Show newer

Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan, AKP'nin değirmenine su taşıyan kişiler değildir; değirmenin kendisidir. Şu aşamada önemli olan mafyokrasinin son bulması ve Erdoğansızlaşmadır. Deva ve Gelecek partileri kurulduğu için AKP'den vazgeçeçek birileri var mıdır, bilemiyorum. CHP ve İYİ Parti'nin AKP'lilere değil yeryüzündeki kötülüğün temsilcisi AKP'ye karşı olduğunu göstermek için ittifaka alındılar. Yoksa, ikisi de rüzgarın yönünün değiştiğini görmüş ve yeni düzende yer edinmek için tavır değiştirmiştir. Ancak bu böyle kalacak mıdır?

Türkiye'de Arjantin gibi çoklu kur sistemine geçildi. Dolar Merkez Bankası'nda farklı, döviz bürosunda farklı, bankada farklı değerde. Başına buyruk serbest piyasa savunucuları mutludur umarım. Esasında bu kriz neoliberalizmin krizidir fakat fatura her zaman emekçiye kesiliyor. Artı değer üretip emeğine yabancılaşan ve emek sömürüsüne maruz kalan emekçilere...

Herhangi bir konuda cinsiyet değiştirme esprisi yapan biri transların sıkıntılarını küçümsüyordur aynı zamanda.

Emeği önemsemeyen, geri plana atan veya emek hakkında bir kurgusu olmayan düşünce sistemlerine sol denebilir mi? Yeni sol, ezilenlerin bir arada olmasını salık veriyor ama herkesi kimlik üzerinden okuyor. Öyle bir dikatomi kuruyor ki bazı kimlikler iyi, bazıları kötü oluyor. Bu, dayandıkları postmoderniteye de ters bir tavır gerçi. Sera Kadıgil, adı Türkiye İşçi Partisi olan bir oluşumda böyle bir tarz-ı siyaset izliyor. Bu partinin etnik milliyetçilerle kol kola yürümesi baştan güven vermiyor aslında.

"Çevremdeki kimse" diye başlayan herhangi bir önerme sağlam bir argüman olamaz. Birincisi, böyle söylemlerde acele genelleme söz konusudur. Kişi, çevresindeki çoğu kişinin bir yöne meyledince başka yerlerde de öyle olması gerektiğini düşünür. Bu, yankı odasına hapsolmuş bir kişi tarafından söylenebileceği gibi indirgemeci bir tavrın eseri de olabilir. İkincisi, doğrulama yanlılığı vardır. İlkin kuramı öne sürüp uslamlamayı bu kurama uydurur insan. Halbuki tam tersi olmalıdır.

Arzu ederdiniz bir yol görmeye,
Bugün bize hoş geldiniz erenler!
Muhabbet bağından güller dermeye.
Bugün bize hoş geldiniz erenler!

Tarihler boyunca bir milletiz biz,
İlimce dünyaya vermiş idik hız,
Büyük bir babanın torunlarıyız,
Bugün bize hoş geldiniz erenler!

Hisse alın Çırakman’ın sözünden,
Zerre kaçmaz ariflerin gözünden,
Kemal Atatürk’ün aydın izinden,
Bugün bize hoş geldiniz erenler!

Onlyfans virallerinden de gına geldi. Şirket, gizli ve açıktan kendine bir kitle oluşturmaya çalışıyor. Söylediklerinin çoğu da yalan. Önceden ünlü olup %1'lik dilime girenlerden bahsediyorlar hep. Diğerlerinden hiç bahsetmiyorlar. Seks işçiliğini kesinlikle desteklemiyorum. Cinsel özgürlüğün tam anlamıyla gerçekleştiği bir toplumda böyle şeylere gerek kalmaz. Ayrıca, buradaki "içerik üreticilerinin" emekçilerle dalga geçmesi kabul edilemez. Biz emeğimizle kazanmaya ve onurlu yaşamaya devam edeceğiz.

Bakanlar trollük yapıyor ve istifa etmeden seçim çalışmalarına katılıyor. Cidden dayanılmaz bir hal aldı bu ucube sistem.

Fazıl Say, Vedat Milor ve İlker Canikligil, Memleket ve Zafer partisini destekleyenler veya sosyal medyada destekler görünenler tarafından hedef gösteriliyor, tehdit ve hakarete maruz kalıyor. Aktrollerin ne yaptığını, ne amaçladığını -en azından- biliyoruz ama bu güruh çok tehlikeli.

23 Nisan kutlu olsun!

Fakat böyle kuru kuru olmaz. TÜİK'in beş gün önce paylaştığı istatistikleri idrak edelim. Buna göre, 2022 yılında Türkiye nüfusunun %26.5'i çocukmuş. Yani nüfusumuzun yirmi iki milyon beş yüz yetmiş sekiz bin üç yüz yetmiş sekizi 0-17 yaş aralığında.

İlkokul seviyesinde okullaşma %93.2, ortaokulda %89.8 ve lisede %89.7. Ortaokuldan liseye neredeyse kayıpsız ilerlerken ilkokuldan ortaokula geçişteki düşüş dikkat çekici. Sırasıyla okulları tamamlama oranıysa %98.4, %96.4 ve %77.9. Hesapladığımızda durum daha da vahimleşiyor.

Zorbalığa maruz kalan 6-17 yaş aralığındaki çocukların oranı %13.8. Zorbalığın türleri dalga geçmek (%7.7), kasıtlı olarak dışlamak (%7.2), hakkında dedikodu yapmak (%4.8), vurmak veya itip kakmak (%4.4), eşyalarını almak veya zarar vermek (%3.4), tehdit etmek (%3.1) olarak sıralanmış.

2021'de %2.3 olan 16-17 yaş grubu kız çocuklarının resmi evlendirilme oranı geçen sene %2'ye düşmüş. Aynı yaş grubu erkeklerde bu oran ‰1. Raporda "Resmi kız çocuk evlilikleri azaldı." başlığıyla verilmiş. Bu gramer olarak da ahlaki olarak da doğru gelmiyor.

15-17 yaş aralığındaki çocukların çalıştırılma oranı ise 18.7 olmuş. Erkeklerde %27, kızlarda %10. Raporda işgücüne katılma olarak açıklanmış. Kullanılan terimler dünyaya bakışınızı dışa vurur. Dilimizin sınırları dünyanmızın sınırlarıdır. Bu da TÜİK'in meseleye hangi açıdan baktığını gösteriyor.

Kemal Kılıçdaroğlu'nu üzenlere ne desem bilemiyorum. Seçim yaklaştıkça provokasyonlar artacaktır. Bu yüzden ilk turda bitmeli.

Aktroller Alevilere yönelik soykırım göndermeleriyle çizmeyi bayağı bir aştı. Biri Yavuz Sultan Selim'i hatırlatıyor, diğeri üstü kapalı Maraş Katliamı anıyor, bir başkası Nazilerin gaz odalarına atıf yaparken Madımak Katliamı boş geçilmiyor. Şimdi pudracı ağababalarından aldığınız nahif destekle kendinizi güvende hissedebilirsiniz ama her şeyin bir sonu var. O kadar da emin olmayın.

Sorun, ortadan kaldırılması gereken bir durumu ifade eder. İnsan, doğası gereği sorunlarla yaşamak istemez. Sorunlar ya çözülür ya da ustaca gizlenir. Şayet gizlenirse, bir gün tekrar ortaya çıkacağı muhakkaktır. Sorunları çözen kişiler bu işi elinin ucuyla değil de gerçekten yapmalıdır.

Mesele, sorun gibi değildir; halledilir. Bir meseleyi halletmek için akıl gerekir. İki akıl bir akıldan, dört akıl iki akıldan, nihayet on akıl dört akıldan üstündür. Gerek marjinal gerek ılımlı farklı düşünce biçimlerinin bir araya gelmesiyle sağduyu oluşur. Sağduyu her zaman doğru sonuca götürmeyebilir de.

Bir insan bilmeden "Kürt sorunu" ifadesini kullanıyorsa, çok büyük bir yanlış yapıyor demektir. Kürtleri sorunla birlikte anarak ortadan kaldırma alegorisine yol açabilir. Doğru ifade "Kürt meselesi" olmalıdır. Madem ki Kürtler, Türkiye'nin vazgeçilmez bir parçasıdır, o halde bu aynı zamanda Türkiye meselesidir. Herkesin meseleyi halletmek üzere çalışması gerekir. Aynı durum, Kıbrıs için de geçerlidir.

İstanbul'un en renkli ve katmanlı seçim bölgesi bence 2 numaralı olan. Birinci bölge zaten komple Anadolu Yakası. Üçüncü bölge ise Trakya'ya yakın ilçelerden oluşuyor. İkinci bölge, 12 ilçeye ev sahipliği yapıyor ve nüfus bakımından diğer iki bölgenin gerisinde kalıyor. Ancak kültürel ve sosyoekonomik açıdan en uçtaki insanları bünyesinde barındırıyor. Alfabetik olarak sıralayacak olursak şu ilçeleri içeriyor:
Bayrampaşa
Beşiktaş
Beyoğlu
Esenler
Eyüp
Fatih
Gaziosmanpaşa
Kağıthane
Sarıyer
Sultangazi
Şişli
Zeytinburnu.

Başta deprem bölgesindeki insanlar olmak üzere bugün birçokları için bayram olmaktan uzaktır. Ancak madem eskilerden beri süregelen bir şölen var, biz de erkenden kalkıp şarkımızı söyleyelim.

Uyan artık, uykundan uyan,
Uyan, esirler dünyası!
Zulme karşı hıncımız volkan,
Bu ölüm dirim kavgası.
Mazi ta kökünden silinsin,
Biz başka alem isteriz.
Bizi hiçe sayanlar bilsin,
Bundan sonra her şey biziz.

Tanrı, bey, patron, ağa, sultan
Bizleri nasıl kurtarır?
Bizleri kurtaracak olan
Kendi kollarımızdır.
İsyan ateşini körükle,
Zulmü rüzgarlara savur.
Kollarının bütün gücüyle
Tavı gelen demire vur.

Mersin, depremzedelere en çok kucak açan il oldu. Bu süreçte Mersin'in misafirperverliği ve dayanışma ruhu unutulmasın diye depremden etkilenen on ilin merkezi caddelerinden birine adı verilebilir.

Sinan Oğan, asgari ücreti otuz bin lira yapağını söylemedi. Asgari ücreti yoksulluk sınırına çıkaracağını ve bu sınırın 31500 lira olduğunu ifade etti. Doların 20 lira olduğunu düşünürsek 1575 dolara denk geliyor. Yapılması imkansız değil. Peki siz kişi başına düşen geliri nasıl yirmi bin dolara yükseltmeyi planlıyorsunuz?

Basit bir Yugostalji mi yoksa tutkulu bir özlem midir bilmiyorum ama Yugoslavya'ya karşı bir bağlılığım var. Bugün Yugoslavya'nın yerini alan Bosna-Hersek, Makedonya, Karadağ gibi devletlerin tam bir devlet olduğunu bile düşünmüyorum.

Asıl merak ettiğim Yugoslavya'nın neden Bulgaristan olmadan kurulduğu veya Yugoslavya ile Bulgaristan'ın neden birleşmediğiydi.

Bulgaristan, Berlin Antlaşması sonucu 1878'de Osmanlı'ya bağlı vassal bir devlet olarak kurulmuş, 5 Ekim 1908 günü ise I. Ferdinand öncülüğünde bağımsızlığını ilan etmiştir. Yugoslavya, I. Dünya Savaşı sonrası birleşip örgütlenen güney Slavlarının 1918'de kurduğu bir ülkeydi. İlk adı Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı idi ve başında Karađorđević Hanedanı'ndan I. Petar vardı.

II. Dünya Savaşı iki ülke de sosyalist bir yönetime geçti. Stalin, Bulgaristan'ın Yugoslavya'ya katılmasıyla daha bütüncül, büyük ve güçlü bir sosyalist devlet oluşmasını istiyormuş. Fakat Tito yönetimindeki Yugoslavya, Komitern ve daha sonra Kominform üyesi Bulgaristan ile birleşmek istememiş. Bulgarların da Yugoslavya'ya katılmaya pek gönlü olmadığı söyleniyor.

Aksaray denince bende hep İstanbul semti olan Aksaray çağrışıyor. İl olan ya aklıma gelmiyor ya da hep ikinci sırada geliyor. İstanbulmerkezcilik huy olmuş bende.

Bu zamana kadar halkın çoğu AKP'ye oy verdiği için seçmen davraşının da AKP'nin dileğince şekilleneceğini düşünenler bütünleme safsatasına başvururmuş oluyor. Buna bir örnek vereyim de ne kadar aptalca olduğunu anlayın.

Öncül: İnsan vücudunun %70'i sudur.
Sonuç: O halde insan sıvıdır.

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.