Soru: Ortadoğu’da bütün halkların bir arada yaşayabileceği ve bu sınırların anlamsızlığını da ortadan kaldıracak konfederal bir sistem olamaz mı?

Fuat Önen: Bir gün bütün diğer uluslar devletlerinden vazgeçip ortak üst bir çatı kurmak isterse Kürt milleti buna niye itiraz etsin ki!? Ama mesele şudur: Herkesin bir devleti var ve herkes devletinin bölünmezliğini, şuyunu buyunu savunuyor; sıra Kürtlere geldiği zaman, ‘Ulus-devlet dönemi geçmiştir,’ deniliyor. Peki siz niye, ‘Filistinliler için ulus-devlet dönemi geçmiştir, Filistin devleti kurulmasın,’ demiyorsunuz!? Çeçenistan için niye bunu söylemiyorsunuz!? Bosna için niye bunu söylemiyorsunuz!? Dünyada ulus-devlet döneminin bittiği hatırlatılan, devletleşmesi engellenmeye çalışılan tek millet Kürt milletidir. Kürtler de devletleşsin, Kürdistan birliğini sağlasın ve eğer komşularımız buna hazırsa bütün ulus-devletleri ortadan kaldıralım ve bir üst şemsiye altında buluşalım. Hatta dünyadaki bütün devletleri ortadan kaldıralım, toplumlar kendi kendilerini serbestçe yönetsinler. Bir komünist olarak ben zaten bunu savunurum. Ama şimdi herkese hak olan ulus-devlet niye Kürtlere hak değil!?”

Fuat Önen

6 Ocak, Ermeni Apostolik Kilisesi'ne göre Noel ve İsa Mesih'in vaftizinin birlikte kutlandığı gün. Bu gün, Ermeni kültüründe bereketi, barışı ve paylaşmayı simgeleyen anuşabur hazırlanır.

Tahıllar, kuru meyveler ve kuruyemişlerle yapılan, piştikten sonra komşularla, dostlarla paylaşılan anuşabur, tıpkı aşure gibi iyi dileklerin sofradan sofraya taşınmasına aracılık eder. Yeni yılın bereketli geçmesi niyetiyle Noel sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alır.

📍 6 ve 7 Ocak'ta, 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı'ndaRakel Dink'in pişirdiği anuşaburla bu kadim geleneğin tadına birlikte bakıyoruz, paylaşmanın, dayanışmanın ve bir arada olmanın anlamını çoğaltıyoruz.

🎄Barışın, bereketin ve umudun paylaştıkça büyüdüğü bir yıl dileğiyle.

Hrant Dink Vakfı

x.com/i/status/200844825818864

Yaşar Kemal’in
“Sahibi kaçmış yuvada öteki kuş barınamaz; yuva bozanın yuvası olmaz; zulüm tarlasında zulüm biter”
sözü bir edebiyat cümlesi değil, tarihin değişmez yasasıdır.

Bu yasa, yüz yılı aşkın süredir bu topraklarda ihlal ediliyor.

1915’in o ölüm kokan yazında, bedbaht Ermenileri
“Ur eir Astvadz?”
diye tanrılara haykıracak noktaya sürükleyen zulmü hala görmüyor, hala inkar ediyorsunuz.
Çünkü inkar, yalnızca bir yalan değil; bir iktidar tekniğidir.
Hafızayı bastırmanın, suçu zamana gömmenin, vicdanı susturmanın adıdır.

Size sesleniyorum:
Bir an durun.
Bir an iktidarın, resmi anlatıların, milli ezberlerin dışına çıkın.
Ve bunu kendinize yapıldığını düşünün.

“Soykırım mıydı değil miydi” tartışmaları,
“kim kimi kesti” kurnazlıkları,
gerçeği parçalayarak yok etme çabasından başka bir şey değildir.
Çünkü tartışılan şey kelimeler değil; yokluklardır.

1915’te milyonlarla ifade edilen bu ülkenin insanları artık Anadolu’da yok.
Köyleri yok.
Dilleri yok.
Kiliselere sinmiş duaları, taşlara kazınmış isimleri yok.

Sevgili Hrant’ın söylediği gibi, burada yaşanan yalnızca bir katliam değil;
dört dörtlük bir kültür soykırımıdır.
Bir hafızayı, bir birlikte yaşama ihtimalini, muazzam bir medeniyeti bu topraklardan sildiniz.

İnkar ettikçe yalnızca Ermenileri değil,
bu toprağın geleceğini de gömüyorsunuz.
Çünkü yüzleşmeyen toplumlar iyileşmez;
inkar üzerine kurulan devletler adalet üretemez;
vicdansız hafıza, yalnızca yeni zulümler doğurur.

Soru basit ama yakıcıdır:
Ne zaman bu hakikatle yüzleşeceksiniz?
Ne zaman bu topraklara gerçeği geri çağıracaksınız?

Mahmut Uzun
instagram.com/p/DTGAxrzDPEA/

Uluslararası Bildiri: Venezuela’ya Yönelik Emperyalist Saldırıyı Kınıyoruz

Latin Amerika Anarşist Koordinasyonu ve kardeş örgütleri, Trump yönetiminin öncülüğünde ABD hükümetinin Venezuela’ya doğrudan müdahale etme tehditlerini kınamaktadır.

Bu müdahale girişimleri ve tehditleri ne münferit olaylardır, ne de “güvenlik”, “uyuşturucu kaçakçılığı” veya “terörizm” gibi iddia edilen sorunlara geçici bir tepki niteliğindedir. Aksine, bunlar Latin Amerika ve Karayipler’deki emperyalist müdahalenin uzun tarihinin bir parçasıdır ve bu müdahalenin etkileri sistematik olarak bölgenin ezilen halkları ve sınıfları üzerinde hissedilmiştir.

Bu hikaye gayet iyi bilinmektedir: Amerika Birleşik Devletleri bu bahaneleri her kullandığında, sonuç sosyal yıkım, egemenlik kaybı ve şiddet olmuştur. 1989’da Panama, 2003’te Irak ve bölgemizde yapılan çok sayıda müdahale, bunun “demokrasiyi savunmak”la değil, siyasi, askeri ve ekonomik kontrolle ilgili olduğunu göstermektedir. Venezuela’nın durumunda, bu tehditler, halkın günlük yaşamını zorlaştıran, kıtlığı, prekarlığı ve varoluşun maddi koşullarının bozulmasını derinleştiren on yıldan fazla süren ekonomik ablukaya ek olarak gelmektedir.
Bu bağlamda, emperyalist saldırganlığın yönetici elitleri cezalandırmadığını, aksine doğrudan halk kitlelerinin üzerine çöktüğünü vurgulamak önemlidir. Ablukalar, yaptırımlar, askeri gözdağı ve finansal boğma, “cerrahi” araçlar değildir. Bunlar, bütün bir halkın direnişini kırmak, onları terbiye etmek ve boyun eğdirici bir düzene kabul ettirmek için kullanılan ekonomik savaş mekanizmalarıdır.
…….

Emperyalizm karşısında tarafsızlık mümkün değildir. Ya egemenlik, yağma ve savaşın tarafındasınızdır ya da ezilenlerin tarafındasınızdır.

Kararlılığımız uzun vadeli ama nettir: halk örgütlenmesini güçlendirmek, direnişi derinleştirmek ve dünyanın ezilen sınıfları için tabandan bir özgürlük ufku inşa etmek.
Emperyalizme Geçit Yok!

Yaşasın Dövüşenler!

Çeviri : yeryüzü postası

instagram.com/p/DTIvUpVjZHQ/?i

“Bu aşırı ırkçılığın dönemsel sebepleri de var tabii, kuruluş kodlarıyla ilgili olan boyutu da var. Örneğin Kemalist milliyetçiliğin kodlarında Alman romantik ırkçılığının izleri pek konuşulmaz. Hâlbuki burası önemli bir nokta. Alman ırkçılığı, biliyorsunuz Almanları iki büyük dünya savaşına sürükledi ve ikisinden de iflas ile çıktılar. Ayrıca bugün “kafatası milliyetçiliği” dediğimiz şey Almanların icadı. İttihat ve Terakki’nin askerî kadroları (ki buna Mustafa Kemal de dâhil), Alman ırkçı subay Von der Goltz Paşa’nın tedrisatından, tahsilinden geçti. Daha 1910’larda Adana bölgesindeki Ermenilerin, Dersim bölgesindeki Alevilerin temizlenmesi gerektiği fikrini Talat Paşa’ya veren oydu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra her ne kadar Türkler üzerinde İngiliz hâkimiyeti oluşsa da bahsettiğim bu militarist Alman ırkçılığı, Cumhuriyet sonrasında da devam etti. Örneğin 1925’te idam ve sürgün edilen birçok Kürt’ün isimleri, daha 1910’larda ajandalara kaydedilmişti. Dersim Harekâtı kararı daha 1913’lerde alınmıştı. Toparlayacak olursak, Cumhuriyet’in kurucu iradesi askerî bir iradedir ve Kemalizm özünde militarist bir milliyetçiliktir. Üstünlük iddiasını kaybetmemek uğruna yüz yıl önce idam ettiği kişiyi bugün maketini yapar, yine idam eder.”

Ekrem Malbat

Roboski Katliamı’nın 14.Yılı: Roboskî em ji bîr nakin!

Şırnak’ın Roboski köyünde 19’u çocuk 34 kişi TSK’ya ait savaş uçaklarından atılan bombalarla katledildi.
instagram.com/p/DSzIM_qjYt6/

17 Aralık Dünya Seks İşçilerine Yönelik Şiddetle Mücadele Günü'nü selamlıyoruz!
instagram.com/p/DSXhwTPDEBG/

29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen neydi?

Elias Nin

Türklüğün kurucu lideri Mustafa Kemal 28 Ekim tarihinde kurulan bir ziyafet sofrasında masadakilere şöyle sesleniyordu: “Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz!”

29 Ekim’de “Efendilerin Cumhuriyeti” ilan edildi ve böylece Saltanat Rejimi yerini “Efendilerin Cumhuriyeti’ne bırakmış oldu.
29 Ekim, ifade edildiği gibi bir devletin kuruluşunun ilanı değildir, devlet zaten vardı, sadece devlet el değiştirmiştir, hepsi bu. Osmanlı otokratik devlet modeli devre dışı bırakılmış, onun yerini totaliter Kemalist rejim geçirilmiştir.
Otokratik yönetimin yerini alan rejimin cumhuriyetle alakası yoktu zira bir rejimin/devletin cumhuriyet olabilmesinin ön koşulu, halk tarafından seçilmişler meclisidir ve bu söz konusu değildi; bütün vekiller Mustafa Kemal ve çevresindeki dar kadro tarafından atanmaktaydı.
Adeta bir parti devleti vardı, öyle ki il valileri aynı zamanda CHP il başkanı olabiliyordu.
Mustafa Kemal de tıpkı Osmanlı padişahları gibiydi, kararları sorgulanamazdı, istediği kamu mallarını mülküne geçirebilirdi, devlet bütçesini istediği gibi kontrol edebilirdi, hakkında soruşturma açılamazdı, ona karşı çıkmak “vatana ihanet” olarak mütalaa edilirdi.
Bunların hiçbirinin cumhuriyet rejimi ile uzaktan yakından alakası yoktur, bunlar ancak totaliter faşist diktatörlüklerde, bonapartist rejimlerde olan şeylerdir.

Peki, 29 Ekim ne demektir?

29 Ekim, yeni bir devlet değil, Türk ulusçuluğunun ilanı ve inşası demektir.
Yani Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Rumların ulusal bağımsızlık haklarının, topraklarının gasp edilerek Türklüğün zimmetine geçirilmesi demektir.
29 Ekim, sermayenin ve mülkün el değiştirerek Türklere devredilmesi demektir.
29 Ekim, bugün Apoculuk tarafından da sahip çıkılan “Tek bayrak, tek millet, tek devlet demektir.”
29 Ekim’i kutlamak ve ona sahip çıkmak demek ise bütün bunlara ortak olmak, işlenen suçlara ortak olmak demektir.
29 Ekim, Türklüğün mağdurların için yas, katiller ve suç ortakları için bayram demektir.
instagram.com/p/DQY_LMyiC0x/

10 Ekim akşamı uğradığı saldırı sonucunda beyin ölümü gerçekleşen yaşam savunucusu ve gazeteci Hakan Tosun 16 Ekim Perşembe günü son yolculuğuna uğurlanacak. Hakan Tosun’un dostlarının yaptığı çağrıya göre saat 13.00’te Nurtepe Metro Meydanı’nda bir araya gelinecek. Buradan Nurtepe Cemevi’ne yürüyüş yapıldıktan sonra Hakan Tosun son yolculuğuna uğurlanacak.

Organlarıyla yaşam olacak
Öte yandan Tosun’un daha önce organ bağışçısı olduğu öğrenildi. Tosun’un organları bağışlanacak.

İlkeTV’den Eylül Deniz Yaşar’ın haberine göre yaşamını yitiren Tosun’un ailesine beyin ölümünün ardından organ bağışıyla ilgili rızaları soruldu. Ailesinin, organlarının bağışını kabul etmesi üzerine gerekli işlemler başlatıldı. Ailenin, hastaneden ölüm belgesi alabilmesi için öncelikle organ bağışı sürecinin tamamlanması gerektiği belirtildi.

Ne olmuştu?
Tosun’un, 10 Ekim akşamı Esenyurt’ta yaşayan ailesinin yanına giderken yolda darp edildiği öğrenilmişti. Kafasına aldığı darbe sonucu yol kenarında baygın halde bulunan Tosun, kimliği yanında olmadığı için hastaneye isimsiz olarak götürülmüş; bu nedenle ailesine uzun süre ulaşılamamıştı.

Hastanede yapılan kontrollerde Tosun’un beyin kanaması geçirdiği ve bilincinin kapalı şekilde yoğun bakımda tedavi altında olduğu açıklanmıştı.

Tosun’un darp edilmesine karıştığı düşünülen iki kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan iki kişi ifadelerinin ardından tutuklandı.
instagram.com/p/DPy-43tjSqL/

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.