BUGÜN BAŞBAĞLAR.
Kadir Dağhan
Bugün 5 Temmuz.
Günlerden eski adı Baratsor olan Başbağlar.
33 yıldır karanlıkta kalan ama bitmeyen acı.
Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı şirin bir köy.
Yobaz, kanlı ellerin Sivas-Madımakta yaktığı, tüm ülkenin kavrulduğu ateşin külleri soğumamışken çok değil üç gün sonra ülke yeni bir katliamla uyandı.
Resmi açıklama veya kayıtlara gör 100 civarında silahlı kişi akşam saatlerine doğru köyü bastı, köyü ateşe verdi, 33 cana kıydı.
Sonrasında da hiçbir iz bırakmadan dağlık ve engebeli coğrafyada buhar olup kayboldular sanki.
Oysa 25 km. ötede karakol vardı.
Kuş bile uçsa görülür, tespit edilirdi.
Yüzlerce mermi kovanı, ayak izleri konuşmalar ne kadar dikkate alındı, değerlendirildi hala belli değil.
Katiller kimdi, nereden, nasıl geldiler, nasıl kayboldular bilinemedi.
Birçok benzeri gibi faili meçhul etiketiyle kaldı.
33 yıldır hala aydınlatılmadı veya aydınlatılamadı, aydınlatılmak istenmedi.
Geriye asla dinmeyecek büyük acılar, hamasetler, şu yaptı, bu yaptı, dualar, rahmet okumalar, suskunluklar dışında bir şey kalmadı.
Canlara, masumlara, savunmasızlara kıyanlara, göz yumanlara, savunanlara tek değil, tüm dillerden LANET OLSUN.
Not:
Örgüt, parti, şahıs ismi zikretmek konu dışıdır.
BUGÜN BAŞBAĞLAR.
Kadir Dağhan
Bugün 5 Temmuz.
Günlerden eski adı Baratsor olan Başbağlar.
33 yıldır karanlıkta kalan ama bitmeyen acı.
Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı şirin bir köy.
Yobaz, kanlı ellerin Sivas-Madımakta yaktığı, tüm ülkenin kavrulduğu ateşin külleri soğumamışken çok değil üç gün sonra ülke yeni bir katliamla uyandı.
Resmi açıklama veya kayıtlara gör 100 civarında silahlı kişi akşam saatlerine doğru köyü bastı, köyü ateşe verdi, 33 cana kıydı.
Sonrasında da hiçbir iz bırakmadan dağlık ve engebeli coğrafyada buhar olup kayboldular sanki.
Oysa 25 km. ötede karakol vardı.
Kuş bile uçsa görülür, tespit edilirdi.
Yüzlerce mermi kovanı, ayak izleri konuşmalar ne kadar dikkate alındı, değerlendirildi hala belli değil.
Katiller kimdi, nereden, nasıl geldiler, nasıl kayboldular bilinemedi.
Birçok benzeri gibi faili meçhul etiketiyle kaldı.
33 yıldır hala aydınlatılmadı veya aydınlatılamadı, aydınlatılmak istenmedi.
Geriye asla dinmeyecek büyük acılar, hamasetler, şu yaptı, bu yaptı, dualar, rahmet okumalar, suskunluklar dışında bir şey kalmadı.
Canlara, masumlara, savunmasızlara kıyanlara, göz yumanlara, savunanlara tek değil, tüm dillerden LANET OLSUN.
Not:
Örgüt, parti, şahıs ismi zikretmek konu dışıdır.
Komedyen Deniz Göktaş Hadisesi Vesilesiyle…
Elias Nin
Öncelikle belirtmek isterim: Söylediği sözden, yaptığı mizahtan dolayı Deniz Göktaş’ın tutuklanması kabul edilemez. Konumuz bu olmadığından bunu geçiyorum.
Mizah, belki de icrası en zor işlerden biridir, adete bıçak sırtında yürümektir. Yapanın bir anda vezir de rezil de eder.
İyi bir şey yapıldığı düşünülürken, bir an da kötülüğe yol açabilir
Son yüzyılın en büyük mizah ve komedi ustalarından biri olan Chaplin bunun en iyi örneğidir.
Charli Caplin’in “Büyük Diktatör filmini izleyenler bilirler; Chaplin, aklınca Hitler ile dalga geçer, onu mizahın malzemesi yapar ama farkında olmadan şunu da yapmış olur: Hitler adını duyunca tüyleri diken diken olan insanlar, bu filmi izledikten sonra bu figüre gülmeye başlamıştırlar.
Chaplin, istemeden de olsa kurbanın katiline duyduğu öfkeyi buharlaştırmış, yaşananlardan edinmiş olduğu politik hafızayı deforme etmiştir.
Evet, Deniz Göktaş tutuklandı ve gündem olmaya devam ediyor, takipçileri on milyonlara ulaştı.
Şahsen kendisini hiç izlememiştim, bu kadar gündem olunca YouTube’den “Ölü Deniz” adını verdiği gösterisini izledim. Tahmin ettiğim gibiydi, yanılmamıştım: Tam bir lümpenlik belgeseli.
Ne gariptir ki bir tek mizah söz konusu olduğunda taciz, ırkçılık, şiddet, hayvan düşmanlığı bir anda üzerine gülünebilen bir nesneye dönüşebiliyor. Özellikle stand-up söz konusu olduğunda bu durum daha fütursuz bir hal alabiliyor.
Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” gösterisinde bu sınırları ziyadesiyle zorluyor. Örneğin bir yerde dalgıçlar arasındaki bir muhabbetten söz ederken şunları aktarıyor:
“Karette Karettelerin hepsi kıyıya vurmuş, denizin altı Suriyeli dolu diye… Vurduysa vurdu, gebersinler bana ne, ırkçı tosbağalar.” (Gülüşmeler)
Bu tasvir bana Almanya’daki Nazilerin sosyal medyada yaptıkları bir espriyi anımsattı.
Naziler sosyal medyadaki takipçilerine şu soruyu soruyorlar: “Akdeniz altında en çok ne var?”
Sonra cevap geliyor: “Ölü mülteci…”
Tabii ki Deniz Göktaş mülteci düşmanlığı yapmıyor ama mülteci düşmanlığını eleştirirken (eleştiriyor mu emin olamadım) bu derece trajik bir hadiseyi gülmecenin malzemesi yapıyor.
Utanç, bir anda üzerine gülünen bir mizansene dönüşüyor.
Bir başka yerde şunları söylüyor: “Bir ara ne çok canlı bomba vardı değil mi, hepsi öldü? (Gülüşmeler)
Canlı bomba hadisesi, korku, ölüm ve travmatik acı anlamına gelmektedir. En son örneği 20 Temmuz 2015 Suruç ve 10 Ekim 2015 Ankara Garı katliamlarıdır.
Buradan bir gülmece üretmek ahlaki bozukluktur.
Birçok yerde cümlelerini “Sıçtık, sikerler” (Gülüşmeler) diye bitiriyor.
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” adlı gösterisinde Erdoğan’a hakaret olmadığı gibi halkın dini duygularını aşağılaması da söz konusu değil. Kendince bir durum tespiti yapmış, isabetli tespitler. Neden tutuklandığı tam bir muammadır, muhtemelen tutuklayan hâkim de bunu izah edemez.
Ne var ki kamuoyu da bu maddi dayanaktan yoksun tutuklama mizansenin yanında ya da karşısında olmak üzere her zamanki gibi ikiye ayrıldı.
Oysa asıl konuşulması gereken Deniz Göktaş’ın tutuklanma nedeninden çok, onun yaptığı stand-up işinin hayatı, acıyı, ırkçılığı, cinsiyetçiliği, yoksulluğu, küfrü, öfkeyi niteliksizleştirmesi politik olanı lümpenleştirmesi idi.
https://www.instagram.com/p/DaYjjWoRL67/?igsh=MXhyNjc2aGxhbno3bA%3D%3D
Dünya Dışı Mega Yapıları Bulmak için En İyi Yer Ay Tozu Olabilir mi?
https://evrimagaci.org/dunya-disi-mega-yapilari-bulmak-icin-en-iyi-yer-ay-tozu-olabilir-mi-23232
Astrobiyolog 3 gerekçeyi anlattı: Uzaylılar neden Dünya'yı ziyaret etmiyor?
Astrobiyolog Carol Oliver'a göre evrende başka yaşam biçimlerinin var olması mümkün olsa da, onların Dünya'yı ziyaret ediyor olması çok daha farklı bir iddia. Oliver, The Conversation'da yazdığı yazıda, bunun neden pek olası görünmediğini açıklayan 3 temel bilimsel gerekçe sundu.
Gençliğimin en erken dönemlerinden itibaren Devrim hayatımın en büyük umudu ve bizzat amacı oldu. Benim için bu, dünyayı vahşetten, adaletsizlikten ve kötülükten kurtaracak, kardeşliğe dayalı ve barış, özgürlük ve uyum içinde yaşayacak yeni bir insanlığa giden yolu açacak olan Mesih'in gelişini ifade ediyordu.
ALEXANDER BERKMAN
33 aydın, 2 otel görevlisi ve otel dışında toplanan saldırganlardan 2 kişinin öldüğü katliam sırasında müdahale etmekte geciken, olayları besleyen, mazur gösteren dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, başbakanı Tansu Çiller, başbakan yardımcısı Erdal İnönü, genelkurmay başkanı Doğan Güreş, içişleri bakanı Mehmet Gazioğlu, Sivas emniyet müdürü Doğukan Öner, Sivas valisi Ahmet Karabilgin ve Sivas belediye başkanı Temel Karamollaoğlu hiçbir zaman yargı önüne çıkarılamadı.
Bu konuda ayrıntılı bilgi:
https://bianet.org/haber/ciller-demirel-inonu-gazioglu-sivas-katliaminin-hesabini-vermedi-115584
ALEVLER BİLE UTANDI AMA.
Kadir Dağhan
Bugün 2 Temmuz.
Tüm ilahlar, inançlar, sistemler, ideolojiler yerin dibine battı bir kez daha.
Çığlık çığlığa susuyorum.
Utançların, katliamların, vahşetlerin bitmediği coğrafyada ne konuşmak yetiyor ne yazmak, ne isyan etmek.
Zira kim bilir, kaç bin kez:
-Unutmayacağız, unutturmayacağız.
-Hesabını soracağız.
Diyerek bağırdık, isyan ettik, yazdık, çizdik.
Ağladık, yürüdük, yas tuttuk.
Ama olmadı.
Yapamadık, baş edemedik, engel olamadık.
Zilanlar, 6-7 Eylüller, 16 Martlar, Maraş'lar, Çorum'lar, darbeler, işkenceler, Roboskiler, Suruçlar, Geziler, Güvenparklar, 10 Ekimler...
İlk katliamın, yasağın, barbarlığın hesabı sorulamadı.
Sorulsaydı, sorulabilseydi belki de katliamlar böylesine birbirini izlemezdi.
Bugün 2 Temmuz.
İnsanlık yandı, sanat yandı, edebiyat yandı, bilim yandı, insan hakları yandı.
Ateş sadece düştüğü yeri değil, her yeri, her şeyi yaktı.
Alevler bile utandı ama yakanlar utanmadı.
Hiçbir zaman utanmadılar ki.
İnsan değillerdi, vicdanları, onurları yoktu çünkü.
Hangi ülkenin kimliğini taşıyor, inancın mensuplarıydı?
O güzel insanları barbarca katlederlerken hangi cenneti hayal ediyorlardı, hangi tanrının hidayetine erdiler acaba?
Bugün 2 Temmuz.
Sözüm yok, yazım yok, gücüm yok.
Susuyorum çığlık çığlığa.
Masumlara, mazlumlara, savunmasızlara, doğaya, insana, yaşama kıyanlara tek değil, tüm dillerden LANET OLSUN.
MADIMAK KATLİAMI KURBANLARINI SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ
Doğan Özgüden
Bundan 33 yıl önce, DYP-SHP-CHP koalisyonu iktidarda iken, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli radikal İslamcı bir grup tarafından yakılmış ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanı yanarak ya da dumandan boğularak can vermişti.
Vikipedi'de verilen bilgilere göre:
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında pek çok sanatçı ve fikir insanı, dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak Sivas'a gelmişti.
İslamcıların Kültür Merkezi içindeki ilk taşlı-sopalı saldırısından sonra binlerce kişiden oluşan bir grup önce Hükûmet Konağını taşlamaya ve slogan atmaya başlamış, ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak "Kahrolsun laiklik!", "Müslüman Türkiye!", "Yaşasın Şeriat!" sloganları atmıştı. Ardından da Madımak Oteli önündeki araçlar ateşe verilmiş ve otel taşlanmaya başlamıştı.
Saldırganların Madımak Oteli'ni henüz yakmadıkları saatlerde Aziz Nesin, Ankara'daki Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'yü arayıp "Bizi kurtarın" demiş. İnönü buna, "Hiç merak etmeyin. Gerekli tedbiri aldık" cevabını vermişti. Fakat gerekli müdahale yapılmadığı için Madımak Oteli tamamen yakılmıştı.
Yangın sırasında saldırganlardan bazılarının, "Allah'ım bu senin ateşin! İçeriye gönder!", "Cehennem ateşi işte!", "Şeytan Aziz!" diye bağırdıkları duyulmuştu.
Yangında, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak can vermişti.
Aziz Nesin'in de aralarında bulunduğu 51 kişi ise olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtulmuştu.
İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip itfaiye aracı etrafında toplanan saldırgan kalabalığa doğru itilmiş, başından yaralanan ünlü yazar linç girişiminden araya giren polisler tarafından kurtarılmıştı.
Türk Devleti tarihine kara bir leke olarak geçen ve sorumlularından asla hesap sorulmayan bu saldırıda hayatını kaybeden şenlik katılımcıları:
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
Muhibe Akarsu - 44 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
Gülender Akça - 25 yaşında
Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Behçet Sefa Aysan - 44 yaşında, şair
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci - 66 yaşında, araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır - 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı
Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı akademisyen
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin - 22 yaşında şair, sanatçı
Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa - 22 yaşında
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 15 yaşında
Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencisi
Hiç kimse tembel değildir. insanlar, içinde bulundukları yaşamın sefaletinden dolayı umutlarını yitirir ve vazgeçerler. Oysa bizim tasavvur ettiğimiz toplumsal düzende herkes sevdiği işi yapar ve komşusu kadar paya sahip olurdu. Bu nedenle hiç kimse mutsuz ya da umutsuzluğa kapılmış olmazdı.
Emma Goldman