Show newer

Epstein belgelerinden neyi anlamamıştık ki?

İdil Özkurşun

İlk Epstein davasının açılmasının üzerinden 20 yıl geçti. O günden bugüne bu konu, kimi zaman yeni tanıklıklarla, kimi zaman yeni belgelerin ortaya çıkışıyla, kimi zaman da spekülatif sebeplerle çok kez gündeme geldi, getirildi. Sanıyorum ki bunca yıl içerisinde de bu ülkede konu en çok geçtiğimiz ay içerisinde açıklanan yeni belgelerle konuşuldu.

Yeni belgelerin açıklanmasının ardından tartışmalar “Epstein dosyalarından ne anlamalıyız?” sorusuna sıkıştı. Bu belgeler karşısında bir tepki üretmek, politik tutum geliştirmek, “ne yapmalıyız?” sorusunu öne çıkarmak yerine, anlamaya çağıran bu dil; ilk bakışta eleştirel bir merak gibi görünse de, konuyu dışarıdan izlenen bir analiz nesnesine dönüştürüyor ve mücadele hattını belirsizleştiriyor.

Üstelik “Ne anlamalıyız?” sorularına verilen yanıtların büyük bir kısmı hatalı ve eksik analizler barındırdığı gibi, aslında olayın ne olduğunun dahi anlaşılamadığı bir bilgi kirliliğinin ve çarpıtmanın parçası hâline geliyor. Bu noktada Epstein belgelerinin ortaya koyduğu tabloyu gerçekleriyle deşifre etmek ve yanlış tartışmaların neye hizmet ettiğini konuşmak önemli. Bu sebeple, öncelikle konunun içeriğine dair bazı hatırlatmalar yapacak, ardından bunun neden bugün karşımıza bir gündem olarak çıktığına değinecek ve tartışmalarda dikkat edilmesi gereken noktalardan bahsedeceğim bu yazıda.

2005 yılında, mağdur ailelerinden birinin açtığı davayla başlayan süreç, başlangıçta Epstein ve eski sevgilisi Ghislaine Maxwell’in, Palm Beach’te yoksul mahallelerde mağdur avcılığına çıkarak çoğunlukla reşit olmayan kız çocuklarını istismar ettikleri, para teklif ederek fuhuş yaptırdıkları ve başka kızlar getirdikleri takdirde onlara komisyon vaad ettikleri, âdeta bir saadet zincirine benzeyen istismar ağını ortaya çıkarıyordu. Dava ilerledikçe detaylar ve davanın işleyişinden bu ağın Epstein ve Maxwell’in kendi hesabına işlettikleri bir ağ olmadığı, daha büyük bir örgütlenmeyi işaret ettiği gün yüzüne çıkıyordu. 2008 yılına gelindiğindeyse Epstein, Harvardlı “seçkin” profesörlerin ve ilerleyen yıllarda Trump’ın çalışma bakanı olan Alexander Acosta’nın da aralarında olduğu savcı ve avukat ordusuyla birlikte, onlarca tanığa ve delile rağmen istismardan dahi yargılanmadan, fuhuşa teşvikten hafif cezalar ve ultra konforlu bir ev hapsiyle bu davadan kurtarılmıştı. Yıllar içerisinde yeni tanıklar, arşiv çalışmalarıyla ortaya çıkan bağlantılar vb. birçok kanıtla birlikte ve elbette Me Too hareketinin etkisiyle 2018’de yeni bir dava süreci başladı. Ve bu süreçte bu ağın, tekelci burjuvaziyle, devlet bürokrasisiyle bağı daha da berraklaşıyordu.

2020 yılında da yazdığım bir yazıda bahsettiğim gibi: “Epstein’in kara kaplı telefon defterinde, ABD başkanları, ulusal güvenlik danışmanları, senatörler, valiler, farklı ülkelerden milyoner işadamları, sosyete mensupları, kraliyet ailesi üyeleri, kontlar-kontesler, CEO’lar, gece kulübü sahipleri, medya patronları, sultanlar, bilimadamları, moda yazarları ve dahasının adı çıktı.”[1]

Şimdi dönelim başa ve “Bu işin içinde kimler var?” sorusuna. Bu ağın niteliğini anlamak açısından kişilerin konuşulması bir noktaya kadar anlamlı görünüyordu; ancak yirmi yılın ardından bugün gelinen noktada kişileri tartışmaya çalışmak, Epstein davasından anlaşılması ve deşifre olması gereken şeyin üstünü örtmekten başka bir işe yaramaz. Zira Epstein davasıyla açığa çıkan bu ağın tekelci burjuvazinin uluslararası bir ağı olduğu aslında çok uzun zamandır ayan beyan görünüyor. Epstein’e ilişkin 2018’de açılan ikinci dava sürecinden beriyse, bu ağın Epstein’in şahsına indirgenmesi için burjuva medya tarafından özel bir çaba sarfediliyor. Oysa tablo o gün de apaçıktı:

“İşin detaylarına indikçe girdap artıyor. Eski İsrail başbakanı Ehud Barak’tan, ‘Epstein’in” ağına tedarikçilik yapan manken ajansı sahibi Jean Luc Brunel’e, yine bir mankenlik ajansı bulunduğu da unutulmaması gereken Trump’tan Clintonlara, ünlü Hollywood siması Peggy Siegal’dan sihirbaz David Copperfield’a varan bir ilişkiler ağı. Bir illüzyon değil, düpedüz gerçek, düpedüz çürümüş kapitalizm! Bir hücredeki şüpheli bir intiharla üstüne toprak atılmaya çalışılan ve çeşitli siyasi atmoserlere göre yaratılan ‘komplo teorileri’yle aba altından sopa göstermek için kullanılan bir pislik çukuru!”[2]

Emin olun, bugün çokça bahsedilen isimlerin dahi bu ağın içinde olduğu bilgisi yeni değil. Keza 2019 yılında Ümit Kıvanç’ın yazdığı “Bir Erkeklik ve Zenginlik Öyküsü” isimli yazı dizisinde çok daha fazlasını bulabilirsiniz. Hattâ bugünkü bilgi kirliliğinden kurtulmak ve samanlıkta iğne aramayı dayatırcasına kamuya açılan milyonlarca belge arasında kaybolmaktan çok daha verimli olacaktır. Özetle kanıt görmek isteyen gözler için yeterli kanıtlar, birkaç mailden çok daha fazlası yaklaşık yirmi yıldır mevcut. Misal bu ağın uluslararası bir organizasyon olduğunu bu berraklıkta görenler için TC’nin işin içinde yer aldığını tahmin etmek için birkaç ederi belirsiz mail görmeye ihtiyaç yoktur. Ancak TC’nin belgelerde yer almasına şaşıranlar, ya bunun bir küresel ağ olduğunu hâlâ anlamamıştır ya da TC’nin bir sömürge ülke olduğunu hâlâ kabul etmek istememektedir.

Epstein davasında açığa çıkan kişiselleştirme çabası, Me Too ifşalarına karşı genel propagandayla da birleşti. Oysa nasıl ki ifşa pratiği de bize yalnızca kişileri değil, kurumları ve sistemi de deşifre ediyorsa, bu davalar da apaçık kapitalist-emperyalist sistemin işleyişini, tekeller arası örgütlerde fuhuş ve istismarın sistematiğini ortaya seriyordu. Öte yandan zamanla Epstein belgeleri ve benzer davalar seçim dönemlerinde koz olarak dahi kullanılmaya çalışılan ve spekülatif hâle getirilmeye çalışılan gündemlere dönüştürüldü.

Öyleyse şimdi gelelim bugün bu konu neden yeniden karşımıza çıkıyor sorusuna. Öncelikle az önce de bahsettiğim gibi, bu son açıklanan belgelerin konuya dair bir bulanıklık yaratmak ve bu ağı “kişisel günahlar”a indirgemek amacıyla ortaya atıldığı aşikâr. Kamuoyunu bilgilendirmek değil, bulanıklık yaratmak adına çoğunluğu ehemmiyeti belirsiz mailler veya gazete kupürlerinden oluşan milyonlarca belge yığınıyla bu konunun ciddiyetinin düşürülmesinin de hedeflendiği aşikâr. Öte yandan ortaya bunca güvenilirliği ve anlamlılığı sorgulanabilir belge ve isim de boca ederek, akabinde gelecek birkaç aklama süreciyle birlikte davada adı geçen ve bu ağın içerisinde yer aldığı apaçık ortada olan isimlerin de onlarla birlikte aklanması çabasını da beraberinde getirebileceği düşünülebilir bu bilgi kirliliğinin.

Bu belgelerle konunun çeperini daha da genişletmek isteği, buna benzer başka ağları da gizleyebilecek bir “torba skandal” yaratma çabasını da düşündürüyor. Alâkalı alâkasız her şüphenin içine yedirildiği “Epstein meselesi”yle başka ağların gizlenmeye çalışılması da mümkün. Zira şunu unutmamak gerek: Epstein davası bizi 90’ların ve 2000’lerin vakalarına götürüyor. Bugün deşifre edilmiş olan bu ağın yerine ancak yenisi ikame edilerek bu ağdan vazgeçmeye razı olunduğunu düşünmek fazla olmayacaktır. Keza bu tip örneklere baktığımızda Epstein gibi adamların kendi yükseliş hikâyelerinde de uzun yıllar mahkûmiyet yemesiyle veya bir şüpheli ölüme kurban gitmesiyle yolları ayrılmış eski ortakları bulunduğunu görmek mümkün. Dolayısıyla bu süreçlerin bir devir teslim şeklinde ilerlediğini düşünmek gerek.

Bu tip davaların bir şantaj malzemesine dönüştüğünden bahsetmiştim. Dikkatle incelenirse yalnızca Epstein davasının değil, çeşitli istismar ve fuhuş skandallarının istikrarlı şekilde yıllardır ABD’de seçim dönemlerinde kullanıldığını görmek mümkün. Wayfair, Pizzagate ve Puff Diddy skandallarının zamanlaması da bu açıdan oldukça ilginç. Trump’ın son derece ironik biçimde seçim kampanyalarında Epstein belgelerini yayınlama vaadini kullanıyor olması da bu laubaliliğin ve arsızlığın bir parçası. Ancak bugün, Epstein belgelerinin açıklanıyor olmasını savaş gündemi üzerinden okumak daha mümkün. Emperyalist paylaşım savaşı kızışırken bu tip ağların içerisindeki ilişkilerin ve belgelerin ortaya dökülmesi tehdidi egemenler arası çatışmaların bir yansıması olabileceği gibi, savaşın aktörleri olacak devlet kadrolarına da aba altından sopa göstermenin bir yolu olabilir. Zira bu tip örgütlerin, gizli cemiyetlerin vs. aynı zamanda bir kontrol mekanizması olduğu bilinen bir gerçek. Bugün ortaya serilen milyonlarca belgeyle, kimi muhatapların belgelerinin açıklanması tehdidi güçlendiriliyor olabilir.

Öte yandan bugün bu belgeleri yayınlayarak “dünyayı bu adamlar yönetiyor” demek, bu pisliği görünür kılmaktan kaçınmamak, emperyalist saldırganlığın dili açısından da bugün bize çok şey anlatıyor. Şiddetin bu çıplaklıyla ortaya seriliyor olması, savaşın bugünkü dilini besliyor. Nasıl ki bugün Venezuela’daki emperyalist işgal için “demokrasi götürme” bahanelerine dahi başvurmadan, açıkça yağma niyeti dile getirilerek meşruluk yaratılmaya çalışılıyorsa, bu şiddet ve istismarın görünürlüğü de benzer bir gövde gösterisi gibidir.

Hazır Venezuela’dan söz açmışken, ABD’nin saldırısının hemen ardından Epstein belgelerinin açıklanması da bu gündemi gölgeleme çabası olarak değerlendirilebileceği gibi, yılın ilk iki ayında, Venezuela işgali ve Meksika kartel operasyonuyla Amerika’nın güneyindeki saldırısını artıracağını âdeta ilan eden ABD’nin, Maduro’yu Metropolitan Gözaltı Merkezinde esir tutması da son derece manidar. Tekel sahipleri tarafından kendilerine servet yaratılmış ve kariyer bahşedilmiş, son kullanma tarihi dolunca da cinsel saldırı, fuhuşa zorlama, insan kaçakçılığı ve daha nice âdi suçtan yargılanan Epstein, Puff Diddy gibi suçlularla nam salmış cehennem hapishanesi olarak bilinen bu yere aynı günlerde hapsedilmiş olması…

Gelelim bu konuyu nasıl tartışmalıyız kısmına.

Mülksüzleştirme ve “rıza” üretiminin deşifre edilmesi

Bugün Epstein gündeminin önümüze geldiği her durumda, bunun kapitalist-emperyalist sistemin istismar ve fuhuş ağlarından bir tanesine ilişkin bir davaya dair belgeler olduğunu vurgulamak son derece önemli; kişiselleştirilmesine izin vermeden. Misal, bugün bu konunun ısrarla “Epstein Adası”, “Epstein Ağı” veya “istismarcı Epstein ve milyarderler” şeklinde tartışılması bu çarpıtmanın devamcısı. Burjuva basının bile zamanında “Pedofil Adası” olarak adlandırdığı ve burjuvazi arasında da böyle isimlendirildiğinden bahsedilen adanın bile adının bugün Epstein Adası’na çevrilmesi, bilinçli bir manipülasyon.

Epstein belgelerinde görünen bu ağ ne münferit ne de vahşetin en büyüğü. Bu söyleyeceğim belki ağır veya sert gelebilir; ancak ne yazık ki bu davayı, bunca yıl diğerlerinden ayıran ve öne çıkaran şey içerisindeki istismar değil, bu istismar ağı içerisinde kurulan sistemdi. Zira ne yazık ki istismar ve fuhuşa sürükleme bu sistemin sac ayakları olacak kadar sıradan bir işleyiş. Epstein davasını, ilk gündeme geldiği dönemlerde kapitalist-emperyalist sistemin işleyişini ve burjuva ahlâkını gösteren bir örnek olarak öne çıkaran şey, yoksulluğun ve mülksüzleştirmenin rıza üretimine zemin açmasını son derece net gözler önüne sermesiydi. Bu sebeple şunu hatırlamak son derece önemli:

Bu zincir, rastgele karşılaşmalarla değil, dünyanın farklı yerlerinde yoksul mahallelerde yürütülen bilinçli bir “avcılık” faaliyetiyle işliyordu. Sefalet ve geleceksizliğe mahkûm edilmiş, kimisi zaten aile içi şiddet veya cinsel şiddet mağduru da olan gençlerin tespit edilerek fuhuş ağına çekilmesini içeriyor ve bu ağa dâhil olan kadınların ağı büyüterek daha fazla kazanabileceği bir sistem kuruyordu. Tıpkı saadet zincirlerinde olduğu gibi, herkes bir başkasını sisteme dâhil ettikçe ayakta kalabiliyor; çıkmak ise hem ekonomik hem de psikolojik olarak giderek daha maliyetli hâle geliyordu. Herkesin kazandığı yanılsaması altında, riskin ve yıkımın en alttakilere yüklendiği bir döngü. Tıpkı finansal saadet zincirlerinde olduğu gibi, burada da üstteki kazanç, alttakilerin yoksulluğunun derinleşmesine bağlıydı.

Dolayısıyla burada söz konusu olan yalnızca cinsel şiddet değil; cinsel şiddetin ekonomik zor yoluyla örgütlenmesi, sürdürülmesi ve meşrulaştırılması. Epstein’in modeli bu nedenle bir “istisna” değil, kapitalist sistemin en tanıdık tezahürlerinden biri. İşçi sınıfını, mülksüzleştirerek “özgürce” emek gücünü satmaya mecbur bırakan sömürü sisteminin benzer bir rıza üretimi burada yaratılan.

Suç hiyerarşisi ve mükemmel mağdur arayışını yıkmak

Bu sistem, ekonomik, fiziksel ve psikolojik zoru da gölgeleyen bir rıza illüzyonu yaratıyordu. Davalarda da bu argüman sıklıkla kullanılmıştı. Bu noktada reşit olmayan kişiler için rızadan zaten söz edilemeyeceğinden bu argüman işletilemeyeceği gibi, reşit olan kadınlar içinse buradaki ekonomik zor ve bunun ötesinde sermaye birikiminin dayandığı mülksüzleştirmenin oynadığı rol gizleniyor; fuhuşa sürükleme rıza üretimiyle suç olmaktan çıkarılıyordu. Epstein’in avukat ordusu, onun istismar suçundan yargılanmaması için çabalıyor, “fuhuşa teşvik” gibi suçlardan yargılanmasında beis görmüyordu. Genç kızları, bu istismarcıların gözünde mükemmel mağdur yapan olumsuz yaşam koşullarını, davada onların mükemmel mağdur olmadığına dair argümanlar olarak sunuyorlardı. Failleştirdikleri kadınların mağduriyetini faillikleriyle gizlemeye çalışıyorlardı. Bu şekilde kamuoyunun gözünde de bir suç hiyerarşisi yaratıyorlardı.

Tıpkı bugün, Epstein belgelerinden bir liste yapılacaksa bu listenin başlarında yer alacağı yalnızca kendisinin, “Jeff’i on beş senedir tanırım. Şahane adam. Birlikte çok eğlenirsiniz. O da tıpkı benim gibi güzel kadınlardan hoşlanır, çoğunlukla da daha genç olanlarından,” sözleriyle dahi malum olan Trump’ın bir istismarcı olup olmamasına odaklanmanın, onun zaten ABD Başkanlığı koltuğunda 2023 yılında “tecavüz ve hakaret”ten suçlu bulunmuş bir tecavüzcü olarak oturmakta olduğu gerçeğini gölgede bırakması gibi.

Dolayısıyla bugün bu ve benzeri gündemleri tartışırken farkında olmadan dahi olsa suç hiyerarşisi yapmamak, mükemmel mağdur olarak meşrulaştırılacak detayları öne çıkarma eğiliminde olmamak, misal bu ağın içerisindeki istismara odaklanıp fuhuşa zorlamayı gözardı ederek tartışmamak da bir o kadar önemli.

Paranın kirlettiği zenginler illüzyonuna karşı sermaye birikiminin kaynağı

Bu pisliğin sistemle bağını ortaya koymaya çalışanların bile bazılarının sorunun kaynağını “zenginlerin doyumsuzluğu”nda veya “o kadar çok paraları var ki artık neyi satın alacaklarını bilmiyorlar” argümanlarında aramaları da bir o kadar hatalı ve sistemin işleyişini gölgeler nitelikte. “Paranın kirlettiği zenginler” fikri, bu sömürünün ve değersizleştirmenin kaynağının sermaye birikiminin kaynağında, emek sömürüsünde yattığı gerçeğini gizliyor. Oysa “paranın yarattığı kirlilik”, onun nereye ve nasıl harcandığında değil, nasıl elde edildiğinde açığa çıkıyor. Değersizleştirme -emeğin, bedenin, yaşamın değersizleştirilmesi- üretim sürecindeki emek sömürüsünde başlıyor; ama dolaşım alanında ahlâkî bir çürüme hikâyesine indirgeniyor; sömürünün kaynağını değil, burjuvanın karakterini tartışmaya açıyor. Oysa sorun, paranın harcanma biçimi değil, onun başkalarının yaşamları pahasına birikmiş olması.

Dolayısıyla söz konusu olan zenginliğin “ahlâkî çöküşü” değil; bir yerlerde “iyi ve ahlâklı” kapitalistler bizi beklemiyor veya sermayenin miktarı kirliliğin boyutunu belirlemiyor. Sermayedarların çoğunun benzer sapkınlıklara ve suçlara bulaşmış olması tesadüf değil. Marx’ın benzetmesindeki gibi, “Sermaye, vampir gibi ancak canlı emeği emerek hayatta kalan ve ne kadar fazla canlı emek emerse o kadar uzun yaşayan ölü emektir.”[3] Sermaye, üretim sürecine dâhil edemediği nüfusu tüketip posasını çıkarmak konusunda da aynı kan emiciliktedir. Kumar, fuhuş gibi “paradan para üretme” yöntemlerine yönelirken, bu sefalet nüfusunu bu mekanizmalarla sömürmeyi hedefler. Böylece, zaten değersizleştirilmiş olan insan emeği ve yaşamı üzerinden yeni kazançlar elde edilir; bu noktada mağdurların kaç yaşında olduğunun öneminin kalmamasına da şaşmamak gerekir; çünkü sermayedar onu insan olarak değil, bir kaynak olarak görür. Bu kaynak, zaten çoktan üretimde kullanılamayan emeklerin posasının çıkarıldığı bir alana mahkûm edilmiştir. İnsan ticareti, köleleştirme, organ ticareti vb. aynı sistemin sonucudur.

Bu tablo, sadece tekelci burjuvazinin işlettiği ağları işaret etmiyor; aynı zamanda bugün derinleşen krizlerle daha da yoksullaşan geleceksizleşen gençler için bu alanların âdeta “fırsat” gibi sunulduğu zemini işaret ediyor. Bugün üniversitelerde artan fuhuş, “sugar daddy” ilişkileri vb. yalnızca bireysel tercihler değil, bu geleceksizleştirmenin bir sonucu. Sistem bu biçimleri normalleştiriyor, hattâ kimi zaman güzelliyor. Ve bu sömürü ve istismar yalnızca Epstein benzeri ağlar içerisinde değil, gözümüzün önünde, mikro iktidar alanlarında da gerçekleşiyor: kampüslerde, iş yerlerinde, mahallelerde, liselerde…

Burjuva demokrasisini ve ideolojik kamplaşmayı hatırlamak

Epstein davası, hâlâ Batı’da “hukukun üstünlüğü” olduğuna ve burjuva demokrasisinin eşitlik vaadine inananlara, sistemin gerçek işleyişini de bir kez daha hatırlatıyor. Epstein veya Puff Diddy gibi isimler de, ancak kamuoyu baskısı dayanılmaz hâle geldiğinde sınırlı biçimde soruşturulabildi.[4] Egemenlerin pis işlerine bakmak üzere yetiştirildiği her benzer davada ortaya çıkmalarından belli olan Alan Dershowitz gibi “prestijli” profesörler, yıldız avukatlar tarafından savunuldular. Asıl suçlarından dahi yargılanmadan göstermelik cezalara çarptırıldılar. 2005’teki davada Epstein’ın aldığı cezanın infaz biçimi -haftada altı gün “işe gitme” izni, ayrıcalıklı tutukluluk koşulları, uçak seyahatleri- burjuva hukukun kimin için varolduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Jeffrey Epstein davası yalnızca burjuvazinin suç örgütlerini değil, sanat ve bilim alanındaki ideolojik hegemonya ilişkilerini de görünür kılıyor. Hiçbir akademik üretimi ya da bilimsel yetkinliği olmayan Epstein’in, bu istismara dayalı “hizmetleri” aracılığıyla saygın üniversitelerde ağırlanması, araştırma merkezlerinde dolaşması, bilim kuruluşlarına üye seçilmesi, hattâ kimi çevrelerde “fizik dehası” olarak övülmesi tesadüf değildi. Benzer şekilde bu hegemonyanın parçası olan bilim adamlarının, sanatçıların, akademisyenlerin aynı çevrede bulunması da tesadüf değil, bizzat bulundukları safla ilişkili.

Dolayısıyla bugün belgelerde Noam Chomsky gibi figürlerin adının geçmesiyle yaşanan şaşkınlık da bu açıdan fazlasıyla naif. Zira Chomsky’nin tarafını ilk kez, Epstein’e kendisini nasıl aklayabileceğine dair verdiği tavsiyeler üzerinden anlamadığımız gibi, yıllardır etki alanlarını burjuva ideolojiye hizmet etmek üzere kullanan ve kapitalist düzeni kökten sorgulamaktan kaçınarak konumlananların safını anlamak için de yeni ifşalara ihtiyaç yok. Chomsky’nin ahlâkın göreceliliğini eleştirirken, demek ki burjuva ahlâkında eşitlenmekten bahsettiğini görmek bugün çok da şaşırtıcı olmasa gerek.

Ya sosyalizm ya barbarlık!

Son olarak, bu son süreçte, bu ağın bir “Yahudi lobisi” spekülasyonuna çekilmeye çalışılması da üzerinde durulması gereken önemli bir manipülasyon. Bu spekülasyonla birlikte sosyal medyada hızla üretilen anti-semitik söylemlerle, aşırı sağa ivme kazandırılmaya çalışılıyor. Epstein belgeleri gündemi, sosyal medyada Hitler övgülerine ve “Hitler haklıydı” gibi ırkçı hezeyanlara varan ifadelere dönüşüyor. Bu, gerçeğin gizlenmesi ve öfkenin ırkçı bir hatta tahliye edilmesi amacıyla kurgulanan bir manipülasyon. Son dönem hemen her ufak gündemde bile uygulanmaya çalışılan bir politikanın tezahürü.

Onlar Epstein belgeleri üzerinden ırkçılığı, anti-komünizmi, savaş çığırtkanlığını yaymaya kalkıştıkça bize de düşen bu sistem içindeki sömürüyü ve değersizleşmeyi tekrar tekrar öne çıkarmak. Çünkü bu pislik sistemin atığıdır; kapitalist üretimin çarkını kırmadan, emek sömürüsüne son vermeden ortadan kaldırılması mümkün değildir! Yani ister inanın, ister inanmayın, elimizdeki tek gerçek budur: Bu pisliği ancak devrim temizler!

[1] “Pizzagate, Wayfair veya bir diğeri, gerçek olan; kapitalizmin istismar kültürü”, İdil Özkurşun, Kaldıraç, Sayı 230, Eylül 2020. Web erişimi: kaldirac.org, direnisteyiz.org, idilozkursun.wordpress.com

[2] “Pizzagate, Wayfair veya bir diğeri, gerçek olan; kapitalizmin istismar kültürü”, İdil Özkurşun, Kaldıraç, Sayı 230, Eylül 2020. Web erişimi: kaldirac.org, direnisteyiz.org, idilozkursun.wordpress.com

[3] Karl Marx, Kapital 1. Cilt, Yordam Kitap, s. 230

[4] “Diddy’ler, Menendez’ler ve Batman’in adaletinden medet ummak”, İdil Özkurşun, Kaldıraç, Sayı 280. Web erişimi: kaldirac.org, direnisteyiz.org, idilozkursun.wordpress.com

kaldirac5.org/epstein-belgeler

13 Mart 1982’de üç komünist işçi idam edildi: Seyit Konuk, Necati Vardar, İbrahim Ethem Coşkun.🕯️
İzmir Buca Cezaevi’nde darağacına yürürken geri adım atmadılar.
Mücadeleleri, işçi sınıfının ve halkların özgürlük kavgasında yaşamaya devam ediyor. ✊
👇
🔗 kurdistankomunistpartisi.com/1

Cambridge'de 'dev' keşif: 1200 yıllık toplu mezarda kafatası delinmiş bir dev bulundu

MS 9'uncu yüzyıldan kalma bir mezarda en az 10 kişiye ait kalıntılar bulundu. Ancak aralarından biri arkeologları hayrete düşürdü.

tr.euronews.com/kultur/2026/03

Kütüphane raflarından çıkan büyük sürpriz: Bir kitap, her şeyi değiştirdi

Floransa’da bir kütüphanede tesadüfen bulunan 1551 tarihli kitap, Galileo Galilei’nin çalışma yöntemlerine dair bilinmeyenleri ortaya çıkardı. Ünlü bilim insanının sayfa kenarlarına düştüğü özel notlar, onun devrim yapmadan önce rakiplerini nasıl titizlikle incelediğini kanıtlıyor.

chip.com.tr/guncel/kutuphane-r

Teknoloji, mesafeleri yok etti ama yakInlığı getirmedi. Artik her seye ulaşabiliyoruz ama hiçbir şeye 'değemiyoruz'. İnsanlık, büyük bir körlüğün içinde hızla koşuyor.

MARTIN HEIDEGGER

İnsan Evriminde Kayıp Halka Bulgaristan’da Bulundu

Bulgaristan’da bulunan ve yaklaşık 7 milyon yıllık bir fosil, insan evriminde kayıp halkayı temsil ediyor olabilir.

arkeofili.com/insan-evriminde-

Türkiye’de Bulunan Maymun, İnsanın Kökenini Yeniden

Türkiye’de bulunan 8,7 milyon yıllık yeni bir kuyruksuz maymun fosili, insanın kökenine dair uzun zamandır kabul edilen fikirlere meydan okuyor.

arkeofili.com/turkiyede-buluna

Astare şa boosted

Trump says ships must show courage and pass through the Strait of Hormuz.

Yesterday, Iran struck multiple ships attempting to pass through it.

1 DEAD | 38 RESCUED
#AureFreePress #News #press #headline #GOP #Politics #uspolitics #uspol

More at @Free_Press

"Sorumluluğun ve Özgurlüğün; seçeneğin olmadığı, yalnızca yasaya uymaktan oluşan sahte bir seçeneğin veya yasaya uymamayı izleyen cezanın olduğu bir toplumda yaşamak ister miydin? Gerçekten gidip bir hapishanede yaşamak ister miydin?"

Ursula Le Guin

"Halk için adalet yoksa hükümet için de barış olmasın."

EMILIAN0 ZAPATA

Uzay ve zamanın büküldüğü an ilk kez görüntülendi: Einstein’ın teorisi bir yıldızın ölümünde kanıtlandı

SN 2024afav süpernovasını inceleyen astronomlar, bir magnetarın doğumuna ilk kez şahitlik etti. Işıktaki tuhaf titreşimler, Einstein'ın "uzay-zaman sürüklenmesi" teorisini doğruladı. Hızla dönen magnetarın uzayı bir bal gibi sürükleyerek bükmesi, evrenin en uç fiziğini ilk kez doğrudan kanıtladı

gazeteoksijen.com/bilim-ve-tek

İtalya’da Bir Uçurumda Keşfedilen 80 Milyon Yıllık İzler Bilim İnsanlarını Şaşırttı

İtalya’da bir kayalıkta bulunan 1.000’den fazla gizemli izin peşine düşen arkeologlar, 80 milyon yıl öncesine uzanan sıradışı bir senaryoyla karşılaştı.

kayiprihtim.com/haber/italya-u

“Bir medeniyet kötü insanlar tarafından değil, iyiliği savunamayan zayıf insanlar tarafından yok edilir.”

— GK Chesterton

Varlık Üzerine

Evren yaratılmamıştır. Evren hep vardı ve hep de var olacaktır ve bu bir zorunluluktur. Evrenin var olmaması söz konusu olamaz çünkü bir şeyin var olmaması söz konusu ise yani hiçbir şey vardır diyebiliyorsak o şey vardır ve bir hiçlikten söz edilemez. Evrenin başlangıcını Big Bang olarak kabul edelim. Big Bang Teorisi'ne göre şu anda içerisinde yaşadığımız evren bundan yaklaşık 13.8 milyar yıl önce şimdiki halinden çok daha küçüktü. Bir nokta kadardı ve bu nokta zamanla

evrimagaci.org/blog/varlik-uze

"Özgürlük sevgisi ve insan onuru duygusu, anarşist inancın temel unsurlarıdır. Bir kurtarıcıya veya bizi cehennem ve araf ile tehdit eden kısır bir tanrı anlayışına ihtiyacımız yok. Hayatın temeli olan sevgi bizi bir arada tutacaktır. Ancak her birimizin tüm haklarından yararlanabilmesi için her bireyde bir sorumluluk duygusu yaratmalayız."

Federica Montseny

Anarsizm, sarsılmaz ve değişmez bir sIogana sahiptir: 'özgürlük.' Her türlű gerçeği keşfetme özgürlüğü, gelişme özgürlüğü, doğal ve dolu dolu yaşama özgürlüğü.

Lucy Parsons

Asıl yapılması gereken. ínsanların savaş propagandasını gördüklerínde onu tanıyabilmesini sağlamaktır: Özellikle de barış propagandası gibi sunulduğunda.

George Orwell

"Yarın tek bir hamlede tüm kanunlar, tüm tapu senetleri, tüm mahkemeler ve tüm polis memurları veya askerler ortadan kaldırılsa, şu an olduğumuzdan daha iyi durumda olacağımıza inanmaktan başka çaremiz yok."

Lucy Parsons

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.