Show newer

Roma’yı Gerçekte Kim ya da Kimler Kurdu?

Roma’nın kökenleri asırlardır tartışma konusu olsa da, tek bir hikâye diğer hepsinin önüne geçmeyi başarıyor: Romulus ve Remus.
arkeofili.com/romayi-gercekte-

EZİK KEMALİSTLERİN HASTALIĞI

Hüseyin Topgider

Psikolojide buna “Displaced Aggression” derler, yani öfkenin yön değiştirmesi. Güçlüden korktuğu için öfkesini zayıf olana yöneltme. Güçlü karşısında yenildiği için zayıf olana saldırarak deşarj olma ve kendisini rahatlatma hali.

Sosyal medyada profiline Atatürk görselleri koyan milyonlarca Kemalist hesap var. Bunlar çeyrek asırdır AKP ve Erdoğan’ın ayakları altında solucan gibi kıvranıyor. Kemalizme ait ne varsa teker teker tasfiye edildi. Korkudan karşı çıkamıyorlar. Açtırlar, işsizdirler, itibarsızdırlar, gelecekleri ve umutları kararmış. Ama iktidara bir laf etseler polis kapılarına dayanır. Korkudan titriyorlar. Öfkeleri birikmiş, asabidirler, çaresizdirler, kendilerini ifade edecek bir mecra bulamıyorlar. Atatürk resimleriyle, bayrakla, şehit, vatan gibi söylemlerle var olduklarını ispatlamaya çalışıyorlar. Bütün devlet kurumları, ordudan polise, bürokrasiye kadar her şey Erdoğan’ın ve çember sakallı yobazların elinde. Ekonomi, para, makam ve mevki Erdoğan kliğinin elinde.

Kemalistler bu duruma bakıp bir yandan yutkunuyor, bir yandan öfkeleniyor. Kendilerine sadece Mustafa Kemal’in resimleri kaldı. İtiraz edemiyorlar, karşı duramıyorlar, motive olamıyorlar. Böyle yapsalar iktidarın onlara acımayacağını biliyorlar ve korkuyorlar. Tabii insanoğlu kendisini ifade etmeden de duramaz. Kendisini ispatlamak, ben de varım demek için bir şeyler yapması lazım. Bunların aklına hemen Kürtler geliyor. Kürtler nasıl olsa savunmasız. Kürtlere saldırmanın, Kürtlere karşı yiğitlik taslamanın, kabadayılık yapmanın, küfür etmenin suç olmadığını biliyorlar. Erdoğan’a güçleri yetmiyor ama Kürtlere yetiyor.

Dikkat edin, bu tipler hep birbirinin benzeri. Aslında çoğunun Kürtlerle direkt bir sorunu yok. Onları sömüren, aç bırakan, işsiz bırakan, itibarsız hale getiren başkalarıdır. Ama onlar bir bahane bulup Kürtlere saldırırlar. Halk arasında çok söylenen bir söz var: Eşeğe gücü yetmeyince palana saldırma. Bu sahte kahramanların ne olduklarını biliyorum.
Küfürleri, hakaretleri vız gelir.”

Osmanlı'daki Sosyalist Ermenilerin Saklı Tarihi - 3: Yoldaş Paramaz ve Arkadaşları

youtu.be/KBc1DSvUtwM?si=zP2R_z

Bizler kendi çağımızın zalimliği ile suçluluk duygumuz arasına devlet denetimindeki yardım kurumlarından örülü bir duvar inşa etmiş durumdayız; hayır işleri tümüyle organize edilmiş.

JOHN FOWLES

Çin, Bir Atomu Tamamen Yönetmeyi Başardı – İkinci Transistör Devrimi Baş...
youtu.be/JuSvj3B7Krc?si=EvXqux

Tyrannosaurus’un Atası Keşfedildi: Khankhuuluu

Bilim insanları, Tyrannosaurus rex’in bilinen en yakın atasını buldu. Yeni tür Khankhuuluu, dinozorların evriminde eksik halkayı tamamlıyor
merlininkazani.com/tyrannosaur

190 ışık yılı uzakta görüntülen çift yıldızlı sistem, gezegenlere dair kabulleri yıkabilir

NASA’nın TESS teleskobu, bilim dünyasında merak uyandıran bir keşif yaptı. 190 ışık yılı uzakta görüntülenen çift yıldızlı bir sistem, ilginç yapısıyla mevcut modelleri baştan yazdırabilir.
donanimhaber.com/190-isik-yili

57 yıllık efsane bilim kurgu filmi bugünü bildi mi? Hayatta kalmayı öğreniyor

2001: A Space Odyssey'deki HAL 9000 gibi bazı yapay zekalar kapatılmaya karşı direnç gösteriyor ve hatta kapanmayı sabote ediyor. Bir yapay zeka güvenlik araştırma şirketi, yapay zeka modellerinin kendi "hayatta kalma dürtülerini" geliştiriyor olabileceğini söyledi. Hatta şantaj bile yapabiliyorlar.mi?
chip.com.tr/galeri/57-yillik-e

Kişi bilinç düzeyinde ve ahlaki bakımdan düşünerek kendi yolunu seçmediği sürece kişilik asla gelişmez.

CARL GUSTAV JUNG

...Özgürlük bir sonuç değil, bir eylemdir; devleti kurarak değil, devlete karşı mücadele ederek elde edilir. Bilgelerin ya da proletaryanın hükümetini hazırlayan sosyalizm, sadece yeni bir teokrasidir; ve her teokrasi bir yalandir...

Emilio Covelli

Hepimizin içinde adını koyamadığımız bir şey var, işte biz oyuz.

José Saramago

NASA'nın üç uzay aracı hemfikir: "Normalden 7 kat daha parlak"

Gizemli yıldızlararası cisim 3I/ATLAS, Güneş’e en yakın geçişinde olağan dışı bir şekilde parlayarak bilim insanlarını hayrete düşürdü. Renginin kızıldan maviye dönmesi ve parlaklığının yedi kat hızla artması, ziyaretçinin sırlarını daha da derinleştirdi.
ntv.com.tr/teknoloji/nasanin-u

Yıldızlararası ziyaretçi yön değiştirdi: "Teknolojik bir manevra olabilir"

Yıldızlararası cisim 3I/ATLAS, Hubble’ın birkaç ay önce görüntülediği gizemli “anti-kuyruğunu” kaybedip yönünü tamamen tersine çevirdi.Harvard’lı Prof. Avi Loeb bu davranışın “teknolojik bir manevraya” işaret edebileceğini söylüyor.
ntv.com.tr/teknoloji/yildizlar

Göbeklitepe Tartışmasını Bitirecek Kanıt Karahantepe’den Geldi

Karahantepe kazıları, 12 bin yıl önce kamusal yapıların ve konutların bir arada olduğunu kanıtlayarak, Göbeklitepe’nin “sadece tapınak” olduğu teorisini çürütüyor.
kayiprihtim.com/haber/gobeklit

66 Milyon Yıllık Dinozor ‘Mumyaları’ Bilim Dünyasındaki Ezberleri Bozdu

ABD’de bulunan 66 milyon yıllık Edmontosaurus mumyası, dinozorların toynaklı yapıya sahip ilk kara sürüngenleri olduğunu kanıtlayarak evrim tarihine ışık tuttu.
kayiprihtim.com/haber/66-milyo

Anıtkabir Otobüsü Kalkmak Üzere

Mahmut Uzun

Anıtkabir otobüsü kalkmak üzere, sevgili yolcular…
Lütfen umutlarınızı, kırık hayallerinizi ve unutulmuş vaatlerinizi bagaj bölümüne yerleştiriniz.
Bu hat tek yönlüdür; dönüş yoktur.
Çünkü bu ülkenin rotası, hep aynı dairenin etrafında döner:
Tarihin gölgesi, suskunluğun merkezi, unutuşun kalbi.

Mermerin soğukluğunda
diz çökülür,
ama toprağın sıcak kanı hala kurumamıştır.
Birileri “saygı duruşu” der,
birileri “milli vecibe”,
ama kimse o sessizliğin neye mal olduğunu düşünmez.
Oysa tarih, çoğu kez sessizliğin dilinden yazılır -
ve en yüksek anıtlar, en derin unutkanlığın üstüne dikilir.

Otobüs doludur yine.
Aynı koltuklarda oturan, ama her dönemde başka slogan atan yüzlerle…
Bir vakit “milli birlik” diye bağıranlar,
bugün “demokratik kardeşlik” türküsü söylüyor.
Fakat her notada aynı eksiklik yankılanıyor:
Kürtlerin yüzyıllardır taşıdığı o görünmez, ağır valiz.
İçinde eksik adalet, ertelenmiş eşitlik, mühürlü umutlar…
Ve her durakta yeni vaatler, yeni yeminler, yeni unutmalar.

Yol tabelaları değişiyor:
Birinde “adalet” yazıyor, diğerinde “kalkınma”,
ama direksiyon hep aynı ellerde.
Her yeni şoför, bir öncekinden daha çok inanmış görünüyor,
ama rotayı değiştirmeye cesaret eden çıkmıyor.
Bu otobüs, merkeze
gider hep -
merkez ki, konuşmanın sustuğu,
sustum diyenin de yok sayıldığı yerdir.

Bizse her defasında aynı durakta bekliyoruz.
Yeniden inanıyoruz, yeniden aldatılıyoruz,
yeniden “iyi yolculuklar” diyoruz.
Oysa hepimiz biliyoruz:
Bu otobüs hiçbir yere varmaz.
O sadece döner -
dönerek unutturur,
unutturarak yönetir.

Belki de asıl tuzak binmekte değil,
asıl tuzak, bu otobüsün bir yere gideceğine hala inanmakta.
Tarih, inançla beslenen bir yanılsamadır bazen;
aynı yokuşta, aynı sürücüyle,
aynı uçuruma doğru ilerleyen bir yanılsama.

Ve biz,
her seferinde el sallayıp “iyi yolculuklar” deriz,
biraz alayla, biraz kederle, biraz alışkanlıkla…
Sanki giden onlar değilmiş gibi,
sanki kalan biz değilmişiz gibi.
instagram.com/p/DQl2ol1DNiB/

Sınırda kapitalizm ve totaliterliğin geri dönüşü

Mustafa Özcan

Faşizmin yeni biçimleri –dijital otoriterlik, kimlikçi popülizm, algoritmik yönetişim– kapitalizmin kendi sınır koşullarında doğan tahayyül krizinin siyasal biçimleridir. Bu biçimler, geçmişin tekrarı değil, krizin yeniden biçimlenmesidir

Kapitalizmin tarihi aynı zamanda kendi krizlerine verdiği politik-ideolojik yanıtların tarihidir. 20. yüzyılda klasik faşizm (İtalya, Almanya) nasıl, kâr oranlarının düşüşü, emek hareketlerinin yükselişi ve liberal demokrasinin çözülmesi karşısında burjuvazinin tarihsel savunma refleksi olarak ortaya çıktıysa, bugün de yükselen otoriter eğilimler (örneğin Putin-Rusya, Modi-Hindistan, Erdoğan-Türkiye, Orban-Macaristan, Trump ve Batı’daki aşırı sağ dalga) kapitalizmin geç neoliberal evrede yaşadığı yapısal sınır krizine benzer bir yanıt olarak düşülmelidir. Aşikar hale gelen “yeni totalitarizm” yalnızca gerici bir geri dönüş değil; kapitalizmin kendi tarihsel sınırlarına dayanmış olması nedeniyle geliştirdiği yeniden üretim stratejisidir. Bu strateji çerçevesinde yaşanan mali krizler (küreselleşmenin sınırlarına dayanması, göçmen sorunu, neoliberal politikaların iflası sonucu belirginleşen kriz); kapitalizmin evrensel değerlerin taşıyıcısı iddiasında olduğu temsil sistemi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi uygarlık projesini de tıpkı 2. Dünya Savaşı öncesi olduğu gibi kendi sınırına taşıdı.

Totaliterliğin geri dönüşü ve kapitalizmin eşiği
Yirminci yüzyılın sonunda faşizmin tarihsel olarak yenilgiye uğratıldığı, liberal demokrasinin “tarihin sonu”nu temsil ettiği iddia edilmiş, kapitalizmin küresel biçimi ile bireysel özgürlüklerin uyumlu bir sentez oluşturabileceğine inanılmıştı. Oysa yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği, bu inancın bir yanılsama olduğunu acı biçimde gösterdi. Küresel ölçekte yükselen otoriter-popülist rejimler, dijital gözetim toplumları, ABD ve AB’de faşist partilere artan kitle desteği ve kimlik temelli milliyetçi siyasetlerin sınıf mücadeleleri yerine ikamesi sonucunda solun kitle desteğini oluşturan geniş halk kitleleri nezdinde, yalnızca politik bir geriye dönüşle değil, kapitalizmin kendi içkin sınırlarında beliren yeni bir eşik ile belirginleşmeye başlamıştır. Bu eşik, bir sonun değil, bir doyumun göstergesidir. Kapitalizm, yalnızca üretim ilişkilerinin değil, toplumsal anlamın, öznel deneyimin ve tahayyülünde sınırlarına dayanmıştır. Faşizm ya da totaliterlik, bu tıkanma noktasında, sistemin kendi devamlılığını ontolojik düzeyde yeniden tesis etme çabası olarak belirmiştir. Dolayısıyla faşizmi yalnızca siyasal bir biçim, otoriterliğin bir türü ya da kriz dönemlerinde tekrarlanan bir patoloji olarak değil, tarihsel kapitalizmin kendi kendini koruma refleksi olarak okumak gerekir. Bu noktada “sınırda kapitalizm” kavramı belirleyici hale gelir. Kapitalizm, artık kendi sınırında, varlığını sürdürebilmek için bu sınırı sürekli olarak aşma, genişletme, yeniden icat etme çabası içindedir. Ancak her aşma girişimi, yeni bir kriz biçimi üretir. Ekolojik yıkım, finansal krizler, kimlik politikaları, teknolojik tahakküm – tümü bu sınırda-olma halinin farklı tezahürleridir. Ancak mesele teknik değil, tarihsel-ontolojiktir. Kapitalizmin krizi, sermayenin birikim sınırlarına ulaşması kadar, yukarda belirtilen toplumsal tahayyülün üretkenliğinin de tükenmesiyle ilgilidir. Castoriadis’in deyişiyle, her toplum “kendi dünyasını tahayyül ederek” var olur. Kapitalizm, bu tahayyül gücünü sonsuz büyüme, ilerleme ve piyasa mantığıyla özdeşleştirmiştir. Bugün ise bu mantığın dayandığı anlam dizgesi çökmüştür. Artık ne evrensel insanlık değerlerinden ne ilerlemeden bahsedilebilir. Kendi varlığı ve yaşantısını arayan toplumsal özne, yeni bir anlam üretemediği koşullarda sınırda kapitalizmin önüne koyduğu faşizm dahil her türlü otoriter yönetim seçeneğini gündemine almıştır.

Tarihsel kapitalizmin kriz dinamiği ve iç sınırın mantığı
Marx’ın kapitalizm çözümlemesinin en derin katmanı, onun tarihsel bir sistem değil, tarihsel bir çelişki biçimi olduğunu göstermesidir. Kapitalizm, kendi varlığını, çözümleyemediği çelişkilerin sürekli yeniden üretimi üzerinden sürdürür. Bu nedenle kriz, sistemin istisnası değil, olağan halidir. Marx, Grundrisse’de “Sermaye, bir ‘değer birikimi’ olmanın ötesinde, ‘sonsuz genişleme zorunluluğu’na sahip bir toplumsal ilişkidir” der. Bu zorunluluk, sermayeyi hem dinamik hem de kendine karşıt hale getirir. Çünkü genişleme, her defasında yeni bir dış alan gerektirir: Sömürülecek yeni emek biçimleri, çevre ekonomileri, doğa kaynakları, kültürel pazarlar. Ancak modern kapitalizmin küreselleşmesiyle birlikte bu dışsallık giderek yok olmuştur. Bugün yaşadığımız kriz, tam da bu “dışın tükenişi”dir. Sermaye, artık genişleyebileceği yeni bir alan bulamadığında, genişlemeyi toplumsal dokunun içine, öznenin varoluşuna taşır. İnsan ilişkileri, duygular, arzular, hatta bilişsel süreçler bile piyasa mantığının içselleştirilmiş bir uzantısına dönüşür. Bu, Marx’ın “metanın genel biçim” olarak tanımladığı yapının ontolojik düzeyde tamamlanmasıdır. Sermayenin sınırı, artık yalnızca üretim araçlarının değil, insanın tahayyül gücünün sınırıdır. Bugünün ekolojik felaketleri, küresel eşitsizlikleri ve finansal krizleri, bu çözüm modelinin artık işlemediğini göstermektedir. Sermaye, kendi çelişkilerini başka yere süremez hale gelmiştir ve Marx’ın “mutlak sınır” dediği duruma yaklaşılmıştır.

Toplumsal tahayyül ve anlamın çöküşü
Faşizmin klasik biçimleri, modern ulus devletin ve sanayi kapitalizminin kriz koşullarında doğmuştu. Bu kriz, üretim ilişkileriyle siyasal temsil biçimleri arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanıyordu. Kitlelerin siyasal özne haline gelmesi, üretim alanındaki tahakküm ilişkilerini tehdit ediyordu. 20. yüzyılın ilk yarısında faşizm, bu tehdidi bastırmak ve sermaye birikimini yeniden stabilize etmek için “ulusal birlik”, “tek lider” ve “kolektif fedakârlık” mitleri üzerinden işlev gördü. Bugün ise faşizmin dönüşümü, farklı bir tarihsel zeminde, dijital kapitalizm evresinde ortaya çıkmaktadır. Bu yeni biçim, klasik faşizmin açık şiddetini değil, sürekli denetim, görünmez yönlendirme ve kimliksel kutuplaşma tekniklerini kullanır. Castoriadis’e göre toplumlar, yalnızca üretim ilişkileriyle değil, aynı zamanda kendilerine verdikleri anlamlarla var olurlar. Toplumun kurucu öğesi, ekonomik yapı sın yanında, toplumsal öznenin kendini anlamlandırma biçimidir; bu biçim, tahayyülün ürünüdür. Kapitalizm, başlangıcından itibaren belirli bir toplumsal tahayyül üzerine kurulmuştur: Sınırsız ilerleme, rasyonel birey, teknik kontrol ve sonsuz büyüme miti. Ancak günümüzde bu tahayyül, hem ekonomik hem de ekolojik düzeyde çökmüştür. İnsan, doğa ve anlam üretimi, artık sermayenin işleyişine hizmet eden “veri kaynaklarına” indirgenmiştir. Bu durumda sistemin sürdürülebilmesi için yeni bir “tahayyül rejimi” gereklidir. Dijital otoriterlik bu boşluğu doldurur: Anlamın yerini algoritmik düzen alır. İnsan davranışları, tercihler, hatta duygular ölçülebilir ve yönlendirilebilir verilere dönüştürülür. Bu yeni otoriterlik biçimi, klasik faşizmin aksine “baskı”dan değil, “katılım”dan beslenir. Birey, kendi özgürlüğünü deneyimlediğini sanırken, algoritmik süreçlerin içinde belirlenmiş tepkiler verir. Böylece özne, iktidarın aracı haline gelir. Artık faşizm, tek bir liderin iradesiyle değil, algoritmaların görünmez iktidarıyla işler.

Siyasal düzeyde ise bu durum, popülist söylemlerin yükselişiyle birleşir. Popülizm, toplumsal parçalanmayı “halk” ve “elit” karşıtlığı üzerinden yeniden düzenleyerek, kriz halindeki kapitalizme geçici bir anlam sağlar. Ancak bu anlam, gerçek bir siyasal tahayyül değil, ideolojik bir simülasyondur. Böylece dijital faşizm, hem mikro (algoritmik denetim) hem makro (milliyetçi-popülist söylem) düzeyde işleyen iki yönlü bir tahakküm biçimi kurar.

Dolayısıyla sınırda kapitalizmin totaliter yanıtı, yalnızca siyasal değil, kültürel ve varoluşsaldır. Anlamın çöktüğü yerde düzen kurma arzusu, özgürlüğün yerini alır. Teknolojik gözetim, ekonomik belirsizlik ve ekolojik felaketler çağında, insan kendini “düzenin güvenli kollarında” bulur. Fakat bu güven, kendi özne oluşunun kaybı pahasına sağlanır.

Sonuç olarak, faşizmin yeni biçimleri –dijital otoriterlik, kimlikçi popülizm, algoritmik yönetişim– kapitalizmin kendi sınır koşullarında doğan tahayyül krizinin siyasal biçimleridir. Bu biçimler, geçmişin tekrarı değil, krizin yeniden biçimlenmesidir. Kapitalizm, kendi çöküşünü yönetebilmek için insanın anlam üretme gücünü nötralize etmek zorundadır; çünkü anlam, her zaman özgürlüğün kaynağıdır.Bugün totaliter eğilimleri anlamak için, yalnızca ekonomik veya siyasal analiz yeterli değildir; aynı zamanda tahayyül krizini okumak gerekir. İnsan, kendi yaratıcı kapasitesini kaybettiğinde, otoriterlik kolayca meşrulaşır. Bu nedenle tarihsel kapitalizmin eşiğinde yeni bir tahayyül, ekonomik düzeni yeniden yapılandırmanın yanında, toplumsal anlamı yeniden kurmakla mümkündür. Yeni tahayyülün olasılıkları, mevcut sistemin sınırlarına dair farkındalıkla başlar. “Sınırda kapitalizm” yalnızca bir kriz durumu değil, aynı zamanda alternatif bir geleceğin doğabileceği bir tarihsel eşiktir. Bu eşikte, insanın yaratıcı öznelliği harekete geçtiğinde, tarih yeniden yazılabilir, totaliter düzenin dondurulmuş zamanı çözülebilir. Marx’ın özgürleşme vizyonu bu yaratıcı eylemin kavramsal-kuramsal kılavuzu, komünist ve devrimci hareketin düşünsel, siyasal ve sınıfsal dinamiklerinin, amaç, yol ve örgüt bütünlüğünde birleştirilmesi de pratik adımı gibi görünüyor.
sendika.org/2025/11/sinirda-ka

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.