Erdoğan ile Özel’in Mutlak Butlan Tezgahı Üzerine - II
Bir kez CHP’nin içeriden dönüştürülmesi Erdoğan açısından stratejik bir ihtiyaç haline gelince, bundan sonraki gelişmeler büyük ölçüde bu ihtiyacın mantığı içinde şekillenmeye başladı. Çünkü siyaset çoğu zaman kişilerin tercihleriyle değil, stratejik ihtiyaçların yarattığı zorunluluklarla ilerler.
http://demokratikbirlik.org/erdogan-ile-ozelin-mutlak-butlan-tezgahi-uzerine-ii
Yavaş yavaş ölürler
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavas yavaş ölürler okumayanlar müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
Izzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım istemeyenler.
Yavas yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genisletmeyen ve değistirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavas yavas ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavas yavas ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarıni gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamıs olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda
Yavaş yavaş ölürler
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavas yavaş ölürler okumayanlar müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
Izzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım istemeyenler.
Yavas yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genisletmeyen ve değistirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavas yavas ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavas yavas ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarıni gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamıs olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda
Yalnızca futbolda değil, her alanda yıkım…
Elias Nin
Türk milli takımının dünya kupasında yaşadığı yıkımı sadece bir futbol başarısızlığı olarak değerlendirilemez zira Türklüğün futbol ile kurduğu bağ buna uygun değildir. Türklük açısından her şey gibi futbol da Türklüğün gücünün sınandığı bir alandır.
Bunun temel nedeni, Türklüğün bir sosyalite, etnisite değil, bir ideoloji olmasıdır.
Türk-İslam esasına göre inşa edilmiş Türklük ideolojisi, esasen faşizmin İslam ile harmanlamış halidir. İslam’ın tarih sahnesine çıktığı çağda henüz faşizm olgusu bilinmiyordu zira faşizm kapitalist çağın bir enstrümanı olarak doğmuştur. Lakin İslam bir Orta Çağ ideolojisi olsa da 20. Yüzyılda ortaya çıkmış olan faşizmin birçok dayanağına sahipti.
Mesela İslam bir Arap kültürü olarak doğmuştur ama onun özüne en uygun sosyal taban Türklüktür. Zira ikisinin de kodları faşizme ziyadesiyle uygundur.
“Türk-İslam Sentezi” olarak bilinen Türkçülük (Türk tipi faşizm) tam da bu iki özne üzerine inşa edilmiştir.
Faşist Mussolini İtalya’sında, Nazi Almanya’sında, Faşist Franco İspanya’sında, Salazar Portekiz’inde futbol ya da sporun herhangi bir alanıyla kurulan bağ ile Türklüğün futbol veyahut da sporunun herhangi bir alanıyla kurduğu bağ birebir aynıdır. Spor, gücün ve “üstün ırkın” test edildiği alandır.
Mesela 1936 Berlin Olimpiyatları, Hitler Almanya’sı açısından “Alman ırkının üstünlüğü”nün test edildiği bir alan olmuş, siyahi atlet Jesse Owens’ın yarışı kazınması, Hitler’in stadyumu terk etmesine neden olmuştu.
Hâsılıkelâm; Türk milli takımının dünya kupasında yaşadığı yıkımı buradan bakarak okumak lazım. Türklüğün her alanda yenilgisini, yıkımını istemek, Türklük ideolojisiyle suç ve çıkar ortaklığı olmayan herkes için hayati bir öneme sahiptir.
Tıpkı kapitalizmin yıkımını istemeden iyi bir insan olunamayacağı gibi, Türklüğün ve İslam’ın yıkımından yana olunmadan da “iyi insan” olunamaz.
"Anarşizmin bireysel özgürlük ve özerklik vurgusu, hiyerarşik ('bürokratik') örgütlenme karşısındaki bildik şüpheciliği, sert belagate her zaman meyyal olması özellikle sağcn rejimlerin yoğun baskı uyguladiğı siyasal koşullar altında cazibesini ziyadesiyle artırmıştır. Kendi kendini üreten düzinelerce otonom 'groupuscule'ün (küçük gruplar, fraksiyonlar) izini. sürüp, içlerine girip yok etmekle uğraşmaktansa sendikaları ve siyasal partileri ezmek bu türden rejimler için çok daha zahmetsizdir."
Benedict Anderson