7 Haziran 1881'de dünyaya gelen Kanno Sugako, kadınlara yönelik baskılara karşı özgürlük mücadelesine dair makaleleriyle anarşist kadın hareketindeki önemli isimlerden biriydi.
Kadına yönelik şiddete karşı 1906’da Wakayama’da çıkan özgürlükçü bir gazetenin editörü oldu.
Haziran 1908'de Tokyo’da İmparator Meiji’ye karşı anarşistlerin gerçekleştirdiği bir eyleme katılan Kanno, eylemde tutuklanan yoldaşlarını ziyaretinde tutuklandı. Serbest bırakıldıktan 2 ay sonra Shusui Kotoku'yla devletin yasakladığı anarşist bir gazete çıkarmaya başladı.
Gazete sebebiyle tekrar tutuklanan Kanno barışçıl eylemlerle herhangi bir şeyin değişmeyeceğini düşünerek 4 yoldaşı ile İmparator'a suikast planı hazırladı. Yakalanan ve "vatan hainliği" ile suçlanan Kanno, Japonya'da 24 Ocak 1911'de, idam edilen ilk kadın politik tutsaktı.
https://x.com/anarsizmtarih/status/1931309578093756795?t=Epb_GLE7jKuixnOJNv1zCQ&s=35
CNT-FAI Militanı, Doğum Kontrol Mücadelecisi Anarşist Komünist Doktor Isaac Puente Amestoy (1896-1936) bugün dünyaya geldi!
Anarko-Natüralizm ve Anarko-Komünizmi insanlığın tek kurtuluşu olarak gören, CNT-FAI kadrosu Isaac Puente Amestoy, 1 Eylül 1936'da Faşist güçler tarafından Pancorbo'da idam edildi!
https://www.instagram.com/p/DKcD1F2trj6/
12 MART CUNTASI ONLARI 54 YIL ÖNCE NURHAK'TA KATLETMİŞTİ
Üç genç devrimci, Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga, 31 Mayıs 1971 günü Nurhak’ta katledilmişlerdi.
İnekli köyü yakınlarında, Kürecik Amerikan radar üssünü basmak için yola çıkan üç devrimci bir muhtar tarafından ihbar edilmeleri sonucu jandarma tarafından kuşatılmış ve girdikleri çatışmada hayatlarını kaybetmişlerdi.
Gruptaki diğer devrimcilerden Mustafa Yalçıner ağır yaralanmış, Hacı Tonak yakalanmış, Metin Güngörmüş ve Ahmet Erdoğan ise kuşatmadan kurtulabilmişlerdi.
Daha sonra 6 Haziran da yakalanan Güngörmüş ve Erdoğan, Yalçıner ve Tonak la birlikte THKO davasından yargılanmışlar ve idama mahkum edilmişlerdi.
Dördünün de cezası daha sonra Askeri Yargıtay tarafından ömür boyu hapse çevrilmişti.
Alıntı
“1925 yılında Diyarbakır’da görev yapan Şark İstiklal Mahkemesi başsavcısı Süreyya Özgeevren 1957 yılında Dünya Gazetesinde yayınladığı anılarında bir olay anlatır:
"Bir gün mahkemeye kara yağız, yiğit bir Kürt genci getirdiler. Hakimler sorguya çekti.
Türkçe bilmediği anlaşılınca, hakimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler.
Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir:
"Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına...
Hemen o gece çocuğu götürüp astılar.Dağkapı'da Yalova adlı küçük bir otel vardı.
Orada kalıyordum. Uyur uyumaz, o Türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve Türkçe, niye beni bıraktın beni idam ettirdin? diye tehdit etti.Sabaha kadar bu hal iki-üç kere tekrarladı.
Deliye dönmüştüm. Sabahleyin mahkemeye gittim ve hakim arkadaşlara dedim ki, 'Birader, Türkçe bilmeyenleri asarsak tüm Diyarbakırlıları, hatta tüm doğuluları asmamız lazım. Biz buraya suçluları cezalandırmaya geldik.' Rüyada başıma gelenleri onlara anlattım.
Mazhar Müfit ve öteki hakimler, 'sen karışma, bu bizim işimizdir' dediler. Ben de savcılığımı ileri sürdüm, aramızda münakaşa ağız kavgasına kadar ilerledi. Ben ve onlar şifre ile durumu Ankara'ya bildirdik.Bir hafta sonra Başvekil İsmet İnönü’den şu telgrafı aldım
"Ahmet Süreyya Bey, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Başsavcısı.. Gayemiz, Kürtlerin ve Kürtçülüğün kafasının ebediyen ezilmesidir. Hakim arkadaşlarınla anlaş. Gözlerinden öperim.”
İsmet İnönü’nün Kürtlere bakışının resmi belgesidir.
Mahmut Uzun'un paylaşımından