✓💢 "Tanıdınız mı?
Pek çoğunuz tanımıştır ama ben yine de yazayım.
Ülkücü camiada “İdi Amin” lakabı ile tanınan Haluk Kırcı…
8 Ekim 1978 günü Bahçelievler katliamında yedi Türkiye İşçi Partisi üyesi genci öldürmekten hüküm giyen, ilki 1988’de olmak üzere aralıklarla birkaç sefer cezaevine konulup toplamda 16 sene hapiste tutulduktan sonra nihayetinde 4 Şubat 2014 tarihinde tahliye edilen kişi.
♦️ Türkiye İşçi Partisi üyesi Latif Can, Efrahim Ezgin, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar, Serdar Alten, Faruk Ersan ve Salih Gevence isimli gençlerin öldürülmesi Türk siyasi tarihinin de “kara” lekelerinden biridir.
O gençler; Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adanalı, Ercüment Gedikli, Mahmut Korkmaz ve Kadri Kürşat Poyraz tarafından katledilmiştir.
Öyle vahşi bir cinayettir ki, kurbanların biri havluyla boğularak, dördü kafa hizasından kurşuna dizilerek, diğer ikisi de Eskişehir yolunda öldürülmüştür.
Yazının başındaki isimleri anımsadınız mı?
O gençlerin katillerinden birinin “yakın arkadaşı”, CHP İzmir Milletvekili ve Parti Sözcüsü Deniz Yücel’in “iş ve siyaset insanı, kıymetli dostlarından” Öztürk Keskin bu.
Ne demişti Deniz Yücel CHP İzmir İl Başkanı seçildiği 7 Ocak 2018’de?
“Deniz Gezmiş’in onurlu mücadelesinin tanığı olan babam adımı Deniz koymuş. Böyle büyük bir devrimcinin adını yaşattığım için onur duyuyorum. Ve onun aziz hatırasına layık olmak için var gücümle çalışıyorum.”
Çok iyi çalışıyor…
Elinde “devrimci gençlerin” kanı bulunan faşist katilin arkadaşını CHP Genel Başkanı’nın TBMM’deki odasına götürecek, kıymetli dostları olarak ağırlayacak kadar.
Ne diyelim?
Bana “kıymetli” arkadaşlarını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim…"
DEVAMI... 🔻
***
[#Sesonline haber... 🌿✍️]
1/24 GÜNÜN TARİHİNDEN:
11 TEMMUZ 1995, SREBRENİTSA SOYKIRIMI
Ayşe Hür
Bu paylaşımı yaptıran her ne kadar başlıktaki soykırım ise de, size önce Boşnak erkeklerinin değil Boşnak (ve Hırvat) kadınlarının başına gelenler korkunç olayları anlatacağım.
2/24 6 Nisan 1992 ile 14 Aralık 1995 arasına tarihlenen Bosna Savaşı sırasında 16 bini çocuk olmak üzere yaklaşık 250 bin kişi öldü, öldürüldü, 20 ila 60 bin arasındaki kadın ve genç erkek, cinsel şiddete ve sistematik tecavüzlere maruz bırakıldı.
3/24 Tecavüzcülerin neredeyse tamamı Sırp erkekleriydi. Tecavüze uğrayanların ezici bir çoğunluğu Bosnalı Müslüman kadınlardı. Az sayıda Hırvat kadın da tecavüz kurbanıydı. Bosna’da kadınlar, işgalin gerçekleştiği anda tecavüze uğramaya başlıyor, ardından tutuklu bulundukları
4/24 yerlerde tecavüze uğruyor, nihayet sırf bu amaçla kurulmuş kamplarda veya oluşturulmuş evlerde (Foca, Karaman, Keraterm, Luka, Omarska, Sušica, Trnopolje, Uzamnica, Vilina kampları ve evlerinde) haftalarca, aylarca, bazen yıllarca süren toplu, sistematik tecavüzle
5/24 ölümün eşiğine getiriliyordu. Bir de, halka açık alanlarda, özellikle tanıklar (yabancılar, aile bireyleri, diğer tecavüzcü namzetleri) önünde gerçekleştirilen tecavüzler vardı. Bazı olaylarda tecavüzler videoya alınıyor ve pornografi piyasasına sunuluyordu.
6/24 Avrupalı kamuoyu yapıcıları hemen burunlarının dibinde olan bu vahşetin farkına nedense bir türlü varamadılar. Tecavüzleri dünya kamuoyunun gözleri önüne ilk kez Amerikalı gazeteci Robert Fisk serdi. Fisk’in 8 Şubat 1993 tarihli The Independent gazetesinde çıkan
7/24 “Bosnia war crimes: 'The rapes went on day and night'” (Bosna savaş suçları: Tecavüzler gece ve gündüz sürdü”) başlıklı makalesinde Kalinovik kampında kalmış kadınlarla yapılan birbirinden sarsıcı röportajlara yer verilmişti. Röportajdan alıntı yapmak istemiyorum çünkü
8/24 bunlar bile pornografik malzeme olabiliyor bazıları için. Anlatılanlara bakılırsa binlerce kadının tutulduğu bu kamplarda, akla hayale gelmedik vahşetler sergilenmişti. Bu kadınlardan bazıları tecavüze direndiği için öldürülmüş, bazıları sakat bırakılmış
9/24 örneğin göğüsleri veya cinsel organları kesilmiş, bazılarının çocukları veya yakınlarına zarar verilerek cezalandırılmışlardı. Ama hepsi (aileleriyle birlikte) bir ömür boyu sürecek utanca, azaba mahkum edilmişlerdi.
10/24 Tecavüzlerin bu kadar yaygın olmasını Yugoslavya’da diğer Avrupa ve Doğu Bloku ülkelerine göre daha yaygın ve köklü bir pornografi alışkanlığıyla açıklayanlar da olmuş ama sonda linkini verdiğim yazımda da görüldüğü gibi tarih boyunca tecavüz en hafifinden "öteki",
11/24 en ağırından "düşman" (‘hain’, ‘şeytan’ vs.) olarak kodlanan grubun soyunu kurutmak için sürekli kullanılmış bir silah. Ancak Bosna örneğinde, Sırp çetecileri (Çetnikler) Boşnak ve Hırvat kadınlara tecavüz ederken onları Sırp spermleriyle hamile bırakmayı hedefleyerek,
12/24 bu ‘Sırp’ çocukları doğurmaları için onları zorlayarak bu suça "soykırım" boyutu eklediler. Ancak bu tecavüzler uluslararası hukuk tarafından henüz "soykırım" olarak tanınmadı. Srebrenitsa Soykırımı, Sırp Cumhuriyeti Ordusu'nun Temmuz 1995'te Srebrenitsa kentine yönelik
13/24 Krivaya 95 Harekâtı sırasında en az 8.372 Bosnalı'nın General Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır. Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır.
14/24 Sırp Cumhuriyeti Ordusu'nun dışında katliama "Akrepler" olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletler Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda Barış Gücü askerinin varlığı katliamı önleyememiştir
15/24 Srebrenitsa katliamı, İkinci Dünya Savaşı'ndan 1995'e kadar Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa'daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından önem taşır. Ortaya çıkan belge ve fotoğraflara rağmen uzun süre direnen
16/24 Hollanda Hükümeti, 2002 yılında katliamla ilgili bir raporun ardından katliamı önleyemediği gerekçesiyle toplu olarak istifa etti. Boşnak yönetmen Jasmila Žbanić'in savaş sonrasında Saraybosna'da bekar bir anne olan Esma'yı ve savaş bebeği olduğunu keşfeden kızı Sara'yı
17/24 filmi Esma'nın Sırrı, 2006 yılında 56. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazandığında konu kamusal alanda yeniden tartışılmaya başladı. Srebrenitsa "katliamı" hakkında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) 26 Şubat 2007’de açıkladığı tartışmalı karar
18/24 bu konuda yeni bir içtihat oluşturdu. UAD’nin Srebrenitsa’da soykırım suçunu işleyen paramiliter örgüt VRS (‘Republika Sırpska’ Ordusu) ve ‘Akrepler’in Yugoslav Federal Cumhuriyeti’nden doğan Sırbistan ve Karadağ’ın bir organı olmadığını kabul ettiği halde ortada bir
19/24 soykırım suçu olduğuna hükmetmesi ve bugünkü Sırbistan’ı soykırımdan değil ama, ‘Republika Srpska’ (Sırp Cumhuriyeti) ve VRS’nin politik, ekonomik ve askerî gelişimine yardımcı olarak soykırımı önlemediği için suçlu bulması, hem imhaya dair genel bir hükümet planı olmasına
20/24 gerek olmadığının altını çizdi, hem de devletin böyle bir planın olmadığı durumlarda bile sorumluluktan kurtulamayacağını gösterdi. 2013, 2014 ve 2019'da Hollanda devleti, Hollanda yüksek mahkemesi ve Lahey bölge mahkemesinde 300'den fazla insanın ölümünü önlemek için
21/24 yeterli çabayı göstermemekten sorumlu bulundu. Elbette asli failler, tali failer kadar tavizkar(!) olamazdı, nitekim Nisan 2013'te Sırbistan Cumhurbaşkanı Tomislav Nikolić, Srebrenitsa'da işlenen "suç" nedeniyle özür diledi ancak bunu soykırım olarak adlandırmayı reddetti!
22/24 Nihayet Birleşmiş Milletler, 23 Mayıs 2024 tarihinde alınan kararla, 11 Temmuz'u Srebrenitsa Soykırımını Anma Günü olarak kabul etti. Bugün milliyetçi mukaddesatçılarımız dolu dolu "Srebrenitsa Soykırımı" derken,
23/24 1992 Hocalı Katliamı için "soykırım" derken, 1915'te Ermenilerin ve Süryanilerin; 1919-1922 Pontusluların, 1925-1930'da Kürtlerin, 1937-1938'de Dersimlilerin başına gelenlere "katliam" bile diyemezler. "İsyan" derler, "olay" derler, Hatta "asıl onlar bizi öldürdü" derler.
24/24 Tecavüz tarihine ilişkin "Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü" başlıklı 2014 tarihli Radikal yazımın linki: https://m.marmarayerelhaber.com/404.asp?404;http://www.marmarayerelhaber.com:80/Ayse-HUR/28350-Erkek-savas-ve-tecavuz-Ayrilmaz-uclu?fbclid=IwZXh0bgNhZW0CMTAAAR1ZLx9DLReSDfLsfwj8jVbxG8PssjdWZ5ryfZX96gon_Ohcmn8AGctrWW0_aem_uOrQd-5Eq0wZnX1CKy2jLQ#google_vignette
Not: Yazıyı arşivlemek veya paylaşmak isterseniz, tek bir twiti arşivlemeniz veya paylaşmanız yeterli, çünkü hepsi birbirine bağlı.
Cezayir çölünde 38 göçmen susuzluktan öldü
Çoğu Suriyeli ve Sahel ülkeleri vatandaşları... Libya makamları tarafından sınır dışı edildi
Düşünbil Dergisi
@dusunbildergisi
4000 Yıllık Şiir...
KİMİNLE KONUŞABİLİRİM BUGÜN?
Kiminle konuşabilirim bugün?
Arkadaşların içi kötü,
Bugünkü dostlar bilmiyor sevmeyi.
Kiminle konuşabilirim bugün?
Yürekler doymak bilmiyor,
Herkes arkadaşının malını çarpmakta.
Kiminle konuşabilirim bugün?
Aklı başında adamlar öldü gitti,
Vur kır sardı herkesin yüreğini.
Kiminle konuşabilirim bugün?
Melek yüzlerinin altında şeytanlıklar,
İyilik her yerden kovuldu artık.
Kiminle konuşabilirim bugün?
Yürekler doymak bilmiyor,
Kimse onur duymaz yüreğimden ,
Kiminle konuşabilirim bugün?
Doğru insanlar yok artık,
Yeryüzü kötülük edenlere bırakıldı.
Kiminle konuşabilirim bugün?
Artık dost most kalmadı.
İnsan içini, gidip bilmediği birine açmalı…
Kiminle konuşabilirim bugün?
Sarıyor dünyayı kötülük…,
Bir türlü sonu gelmiyor!
Kaynak: Afşar Timuçin, Düşünce Tarihi, sayfa 97
Görsel, Asur dönemine ait bir tablettir ve temsilidir.
1916, Jön Türkler tarafından İç Anadolu’ya tehcir edilen Kürtleri gösteren bir fotoğraf.
Kürtlerin büyük bölümünü Bitlis,Bingöl ve Muş halkı oluşturmaktaydı.
Kürt nüfusunu dağıtıp asimile etmek amaçlanmaktaydı. Tehcir sonucu binlerce Kürt açlıktan ve hastalıktan öldü.
İsviçreli Jacob Künzler “Kürt Tehciri’nin” tanığı olmuştur.
Bir notunu aktaralım;
“1916 kışında, Bingöl, Palu, Muş bölgelerinden, Erzurum ve Bitlis vilayetlerinden Kürtler sürüldü. Tahminen 300.000 civarında Kürt güneye gönderildi. Önce Yukarı Mezopotamya'ya, en çok da Urfa civarına yerleştirildiler.
Fakat batıda Antep ve Maraş civarında konaklayanlar da vardı. 1917 yazında Konya ovasına nakiller başladı. Genç (Jön) Türklerin niyeti, Kürtleri kendi vatanlarında bırakmamaktı. İç Anadolu'da, Türklerin içine karışarak yavaş yavaş kaybolacaklardı Kürtler.
Akşam Kürt kafilelerinden biri bir Türk köyüne geldiğinde, köylüler korkudan hemen kapılarını kapatıyordu.
Bu yüzden bu zavallı insanlar kışın ortasında geceyi yağmur ve kar altında geçirmek zorunda kalıyor. Ertesi sabah köylüler, donarak ölenler için toplu mezarlar kazıyorlardı…”
Jakop Kunzler, Kan ve Gözyaşları Ülkesinde, Dünya Şavaşı Sırasında Mezopotamya’da Yaşananlar 1914-1918
Nasa, uzaylı yaşamına ev sahipliği yapabilecek buzlu 'süper-Dünya' buldu
Nasa'nın Webb teleskobunu kullanan bilim insanları, uzaylı yaşamına ev sahipliği yapabilecek buzlu bir "süper-Dünya" buldu.
Haldun'un ardından...
KADİR AKIN
Haldun Karyol olarak mücadele yaşamını sürdürdü ve Harutyun Karyolacıyan olarak gidiyor.
https://www.agos.com.tr/tr/yazi/30615/haldun-un-ardindan
Korona sürecine ilişkin iddiaları büyük yankı uyandıran Prof. Dr. Cenap Ekinci, gazetemize konuştu:
İddialarımın arkasındayım
Neden Ankara’da bir hastane değil de Diyarbakır?
Bu olayı herkes biliyor ama sadece ben konuşuyorum
https://yeniyasamgazetesi6.com/prof-ekinci-denetim-az-diye-kobay-icin-amed-secildi/
Amedlilerin 'kobay' olarak kullanılması olayının başında Soylu'nun kuzeni çıktı! Bu olay akıllara 1999-2002 yılları arasında MHP’li eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş döneminde Kürt çocuklarına yapılan bozuk kızamık aşılarını getirdi
https://yeniyasamgazetesi6.com/kobay-olayinda-ekibin-basi-soylunun-kuzeni-iddiasi/