Show newer

93 yaşındaki bir moruk öldü diye sabahtan beri taziye mesajı yayınlamayan kalmadı. Bahane olarak da çok seveninin olduğunu ileri sürüyorlar. Oysa şehit düşen askerlerin de atanamayıp intihar eden öğretmenlerin de sevenleri vardı. Onlar için yaprak kımıldamıyor. Ancak ben bu gafillere son bir hatırlatmada bulunacağım.

Kimse 15 Temmuz'daki hain kalkışmadan gereken dersleri çıkarmamış. Fetullahçılık, kısmen bile olsa sistem dışına itilmemiş. Bu yetmezmiş gibi, devleti yönetenler beraber yürümek için yeni cemaat ve tarikatlar arama işine girişmiş. Özellikle emniyet, sağlık ve eğitim alanındaki kimi kamu kurumları bu alçakları beslemek için arpalık olarak kullanılmış. Oy uğruna paralel devlet yapılanmalarına göz yumulmuş, hatta teşvik edilmiş. Bu böyle devam edemez.

Ülke ekonomisinin geldiği durum için Venezuela yakıştırması yapılıyor ancak orada bile ücretli öğretmenlik yoktur.

24 Haziran 2018'de yapılan seçimleri beş rakibinin toplamından daha fazla oy alarak kazanan Tayyip Erdoğan, yeni bir dönemin başladığını bildiriyordu. Bundan sonra tüm yetkiler tek elde toplanacak ve böylece meseleler daha hızlı halledilecekti. Türkiye, sorunlarının üstesinden gelip uçuşa geçecekti. Dünya siyasetinde söz sahibi olacaktı.

Ancak beklenen olmadı. Seçimin üzerinden bir yıl geçmesine bir gün kala tekrarlanan, haksız hukuksuz biçimde iptal edilmiş İBB seçimlerinin sonuçları da bunu işaret ediyordu. 6 Mayıs akşamı sürgüne yollanan Ekrem İmamoğlu, 806000 oy farkla seçimi kazanarak makamına geri dönmüştü. Birilerinin gözdesi olan Türk tipi başkanlık sistemi bir yıl olmadan çökmüştü.

Öğretmenlik, kutsal bir meslek değildir. Aslında hiçbir meslek kutsal olarak addedilemez. Çalışmak, doğası gereği para kazanmak içindir.
Öğretmenleri idealist olmamakla eleştirmenin altında onlara daha fazla iş yükleme arzusu yatmaktadır. Genç öğretmenlere yapılan idealizm baskısı çoğunlukla bundan ibarettir. İnsanın bir ideale sahip olması güzel bir şey ama realite de ortadadır.

İş veya çalışma arkadaşı yerine yeni bir sözcük bulmak gerek. İngilizce colleague deniyor. Tureng'den baktığımda meslektaş, görevdaş ve görevdeş karşılıklarının önerildiğini gördüm. İlki zaten tam olarak karşılamıyor. Son ikisi yaygınlaştırılabilir. Benim önerimse mesaidaş. Bu sözcük, mesela öğretmen ve hizmetlinin birlikte çalışması için de kullanılabilir. Aynı ortamda aynı işi yapanlar için daha özel bir adlandırma gerekiyor. Bunun için emektaş güzel bir kullanım olabilir.

Show thread

LinkedIn'den yolladığım bağlantı davetlerini kabul etmekten geri duranlar çoğunlukla iş arkadaşlarım oldu. Üç ay da olsa benimle teşrik-i mesai eden insanların böyle seçici davranmasına anlam veremedim.

Post-Sovyet ülkelerinin tarihinde İkinci Dünya Savaşı diye bir savaş yoktur. Bunun yerine Büyük Vatanseverlik Savaşı vardır. Azerbaycan Türkçesinde Böyük Vətən müharibəsi denir. O da 81 yıl önce bugün başlamış. Almanya'nın kayıtsız şartsız teslim olduğu 9 Mayıs 1945'e kadar sürmüş. Bugün Ukrayna, işgalci Rusya'ya karşı benzer bir savaş veriyor.

Eğitim sektörü ifadesi beni o kadar rahatsız ediyor ki...
Sektör, bir ekonomik dala gönderimde bulunuyor. Eğitim ve sağlık bir koyup üç alabileceğiniz gelir kapıları olmamalıdır. Bunun yerine, eğitim camiası denebilir. Hem bu daha kapsayıcıdır.

Çoğu zaman 2022 diye bir yıl olmasını kabullenemiyorum. Tam da bu yüzden geçmesin diye günleri tutasım gelir.

Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deniyor ama köprü nerede bilinmiyor.

İşe gitme amacıyla yolda geçirilen sürenin mesaiden sayılması gerektiğini savunuyordum. Bu, hem evi yakın olanla uzak olanı ayırmak bakımından ayrımcılık yaratabilecek hem de anakentlerde üç vesaitle işe gidenlerin çokluğu göz önünde bulundurulduğunda suistimal edilebilecek bir yenilik olabilir. Fakat çoğunlukla yol, iş kadar yorucu olabiliyor. Bunun da bir karşılığı olmalı.
Bu konu üzerine düşüp araştırdığımda İş Kanunu madde 68 uyarınca molaların bile mesaiden sayılmadığını gördüm. Yani 08.00-17.00 dokuz saat değil, molalar çıkarıldığında yedi buçuk saatlik bir mesaiye karşılık geliyormuş. Şirketler henüz yol ücretini vermekten çekiniyorlar. Bu aşamaya daha çok var.

Öğretmenlik mesleğinin itibar kaybının bir göstergesi olarak part-time yani yarı-zamanlı olarak çalışmak. Gerçekten aklım almıyor. Zamanının yarısında öğretmenlik yapacak kişinin diğer yarıda ne yapması bekleniyor?

Bu ülkede eğitim, sağlık ve ulaşım gibi kamu hizmetleri, halk eşek yüküyle vergi verdiği için, ücretsiz veya sembolik bir ücrete tabii olmalıydı. Ancak halihazırda sembolik olan tek ücret maaşlardır.

Eskiden işverene emek-gücü ve zamanı satmak yetiyordu. Şimdi bunlara ek olarak kariyer, karakter ve türlü nitelikleri, başka bir deyişle kişinin kendisini satması bekleniyor. Kapitalizm, vahşileştikçe vahşileşiyor.

Sendikaların işlevsizleştirilmesi işçi mücadelesine büyük ket vurmuştur. Böylece uzun süreli çalışmanın, düşük ücretlerin, taşeronlaşmanın, iş cinayetlerinin, sigortasız çalıştırılmanın, kısacası güvencesizliğin önü gün geçtikçe açılmaktadır.

Felsefe, dün olduğu gibi bugün de şarlatanların bir numaralı gözdesi. Avam tarafından sıklıkla yüce bir etkinlik olarak görülen felsefenin kavram veya terimleri keyfi olarak yanlış biçimde kullanılabiliyor.

Bu nedenle "Felsefe ne değildir?" sorusuna yanıt aramanın anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle felsefe, aforizmalar yani özlü sözler üzerine kurulu bir etkinlik değildir. Havalı olmak için başvurulan veya başvurulabilecek yollardan biri değildir. Zira ilgilenmeyene zor ve çetindir. Aforizma, bir mesele hakkında çarpıcı şeyler söylüyor olabilir ancak başka pek bir işe yaramaz.

Felsefe, hayaller aleminden kopup gelen bir şey değildir. Tamamen soyut bir etkinlik de değildir. Felsefenin içinde mistik akımlar olsa da kendisinin mistik bir yapıya sahip olduğunu söyleyemeyiz. Pek ulvi de değildir. Felsefe hayatın ta kendisidir.

Felsefe, mutluluğa açılan kapı gibi kişisel gelişim zırvalarının devindirici gücü de değildir. Zira mutlu çok az filozof vardır. Bir şeyleri söylemek meseledir. Bu yüzden filozof bedeller ödeyebilir. Ancak bunu da bohemliğe, hippiliğe veya aktivizme vurmak en hafif tabirle saygısızlıktır.

Şimdilik bu üçünün yeterli olacağını sanıyorum. Halk arasında filozof denince akla gelen, tamamen stereotiplere dayanan bir tiplemedir. Felsefeciler olarak görevimiz bunu aşmaktır.

Final serisinin altıncı maçında Boston Celtics'i 103-90 yenen Golden State Warriors, seriyi 4-2'ye getirdi ve Warriors franchise'ı ile yedinci şampiyonluğuna ulaştı.

Sezon başında kimse, Golden State'in şampiyon olmasına ihtimal vermiyordu. Ancak finallerde gösterdiği takım performansıyla Golden State bunu sonuna kadar hak etti. Splash Brothers'ın oluşturduğu tandem, Green, Wiggins, Poole gibi oyuncuların düşmeyen performanslarının yanı sıra Payton ve Porter'ın yardımları şampiyonlukta pay sahibi. Steve Kerr'i de es geçmemek lazım tabii.

Stephen Curry'nin ilk kez final MVP'si olması da bu final serisinin unutulmazlarından. Al Hadford'un çabası da Celtics adına takdire şayan ama onlar adına üzülmeye gerek yok. Golden State ile karşılaşan takımların kaderinde elenmek var.

Bu serinin böyle sonlanması beni bir miktar keyiflendirdi ayrıca.

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.