“İnsan, evren dediğimiz bütünün bir parçasıdır, zaman ve mekanda sınırlı bir parça. Kendisini, düşüncelerini ve hislerini geri kalan her şeyden ayrı bir şeymiş gibi deneyimler. Bilinçli olmasından kaynaklanan bir çeşit optik yanılsamadır bu. Kişisel arzularımıza ve yakınımızdaki insanlara olan sevgimize sınırlama getiren bu yanılsama bizim için bir hapis gibidir. Yaşayan tüm canlıları ve sahip olduğu bütün güzelliğiyle doğayı içine alacak şekilde merhamet çemberimizi genişletmek, kendimizi bu hapisten kurtarmak için tek çaremizdir.”
Albert Einstein
Kemalist Cumhuriyetin Yüzüncü Yılında Faşizm ve Demokrasi - Devrimci Demokrasi | https://www.devrimcidemokrasi3.org/kemalist-cumhuriyetin-yuzuncu-yilinda-fasizm-ve-demokrasi/
Oğuz Atay Bize Ne Söyler: Tutunamayanlar Kitabına Felsefi Bir Bakış https://cekiclefelsefe.com/oguz-atay-bize-ne-soyler-tutunamayanlar-kitabina-felsefi-bir-bakis/ @Çekiçle Felsefe aracılığıyla
Thomas Kuhn ve Paradigma Değişimi https://cekiclefelsefe.com/thomas-kuhn-ve-paradigma-degisimi/ @Çekiçle Felsefe aracılığıyla
Vartinis kundakçılarına lanet, Aysel Öğüt’e saygı
Ali Duran Topuz
Vartinis’i bilir misiniz? “Yokuş Yol’a” şiirini bilirsiniz ama, hani paylaşmayı seveni çok olan şiirlerden, hani o şiirdeki “Kürdistan’da ve Muş-Tatvan yolunda” dizesindeki Muş’ta bir köy. Resmi adı “Altınova”, öyle Kürtlerden, Ermenilerden, Rumlardan kalma isim mi olur her yanı Türk olması gereken memlekette? Şiirde var ama Kürdistan diye bir yer zaten olmaz.
İşte o Muş’taki Altınova köyünde 2 Ekim’i 3 Ekim 1993’e bağlayan gecede bir ev, içinde bir adam, bir kadın ve yedi çocukla birlikte yakıldı. Ailenin babası Nasır Öğüt, annesi Eşref öğüt ve yaşları 3 ile 12 arasında değişen çocuklar, Sevim, Sevda, Mehmet Şakir, Mehmet Şirin, Aycan, Cihan ve Cinal Öğüt yakıldı. Soluk resimlerden başka bir şey kalmadı o hayata yeni gözlerini açmış dünyalar güzeli çocuklardan ve o çileli adamla kadından.
YER YERİNDEN OYNAMADI
Bir ülkede, bir adam, bir kadın ve yedi çocuk yakılsa yer yer yerinden oynar değil mi? Oynaması gerekir. Mesela aynı senenin baharında, Almanya’da Solingen’de ırkçı Naziler Türk olduğu için bir aileyi yakarak öldürmüştü, peşinden yer yerinden oynamıştı. Almanlar, ülkedeki diğer uyruklardaki insanlarla birlikte günlerce yürüyüş ve protesto eylemleri yaptı. Katılımcısı yüz binleri bulan eylemler, Alman hükümetini Nazi tehdidine karşı önlemler almaya zorladı. Vartinis’i ise duyan bile olmadı.
O dönemin baskın medyası zaten Kürdistan’a olan bitenlerden ancak devletin “Yaz kardeşim” dediklerini yazar, “Yazma lan” dediklerini de yazmazdı. Zaten yakanlar gizli örgüt filan da değildi. Bizzat askerlerdi. Önceleri, “PKK vardı, çatışma vardı, onlar yaktı” filan laflarıyla geçiştirildi. Bu ülkede yargıçlar var, olmaz öyle şey diyeceksiniz ama işte yargıçlar medyadan geri mi kalacak, ilgilenmediler.
SUSMAYAN BİRİ VARDI
Devletin resmi kundakçılarının yaktığı evde o an olmadığı için “kurtulan” Aysel Öğüt susmadı ama. Kurtulmuştu, çünkü evlenip başka bir başka hanenin halkına karışmıştı. Devlet baba evine ateşi pay etti, onun payına da ateşin aldığı canların acısı düştü. Amcasının oğlu yanan eve doğru bağırarak koşunca askerler bayıltana kadar dövmüşler. Kimseyi yaklaştırmamışlar.
Aysel Öğüt ömrünü bu ateşin hesabını sorma mücadelesiyle geçirdi. On yıl sesini duyan olmadı ama o susmadı. Sonra bir umut belirdi, dosya açıldı. Belki ülkeye yargıçlar gelmişti, kim bilir? Hani AK Parti iktidarı da bu işlerde sorumlu değildi, parti 2000’den sonra kurulmuştu, bu işler 90’larda olmuştu. Dava açıldı ama yakmayı iyi bilenler sürüncemeyi de iyi biliyordu, hem zaten AK Parti daha iktidarı tam almamıştı, vesayet vardı filan. Aysel hanım yine susmadı. Duruşmada katillerin yakasına yapıştı. Heyhat gele gele dava “zamanaşımı” ile kapatıldı. Vesayet, velayet filan yoktu ama iktidar partisi, 90’ların bütün karanlık dosyaları, JİTEM’ler filan hepsini aklayarak devlette devamlılığın esas olduğunu ama Kürtlerin hukuktaki yerinin tali olduğunu, yani iktidarı ne kadar hak ettiğini kanıtladı.
SON CELSEDEKİ UMUT
Son celseye yine ve hâlâ bir umutla gelen Aysel Öğüt kararı “Hakkımı helal etmiyorum” sözleriyle protesto etti. Babasını, üvey annesini ve en küçüğü daha derguş, yani kucak bebeği olan büyüğü de erginliğe adım atma çağındaki yedi kardeşini yakan katillere karşı yürüttüğü olağanüstü mücadeleyi kaybetmenin ağır, derin acısıyla, “Ben bugün sanki ölü gibiyim” diye başladı sözüne.
“O kadar umutluydum ki… Derdim ki bugün ceza kesilir, ben de bugün mutlu gibi gideceğim. Ama olmadı. Yine ben üzüldüm. Adalet Allah’ın adaleti. O kadar uğraştım, didindim. İnan ki ha bugün depresyon ilacı aldım buraya geldim. Ben hakkımı helal etmiyorum, devletime helal etmiyorum. O kadar uğraşıma rağmen yine O kazandı. Ailemi katleden katili serbest bıraktı. Ben hakkımı helal etmiyorum. Allah’a bırakıyorum. Allah’a havale ediyorum. O hakimi de o devleti de o adamı da. Köyün her yeri askerdi. Köyde sadece asker vardı. Ailemin evinin etrafında asker vardı. Panzer vardı. Çatışma, kabul etmiyorum çatışma yoktu. Bu Bülent yüzbaşının kararıyla köyü yaktılar, ailemi katletti.”
Tane tane söyledi bunları Aysel Hanım, vakarını hiç kaybetmeden. Besbelli, dili zor dönüyor Türkçeye, öğrendiği kadarını da babasının, annesinin, kardeşlerinin hakkını aramak için verdiği mücadelede öğrendi zaten. Ama zaten acının diliyle konuşuyor, çektiği acının keskinliği cümlelerindeki keskinlikte görünüyor.
Peki niçin umutluydu Aysel Öğüt? Herkesin gördüğünü görmediği için mi? Zamanaşımını anlamadığı için mi? Görmese, anlamasa “Yine o kazandı” der miydi? O devleti, o yargıcı ve o katili gayet iyi tanıyor elbette. Fakat Aysel Hanımı son celseye umutlu getiren şey, o zalimlerin gecesinden sonra hiç susmamasını sağlayan şey aslında: Adalet arzusu ve adalet inancı. İlk on yıl hiç kimse onu dinlememiş, dava açan filan olmamıştı ama aynı arzu ve inançla hiç susmamıştı. Şimdi, “Yine O kazandı” derken, o devleti, o yargıcı ve o katili işaret ediyor. “Devletin adalet teşkilatı” işi kapatsa da Aysel Öğüt olanı biteni inandığı Allah’ın adaletine havale ederek mücadele sözünü sürdürüyor.
Evet, Allah’a havale etmek bir yanıyla bir çaresizlik beyanı ama bir yanıyla da mücadeleyi sürdürme gücünün bir göstergesi, böylece kayda geçiriyor bu ağır adaletsizliği Aysel Hanım. Susmadığı için dosya açılabildi, susmadığı için davayı görmek zorunda kaldı “O” devlet, şimdi “zamanaşımı” ile cinayetini, kundakçı katillerini koruyor evet ama Aysel hanım mücadelesini, yani konuşmasını sürdürerek, elbette önce inandığı Allah’a ama elbette aynı zamanda adalete, vicdana, mücadeleye, eşitliğe inananlara sesleniyor. Devletin öldüren ve üstünü örten cinayet çalışmasına karşı adaleti arayan ve adaletsizliği işaret eden hafıza çalışmasını sürdürüyor. Aysel Öğüt’ün sözü, her inançlı kişinin yapabileceği sıradan bir “Allah’a havale etme” değil, Pir Sultan Abdal’ın “Kalsın benim davam divana kalsın” derken ettiği gibi devletin kapattığı davayı toplumsal planda açık tutmaya yöneliyor.
“Muş-Tatvan yolunda devlete inanırsa” kanamanın hiç kesilmeyeceğini iyi biliyor çünkü, ona umut veren şey devletin adaletinin mümkün olması değil, kendi adalet mücadelesiydi zaten her zaman.
https://artigercek.com/amp/makale/vartinis-kundakcilarina-lanet-aysel-ogute-saygi-275780
Çinli bilim insanları Mars yüzeyinin altında çokgenler keşfetti
Zhurong uzay aracı, Adını Çin mitolojisindeki ateş ve savaş tanrısından alıyor
Osmanoğullarının kurduğu genç devlet , Dersîme komşu olduğu zaman , buralar müthiş bir Kızılbaşlığın tesiri altındaydı . Dersîm, on beşinci milat asırında Fatih Sultan Mehmet’e takdim edildi. Fakat Dersîm Osmanlı devletinden bihaber , Osmanlı devletide Dersîme lakayt idi. Yavuz Selim Acem Şahı ile ( Şah İsmail ) Çaldıranda çarpışmağa giderken , bu Kızılbaş dağlarını titretmeden geçmedi .O günden beri ( Çaldıran Savaşı-1514 ) Dersîm bizim ( Osmanlı ) haritamıza dahildir. Fakat 400 yıldır Osmanlı’ya kapısını misilsiz bir inatla içeriden kilitlemiştir .
Naşit Hakkı ( Uluğ ) , Haber Gazetesi , 18 Haziran 1937 ,s. 7.
https://www.instagram.com/p/C0Cg9fjrssSZUpYrPsJMjzd6Wb1obz8jpruoh80/
Bölgesel Risk Büyüyerek Devam ediyor.
İsrail-Filistin-Gazze savaşı, bölgesel çatışmaların yayılma risk oranını, çevre ülkeleri etkileme potansiyeli, daha evelki çalışmalarımızda da belirttiğimiz gibi yüksek bir olasılık. Jeopolitik fay hatları ve reel politik durum, bu tür çatışmaların bölgesel istikrarsızlığa neden olabileceğini gösteriyor. Savaş coğrafyasındaki komşu ülkelerin bu süreçten etkilenmemesi savaşın doğasına ve savaş stratejilerine aykırıdır. Ayrıca bu tür çatışmaların bölgede nüfuz etkinliği olan uluslararası güçler arasında da büyük gerilimlere yol açma potansiyeli vardır. Bu nedenle bölgesel çatışmanın sadece doğrudan taraflarını değil, aynı zamanda komşu ülkeleri ve uluslararası toplumu da etkileyebilecek bir yayılma riski bulunmaktadır. Diplomatik çıkışlar genellikle bu tür durumlarda çıkar ilişkileri üzerinden yürütülmektedir..."Ateşkes" olarak müjdelenen ikiyüzlülüğün, ateşkes sonrası yeni kıyımların ve yeni savaş cephelerinin açılması için bir ön hazırlık olduğu kanaatindeyiz... İsrail'in diplomatik atakları, küresel güç odakları kontrolünde ve küresel savaşın hizmetindedir...Diplomasi, bir yemek sofrasıdır, çok çeşitlendirilmiş menüsüyle.
Erdoğan ATEŞİN
DOĞAN GÖÇMEN’İN FİLİSTİN AÇIKLAMASI
FİLİSTİN PROBLEMİ, FELSEFE VE GELECEĞİN TOPLUMU
Ortadoğu’da tüm taşlar yeniden diziliyor, düzen yeniden oluşuyor. Birbiriyle çatışan büyük politik projeler birbirine karşı devreye sokuluyor. Büyük bölgesel ve küresel politik aktörlerin herkesi herkese karşı kışkırtırken kendilerini masum ve insanlık sevicisi, amaçlarını son derece insancıl ve ahlaki gösterme çabaları herkesin malumudur. Halkların kanları oluk oluk akıtılırken yalanın, manipülasyonun, ikiyüzlülüğün bini bir para. Her ulusal özgürlük sorunu bağlamında olduğu gibi Filistin sorunu bağlamında da sorunu en çok sahipleniyor görünenler de dâhil olmak üzere herkes kendi bencil çıkarının peşinde.
Son günlerde dünya çapında bilinen felsefeciler alışılmışın dışında Filistin sorunu hakkında günlük siyasi çerçevede açıklamalar yapmaya başladı ve bu durum dünya çapında felsefecilerin bu konuda tavrını açıkça belirtmelerini zorunlu kılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Filistin sorununa da ancak gerçek felsefi bir bakış ile kalıcı bir çözüm üretilebilir. Filistin sorunu dünya çapında adı konmamış yeniden bir paylaşım savaşının konusudur ve nihayetinde bir “dinler savaşı” değil, tüm global politik dengeleri ilgilendiren din ve kültür kisvesine büründürülmüş öncelikle bir mülkiyet savaşıdır. Bu savaş kaynağını ne Eski Ahit’ten ne Yeni Ahit’ten ne de başka bir dini veya “kutsal” metinden alabilir ne de meşruiyetini onlara dayandırabilir.
Tarihte tüm savaşlar birer mülkiyet savaşlarıdır, en başta da “kutsal” olarak tanımlanan din savaşları birer yayılmacı mülkiyet, güç ve iktidar savaşlarıdır. Modern dünya bir çıkar dünyasıdır. Dünyaya dair tütsülü, din soslu bakışın gizemini bozan ve dünyaya dair seküler, eş deyişle dünyevi bakışı temellendiren Aydınlanmacı Felsefenin öğrettiği en başta budur.
Dünyada savaşlar Jean-Jacques Rousseau’nun gösterdiği gibi “mülkiyet” denen kurumla başlamıştır ve Immanuel Kant’ın ortaya koyduğu gibi mülkiyet ilişkilerinin savaşlara neden olmayacak bir şekilde yeniden düzenlenmesi ile ancak “ebedi barış”, başka bir deyişle dünyada kalıcı barış sağlanabilir. Dünyada mülkiyet ilişkilerinin savaşı mümkün kılmayacak bir şekilde yeniden düzenlenmesinin perspektifinde, büyük ahlak filozofu ve ekonomi politikçi Adam Smith’in geliştirdiği kavram ile söyleyecek olursak “büyük insanlık toplumu”nun olması gerekmektedir. Aydınlanmacı felsefenin doruk noktasını oluşturan bu bakışta tırnak kadar ırkçılık bulunmamaktadır. Ne postmodernistler ne sözde eleştirel teorisyenler ne de muhafazakâr varoluşçu felsefeciler bu Aydınlanmacı klasik bakışa sahiptir. Bu nedenle bir bütün olarak felsefe adına konuşmaya hakları bulunmamaktadır.
Büyük insanlık toplumunu oluşturan uluslar kendi içlerinde egemenliğin kayıtsız şartsız halka dayandığı cumhuriyetçi sistemleri kurabildikleri oranda giderek savaşlara ve halkların veya ulusların arasındaki karşılıklı tahakküm ilişkilerine de son verilebilecektir. Aydınlanmacı felsefe insanının özünü özgürlük olarak temellendirmiştir ve amacı cinsiyetine, etnik kökenine, statüsüne veya sınıfsal aidiyetine bakmadan perspektifsel olarak yeryüzünde tüm insanların her bakımdan özgürlüğünü gerçekleştirmektir.
Karl Marx ve Friedrich Engels, halklar arasında savaşa neden olan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet ve buna bağlı tabakalaşma problemleri çözülebildiği ve tüm dünya tüm insanlık tarafından ortak bir şekilde sahiplenilebildiği oranda giderek tüm insanlığın iç barışının kalıcı bir şekilde sağlanmasının koşullarının da oluşturulabileceğini göstermiştir.
Filistin savaşında taraf olan, kim olursa olsun, perspektifinde diğeriyle beraber dayanışmacı yeni bir dünya düzeni kurmak ve özgürlükçü yeni insanlık toplumunu oluşturmak yerine diğerini doğuştan düşman ilan eden anlayış ile soruna yaklaşıyor ise, mağdur bile olsa, anlayış bakımından diğerinden farklı değildir ve desteğimizi hak etmemektedir. Mevcut durumda neredeyse bir soykırımı halini alan savaşta Benjamin Netanyahu ve İsrail devleti ne kadar suçlu ise, mağdur görünen Hamas da perspektifsel olarak o kadar ırkçıdır, antisemittir, bu nedenle, mağdur konumunda olsa bile zihniyet bakımından farklı değildir. Bir kurtuluş hareketinin perspektifinde insanın insan olarak kurtuluşu var ise gerçek anlamda kurutuluş hareketi olarak tanımlanmayı hak eder.
Filistin halkı Hamasçı ve benzeri anlayışa sahip örgütlenmelerden kendini kurtarabildiği oranda kalıcı bir kurtuluş ve bir özgürlük perspektifi yakalayabilecektir. İsrail toplumu, barış hareketi açıkça ifade ettiği gibi başta Filistin halkı olmak üzere bölgedeki ve dünyadaki tüm halklarla barış içinde birarada yaşamak istemektedir. Zaman bölgemizde ve dünyada kalıcı barış için halkların, emperyalizmin elinde kukla olmadan, kalıcı ciddi adımlar atma zamanıdır.Doğan Göçmen
https://gazetebilim.com.tr/filistin-problemi-felsefe-ve-gelecegin-toplumu/
“Tüm ideolojilerden, dogmalardan, bizi kısıtlayan her türlü etiketten uzaklaşarak, var olmanın getirdiği keşfetme özgürlüğünü yaşamak istiyorum sadece.”
—Pablo Picasso
https://twitter.com/dusunbildergisi/status/1731586254892933432
“Canavarlarla savaşan kişilerin dikkat etmesi gerekenler, ki kendisi de canavara dönüşmesin. Çünkü uzun süre uçuruma bakarsan uçuruma da sana bakar.” —Friedrich Nietzsche (İyinin ve Kötünün Ötesinde)
https://twitter.com/dusunbildergisi/status/1731591861565866350
İranlı LGBTİ+ aktivisti Sarah serbest bırakıldı https://bianet.org/haber/iranli-lgbti-aktivisti-sarah-serbest-birakildi-288877?utm_source=dlvr.it&utm_medium=mastodon