapar, yine idam eder.”
Ekrem Malbat