Bir şeyleri netleştirme gereği duyuyorum. AKP'nin bir ajandaya bağlı kalarak ülkeye soktuğu milyonlar göçmen olamaz. Afganistan ve Pakistan'da halihazırda savaş yok. Olsa bile Türkiye, bu ülkelerin komşusu değil. Suriye'deki savaş da büyük oranda sona ermiştir. Bu garibanlar için ülkelerine dönme vakti gelmiş gibi görünüyor.
Ülkenin demografik yapısını bozan, yıllar önce yok ettiğimiz hastalıkların yeniden yayılmasına neden olan bu politikayı savunmak sizi solcu yapmaz. Tampon ülke olma politikasının fonlayıcısı da AB'dir. Bizim önceliğimiz bu biçimsiz siyasanın ve başka denemelerin, başka uygulamaların mağduru olan insanlarla dayanışma içinde olmaktır.
Malum güruh neden Balkan ve Kafkas göçmenlerinden nefret ediyor? Atatürk'ün Selanikli olması bir nedeni olabilir. Göçmenlerin cumhuriyet düşüncesini ortalama bir Anadolulu veya Kürte göre içselleştirmesi de makul bir neden olarak görünüyor.
Bazıları da bu insanları AKP'nin ülkeyi mezbeleleştirmek için ülkeye sınırdan geçmesine izin verdiği kaçaklarla kıyaslıyor. Ben İstanbulluyum ama benden iki kuşak öncesi Kafkasya'da yaşadığı için Kafkas göçmeni bir aileden olduğum söylenebilir. Bu karşılaştırmalara şöyle bir yanıt verebilirim: Biz Türküz ve dedelerim adı Türkiye olan bir ülkeye gelmiş. Bugün yaşadığım ülkeyi tanıyamama nedenim de belki budur.
"Biz bir aileyiz." gibi ifadeleri özellikle çalıştığımız yerlerde sık sık duyuyoruzdur. Ben buna aile metaforu diyorum. Bunun gibi önermeler aile metaforunu yeniden üretiyor. Halbuki aynı işyerinde çalışanlar gibi aynı metroyu bekleyenler, aynı gazeteyi okuyanlar veya aynı parkta oturanlar bir aile değildir. İnsanların ilişki kurmasının birden çok yolu vardır. Birbirimizin sahte kardeşleri, anne-babaları veya çocukları olmak zorunda değiliz. Hatta çoğu zaman olmasak daha iyi olur.
Hafize Gaye Erkan, bir insanın on evi olmamalı, on insanın bir evi olmalı diyor. Kendini sosyalist görüşünden dolayı kutluyorum. Belli ki bu meseleden dolayı canı yanmış ancak bu ifadeyi biraz düzelteyim. Bir insanın bin odalı birkaç evi de olmamalı.
Uzun süredir bir klasik müzik konserine gitmek istiyordum. Metroda afişlerini görmeme rağmen bir türlü denk getirememiştim. Dün gözüme kestirdiğim konsere bilet aldım. Rus piyanist Aleksandr Melnikov ve yaylı sazlar icra eden Modigliani Dörtlüsü'nün konseriydi bu. İlk kez gittiğim için en ucuz kategoriyi tercih ettim. Zaten birinci kategoride yer yoktu.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nu bulamadım. Onun yerine Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'ne gitmişim. Oradaki görevlinin tarifiyle salona ulaştım. Konserin başlamasına bir saat kadar vardı. Fuaye geniş ve ferahtı; oturma yerleri çoktu. Biletix rastgele attığı için mekana gelene kadar tam olarak nerede oturacağımı bilmiyordum. Neyse ki gönlümden geçtiği üzere sahneyi karşıdan gören, nispeten ortada kalan bir yerdeydim. Sağ sol diye ayrılmasına karşın bir de.
Moladan önce sadece Modigliani çaldı. Broşürden öğrendiğime göre Stravinski ve Şostakoviç çalmışlar. İkinci kısımda ise piyano ve yaylı sazlar beraber icra edildi ve Brahms çalındı. İcra sırasında fotoğraf çekmek yasak olduğu için icradan yüz yirmi saniye kadar önce çektiğim sahne fotoğrafını ekliyorum.
Gönül verdiğiniz insanla mükemmel bir ilişkiniz var. Birbirinizi sıkmıyorsunuz, dahası birbirinize huzur veriyorsunuz. Başkaları gözünüze görünmez oluyor. Ya da siz öyle sanıyorsunuz. Meğerse ilişkinin karşı tarafındaki kişi mazide kalması gereken birini hiç unutamamış. Böyle bir durumda ne yapmalı?
Evinde bazı cihazlar yoksa fakirmişsin. Şimdi biraz inceleyelim.
Airfryer: Evet var ve gayet işe yarıyor. Fırında yaptığımız her şeyi bunda pişirebiliyoruz.
Dyson süpürge: Buradaki Dyson önadını için jenerik marka olarak kabul edersek var. Modelin adı Philips Speedpro. Daha çok Grundig marka toz torbasız süpürgeyi kullanıyoruz.
Robot süpürge: Buna karşı önyargılıydım. Fazla bir şey süpüremeyeceğini düşünüyordum. Hâlâ da öyle.
Çift kapılı buzdolabı: Bu alet zaten alt alta iki kapıdan oluşmuyor mu? Neyimize yetmiyor, ben anlamadım.
Espresso makinesi: Tabii.
Hamur yapma makinesi: Var ama sorun birden fazla kere kullandık mı?
Smeg kettle: Bu markaya sevda nedir, anlam veremiyorum. Normal bir su ısıtıcım var ve bayağı işlevsel çünkü su ısıtıyor.
Klima: Var ama bakımı falan çok masraf. Vantilatör kullanıyoruz. Her odada ayrı.
Buna dayanarak ben orta sınıf çıktım sanırım.
Ben gönül verdiğim kişinin başka biriyle özel şeyler yaşamasına dayanamam. Bir şeyi ilk kez deneyimlemek bunun başında geliyor. İki kişilik etkinliklere beni çağırmıyorsa, böyle bir şey söz konusu olduğunda bana haber vermiyorsa üzülürüm. Mesela tiyatroya veya konsere gidecekse, hiç olmadı birinden yardım alacaksa bu kişi ben olmalıyım. En azından ilk aklına gelen kişi benden başkası olmamalı. Bu kıskançlık sayılır mı?
Siz diz çöktüğünüz için onlar büyük görünüyor. İlk günden beri güneyimizdeki savaşla bir ilgisi olmayan Starbucks'a yönelik saldırılara karşı koyabilmeliydik. Belki de bugün Adana'daki bu şubesi kurşunlanmayacaktı.
Konuyu burada kesmeden biraz uzun edeyim. Bu insanların her sene uzayan boykot listeleri yapmalarının nedenini biliyorsunuz değil mi? Bilmeyenler için yazmış olayım. İnsanlık tarihindeki en ahlaksız güruh olan siyasal İslamcıların ahlaki üstünlük taslayabilmeleri için. Böylelikle Filistin'e olan üzüntülerini gösterebiliyorlar.
Peki bu kahve zinciri neden hedefte? Bugün biraz yoruldum aslında. Onu da siz düşünün. Bulmak çok da zor olmayacak.
Bu blogun insan hikayeleri anlatmak için kurulduğunu daha önce söylemiş olmalıyım. Söylemediysem şimdi buraya yazıyorum. Bu blog, konusu insan olan bir fotoromandır aynı zamanda. Ancak üçüncü şahsa dair anekdotlar olarak algılamayın bunu. Bu sizin, bizim, hepimizin hikayesi. Zaten bizden omayan bir şey anlatılmaz burada.
İki farklı yitim anlatacağım size. İlki Kocaeli'nde on beş yaşındaken iş cinayetiyle aramızdan ayrılan Ömer Girgin. Haber sitelerinde gördüğüm kadarıyla eğitim masraflarını çıkarabilmek için çallışmaya başlamış. Sobaya dökülen tiner nedeniyle yandığı ve şehir hastanesinde tedavi altına alındığı yazıyor. On bir süren yaşam savaşını dün kaybetmiş. Kocaeli İSİG, bu elim hadiseyi baz alarak çocuk işçiliğine dikkat çekiyor. Onların önerilerine kulak verelim;
📰 Çocuk işçiliğini teşvik eden ve bunun altyapısını oluşturan eğitim sistemi ve eğitim politikalarına son verilmelidir. Tüm çocuklara parasız ve nitelikli eğitim sağlanmalıdır.
📰 Çocuk işçiliğiyle ilgili veriler bilimsel, güvenilir ve düzenli bir şekilde yayınlanmalıdır.
📰 Çocuk çalıştıran kişi ve kurumlara göz yumulmamalı, caydırıcı cezalar verilmelidir. Bunu engellemeye yönelik tedbirler alınmalı, denetimler etkin ve sıkı bir şekilde yapılmalı, ilgili mevzuatlar yürürlüğe konmalıdır.
Şimdi gelelim ikinci yitime. Kara Harp Okulu mezunu Piyade Teğmen Eril Alperen Emir, yirmi beş yaşındaydı. Pençe-Kilit Harekatı'nda şehit düştü. Bu ülke, artık Türkiye olarak adlandırılamayacağı için uğruna yaşamaya veya ölmeye değmez. Beni hüzünlendiren bu gencin sosyal medya paylaşımı oldu. Bir keresinde şöyle yazmış. Ben de onunla noktalayayım yazımı:
Yağmur ıslanmayana
Aşk yaşamayana
Savaş savaşmayana güzel.
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.