Sadri Alışık'tan sokak köpekleri için mesaj var: "Bu dersi Üniversite mektebinde bile öğrenemezsin. Sokak köpeklerine selam vermek, adam olmaya çeyrek var demektir." Avare (1964)
HAYVANLARI HAKLAMA YASASI
Rabia Mine
Senelerdir hayvanların lehine güncellenmesi için didindiğimiz "Hayvan Hakları Yasası" nihayet değiştiriliyor; ama başta köpekler olmak üzere, zavallı sokak hayvanlarının durumunu bin beter edecek şekilde...
Yasanın adı artık düz, "Hayvan Yasası"...
Zira, güç bela sürdürebildikleri bir kuru 'yaşam hakları" vardı; o da "Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamaları desteklenmelidir," ibaresinin yasadan çıkarılmasıyla, ellerinden alındı.
Bu bağlamda, yeni yasaya artık rahatlıkla "Hayvanları Haklama Yasası" diyebiliriz.
İktidara geldiğinden beri en temel stratejisi, insanları birbirinin karşısında ötekileştirerek yarattığı kaostan nemalanmak olup; ne insanı ne doğayı ne de hayvanı gram umursamadığını milyonlarca kez kanıtlamış olan AKP hükümeti yine yaptı yapacağını...
En alt kültürü oluşturan ve aslında bir bilinç meselesi olan "vicdan" hasletine sahip bulunmayan cahil kitlesine yaranmak için Kürtlerden, Ermenilerden, Zerduşlardan, Berduşlardan, lgbtiq+'lardan, Gezi'ci srtüklerden ve benzerlerinden sonra, hayvanseverleri hedef aldı...
Ülke bu kez de haftalardır halkın önüne kemik gibi atılan "ötanazi" kelimesiyle kutuplaştırıldı ve bütün özgürlük, güzellik, mutluluk düşmanı yobazlarla kafatasçı homofobiklerin çoğu, "sokak hayvanlarının uyutulmasını istiyoruz" diye böğürenlerin safında yer aldı.
Sokaklarda açlıktan delirecek duruma düşürülmüş olmasalar ya da türlü şiddet eylemleriyle kışkırtılıp durulmasalar, normal şartlarda kimseye saldırmayacak olan köpeklerden bazıları kırk yılda bir insanların zarar görmesine yol açıyor diye milyonlarcasının katledilmesi için böğüren bu insan müsveddelerinin hiçbirini, bir kere bile hayvana karşı işlenen şiddet ve cinayet suçları karşısında "insanlar katldilsin" diye böğürürken görmedik ama ne hikmetse...
Yasalarımızda hayvanlara karşı işlenen vahşet eylemleri "suç" değil "kabahat" sayıldığı ve bu bağlamda ancak sahipli olan hayvanlara karşı işlenen "kanlı kabahatlerde", o da üç kuruş para cezasından başka hiçbir caydırıcı yaptırım bulunmadığı için hayvanlara kesintisiz olarak en hunharcasından şiddet eylemleri uygulanan ülkemizde bir tane hayvan düşmanı caniye bile, değil ötanazi yapmak, tek bir tane ciddî ceza verilmesi düşünülmedi.
Geldiğimiz korkunç noktada ise zevk için hayvana işkence yapan, tecvüz eden, zehirleyen, kesen, arabaların ardında sürükleyen, türlü şekillerde öldüren sayısız caniden hiçbirinin ceza görmesi için böğürmeyen insan kılıklı zebaniler, birkaç tane açlıktan ve zulümden delirmiş köpeğin içgüdüsel saldırısının faturasını, milyonlarcasından çıkarmak istiyorlar.
Bugün aynı zamanda azılı bir lgbtiq+ düşmanı olan o vicdan fukaralarından birinin, yeni Hayvanları Haklama Yasası'nı aklamak için, yapay zekâya "sokak hayvanlarının zararlarını" sorup paylaştığını gördüm.
Ne hikmetse, aynı yapay zekânın "Sokak hayvanlarının faydaları nelerdir?" sorusuna verdiği çarşaf gibi yanıtı paylaşmamıştı. Hatta ve hatta burnuna o yazıyı dayayanlara pişkin pişkin, "Yapay zeķânın her dediğine inanacak değiliz heralde!" diyecek kadar da arsızdı.
Yurdumun, bazıları üniversite mezunu, hatta akademisyen vs bile olsalar, kendi içlerindeki kuburdan çıkamamış alt kültür insanlarının en temel problemi, kendilerinden başka herkesi aptal zannetmeleridir.
Oysaki kendinden başka herkesi aptal zannedenler, kafalarının kuma gömülü olması yüzünden kendileri görmediği için, kimsenin de açıktaki kıçlarını görmediğini sanan devekuşlarına benzerler.
Bu devekuşları bugün de "Ötanazi kelimesi yasadan çıkarıldı işte ne güzel!" diye kandırmaya çalışıyorlar, "aptal zannettikleri" kesimleri...
Sanki biz, TC'nin yasal mevzuatlarındaki aslî uygulamaların daima son derece muğlak yazılıp, karar mercilerine sonsuz bir subjektiflik olanağı tanıyan "istisnalar" üzerinden işletildiğini bilmiyormuşuz gibi...
TC bize, yasa başlığında her türlü hakkı tanır; altta yazan istisnalarla, hepsini peyderpey geri alır.
Tıpkı dün kabul edilen yasa tasarısında, sıralanan "istisnaî" durumların mevcudiyeti halinde veterinerlerin kararıyla uyutma işleminin yapılabileceğine dair madde gibi...
Biz o uyutma kararlarının nasıl alınacağını çok iyi biliriz.
İktidarın sokak hayvanlarıyla ilgili bütün sorumluluklarla maddî manevî yükümlülükleri, çoğu CHP'nin eline geçmiş bulunan belediyelere yıkmaktaki sefil hesaplarını da çok iyi bildiğimiz gibi...
Hele ki insanların "Ola ki mecburen bırakmak zorunda kalırsam, ben nasıl öderim bu parayı!" korkusuyla hayvan sahiplenememeleri için hayvanseverlere 60 bin liralık "bırakma cezası" getirmek, resmen insanlığın bittiği yer!..
Be hey, açıktaki mabadlarından vicdanlarını pırtlatmış devekuşları!.. Hayvanları en korkunç işkencelerle katleden canavarlara, o da sadece katlettikleri hayvan birinin tescilli ya da çipli malı ise birkaç bin tl'den başka en ufak ceza verilmeyen ülkenizde, bir hayvansevere herhangi bir mücbir sebep dolayısıyla hayvanını bırakmak zorunda kalması halinde 60 bin tl ceza verilecek olmasının arkasındaki karanlık emeli görmüyor olamazsınız!
Evet, hiçbir hakiki hayvansever, evladı gözüyle baktığı hayvanını kendi isteği ile bırakmaz! Ne var ki hayat koşulları, hele de bizimki gibi istikrarsız ülkelerde çoğunlukla isteklerimizin aksine seyreder. Bugün, tek bir kedinin bakımı bile, veteriner ücretleri hariç, ayda asgarî bin tl'nin üzerinde... Kimsenin, bugün zor-güç bakabildiği cana, yarın bakabileceğinin garantisi yok. Ayrıca hastalanmak; işiz, aşsız, evsiz kalmak gibi türlü türlü beklenmedik mecburiyet ihtimali var. Hayvanseverler zaten sonu gelmeyen zamlar yüzünden inanılmaz zorlanıyorken, onların yüreklerine bir de böyle bir korku salmak; birçok insanı bu endişe yüzünden hayvan sahiplenmekten alıkoymak, insanlık mıdır?
Hayvanlara işķence yapan aşağılık canavarlara zerresinin hissettirilmediği bu endişeyi ve korkuyu, hayvanseverlere yaşatmak hak mıdır?
Güya "ötanazi" ifadesi metinden çıkarıldı diyerek muhteşem hale getirilmiş gibi yedirmeye çalıştığınız yasada her köpeğe, kapatıldığı barınakta sadece bir ay "sahiplenilmek için bekleme süresi" tanınıyor. Bir ay içinde sahiplenilmeyen ķöpeğin, yenilerine yer açmak için "uyutulacağından" bahsediliyor.
Artık orta sınıfın bile fukara olduğu bu konjonktürde, ezkaza bırakmak zorunda kalması, hatta kaybetmesi veya kaçırması halinde 60 bin tl ceza ödeyeceğini bilen kaç kişi, gidip barınaktan hayvan sahiplenmeye cesaret edebilir?
Eski yasada yer alan "Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları altında yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamaları desteklenmelidir!" seklindeki temel ilkenin çıkarıldığı yeni Nazi yasasıyla, sokak hayvanlarının bütün hayat damarları kesildi lan, kesildi!..
Direkt bir toplu ötanaziyle değilse bile, dolaylı olarak zamana yayılmış idam fermanları yazıldı...
Senelerdir, hayvana karşı işlenen vahşet eylemleri "kabahat" olmaktan çıkarılarak "suç" kapsamına alınıp, suçlulara toplumda caydırıcı olacak ağır cezalar verilsin diye kendimizi yırtarken, hayvanseverlere ve kendi partilerinin haricindekilere hiçbir doğru düzgün ödenek vermedikleri belediyelere korkunç cezalar getirdiler.
Siz hâlâ bu tür tezgâhların yüzde doksanının iktidar yandaşları tarafından organize edildiğini bile bile, "Ama mama lobisi, bağış toplayan hayvan dernekleriyle para kırışıyor!" diye bik bik ederek, hayvanlar için kendini parçalayan değerli insanlara ve kurumlara leke sürmeye çalışacak kadar alçalın.
"Hayvan canı, insan canının yanında çöptür!" diye böğürerek, insanlıktan çıkın!
Bir de çoğunuz, iki lafınızın biri, "Yaratılanı severiz, yaradandan ötürü!" demiyor musunuz; üzerinize kusmk istiyorum!
Buradaki temel mesele, "sokak hayvanları ya da yasa tasarısı değil; adalet ve yaşam hakkı!"
Kendi ırkından, inancından ve hatta türünden olmayan her canlının yaşam hakkını çalan zebanilerin cehenneme çevirdiği bu ülke, insan gibi insan olanı delirtir!
Delirmeyen, insan değildir!
Kesin bilgi, yayabilirsiniz.
Rabia Mine
Türkiye tarihinde sokak hayvanlarıyla ilgili problemler ilk defa yaşanmıyor. Tarihler 24 Temmuz 1987'i gösterdiğinde Bursa'da 1747 kedi ve köpek fırınlarda diri diri - öldürülmeden önce uyuşturuldukları iddia edilerek- yakılmıştı. Bu haberi duyan Bilge Karasu "Ne Kitapsız Ne Kedisiz" isimli kitabında bu olayı derinlemesine ele alarak ölümünden sonra bile düşünsel anlamda bize ışık tutmaya devam ediyor. Gelin, Bilge Karasu ile birlikte hayvan yasası karşıtı argümanları ele alalım...
https://www.instagram.com/p/C9xxgMhuOxC/
Mülteci hikayeleri (4): Kamptan kampa süren eziyet
Bir umut çıkılan yollarda kampların gerçek yüzünü yollara düşenler anlatıyor: ‘Kampta gece yarısı genç bir kadının çığlık sesiyle yatağımdan fırladım. Genç kadın Kürtçe beddualar ediyordu. Tecavüzden kurtulmuştu. Muhammed adlı genç çocuk intihar etti. Yarın ne getirecek bize? Bekliyoruz’
Rohat Emekçi
https://yeniyasamgazetesi6.com/multeci-hikayeleri-4-kamptan-kampa-suren-eziyet/
Mülteci Hikayeleri (3): Avrupa’nın köleleriyiz
‘Her gün ve her şey için 7 saat boyunca sıraya girmemiz gerekiyordu. Kamptaki çocukların oyun alanı hiç yoktu. En büyük eğlenceleri yılanlar, böcekler, akrepler ve sıçanlardı. Şunu da belirteyim sosyal ev, işsizlik parası vs vermesi Avrupa’yı iyi yapmıyor, aksine ucuz köleyiz onlar için’
Rohat Emekçi
https://yeniyasamgazetesi6.com/multeci-hikayeleri-3-avrupanin-koleleriyiz/
Mülteci yolları (2): Batının demokrasisi kendine
Mülteci hikayelerinin ikincisinde bir gazetecinin yaşadıklarını okuyacaksınız: Avrupa’ya göç etmek isteyenlerin neyle karşı karşıya kalacaklarını bilmesi umuduyla aktarmak istedim
Rohat Emekçi
https://yeniyasamgazetesi6.com/multeci-yollari-2-batinin-demokrasisi-kendine/
Picasso'nun Anlatılmayan Karanlık Hikayesi
https://youtu.be/3_h6u0Qeoso?si=UWl8eRAxmAZfEGll
Mülteci yolları (1): Taciz, işkence, fidye
Bir Kürt kadın mültecilik yolculuğunu gazetemize anlattı: Afgan çeteler önümüzü kesti, hepsi keleşliydi O çığlıkları hala duyar gibiyim Beş Kürt erkek vardı, hepsini öyle kötü dövdüler ki sopalar kırılıyordu vücutlarında Rohat Emekçi
https://yeniyasamgazetesi6.com/multeci-yollari-1-taciz-iskence-fidye/
Bir katliamın anatomisi: 1930 Zilan
Sürgünden dönen bir kısım Zilanlı, Demokrat Parti iktidarı ile Ağrı mebusu Halis Öztürk aracılığı ile Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a müracaat etti. Böylece “tek parti icraatı” olarak görülen Zilan’daki “memnu mıntıka” kararı, 1 Temmuz 1950’de 5098 sayılı kanun ile kaldırıldı.
https://bianet.org/yazi/bir-katliamin-anatomisi-1930-zilan-297649#google_vignette
Mazlum Kobani: Türkiye dahil tüm güçlerle diyaloğa hazırız,
https://nupel.tv/mazlum-kobani-turkiye-dahil-tum-guclerle-diyaloga-haziriz/
Bahçeli, ‘suç makinaları’yla kime ne mesaj verdi?
https://kisadalga.net/yazar/bahceli-suc-makinalariyla-kime-ne-mesaj-verdi_105795
Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen ?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes kendini düşünüyor. Kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor.
Dostoyevski