Uluslararası Bildiri: Venezuela’ya Yönelik Emperyalist Saldırıyı Kınıyoruz
Latin Amerika Anarşist Koordinasyonu ve kardeş örgütleri, Trump yönetiminin öncülüğünde ABD hükümetinin Venezuela’ya doğrudan müdahale etme tehditlerini kınamaktadır.
Bu müdahale girişimleri ve tehditleri ne münferit olaylardır, ne de “güvenlik”, “uyuşturucu kaçakçılığı” veya “terörizm” gibi iddia edilen sorunlara geçici bir tepki niteliğindedir. Aksine, bunlar Latin Amerika ve Karayipler’deki emperyalist müdahalenin uzun tarihinin bir parçasıdır ve bu müdahalenin etkileri sistematik olarak bölgenin ezilen halkları ve sınıfları üzerinde hissedilmiştir.
Bu hikaye gayet iyi bilinmektedir: Amerika Birleşik Devletleri bu bahaneleri her kullandığında, sonuç sosyal yıkım, egemenlik kaybı ve şiddet olmuştur. 1989’da Panama, 2003’te Irak ve bölgemizde yapılan çok sayıda müdahale, bunun “demokrasiyi savunmak”la değil, siyasi, askeri ve ekonomik kontrolle ilgili olduğunu göstermektedir. Venezuela’nın durumunda, bu tehditler, halkın günlük yaşamını zorlaştıran, kıtlığı, prekarlığı ve varoluşun maddi koşullarının bozulmasını derinleştiren on yıldan fazla süren ekonomik ablukaya ek olarak gelmektedir.
Bu bağlamda, emperyalist saldırganlığın yönetici elitleri cezalandırmadığını, aksine doğrudan halk kitlelerinin üzerine çöktüğünü vurgulamak önemlidir. Ablukalar, yaptırımlar, askeri gözdağı ve finansal boğma, “cerrahi” araçlar değildir. Bunlar, bütün bir halkın direnişini kırmak, onları terbiye etmek ve boyun eğdirici bir düzene kabul ettirmek için kullanılan ekonomik savaş mekanizmalarıdır.
…….
Emperyalizm karşısında tarafsızlık mümkün değildir. Ya egemenlik, yağma ve savaşın tarafındasınızdır ya da ezilenlerin tarafındasınızdır.
Kararlılığımız uzun vadeli ama nettir: halk örgütlenmesini güçlendirmek, direnişi derinleştirmek ve dünyanın ezilen sınıfları için tabandan bir özgürlük ufku inşa etmek.
Emperyalizme Geçit Yok!
Yaşasın Dövüşenler!
Çeviri : yeryüzü postası
https://www.instagram.com/p/DTIvUpVjZHQ/?igsh=MXhiNGRsYm1kYzh1
Mutsuzluk, büyük çiftçim,
Mutsuzluk, gel otur şöyle...
Dinlen hele bir.
Dinlenelim biraz olsun, sen de ben de
Dinlen,
Gelip beni buluyor, yoklayıp sınıyorsun ve kanıtlıyorsun ki
Ben senin yıkıntınım.
Büyük tiyatrom, limanım, ocağım.
Altın mahzenim benim.
Geleceğim, gerçek anam, çevrenim.
Işığına, bolluğuna, iğrençliğine.
Salıyorum kendimi işte.
Henri Michaux
BREAKING:
According to multiple sources, protesters are becoming armed in Iran
#AureFreePress #News #press #headline #GOP #Politics #uspolitics #uspol #Iran #BreakingNews #Breaking
SDG’nin Şam’la görüşmesinden ne çıktı? Venezuela saldırısından sonra herkes bıçak sırtında…
Fehim Taştekin
♦️SDG’nin Şam’la görüşmesinden ne çıktı?
♦️Venezuela saldırısından sonra herkes bıçak sırtında…
https://youtu.be/JXJPWhXZD3Y?si=oX4LGsDDSMjMUK4_
ABD’nin Maduro Operasyonu: Trump Dünyaya ne Mesaj veriyor? Türkiye'yi ne bekliyor?
Dış Politika analistleri Alin Ozinian ve Aydın Sezer ABD'nin Maduro Operasyonunu tüm yönleri ile tartışıyor:
ABD’nin Venezuela’ya yönelik gece operasyonu ve Nicolas Maduro’nun eşiyle birlikte New York’a götürülmesi dünya siyasetinde deprem etkisi yarattı. Bu yayında, operasyonun nasıl planlandığı, Washington’un “uyuşturucu/narko-terör” söylemi ile rejim değişikliği–petrol ekseninin nerede kesiştiği ve en tartışmalı başlıklardan biri olan “Maduro’ya görevi bırakıp Türkiye’ye gitmesi teklif edildi” iddiasını (NYT’ye dayandırılan haber akışı) bütün boyutlarıyla konuşuyoruz.
Masada ne var?
İddiaya göre 23 Aralık’ta “Türkiye’ye gitme” seçeneği konuşuldu; reddedilince operasyon düğmesine basıldığı yazıldı.
Maduro’nun New York’ta gözaltı merkezine sevki, “perp walk” dili ve bunun gösteri siyasetindeki karşılığı.
Operasyonun askeri-teknik boyutu: “Operation Absolute Resolve”, çoklu üslerden kalkan 150+ hava unsuru ve Caracas’ta elektrik kesintileri iddiası.
Hukuki meşruiyet ve siyasal sonuçlar: “taktik başarı” ile “uluslararası hukuk/sivil kayıp” tartışması neden aynı anda büyüyor?
BM Güvenlik Konseyi acil toplantı hazırlığı ve uluslararası tepkilerin ayrışması.
Bu yayın, tek bir olayı anlatmaktan öte, otoriter-popülist liderlik çağında “sınır-ötesi güç kullanımı” ve yeni düzen tartışmasını da açıyor: “Beğenilen sesleri büyütme, beğenilmeyenleri susturma” mantığı artık uluslararası sahaya mı taşınıyor?
https://www.youtube.com/live/sXhXRK3-mP4?si=FwOcMhXYLMVXu6Fb
ABD Venezuela’ya el koydu: “Maduro operasyonu kıta için kırılma noktası"
Latin Amerika’da taşları yerinden oynuyor, küresel dengeler daha da fazla sarsılıyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro askeri bir operasyon ardından eşiyle birlikte yakalanarak yargılanmak üzere ABD’ye getirildi. Gelişmeyi Florida’daki konutu Mar-a-Lago’da düzenlediği basın toplantısıyla duyuran Trump,operasyonun uyuşturucu trafiğine karşı yapıldığını vurgulasa da meselenin çok daha derin olduğu açık.
Gewlişmenin perde arkasını Latin Amerika uzmanı Dr. İmdat Öner’e sordum. Öner, Florida International University’de Latin Amerika çalışmaları yürütüyor. Önceleri, senatör iken Marco Rubio’nun bu üniversitede verdiği uluslararası ilişkiler derslerinde asistanlık yapan Öner, ABD Dışişleri Bakanı’nın zihinsel dünyasını en iyi bilenler arasında. Dolayısıyla, aktardığı yorumlar, konunun derinlemesine anlaşılmasında önemli bir kaynak.
Öner’in analizine göre bu operasyon, 2026 ara seçimleri öncesi Trump’ın göç ve uyuşturucu karşıtı politikasının bir parçası. Ayrıca ABD’nin Venezuela'daki devasa enerji kaynakları üzerindeki kontrolü geri kazanma ve Çin ile Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu kırma isteği operasyonun temel motivasyonları arasında. ABD’nin hamlesi Venezuela ile mi sınırlı, ötesi var mı? Ülkenin iki numaralı ticari ortağı Çin’le ilişkiler bundan sonra nasıl seyredecek? Avrupa daha kırılgan hale mi geliyor? Maduro davasında küresel uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili kritik hangi bilgiler ortaya çıkar? Bu ve benzeri soruları Öner ile masaya yatırdım.
Haydutluğun zirvesi: ABD, Venezuela’ya el koyuyor… Latin Amerika’da korsanlığın tarihi
Fehim Taştekin
🔹Haydutluğun zirvesi
🔹ABD, Venezuela’ya el koyuyor
🔹Latin Amerika’da korsanlığın tarihi
GARİPOĞLU - ACUN - VENEZUELA
İçinde Acun Ilıcalı'nın, iktidar ve muhalefet vekillerinin, Diyanet İşlerinin olduğu çarpıcı bir kara para ve kumar dosyası. Dosyanın asıl aktörü ise tam bir hayalet. Hakkıdaki herşey ya silinmiş ya imha edilmiş. Karanlık ağın tüm detayları...
Acun'un Hull City takımının Türkiye'deki kara para ağındaki rolünü Acun'un yöneticisi nasıl kabul etti?
Venezuela altınları Türkiye'ye akıyordu ama ABD bunun faturasını Türkiye'ye keser mi? Erdoğan'ın kasalarından Ahlatçı'nın bu işteki rolü nedir?
https://www.youtube.com/live/On0vn_M_Kas?si=JU1djbRnljY7JVBQ
Türk tarihçiden ezber bozan belge: İttihat ve Terakki’nin ‘ana dilde eğitim’ kararı
Genellikle katı merkeziyetçi ve Türk milliyetçisi politikalarıyla tanınan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC), 1913 yılındaki kongre programında ana dilde eğitimi savunduğu ortaya çıktı. Paylaşılan belgeye göre İTC, Türkçenin ilkokullarda sadece "dil dersi" olarak okutulmasını, öğretim dilinin ise bölgenin "ana dili" olmasını kararlaştırmış.
https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/030120268
2025’te yine yaprak dökümü
Türkiye Ermeni toplumu, 2025 yılında topluma hizmet etmiş önemli isimlerini kaybetti. Ermeni edebiyatının önemli isimlerinden, Marmara gazetesi başyazarı Rober Haddeciyan, Karagözyan Yetimhanesi Vakfı Başkanı Dikran Gülmezgil, tiyatrocu Anta Toros, genç yaşta kaybettiklerimizden Yeşilköy Okulu Müdürü Melikcan Zaman, Tıbrevank ve Getronagan okullarının biyoloji öğretmeni Dikris Taşkıran... Tüm kayıplarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.
https://www.agos.com.tr/tr/haber/2025te-yine-yaprak-dokumu-39000
“Bu aşırı ırkçılığın dönemsel sebepleri de var tabii, kuruluş kodlarıyla ilgili olan boyutu da var. Örneğin Kemalist milliyetçiliğin kodlarında Alman romantik ırkçılığının izleri pek konuşulmaz. Hâlbuki burası önemli bir nokta. Alman ırkçılığı, biliyorsunuz Almanları iki büyük dünya savaşına sürükledi ve ikisinden de iflas ile çıktılar. Ayrıca bugün “kafatası milliyetçiliği” dediğimiz şey Almanların icadı. İttihat ve Terakki’nin askerî kadroları (ki buna Mustafa Kemal de dâhil), Alman ırkçı subay Von der Goltz Paşa’nın tedrisatından, tahsilinden geçti. Daha 1910’larda Adana bölgesindeki Ermenilerin, Dersim bölgesindeki Alevilerin temizlenmesi gerektiği fikrini Talat Paşa’ya veren oydu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra her ne kadar Türkler üzerinde İngiliz hâkimiyeti oluşsa da bahsettiğim bu militarist Alman ırkçılığı, Cumhuriyet sonrasında da devam etti. Örneğin 1925’te idam ve sürgün edilen birçok Kürt’ün isimleri, daha 1910’larda ajandalara kaydedilmişti. Dersim Harekâtı kararı daha 1913’lerde alınmıştı. Toparlayacak olursak, Cumhuriyet’in kurucu iradesi askerî bir iradedir ve Kemalizm özünde militarist bir milliyetçiliktir. Üstünlük iddiasını kaybetmemek uğruna yüz yıl önce idam ettiği kişiyi bugün maketini yapar, yine idam eder.”
Ekrem Malbat
Gayrimüslim Kürtler Köle Pazarlarında [1847]
1847′de Bedirxan Bey’in Kürdistan’ı bağımsızlık ilanına sert bir müdahale ile karşı çıkan ve ayaklamayı bastıran Osmanlı Devleti, Bedirxan Bey, Mehmûd Xan ve maiyetindekileri aileleriyle birlikte Girit ve Ruscuk’a sürgüne gönderdi. Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, bastırılan isyan ardından bölgede çeşitli düzenlemelere gitti ve Abdülmecid’in isteği üzerine Kürdistan Eyaleti’ni yeniden düzenledi. Mustafa Reşit Paşa, bu dönemde İngilizlerden etkilenerek halen devam eden köle ticaretine karşı geldiyse de devlet eliyle, Bedirxan Bey’e destek vermiş Yezidi, Hristiyan, Nesturî ve Yakubî Kürtlerden oluşan birçok tutsak, kadın ve çocuklarla birlikte Diyarbekir, Musul ve Bağdat pazarlarında köle olarak satıldı.
Bu olay Bâbıâli’de tartışmalara yol açtı. İngiltere başta olmak üzere Avrupalı ülkeler köle satışına karşı girişimde bulundular. İstanbul’daki tartışmalar neticesinde durumun İslam şeriatına uygun olmadığı resmen beyan edildiyse de sonuç pek farklı olmadı. 1847-1848 yılları arasında yaşanan köle satışları olayı üzerine Meclis-i Vâlayı Ahkâm-ı Adliye, Diyarbekir Mutasarrıflığı ve fetvahâne arasında sert tartışmaların bulunduğu yazışmalar yapıldı. Halen Başbakanlık Arşivi İrade Koleksiyonu’nun Meclis-i Vâla bölümünde 2961 nolu dosyada kayıtlı bulunan bu yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla isyan sonrası tutuklanan ve köle olarak satışı yapılanların garimüslim Kürtlerden oluştukları ve Bedirxan Bey’in liderliğini yaptığı isyana destek oldukları, gayrimüslim olduklarından dolayı da satılmalarının devlet nezdinde meşru olduğu görülmektedir.
https://kurdians.wordpress.com/2007/10/08/gayrimuslim-kurtler-kole-pazarlarinda-1847/
"Ellison’ın Köleleri", Türklerin Kürtleri
https://www.ozgurpolitika.com/haberi--ellisonin-koleleri-turklerin-kurtleri-205398
Evliya Çelebi’ye göre Kürt tanımı: Padişah da olsa otlu peynir ve soğan cücüğünden vazgeçemezler
Seyahatname’sinde Kürtlerin savaşçı ve yiğitliğini yere göğe sığdıramayan Evliya Çelebi, eleştirilerini sıralamaktan da çekinmez. Kürtlere yönelik eleştirilerinin başında inatçılık huyları ve otoriteye karşı çabucak isyan etmeleri gelir
Köleler ve Kürtler
“Ulusların kendi kaderini tayin hakkı vardır; ancak Kürtler bu hakkı Türkiye ile, Türklerle birlikte yaşamak şeklinde kullanmalıdır” diyen bir yaklaşım, ilerici ya da devrimci değildir. Aksine, bu ifade Türklerin Kürtlerle kurduğu tahakküm ilişkisini sorgulamak yerine bu tahakkümü yeniden üretir ve daha kötüsü meşrulaştırır. Bu cümle ile “Kölelerin özgür olma hakkı vardır ama köleler efendileriyle birlikte yaşamaya devam etmelidir, onlar et ile tırnak gibidir” demek arasında ilkesel hiçbir fark yoktur.
Kölelikte efendilerin en büyük başarısı fiziksel zincirlerden çok zihinsel bağlar kurmaya dayanır. Köleye sürekli şu telkin edilmiştir: “Efendin olmadan yaşayamazsın. Özgürlük açlık ve kaos getirir. Güvenlik ancak ona itaatle mümkündür.” Bu telkin zamanla korkuya, korku alışkanlığa, alışkanlık ise neticede gönüllü rızaya dönüşür. Öyle ki kazara özgürleşmek isteyen bir köleye en çok diğer köleler karşı çıkacaktır.
Tarih bu tür örneklerle doludur. Köleliğin resmen kaldırıldığı dönemlerde bile bazı kölelerin özgürlükten korktuğu bilinir. Lincoln kölelere özgürlük verdiğinde bir köle onun ayaklarına kapanarak “Efendimiz olmadan biz ne yaparız?” diye yalvarır. Hikâyenin tarihi doğruluğu tartışılabilir, ama anlattığı zihniyet son derece gerçektir: Uzun süre baskı altında kalan insan, bir süre sonra boynuna takılmış zinciri normal sanmaya başlar ve boynunda o zincir olmadığında kendisini güvende hissetmeyecektir.
Bugün Kürt meselesinde ortak yaşam adına sunulan birçok talep de bu zihinsel çerçeveden bağımsız değildir. Ortak yaşam, eşitlik temelinde kurulmadığı sürece yalnızca yeniden adlandırılmış bir bağımlılık ilişkisidir. Eşitlik ancak iki ulusun da devletleri olduğunda gerçekleşir. Diğer yandan bir başka benzer soru da dolaşımdadır: “Kürdistan bağımsız olursa ayakta kalabilir mi?”
Bu soru masum değildir. Tarih boyunca her sömürülen halka aynı şey söylenmiştir. Afrika halklarına, Latin Amerika ülkelerine, Asya’daki sömürgelere… Hepsinin kulağına “Siz tek başınıza yaşayamazsınız” diye fısıldanmıştır. Oysa gerçek tam tersidir: Efendiyi ayakta tutan kölenin emeğidir. Metropolü zenginleştiren, çevrenin kaynaklarıdır. Merkezi devletleri güçlü kılan, periferideki halkların alın teri, toprağı ve yeraltı zenginlikleridir.
Türkiye’yi, Irak’ı, İran’ı ve Suriye’yi ayakta tutan şey yalnızca bayraklar ya da ordular değildir. Kürtlerin insan malzemesi, emeği, petrolü, suyu, tarımı, coğrafi konumları ve ucuz iş gücü bu devletlerin ekonomik ve siyasal sürekliliğinin temel taşlarıdır. İnşaatlarda çalışan, madenlerde hayatını kaybeden, tarlalarda alın teri döken, en ağır ve güvencesiz işleri yapanların kimliklerine baktığımızda bu gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar.
Bu noktada mesele “ayakta kalmak” değil, “kimin ayakta kalması için kimin eğildiği” meselesidir.
Kadim anlatılar da aynı gerçeği haykırır. Firavun’un sarayları, piramitleri ve şehirleri, Musa’nın halkının emeğiyle yükselmiştir. Musa’nın itirazı tam da buradadır: “Bu düzeni kuran benim halkımken, neden benim halkım köledir? Senin saraylarını benim halkım yaparken neden onların bir evi yoktur?” Bu soru, binlerce yıldır değişmeden önümüzde duruyor.
Hâlâ tereddüt edenler için basit bir öneri: Sokağa çıkın. İlk şantiyeye, ilk tarım alanına, ilk tekstil atölyesine uğrayın. En ağır işi yapanlara sorun: Kimsiniz, nereden geliyorsunuz? Alacağınız cevaplar, uzun teorik tartışmalardan çok daha öğretici olacaktır.
Özgürlük ve bağımsızlık korkuyla ertelenecek bir lüks değildir. Tam tersine, özgürlük korkuya rağmen talep edilmesi gereken bir haktır. Hiçbir halk, kendi emeğiyle başkalarını zenginleştirirken “Biz tek başımıza yaşayamayız” yalanına mahkûm değildir. Gerçek çarpıcıdır: Biz olmazsak asıl onlar yaşayamayacaktır! Kölelerini kaybetme korkusu da tam olarak buna dayanmaktadır.
İbrahim Halil Baran