Show newer

Samanyolu Galaksisi'nde "Tanrı'nın Eli": Gizem derinleşiyor

Yaklaşık 1700 yaşındaki "MSH 15-52" adlı bulutsu yeniden gözlemlendi.

ntv.com.tr/teknoloji/samanyolu

Uzayda yeni dönem: Tüm zamanların en parlak sinyali keşfedildi

Şimdiye kadar gözlemlenen en parlak radyo sinyali bilim dünyasını şaşırttı.

ntv.com.tr/teknoloji/uzayda-ye

DEMOKRASİ BİR ALDATMACADIR

KAPİTAL'İN DİKTATÖRLÜĞÜ ALTINDA YAŞIYORUZ

“Anarşi uzak bir düş değil, günlük bir zorunluluktur. Özgür yaşamak, otoritenin dayatıldığı her yerde onu reddetmektir: fabrikada, kışlada, okulda ve hatta kendi kalplerimizde. Birileri emrederken diğerleri boyun eğdiği sürece, özgürlük hep sakatlanmış kalacaktır."

Pierre LE MEILLOUR

Kapitalizmin başkentinde sosyalizm rüzgârı: Zohran Mamdani

Zohran Mamdani Kasım 2025’te yapılacak olan seçimlerde kazanması durumunda New York’un ilk Müslüman sosyalist belediye başkanı olacak.

bianet.org/yazi/kapitalizmin-b

"Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz demektir."

— Lao TZu

"Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz demektir."

— Lao TZu

Anarşizm benim için yalnızca politik bir duruş değil; aynı zamanda düşünsel bir özgürlüktür. Sahte otoritelerle mücadele ederken, sahte doğaüstü iddialarla da savaşmalıyız. Çünkü dogma, ister kiliseden gelsin ister sahneden, her zaman aklın düşmanıdır.

Robert François (Mystag)

"Anarşizm bana sadece bir sİyaset değil, yaşamin kendisi gibi geldi: sade, özgür ve insanın onuruna yaraşır.

Jesús GUILLEN BERTOLIN

"Ben efendilerí kabul etmedim. ne evde ne de dışarıda. Devletín bením adıma karar vermesiní. Kilise'nin bana nasıl yaşamam gerektiğini söylemesini kabul etmedím. Anarşist oldum çünkü anarşi onur, özgürlük ve adalet demektir. Benim gibi yoksulluğu ve savaşı yaşamış kadınlar, ne faşizmi ne de üníforma giymis yení efendileri daha Fazla kabul edebilirdi. Anarsi, hayatıma nefes veren tek kelimeydi."

Maria 0CCHIPINTI

“Üç istek sizi başkalarının kölesi yapar; sevilme isteği, beğenilme isteği, takdir edilme isteği.”

—Osho

NASA teleskobu şüpheleri artırdı: En uzak yıldız, aslında yıldız olmayabilir | Independent Türkçe
indyturk.com/node/763558

İç sesi deşifre eden beyin çipi üretildi | Independent Türkçe
indyturk.com/node/763523

Ortaçağ İngilteresi mezarlarında Batı Afrika soyuna rastlayan arkeologlar şoke oldu | Independent Türkçe
indyturk.com/node/763277

Dinozorların kuşlara evrimine ışık tutan yeni bir tür keşfedildi | Independent Türkçe
indyturk.com/node/763237

Etiyopya'da bulunan dişler yeni insan türünü ortaya çıkardı | Independent Türkçe
indyturk.com/node/763318

500 yıllık İnka saç teli tarihi varsayımları nasıl değiştirdi? | Independent Türkçe
indyturk.com/node/763354

Çığır açıcı araştırma: Balinalar ve yunuslar birbirleriyle sürekli oyun oynuyor | Independent Türkçe
indyturk.com/node/763391

Kemalizm, 30 Ağustos ve milliyetçi sol

Atilla Dirim

Kemalist propagandaya göre “Milli Mücadele” en başından beri mağdur ve mazlum Türk milleti tarafından emperyalizme karşı verilmişti. Başta Mustafa Kemal olmak üzere bu mücadelenin liderleri “Batılı” ve “aydın” insanlardı, “karanlığa” ve “İslamcı gericiliğe” karşı ayağa kalkmış, daha ilk andan itibaren “aydınlık” bir cumhuriyetin kurulmasını hedeflemişlerdi. Yaptıkları her şey iyi, doğru ve güzeldi; bunların sorgulanması teklif dahi edilemezdi. 30 Ağustos da kurtuluşun son mühürlerinden biriydi. Bu kuruluş mitosu, bugün hem Kemalistler hem de kendisini sosyalist solda gören bazı çevreler arasında yaygın olarak kabul görüyor.

Kemalizm nedir?

Kemalizm, cumhuriyetin kurucu ideolojisine verilen isim. Cumhuriyeti kuranlar, aslında neredeyse tümüyle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) kadrolarıydı. İTC, 1908’de tarihe “II. Meşrutiyet’in ilanı” olarak geçen, gerçekte kapitalist üretim ilişkilerinin egemenliğinin önündeki son feodal engel olan Saray’ı alaşağı eden burjuva devrimini gerçekleştiren örgütlerden biriydi. Sivil ve askeri bürokrasi ile Müslüman ticaret burjuvazisini temsil eden İTC, devrimden birkaç yıl sonra Saray’ı devirmekte işbirliği yaptığı Ermeni ve Rum örgütlerine ihanet etti, ordudaki gücünü kullanarak darbeyle iktidarı ele geçirdi, İkinci Meşrutiyet’in demokratik kazanımlarının neredeyse tümünü rafa kaldıran bir tek parti diktatörlüğü kurdu ve Türk/Müslüman/Sünni bir ulus devlet kurmak için harekete geçti. Bu hedefin önünde engel olarak gördüğü Ermeni ve Rum halklarını Birinci Dünya Savaşı’nın en kızgın günlerinde soykırımlarla ortadan kaldırmaktan çekinmedi.

Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı ve müttefiklerinin yenilgisiyle sonuçlanması üzerine, İTC liderleri başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelere kaçtı. Osmanlı topraklarında kalan İTC üyeleri ise Mustafa Kemal etrafında birleşerek ve Avrupa’da ortaya çıkan devrimci durumun yarattığı konjonktürden faydalanarak ulus-devlet projesini tamamladı ve cumhuriyeti kurdu. Buna göre Kemalizm, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin takipçisi, Osmanlı topraklarındaki Hıristiyan halkların katlinden ve servetlerinin Müslümanlara transferinden sorumlu, Kürtler başta olmak üzere halkların varlığını inkâr eden, Batı kapitalizmiyle bütünleşmeyi öngördüğü için tepeden inme reformlarla toplum mühendisliği yapan, mevcut dindarlığı “modern” burjuva devleti için tehlike olarak görerek dini kendi kontrol ve tekeline alan, askeri-sivil bürokrasiyi egemen sınıfın bir parçası olarak siyasetin merkezine koyan, işçi sınıfını akla gelebilecek her şekilde ezen bir burjuva ideolojisi. İktidara gelen partilerin niteliğine göre bazı özelliklerini öne çıkartıp bazılarını arka plana atarak, varlığını 100 yıldır sürdürüyor.

Bir kısım “sol” neden 30 Ağustos kutluyor?

Cumhuriyetin kuruluş döneminde Kemalistler kendilerini hiçbir zaman siyasi yelpazenin solunda görmedi, aksine filizlenmekte olan işçi hareketlerini, kadın hareketini, her türlü toplumsal muhalefeti şiddetle bastırmaktan bir an bile çekinmedi. Kendilerini komünist olarak tanımlayan birçok kişiyi ağır hapis ve sürgün cezalarına çarptırdı.

Peki, nasıl oluyor da bugün kendilerini siyasi yelpazenin solunda gören birçok örgüt, dernek, parti, Kemalizmin önemli günlerini kutlama derdinde? Özellikle 19 Mayıs ve 30 Ağustos gibi günler, neden bu kadar iştahla sahipleniliyor?

Bunun en önemli sebebi, ideolojilerinin merkezine antikapitalizmi değil de antiemperyalizmi koyan, yani, kendi egemen sınıfının safında yer tutan milliyetçi solcuların, Kemalizmin de antiemperyalist bir savaş verdiğini ve bu savaştan küresel emperyalizme büyük bir darbe indirerek çıktığına inanmış olmaları. Öyle ya, kurucu mitosa göre Kemalizmin zaferi tüm mazlum milletler için ilham kaynağı olmuş, dünyanın her yerindeki ulusal kurtuluş hareketleri kendilerine “Milli Mücadele”yi örnek almıştı!

Oysa “Kurtuluş Savaşı” olarak da adlandırılan bu dönemde “yedi düvel” olarak adlandırılan büyük emperyalist devletlerle yaşanan tek bir çatışma bile yok gibidir. Olanların önemli bir kısmı resmi tarihte “iç isyanlar” olarak anlatılan, gerçekte İttihat ve Terakki’nin ardılları arasında yaşanan bir tür iç savaş halinin bir parçasıdır. Bunların arasından liderliğini Mustafa Kemal’in yaptığı Kuvayi Milliye grubu üstün gelmiş; sonradan Kemalistler olarak adlandırılacak olan bu grup bir yandan rakiplerini ortadan kaldırırken, öte yandan Pontos bölgesinde etnik temizlik yapmış, Birinci Dünya Savaşı’nda katledilen ve kovulan Ermeni ve Rumlardan hayatta kalabilenlerin geri dönme ihtimaline karşı askeri ve siyasi tedbirler almıştı. Bütün bunları yaparken emperyalist güçlerle çeşitli anlaşmalar imzalayarak uzlaşı zemini yakalamış, 30 Ağustos’ta da geri çekilen Yunan ordusunu kovalama bahanesiyle Ege’nin yerli Rumlarını denize dökmüştü. Kısacası, “Milli Mücadele” antiemperyalist olmaktan ziyade emperyalizmle anlaşmaya varılarak ulus-devletin kurulma hedefinin bir aşamasıydı.

Dünyayı sınıflar savaşı üzerinden değil de “medeniyetler çatışması” üzerinden okuyan “solcular” ise Batı kapitalizmine kendisini ispat etmek için yaptığı tepeden inme bazı reformlara dayanarak Kemalizme ilericilik atfediyor, Kemalizmin ırkçı, milliyetçi, tekçi, sağcı politikalarına karşı çıkmayı çağdışılık, yobazlık, gericilik olarak yaftalıyor. Başı açık olmayı “ilericilik”, başı kapalı olmayı ise “gericilik” olarak damgalarken, başını kapatmayı tercih eden milyonlarca kadına karşı nefret suçu işlediklerini ve bu yöntemle yeni bir dünya kurmayı bir yana bırakalım, bu dünyanın yanına bile yaklaşamayacaklarını, hatta, tam aksi tarafında durduklarını belirtmek lazım.

Sosyalistler ne yapmalı?

“Milli Mücadele” dönemi ve Kemalist kuruluş miti, ta çok küçük yaşlardan itibaren gerek aile içinde gerekse her kademe okulda çocukların kafasına kazındığı için hâlâ toplum üzerinde güçlü bir etkiye sahip. Bütün yabancı devletlerin gece gündüz demeden Türkiye’yi yok etmeye çalıştıklarına inanan, bu yüzden de hükümetlerin zenofobik söylemlerin ardına saklanarak uyguladıkları baskı/sömürü politikalarına onay verenlerin sayısı çok fazla. Neredeyse her türden hak arama mücadelesi, Kürtler, LGBTİ+’lar, feministler, dış mihrakların ve hatta emperyalizmin maşası olmakla yaftalanıp şeytanlaştırılıyor, o eski korku daima canlı tutulup tek kurtuluş yolunun “Atatürkçülük” adı altında ırkçı, milliyetçi, işçi düşmanı, kadın ve LGBTİ+ düşmanı, zenofobik politikalara biat etmek olduğu dayatılıyor.

Marksistlerin bu konuda yapması gereken egemen sınıfla bir olup bu politikalara biat etmek değil, aksine “Milli Mücadele” ve Kemalist kurucu mitolojisiyle ilgili yalanları her zaman teşhir etmek, işçi sınıfını kıskıvrak bağlayarak devrime ve sosyalizme doğru yürümesini engelleyen ırkçı, milliyetçi, fobik zincirin halkalarını gevşetmeye çalışmak olmalıdır. Bu 30 Ağustos da bunun için iyi bir başlangıç olabilir.

Atilla Dirim

marksist.org/kemalizm-30-agust

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.