Show newer

Değerli bağlantılarım ve tüm bağlantısızlar,

Bu sene iki ayrı alanda çalışma imkanı buldum: Eğitim ve turizm. Şunu anladım ki ben çalışmak istemiyorum. Evlenmek de istemiyorum. Kitap okumak, sergi-galerilere katılmak, opera veya tiyatroya gitmek ve cura çalmak istiyorum, tercihen Acıbadem taraflarında bir evde...

Tabii bu talebim insanların ezici çoğunluğu için garip gelebilir çünkü hemen hemen herkes hayalindeki bir işi olduğunu söyler. Bense tescilli bir aylağım. Bazen çıkışlarımdan dolayı solcu olarak etiketlenebiliyorum ama bana solcu demek eski solculara hakaret olur.

Hayalimdeki iş çalışmamak; herhangi bir işte. Kendimi emek süreçlerinde düşleyemiyorum. Yakın bir gelecekte olmasa da bir ara bu çalışma düzeni gözden geçirilebilir. Sadece çalışma saatlerinden bahsetmiyorum, her şeyiyle, derinlemesine bir düzenleme gerekiyor.

Son olarak söyleyebileceğim, değinebileceğim meseleyse belki de bu çağın insanı olmadığımdır. Kendimi bazen evrenin en yalnız insanı gibi hissediyorum. Şu an kime seslendiğimi bile bilmiyorum. Hadi, kalın sağlıcakla!

Ne zamandır izlemek istediğim Maçın Adamı adlı oyunu bu akşam Garibaldi Sahnesi'nde izledim. Oyun, bu yıl izlediğim ilk İstanbul Devlet Tiyatrosu eseri oldu. Garibaldi güzel olsa da salon için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bazı okulların konferans salonu buradan daha iyidir.

Komik bir itirafla başlayayım; Cem Zeynel Kılıç ile Erkan Sever aynı kişi sanıyordum. İnsan insana benzer tabii. Oyunun az biraz interaktif olduğunu bilmiyordum. Başlamadan önce Cem Zeynel Kılıç sol kenarda en önde oturuyordu. Bense en sağdaydım. Bir koordinat düzleminde yansıma gibi oluyordu. İyi ki, bir oyunu ilk kez en önden izleyeyim, dedim.

Oyunun başında kısa bir repliği olan adamın er kişi anlamında adam olduğunu sanmıştım ancak İngilizce kişi adı olan Adam söz konusuymuş.

Amerikan film ve dizilerinde gördüğümüz grup terapisi teması işlenmiş. Sandalyelerin üzerinde broşürler vardı hatta. Michael, hayatta hiçbir şeyde tutunamamış bir adam. En sonunda babasından kalan çiçekçiyi işletmede karar kılıyor. Oyunda futbol terimleri de sıklıkla kullanılıyor. Bunun uyarlama olduğu kanısındayım çünkü oyunun orijinal adı Death of England.

Oyunda anlatılan maç, 2018 Dünya Kupası yarı finalindeki Hırvatistan-İngiltere maçı. 11 Temmuz 2018'de Lujniki Stadyumu'nda oynanan mücadele, 5'inci dakikada Treppier'in golüyle açılmıştı. Hırvatlar 68'de Perišić ile karşılık vermiş ve maç uzatmaya gitmişti. Mandžukić 109'da İngiltere'nin umutlarına ve tabii maça son noktayı koymuştu. Maçın hakemi Cüneyt Çakır, maçın adamıysa İvan Perišić. Seyirci sayısı ise 78011. Bu maçın, bir babanın ölümüne neden olabileceği aklıma gelmemişti.

Aslında ırkçı bir adamın düşünsel gelişim öyküsü anlatılıyor. İngiltere'nin onların değil "bizim" olduğunu savunurken Rizwan sayesinde bu yoldan dönüyor. Birleşik Krallık'ın çiçeği burnunda Hint kökenli bir başbakanı varken bu oyunu izlemek manidar oldu. Oyun tek kişilik ama Michael, grup terapisinde anlattığı anılardaki karakterleri de oynuyor. Bu yönden takdire şayan bir oyunculuk var.

Oyunun yazarları Clint Dyer ve Roy Williams, iki siyah İngiliz. Konunun ırkçılık olduğu az çok tahmin edilebilirdi. Erkeklik, göçmenlik, vatan sevgisi ve ebeveynlik de temalar arasında. Başta bu ikili olmak üzere oyunda emeği geçen herkesi kutlamak gerekiyor.

Türkiye'de bazı işlerin yürüme hızı karşısında dehşete düşüyorum. Bir şeyden on kişinin sorumlu olması ve tabii bürokrasi... Sözcükleri bir araya getirmek bile zor.

Halihazırdaki hayatımdan pek memnun değilim ama evlenecek kadar da nefret etmiyorum yaşamaktan.

Türkçe felsefenin olanağı tartışmalarını geride bıraktık sanıyordım. Miadını çoktan dolduran bu konu çoğunlukla cumhuriyet devrimlerinden rahatsız olanlar tarafından gündeme getiriliyor. Artık Kürtçe, Lazca, Adigece felsefenin imkanını konuşmalıyız. Bu topraklarda konuşulan diller hiçbir şeyden mahrum kalmamalı.

Sabahleyin Liz Truss'tan daha büyük bir boşluğa düşmüş gibi hissediyordum ancak birtakım şeyler yoluna girdi. Şu an daha iyiyim. O eski şen tavrımı hâlâ özlüyorum gerçi.

Burada yaşayan ve ölen insanlar üzerine birçok hikaye anlattım ve hiçbiri kurgu değildi. Üzerine basa basa şunu söyledim: Anlatılan senin hikayendir. Bu hikayelerden çıkarılacak en basit sonuç ise Türkiye'nin tam bir emek cehennemi olduğudur.

Juventus, bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne veda etti. Paris Saint-Germain, Benfica ve Makkabi Hayfa ile H Grubu'na düşen İtalyan ekibinin beş maçta yalnızca İsrail ekibini 3-1 yenerek kazandığı üç puanı bulunuyor.

Aslında bu, uzun bir aradan sonra ilk kez oluyor. Zebralar, son üç sezonda ve 2015-16'da son 16'yı görebilmişti. 2017-18 ve 2018-19 sezonlarında çeyrek finale çıkma başarısı göstermişti. 2014-15 ve 2016-17 sezonlarındaysa finale kadar gelmiş ancak başarılı olamamıştı.

Siyah-beyazlılar, 2013-14 sezonunda Real Madrid, Galatasaray ve Kopenhag ile B Grubu'nda yer alıyordu. Gruptaki son maçlar öncesi Juventus'un 6, Galatasaray'ın ise 4 puanı bulunuyordu. İki takım kozlarını İstanbul'da paylaşacaktı.

Maçın oynandığı 10 Aralık 2013 akşamı karın boran olması sonucu hakem Pedro Proença, 31'inci dakikada karşılaşmayı erteleme kararı aldı. Maça ertesi gün 14.00'te devam edilecekti.

Karın etkisini azalttığı saatlerde oynanan maçın 85'inci dakikasında Wesley Sneijder, ağları havalandırarak Juventus'un umutlarına noktayı koydu. Bu güzel gol Ercan Taner'in anlatımıyla da hafızalara kazındı.

Mazi kalbimde bir yaradır. Galatasaray, hâlâ benzeri bir başarıyı tekrarlamış değil.

Ofiste beraber çalıştığım kadın, benden bir pozisyon üstte yani titri daha kalın. Kendisiyle iş yapmak gerçekten zor. Zaten çok fazla ofiste durmuyor. Dolayısıyla haberleşemiyoruz; birbirimizden kopuğuz. Çoğunlukla anlam veremediğim direktifler veriyor. Kimi zaman beni gizlice aşağıladığını hissediyorum. Mesaim biraz zorlantılı geçiyor. Bu akşam, tek başıma çalışırken bile böyle yıpranmadığımın farkına vardım. Sanırım bu kadın bana mobbing uyguluyor.

Her meseleyi konuşarak çözmeye gayret ederdim ancak kendisiyle pek konuşasım yok. Konuşacak bir şey de olmayabilir. Bu böyle giderse daha fazla devam edemem. Daha bir ay olmadan bunu düşündüğüm için çok üzgünüm. İşsizlik ve parasızlık çok zor ama az paraya bunu çekmeye değer mi?

Şimdilik bu durumun düzelmesini ummaktan başka çarem yok. Düşündükçe kendimi daha kötü hissettiğim bir hadise bu.

14 Ekim akşamüzeri, biletinial platformu üzerinden ertesi gün saat 20.00'de Üsküdar Tekel Sahnesi'nde oynanacak Meraklısı İçin "Öyle Bir Hikaye" adlı oyuna bilet almıştım. Bartın'daki iş cinayeti nedeniyle 15 ve 16 Ekim tarihlerinde Devlet Tiyatroları bünyesinde sahlenecek tüm oyunlar iptal oldu. Bana da paramın 7-10 işgünü içinde iade edileceği bildirildi.

Bir kere mail atmış olmama rağmen gelen giden yok. Gerekli önlemleri almayan bir dangalak yüzünden hem paramdan oldum hem de oyunu izleyemedim. Bu nasıl bir denge?

Aslında bir süre hiçbir derinliği olmayan, diğer bir deyişle aşko kuşko bir hesap olmayı istiyordum fakat şu sıralar kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Bir şeyleri yoluna koyabilirsem olabilir bu da.

Muhafazakar Parti'nin başkanlık yarışında 200'ün üzerinde milletvekilinin oyunu alan Rishi Sunak, Birleşik Krallık'ın yeni başbakanı olacak. Penny Mordaunt, son ana kadar 100'ün üzerine çıkacağını söyledi ancak bu gerçeği yansıtmıyordu.

Aslında Boris Johnson istifa ettikten sonra girdiği yarışı son ana kadar önde götürüyordu. Fakat eylül ayındaki kongrede Liz Truss galip gelmişti.

Kökleri Birleşik Krallık'ın yıllarca sömürdüğü Hindistan'dan gelen bir başbakan herkesi heyecanlandırır ama neler yapacağını ve neler yapamayacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Yıllardır düşünürüm ama cevabını alamam bu sorunun: Neden pazartesi sabahı ve cuma akşamı toplu taşıma araçları daha kalabalık, trafik daha yoğun olur?

KONDA tarafından hazırlanan Harman adlı çalışmanın farklı bir versiyonu burada da vardı. Buradaki, ekrana dokunarak çalışıyordu. Bir de, yalnızca Türkiye ortalaması ve bienal katılımcılarıyla sorulara yanıt veren kişilerin koordinat sisteminde karşılaştırılması veriliyordu.

Show thread

İlk görseldeki süslü bir kapı, ikincisindeki bienalin yayınlarından bir kare. Üçüncüsü bilgisayar ekranı ve kurna; modern ile gelenekselin kesişimi. Son fotoğrafta ise dışarı açılan kapı var. Bu kapı, mekanın da sonuydu ama oradan çıkış yoktu. Tüm mekanı tekrar adımlayıp geri dönmek gerekiyordu.

Show thread

Bu salondan odalara açılan kapılar, odaların içinde de odalar var. Labirentvari bir mimaride nerenin nerede olduğunu unuttum. Rastgele bakalım.

Show thread

Salonun bir köşesinde fotoğraf ve belge sergisi vardı. Yine toplumsal hareketler işlenmiş. Ele alınan ülkeler Çin Halk Cumhuriyeti ve Avustralya.

Show thread

Burayı inceledikten sonra şöyle bir kapıdan bir salona giriliyor. Fotoğraftan da anlaşıldığı gibi alçak bir kapı ama benim eğilmeme gerek yoktu.

Show thread

Antrede Çinili Hamam'da olduğu gibi ses üzerine bir çalışma vardı. Bu, biraz daha interaktifti.

Show thread

Bugün üst üste İstanbul Bienali mekanını ziyaret ettiğim dördüncü gün. Küçük Mustafa Paşa Hamamı'na gittim bu sefer.

Bulması pek kolay olmadı. Eminönü tarafından yola çıkınca, tabelalar iyi yerleştirilmediği için sezgilerime dayanarak ilerledim. Büyük oranda mekana eriştim diye düşünürken bayağı uğraştırdı. Defalarca Google haritasının yardımına ihtiyaç duydum.

Sonunda mekana varmıştım ki kapısı diğer taraftaymış. Tavaf edercesine döndüm yapının etrafında bir kez ve girişe ulaştım.

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.