Herkül Millas Anlatıyor: Türk Ordusunda Bir Marksist Rum, Kürt, Ermeni ve Anarşist Arkadaşları
Via Özel'de Alin Ozinian'ın konuğu Siyaset Bilimci Dr. Herkül Millas Herkül Millas’ın askerlik anıları üzerinden; Türkiye’nin yakın geçmişini, devletle birey arasındaki ilişkiyi, kimlik meselesini, sınıf farklarını ve askerlik deneyiminin toplumsal boyutlarını konuştuk. Muş’ta geçen askerlik günleri boyunca ortaya çıkan bu anlatı, yalnızca kişisel bir hatırat değil; aynı zamanda Türkiye’nin taşrasına, yoksulluğuna, ötekilerine ve dönemin siyasi atmosferine içeriden bakan güçlü bir tanıklık sunuyor. Bu yayında, Herkül Millas’ın gençlik yıllarındaki idealleriyle devletin sert gerçekliği arasındaki gerilimi; Kürt, Ermeni, anarşist ve sol çevrelerle kurulan ilişkiler üzerinden şekillenen daha geniş bir toplumsal manzarayı ele aldık.
https://youtu.be/GokrQqIViKw?si=0nJkmJNXmrxmytrR
Neden yanlış olduğu kanıtlanan komplo teorileri (Düz Dünya, Aşı Karşıtlığı vb.) asla bitmez?
Leon Festinger cevabı 70 yıl önce verdi: Çünkü inanç, mantıkla ilgili değildir; kimlikle ilgilidir. Bir insana Yanılıyorsun dediğinizde, onun fikrine değil, Benliğine saldırırsınız.
O da savunmaya geçer. Bir yalana ne kadar çok fedakarlık yapılmışsa, o yalandan dönmek o kadar imkansızdır.
Sizin dönmeye cesaret edemediğiniz yalan hangisi?
...Hayat kendi kendimize çevirmek zorunda olduğumuz bir güven oyunu, bir dolandırıcılıktır; savunma mekanizmalarımızdan soyulmuş halde, sessiz ve dik dik bakan boşluğun önünde çıplak kalmamıza yol açarak herhangi bir hileyi fark etmemeye umarak devam ettirdiğimiz bir oyundur. Bu kendini aldatmayı sona erdirmek, türümüzü hem var olup hem de bilinçsiz kalma yönündeki paradoksal zorunluluktan kurtarmak için üremeyi bırakmamız gerekir.
THOMAS LİGOTTİ
İşte Belge! Kuzey Kemalistan Cumhuriyeti-Kuzey Kore Cumhuriyeti- İsim Değiştirilecekti...
"Sistem varlığını, insani ihtiyaçları tatmin etmek üzere sürdürmez ve sürdüremez de. Aksine, sistemin ihtiyaçlarına uyacak sekilde değiştirilmesi gereken, insan davranışıdır. Bunun sistemi yönetiyor gibi gözüken siyasi ya da toplumsal ideolojiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu teknolojinin suçudur, çünkü sistem, ideoloji tarafından değil teknik gereklilikler tarafindan yönlendirilir. Elbette sistem birçok insani ihtiyacı karşılar, ancak genelde, bunu sistemin yararina olduğu sürece yapar. Asıl önemli olan insanın ihtiyaçlarn, değil, sistemin ihtiyaçlarıdir."
TED KACZYNSKI
"Kültur ve devlet, bu konuda insan yanılmaz- birer çelişkidir.' Kültür-devlet' apaçık çağdaş bir idedir. Biri yaşama gücünü ötekinden alır, biri ötekinin sırtından geçinir. Bütün büyük kültür çağları politika yönünden çöküş dönemleridir: Kültür anlamında büyük olan politikanın -dışındadır, politika karşıtıdir-"
FRIEDRICH WILHELM NIETZSCHE
Anarşizm, zorlayıcı otoriteye. devlete ya da
toplumsal hiyerarşilere ihtiyaç duymadan özgür, düzenli ve adil bir toplumun műmkün
olduğunu savunur. Bireylerin karşılıklı yardımlaşma, öz-yőnetim ve işbirliği ilkeleri temelinde gönülü olarak bir araya gelebileceğini: gerçek eşitliğe ulaşmak için özel műikiyetin yerine ortak mülkiyetin geçirilmesi gerektiğíni ileri sürer.
EMMA GOLDMAN
ŞEBİNKARAHİSAR DOĞUMLU AMERİKAN VATANDAŞl , ERMENİ SOYKlRlMlNlN CANLl GÖRGÜ TANlĞl ERMENİ YAZAR " ARAM ÇEKENİAN " ARAM HAİGAZ VE ŞANLl ŞEBİNKARAHİSAR DİRENİŞİ ÜZERİNE Bugün soykırım hatıratı denildiğinde ilk akla gelen yazar Aram Haigaz dır . Çoğu akademisyen ve tarihçilerin soykırım hakında bilgi almak için ona başvurmuşlardır . Aram Haigaz hatıratlarıyla olduğu gibi mizah dolu hikayeleriyle Ermenice edebiyatının en sevilen yazarlarından birisi olmuştur . Aram Haigaz 1915 Ermeni Soykırımında babasını , kardeşlerini ve diğer akrabalarını kaybettiğinde çocuk yaşlarındaydı . Annesi ve kendisi gibi diğer sağ kalanlarla birlikte Suriye çöllerine ölüm yolculuğuna çıkartıldılar . Aram Haigaz ' a Kürt bir aile sahiplendi böylece İslamı kabul etirilerek hayatta kalmayı başardı . Aram Haigaz efendisine 4 yıl hizmet ettikten sonra bir yolunu bulup oradan kaçtı . Aram Haigaz o döneme ait anı kitabı " Kürdistan Dağlarında 4 yıl " Türkiye ' nin Osmanlı İmparatorluğu olduğu dönemde Kürt aşiret reisleri arasında çoban ve hizmetçi olarak yaşamını ve çocukluğunun nasıl geçtiğini anlatmaktadır . 1919 yılında İstanbul ' a gelerek tesadüfen aileden sağ kalan teyzesini bularak bir süre yanlarında kalır . Amerikan misyonerlerin yetimhanesinde kaldığı zaman ünlü Ermeni yazar ve edebiyat eleştirmeni Hagop Oşagan ' ın ders verdiği Gentronagan Lisesi ' ne devam eder Aram Haigaz iki yıl sonra 1921 ' de Amerika ' ya yerleşir . Aram geçimini sağlamak için değişik işlerde çaliştı ve aynı zamanda Ermeni gazete ve dergilere yazılar yazmağa başladı . Aram Haigaz 10 Mart 1986 yılında 85 yaşında öldüğünde 10 kitap ve yüzlerce yazı ve makale yazdı . Birçok edebiyat ödülüne layık görülen Aram Haigaz zamanın en popüler Ermeni yazarları arasında yerini almıştır Aram Haigaz ' ın memleketi günümüz Türkiye ' nin Kuzey Doğu bölgesindeki bir dağın eteğinde bulunuyordu . Bu kasabanın adı Antranik Ozanyan Paşa ' nın doğduğu Şebinkarahisar dı . 1915 Ermeni Soykırımı kapıya dayandığında Şebinksrahisar halkı tehcir kararına uymıyarak , aynı Musa Dağ ' lılar gibi direnişi seçtiler . Devletin yalan mekanizmasına karşı bu bir ayaklanma değil şanlı bir direniştir Şebinkarahisar ' daki 5 000 kişilik Ermeni nufusun tamamı hayvanlarını ve ezraklarını beraberlerinde alarak bir dağın zirvesine tırmandılar . Eski bir Roma kalesinin kalıntılarını mekan olarak seçerek savunma pozisyonuna geçtiler . Şanlı Şebinkarahisar Direnişide " Hinçak Partisi " ağır sorumluluk üstlendi , Murat Boyacıyan " Mezn Murat " Şebinkarahisar halkını yalnız bırakmadı 500 kişiden oluşan fedai gurubuyla yardıma koştu . Murat Boyacıyan ' ın önderlığinde halkın katılımıyla büyük bir direniş başlatıldı . Düşmana verilen ağır kayıplara rağmen Şebinkarahar halkı 1 ay direndi , silah ve ezrakın tükenmesiyle direniş kırıldı , kaçan kaçıp kurtuldu ancak halkın coğu katliama uğradı . Bu katliamda Aram Haigaz babasını , kardeşlerini ve akrabalarını kaybetti , çok az kişi hayatta kalabildi , hayatta kalanlar arasında Aram Haigaz ve annesi de bulunmaktaydı onları da Süriye Çöllerine doğru ölüm yolculuğuna çıkardılar .
Hagop Sekayan
AYLARDAN MART, GÜNLERDEN 12.
Kadir Dağhan
Bazı tarihler kime ne ifade eder, ne söyler, ne anlatır, hangi acıları, zulümleri, güzellikler anımsatır bilinmez.
Belki de çok iyi bilinir.
Bugün de öyle.
Günlerden 12, aylardan Mart.
Kimler doğdu bugün, kimler yaşama veda etti?
Söz gelimi olur olmaz yerlerde, zamanlarda söylenerek sıradanlaştırılan İstiklal Marşının kabul edilişinin yıl dönümü mü?
Bu şekilde hoyratça uygulanması marşın milli özü ve ruhuna uygun mudur?
Kimse sormuyor, sorma gereği duymuyor nedense.
Veya:
İstanbul Gazi Mahallesinde, karanlık güçlerin, bilerek, planlayarak, hedef gözeterek başlattıkları katliamın üzerinden kaç yıl geçti mesela?
Kimler hatırlıyor?
Daha da önemlisi, söylemlerinden, kalemlerinden hiç eksik etmedikleri düşürmedikleri, vatan-millet- bayrak, bölünmez bütünlük, birlik-beraberlik maskeleriyle ülkeyi karanlıklara bırakan, özgürlükleri tırpanlayan, demokrasiyi öteleyen, hukuku ayaklar altına alan apoletli ilahların adı mıdır bu gün?
Darbe mi, muhtıra mı, zafer mi?
Muktedir kalemler muhtemelen zafer diye yazmışlardı.
Hep böyle yazdılar çünkü.
Hala da böbürlenerek, övünerek aynı şekilde yazıyor, konuşuyorlar ne yazık ki.
Bugün ayın 12 si.
Aylardan Mart.
Kime ne hatırlatıyor, ifade ediyor bilemiyorum.
Diğer yandan kendi adıma çok iyi biliyorum ki:
Her zaman direnen, boyun eğmeyen, eğmeyecek olan yaşam sevdalısı zelal yürekler gerçeğin, insanlığın tarihini yazmaya devam edecekler.
Tek değil tüm dillerden SELAM OLSUN onlara.
AX Kİ AX.
Kadir Dağhan
Ya da Türkçe olarak kibarca Ah ki ah.
Ancak yüzeysel kalıyor.
Kürdçe de - X - H ya da Ğ harfinin gırtlaktan çıkan sesin karşılığıdır.
Ah çekmenin derinliğini gösterir.
Bunun dışında toprak demektir.
Rivayet edilir ki tarihin en gaddar hükümdarlarından biri kabul edilen Cengiz Han, işgal ettiği ülkelerde taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmazmış.
Sonra savaş alanına veya yakıp yıktığı yerlere bakarak:
- Nasıl bir günah işlediniz ki Tanrı benim gibi bir zalimi başınıza bela etti?
Diye kendi kendine söylenirmiş.
Rivayet midir, gerçek midir, muktedirin kendisini aklaması, vicdanını rahatlatması mıdır bilemiyorum.
Ancak ben de bir Kürd olarak kendi kendime sürekli soruyorum.
- Ey Kürdler, nasıl bir günah işlediniz ki tüm zalimler, işgalciler, barbarlar, devşirmeler başınıza bela olmuş?
Kendi topraklarınızda paramparçasınız, yok sayılıyorsunuz, yasaklısınız?
Yanıtsız kalıyor sorular.
Daha da önemlisi konuşsalar suç, sussalar suç.
Yürüseler suç, dursalar suç.
Kürdü, Türkü, Arabı, sağcısı, solcusu, dincisi, laiki, ateisti her olayda Kürdleri günah keçisi ilan ediyor.
Akıl veren verene.
Konuşan konuşana.
Yazan yazana.
Kürdler dışında tüm kesimler sütten çıkmış ak kaşık.
Herkes akıllı, bilgili, her şeyi biliyor.
Söyleyecek söz bulamıyorum.
AX Kİ AX.
Her zaman barıştan, gerçekten, haklıdan yana olan yaşam sevdalısı zelal yüreklere tüm dillerden SELAM OLSUN.
AMEDSPOR-Beşiktaş Çarşı Grubu Münakaşası Üzerine
Elias Nin
Amedspor taraftar grubunun iftar davetine Beşiktaş Çarşı imzasıyla katılım sağlanmasının duyurulmasına Çarşı grubu hesabı üzerinden tepki gösterilmiş, yapılan açıklamada şu sözlere yer verilmişti:
“Çarşı grubu adına katılımın olmamıştır, katılım bireyseldir. Bizler aziz Türk milletinin evlatlarıyız. Bu camia; Çanakkale Zaferi başta olmak üzere birçok önemli mücadelede şehitler vermiş, köklü ve onurlu bir geçmişe sahiptir. Şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyor, bu değerlere zarar veren her türlü hareketi en sert şekilde kınıyoruz.
“Terörün her türlüsünü lanetliyoruz. Tribünlerde ve ülkemizde terörist istemiyoruz” ifadeleri kullanıldı.”
Çarşı grubunun açıklaması oldukça tutarlıdır, savundukları değerler tam da bunu gerektirir. Çarşı grubunun dediğinin özeti şudur:
“Devlet, siyasetin ve ülkenin ihtiyacı gerekçesiyle Kürtlerle flört edebilir, bunu da anlarız ama iş başka, dostluk başka. Kürtleri ihtiyacımız için kullanırız, eğer onlar isterlerse bizim taraftarımız olabilirler ama bu demek değildir ki onlarla aynı sofraya oturacağız. En iyi Kürt, hizmet eden, biat etmiş, mümkünse de ölü Kürt’tür.”
Bilmeyenler için ek bir bilgi olsun: Türklerin her yıl kutlamakta oldukları 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı da Beşiktaş tarafından Atatürk'e önerilmişti. 19 Mayıs, 350 bin Pontuslu Rum soykırımının tarihidir.
Peki, Beşiktaş Çarşı Türklüğünün bu tutumu karşısında Amedspor, DEM PARTİ ve birçok Kürt şahsiyetinin, Kürdistanlı kurumun tepkisi ne oldu?
Tabii ki verilen tepki İmralı’daki Kürt düşmanının ruhuna, ahlakına uygun oldu.
Verilen tepkiler neredeyse birbirinin aynısı, onun için bunlardan birini okumak kafidir:
" İbretlik bir ırkçılık örneği daha, yazıklar olsun…" (Meral Danış, DEM Parti Milletvekili)
Beşiktaş Çarşı grubunun açıklaması nasıl kendi karakterine uygunsa, Meral Danış’ın DEM Parti ve Apocu zihniyet adına yaptığı açıklama da Apocu cenahın karakterine, amacına uygundur.
Bu durumda bile mevcut saldırının sömürgeciliğin bir tezahürü olduğunu gizlemeyi, “ırkçılık” gibi ne idüğü belirsiz bir tanıma hapsetmeyi akıl etmeyi ihmal etmiyor.
“Irkçılık” sözcüğü, çoğu durumda asıl çatışma nedenini gizleyen bir karaktere sahiptir.
Oysa “ırkçılık” olarak tanımlanan birçok saldırının nedeni farklıdır.
Mesela bir Türk, “Ben Suriyeli ile aynı sofraya oturmam” derken kastettiği Suriyeli bir zengin ya da siyasetçi, sanatçı değil, yoksul, mülteci Suriyelidir.
Bir Alman, “Ben Türk ile aynı sofraya oturmam derken kastettiği Politikacı, işveren, futbolcu bir Türk değil, mülteci, işçi Türk’tür.
Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, tepki bir etnik değil, sınıfsaldır. Zenginin yoksula, zenginliği elinde tutanın zenginlikte gözü olduğunu düşündüğü yoksula olan düşmanlığıdır.
Mesela iftar yemeğini Amedspor taraftar grubu değil de kendisi de Kürt olan Fenerbahçe sponsoru yoğurt tüccarı Hamdi Ulukaya ya da et tüccarı, dünyaca ünlü restoran zincirlerinin sahibi (Kürt) Nusret Gökçe olsaydı ve “davete katılanlar arasında Çarşı grubu da vardı” açıklaması yapılsaydı Çarşı grubundan bu tekzip ve tepki gelmezdi.
Beşiktaş Çarşı grubu, öyle olmasa da Amedspor’u Kürtlük ve Kürt ulusalcılığıyla aynı gördüğü için bu tepkiyi göstermiştir.
Yani diyor ki “Türk’ün egemenliğine, bu toprakların efendisi olduğu gerçeğine karşı çıkan herkes bizim düşmanımızdır.”
Bu, katıksız bir sömürgeci tutumdur, bunu “ırkçılık” olarak mütalaa etmek, ezilen millet olmaya değil, ezikliğe tekabül eder.
Apoculuk ve onun misyonu tam da budur. Onun misyonu, ezilen bir milletten, ezik bir halk yaratmaktır.
Bunu da büyük ölçüde başarmıştır. Şimdi sırada, Kürtleri ezik yurttaşlar olmaktan, eşit yurttaşlar mertebesine yükseltmek var, sonra da “kazanım” olarak sunacak olan budur.
“Biz, dışlanan, ezik, üvey evlat muamelesi gören Kürtleri TC’nin eşit, onurlu yurttaşları yaptık” diyerek Kürtler Apoculuğa minnet duymaya davet edilecek.
Ezcümle: Amedspor’un, DEM Parti milletvekillerinin Çarşı grubuna varmış oldukları cevapların övünülecek bir yanı yoktur, Kürtlük açısından birer utanç vesilesidir.
Bundan dolayıdır ki bu paylaşımları çoğaltarak paylaşmak, utancı çoğaltmaktır, herkesin bunun sorumluluğunda olması gerekir.
Paylaşım Kavgası Kızışırken Kürtleri Bölen Sınırlar Silikleşiyor; Tarih Kürtleri Ulus Olmaya Çağırıyor
Kürdistan, 2026 Newrozu’na bir dizi kritik olay ve gelişmenin eşliğinde hazırlanıyor.
Güneybatı Kürdistan’da bir biçimde yıllardır kendi siyasi egemenliklerini sağlamış olan Kürtler, ABD ve İsrail’in himayesi altında tahkim edilmeye çalışılan yeni ama çapsız bir Suriye devletinin tekleştirme saldırılarının hedefinde. Ocak ayındaki kuşatma yarılmış, Colani geri adım atmış, bir anlaşma ve ateşkes yürürlüğe girmiş olsa da, Kürtlere dönük saldırıların artık geçmişte kaldığını düşünmemeli.
2015’te, 2022’de ve en son 2025’te ayağa kalkan ve güçlü kitle eylemleri ile İran devletini sarsan Doğu Kürdistan’daki Kürtler, bir yandan her fırsatta kendisine saldıran gerici ve zayıf bir rejimin saldırılarına göğüs geriyor; bir yandan emperyalist hiyerarşinin tepesinde oturan ABD’nin ve onun yamağı İsrail’in İran’a karşı emperyalist emellerle başlattığı savaşın yarattığı belirsizlikle boğuşuyor. Paylaşım kavgası ABD ile Rusya arasında, kavganın bugünkü zemini ve saldırıların hedefi İran, fakat herkes dikkatle Rojhilat’taki Kürtlerin ne adım atacağına bakıyor.
Ortadoğu’da emperyalistler arası paylaşım kavgası kızışıp çatışmalara hatta bölgesel savaşlara dönüştükçe bölgede ne ABD’li emperyalistlerin arzu ettiği türden bir istikrar şekilleniyor ne de rakip emperyalist devletlerin dümen suyundaki, Kürtler’i esaret altına alan gerici burjuva diktatörlükleri varlıklarını olduğu gibi koruyabiliyor. Yüz yıl önce bir emperyalistler arası paylaşım savaşının ardından şekillenen ve yine bir başka emperyalist kapışmanın ardından mühürlenen statüko sarsılıyor.
Tüm bu şartlar devletsiz, parçalanmış, dört gerici burjuva diktatörlüğü tarafından ilhak ve işgalle boyunduruk altına alınmış Kürtler’in özgürlük, barış ve demokrasi taleplerini kimsenin görmezden gelemeyeceği kadar dünyanın gündemine taşıyor. Kürtler’in aralarına çekilen sınırlar giderek silikleşiyor. Kırk milyonluk bir ezilen ulusun bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı ve devletsizliğe mahkum edilmiş olması giderek izah edilmesi imkansız bir yüke dönüşüyor. Emperyalistler eliyle yüz yıl evvel tesis edilmiş statüko, yapılan her yeni yamayla birlikte daha da zayıflıyor; Kürtler’i içine tıkmak istedikleri deli gömleği artık dikiş tutmuyor. Bu durum, Kürtler açısından da kimi dinamikleri büyütüyor.
Ocak ayında Rojava’ya dönük saldırılar başladığında SDG tarafından tüm dünyadaki Kürtler’e yapılan seferberlik çağrısı, elbette ilk önce Kürdistan’da karşılık buldu. Güney Kürdistan’da kitlesel eylemler düzenlendi, PDK hükümeti süreçte aktif rol oynadı. Kuzey Kürdistan’da kitleler sokaklara dökülürken, Nusaybin’deki eylemlerde, Kürdistan’ı bölen sınır telleri alaşağı edildi. Bu eylem, yükselen Kürt ulusal bilincinin ve bir ulus olarak düşünüp hareket etme eğiliminin yükselişini simgeliyordu. İran’da kurulan Kürt partileri ittifakı da, Rojava kuşatmasından sonra KCK ve PDK gibi partiler tarafından da daha yüksek sesle dillendirilen “ulusal birlik” sözleri de hem bu dinamiğin sonucu olan hem de bu dinamiği besleyen gelişmeler. Bu yüzden, Rojava’ya destek eylemlerine damgasına vuran “Kurdistan yeke!” sloganı, Kürdistan’daki Kürtlerin bu eylemlerle birlikte geride bırakacağı bir slogan değil, önümüzdeki dönemde daha da büyümesi beklenen bir ulusal dinamiğin ifadesi olarak görülmeli.
Kürtlerin ulusal bilincinin ve bir ulus olarak hareket etme eğiliminin artması, bölgedeki emperyalistler arası kavgayı da, burjuva devletlerin içerideki rekabetini de etkiliyor. Yeni dönemde göze çarpan bir diğer dinamik de bu. Onyıllar boyunca varlık mücadelesi veren Kürtler açısından bu mücadele kazanılmış durumda. Bugün Kürtlerin varlığını reddetmek kimse için mümkün değil. Öyle ki, emperyalistler arası paylaşım kavgasının yürüdüğü cephelerde, Kürtleri görmezden gelerek adım atabilen hiçbir emperyalist güç yok. İran’da devam eden çatışmalarda “Kürtler ne yapacak?” sorusu, bu sorunun yanıtının İran’daki rejimin kaderini belirleyeceğini bilerek soruluyor. Suriye’de BAAS diktatörlüğünün onyıllarca kimlik vermediği Kürtler, bugün Suriye’nin yeni kimliğinin ne olacağı ve olmayacağı konusunda görmezden gelinemeyecek bir güç. Türkiye’de de Irak’ta da hükümet krizleri yaşanırken, bu krizlerin çözümüne dönük farklı farklı senaryolar var; Kürtler bu senaryoların tümünde belirleyici role sahip. Kısacası, tüm saldırılara rağmen Kürtler yüz yıl öncesine göre daha örgütlü, daha politik, daha dirençli. Kürtler’in düşmanları daha acımasız, daha saldırgan olsalar da daha güçsüz, daha geleceksiz.
Tüm bu koşullar, dört parçadaki Kürtleri birbirine daha fazla yaklaştırıyor. Yıllardır aralarına örülmüş rekabetçi, parçacı siyasal tarzlara rağmen dört parçadaki geniş Kürt emekçi kitlelerinin birlikte ve bütünsel çıkarlar için mücadele etme eğilimlerini artırıyor.
İşte ezilen bir ulusun kaderini her adımda birleştiren bu gelişmeler Ortadoğu’da devrimci dinamikleri körüklüyor. Emperyalistler arası paylaşım kavgası ister ABD’nin başını çektiği bir haydutluk operasyonu olarak kendini göstersin, ister Suriye’de olduğu gibi başına eli kanlı bir katilin geçirildiği çürük bir hükümetin saldırıları olarak ortaya çıksın, bu paylaşım kavgasının yarattığı gelişmeler Kürtlerin çıkarlarının emperyalist statükonun ve onun yarattığı devletlerin tarihe karışmasında olduğunu gösteriyor. Bu bakımdan Kürtlerin en az başka uluslar kadar hak ettikleri özgürlük ve barışa kavuşmasının mevcut devletlerin çatısı altında, yahut bunların şu ya da bu emperyalist güç tarafından yeniden dizayn edilmiş ya da tadilata uğramış halleriyle mümkün olmadığı açığa çıkıyor.
Ortadoğu’da savaşlara, paylaşım kavgalarına, Kürtlerin esaretine son verebilecek, onları özgürlük ve bağımsızlığa kavuşturacak adımların ancak devrime giden yolda atılacak adımlar olduğu her gelişmede kendini gösteriyor. Fakat gelişmeler ve koşullar, kendi başlarına devrimci sonuçlar üretemez. Bu yolu gösterebilecek devrimci bir parti ve önderliğin yakıcı eksikliği sadece Kürdistan’da değil, dünyanın her yerinde hissediliyor.
Türkiye’de ezen ulus şovenizmine karşı cepheden duracak, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını en gür sesle her koşulda savunacak, anti-emperyalist mücadelenin ancak devrimci mücadelenin konusu olabileceğini gösterebilecek, emekçi hareketi içerisinde sosyal şoven eğilimleri mahkum edecek, savaşlara ancak devrimin son verebileceğini haykırıp kendi hükümetinin karşısına bir emekçi seferberliği ile dikilebilecek bir devrimci parti bu topraklarda da mevcut değil. Ama böyle bir parti, böyle bir mücadelenin yokluğunu hissetmekle kalmayıp devrimci bir odak yaratarak bu soruna faaliyetli, eylemli bir mücadeleyle yanıt üretmeye çalışanların içinden çıkacak.
Böyle bir parti, emperyalistler arası paylaşım kavgalarında mevcut taraflardan birinin arkasına geçenlerden, bilinçli-bilinçsiz kendi devleti ile aynı hizaya gelenlerden değil, ezilenlerin-emekçilerin tarafını yaratmayı savunmakla kalmayıp, bahanelere sığınmadan o yola yürüyenler arasından çıkacak.
Böyle bir devrimci parti, Kürtlerin esaretini işçi sınıfının esareti olarak görüp “Asıl düşman kendi yurdunda!” diyerek yumruklarını kendi egemenlerine yöneltenlerin arasından çıkacak.
Devrim İçin Devrimci Parti; Parti İçin Komünistlerin Birliği!