"Canlıların varolma hakkı tartışılamaz ve hiçbir canlının varoluşunu haklı göstermesine de ihtiyaç yoktur. "Zararlı türler" ve "zararlı otlar" sözleri, bitkilerin ve hayvanların bize hizmet etmek için varolduğunu ve üzerlerinde hiçbir sınır tanımayan bir hakka sahip olduğumuzu savunan, yüzyıllar öncesinden gelen bir önyargının yansımasıdır. Bu ifadeler benmerkezciliğimizin (ya da insanmerkezciliğin) cahilliğimizin ve dar görüşlülüğümüzün doğrudan ifadesinden başka bir şey değildir. Gerçekte, başka birçokları arasında bir türüz biz de, o kadar. Bu arada, yok olmalarından bütünüyle sorumlu olduğumuz, sayıları gittikçe artan, yeryüzünden silinmiş türlere bakacak olursak, doğanın dengesine ve yaşam çeşitliliğinin korunmasına zararlı tür nitelemesini, diğer tüm türlerden daha çok hak eden biz oluruz herhalde."
Hubert Reeves
'İntihar etti' denilmişti: Gözaltında işkence gördüğü kanıtlandı
İstanbul'da gözaltına alınmak istendiği sırada polisler tarafından darp edilen Serhat Kahyaoğlu, hayatını kaybetti. Adli Tıp, polis işkencesini belgeledi...
https://nupel.tv/intihar-etti-denilmisti-gozaltinda-iskence-gordugu-kanitlandi/
Ağrı Dağı’nda Cumhuriyet Kurmak: Yeni Belgeler Işığında Ağrı İsyanı
Makale / Sedat Ulugana
İhsan Nuri Paşa, anılarında belge sunma** ihtiyacı duyarken “Ağrı’dan ayrılırken bütün evraklarım, notlarım orada kaldı. Onun için birçok hususu unuttum, hatırlamıyorum” der.[1] Oysa kastettiği bu evrak ve notlardan müteşekkil rapor ve yazışmaların asılları ve kopyaları Taşnaksütyun tarafından titizlikle korunmuştu. Ağrı Dağı’ndan İran’daki Taşnaksütyun temsilcileri ile Hoybun merkez teşkilatı arasında gerçekleşen bu yazışmalar 1927 ile 1930 yıllarını kapsamaktadır.[2]
Düzenli rapor alışverişinin gerçekleştiği bu yıllar, Ağrı’daki Kürt birlikleri ile düzenli ordu (ayrıca düzenli orduya tabi milis kuvvetleri) arasındaki çatışmaların ve yine düzenli ordunun (elbette milis kuvvetlerinin yardımı ile) yaptığı sivil katliamların doruğa çıktığı yıllardır. Bugüne kadar Ağrı İsyanına dair tarih yazımının daha çok devlet cenahının yayınladığı resmi malumatların kaynak alınarak icra edildiğini hatırlarsak, karşı cenahın, yani Ağrı’daki isyanı modern bir çerçeveye oturtan Hoybun Fevkalade Komiseri İhsan Nuri’nin (yazışma ve raporlardaki kod ismi ile “Cemşit”) elinden çıkan bu raporlar ve kendisine verilen cevaplar, hadiseye başka türlü bir zaviyeden bakmamızı mümkün kılmaktadır.
Nitekim İsaiah Berlin “Tarih Nedir?” sorusunu sorarken, “Tarih sadece galibin zaferinden oluşmamalı, mağlubun serüvenini de içermelidir.” der.[3] Bu minvalde söz konusu raporlar, yaklaşık bir asır sonra, nicedir tarih yazımında da “mağlup” gösterilmeye çalışılan Ağrı’daki Kürt cenahını isyan tarihine tekrar güçlü bir şekilde katıyor. Raporlar Ağrı’daki teşkilatın modern nizamını, iç ilişkilerini, Hoybun ile olan örgütsel bağını ve özellikle İran ve Avrupalı devletler ile geliştirilmeye çalışılan bağları daha iyi anlamamızı sağlayacak zengin veriler sunuyor. Dönemin Türkiye basınının “vahşiler”, “Amerika’daki Kızılderililere benziyorlar” başlıkları ile tanıttığı isyanın kurmay heyeti,
Behice Feride Demir: Cibranlı Halid’in Yakılan Defteri
Kemalistlerin Azadî örgütünü parçalı ve fikirsiz gösterme çabası Türk egemen sisteminin ana politikası olmuş ve kuruluş ideolojisini anti Azadîcilik üzerinden devlet politikası haline getirmiştir.
Nihayetinde Azadî örgütü ve Cibranlı Halit üzerindeki sis perdesi kalktıkça kemalist sistemin ceberut, ırkçı ve gerici yönetiminin dönemin Kürt aklından neden çekindiğini de kolaylıkla görüyoruz.
https://nupel.tv/behice-feride-demir-cibranli-halidin-yakilan-defteri/
Trump Shooter Was a Registered Republican
https://www.mediaite.com/trump/trump-shooter-was-a-registered-republican/
"SONUÇSUZ BİR TELEFON KONUŞMASI
..........
bak Bedri dinle beni,
dinle beni iki gözüm kardeşim
yücel diyor ki bedri
(kapı çaldı, bi dakka
...................)
hayır Zeki değilmiş,
Akın'mış gelen.
Akın diyor ki Bedri
halt etmesin, gelsin diyor
gelsin de söyleşelim,
dadılık bitsin diyor.
kabarmış müzik damarı yine bizim Gürler'in.
dalgaların, durakların dumanını attırıyor
bağırıyor minör minör,
barok dedikçe
ve gülüyor majör majör,
dokundukça tellerine enformasyon'un.
...........
...........
bırak şimdi çalışmayı, Hacettepe'yi
Kemal'i de yatır artık be kuzum,
yatsın kerata!
sen dünyanın en iyi,
sen dünyanın en doçent
sen dünyanın en baba
babasısın be bedri
bilmez miyim ben seni!
bak şimdi dinle beni
Agostina kızmaz bana
boş lafı bırak!
hem kızacak ne var bunda be bedri
kadın değil, kumar değil be gözüm
biraz müzik
biraz sanat
biraz da laklak
hepsi bu
geleceksin değil mi
geliyorsun değil mi
gelmelisin mutlaka
bırak şimdi gülmeyi de evet de
hadi bedri
evet de!
çok da güzel çay demledim tam senlik
vallahi çiçek gibi
bir de güzel peynir var ki
harika
bilmiyorum
ablan bulmuş,
kaçtan almış
sormadım.
sormak neyi kurtarır ki be Bedri
sele gitmiş değirmenin
şakşağı mı aranır ki!
ekonomi filan değil bu bizimkisi,
çürük yangın merdiveni be Bedri
geliyorsun değil mi
geleceksin değil mi
gelmelisin mutlaka
domates, yeşil biber, maydanoz,
diri diri
kütür kütür
tam senlik
ekmek de taze bedri,
ekmek de be kardeşim, ekmek de!
biz rakıya vuracağız besbelli,
sen çaya yumulursun.
ne yaparsın be Bedri,
arada bir çekmeden de olmuyor
olmuyor be kardeşim olmuyor
şu dinine yandığımın dünyası
baka baka içine gözlerimizin
ediyorlar içine günlerimizin
hidrojen sallasan gıkı çıkmıyor
sabır kayası da sabır kayası!
.......
.......
hadi, hadi atla gel
bekletme bizi.
Yücel'i bilmez misin be Bedri
doktor değil mübarek
gecikmiş tanrı
çay devirir bardak bardak
üstüne rakı
anlatırken sanırsın ki ince sazdan hüseyni
ak gömleği geçirmesin sırtına,
Hipokrat andı
bir de bahar bahar gülmez mi sana
al başını çık dağlara
Yücel'i bilmez misin be Bedri
sâfi tümör celladı
kızdırmasın gelsin diyor,
'bin kelleyi bir cidaya dizerim
kızarsa beynim'
diyor
Gürler'se çoktan yerleşti enformasyon füzesine
yıldızlar arasında mekik dokuyor.
yüreğimi çıkartmış koymuş masaya
beynimi çıkartmış koymuş masaya
insan denen karmaşığın dibini kurcalıyor
hayır hayır
buz koymuyor rakısına filozof doktor,
dna kullanıyor.
bana öyle geliyor ki azizim
dna da az gelecek böyle giderse
bizimkinin hızına
Gürler'i bilmez misin be Bedri,
alıyor da yüreğini insanın,
yerine bülbül yerleştiriyor.
bu hekimsel coşkunluğa gülüyor Akın;
'allah be!' diyor.
Akın'ı bilmez misin be Bedri,
simyacılık uzmanı,
lokman çömezi.
yeni dönmüş dağlardan güneş kokuyor.
bol bol ot toplamış, keyfi yerinde!
"lokmancilik oynuyoruz aman be abi"
deyip deyip emiyor aslan sütünü,
anasonla koklaşıyor kadehinde.
of be, of be!
amma da sakızlattık sözü be!
Paveze de senin olsun,
Maronetti de..
hadi artık, bırak artık, bırak şu çalışmayı.
kant da kalsın bu gecelik,
Sossür de,
Della Volpe de..
yahu bırak Kroçe'yi Bedri be
çaydanlıkta su kalmadı kardeşim,
bitirdi rakıları bu doktor Gürler
alooo!
sesin gelmiyor Bedri!
Kemal sen mi oynadın bu telefonla?
banyoda mı baban yavrum,
dönmedi mi dedin daha,
dönmedi mi Beytepe'den!
Kemal yavrum, babanı istiyorum.
baban yavrum baban yok mu?
baban Kemal,
baban yavrum,
nerde babacan?
bak Bedri dinle beni
Akın diyor ki Bedri
alooo?
Yücel diyor ki
aloooo?
Gürler diyor ki Bedri
aloo?
sesin gelmiyor Bedri
Bedri sesin gelmiyor!
sustur su gürültüyü,
sustur su asansörü,
şu radyoyu, şu müziği
şu kenti sustur Bedri!
alooooo!
alooooo!
Kemal sen çık aradan!
Ergun oğlum baban nerede?
ben Hüseyin, Agostina
Agostina, ben Hüseyin!
kuzum neden yoksunuz,
neden kimse konuşmuyor bu telefona.
sıfırbir dinle beni,
sıfırüç dinle beni,
heey ptt nerdesin?
sıfıriki nerdesin,
bozukluk var nerdesin,
konuşmuyor nerdesin?
sıfırsekiz, sıfırdokuz
Ahmet, Mehmet, Roma, Berlin, Moskova,
ses vermiyor Ankara
ses vermiyor nerdesin?
sen bakıver Gürler şuna,
sen bakıver Yücel şuna,
Akın, şuna sen bakıver kardeşim,
ses vermiyor bütün dünya,
ses vermiyor nerdesin?
yoruldum be çocuklar!
bunaldım bağırmaktan
kocaldım be çocuklar...
unuttum neresiydi,
bilmiyorum nerdedir,
nasıldır bilmiyorum.
bir yerler vardır elbet,
bildirin bir yerlere çocuklar.
'geceler bozuk' deyin,
'gündüzler bozuk' deyin,
yaşamak be çocuklar,
'yaşamak bozuk' deyin.
bildirin bir yerlere çocuklar,
aylara, yıldızlara, m Mars'lara, Merih'lere
bir bilen yok mu sorun,
bir gören yok mu sorun,
sorun Bedri kardeşi!
ne de güzel çay yapmıştım,
ne de güzel peynir vardı,
ekmek de taptazeydi...
o akşam beş kişiydik orada
biri Gürler İliçin'di biri o
biri Yücel
Kanpolat'tı, biri o
biri Akın Çubukçu'ydu, biri o
biri bendim, biri o...
o akşam dört kişiydik orada/ beşinci yoktu.
Bedrettin yatıyordu
Karşıyaka'da; kurşun yemiş, karnı toktu "
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Beyar Encu
@beyarEncu
Katliamda görev alan asker, şu ifadeleri kullanıyor: “Kadın, çocuk ve bebekler dahil herkesi, bölgedeki bütün köylerin halkını, binlerce insanı, Zilan deresine doldurdular. Etraflarını makineli tüfeklerle çevirdiler. Makineli tüfeklerin başında bizler, yani erler vardı. Ellerimiz tetikteydi ve namlular topluluğa dönüktü. Bizim arkamızda erbaşlar sıralanmıştı. Elleri tüfeklerin tetiğinde namluyu bize yöneltmişlerdi. Onların arkasında, üçüncü sırada subaylar tabancaların namlusuna mermiyi sürmüş bekliyorlardı. Biz ateş etmesek erbaşlar bizi vuracaklardı. Onlar bizi vurmazsa subaylar onları ve bizi vuracaklardı. Tetiğe bastık. Binlerce mermi deredeki insan topluluğunun üzerine ateş kustu. Kadınların, çocukların, yaşlı, genç erkeklerin korkunç çığlıkları dereyi sardı. Bir süre sonra çığlıklar iniltiye dönüştü. Ve sonra iniltiler de kesildi. Yaşlı ve genç erkeklerin yanında, binlerce kadının, çocuğun, kundaktaki bebeklerin cesetleri bir kan gölü içinde bırakıldı. Kurda, kuşa yem edildi. Bir süre sonra cesetler koktu, çürümeye terk edildi.” #ZilanKatliamı #GeliyêZîlan
İnsan bazen vermeli, almak için.
Bir yürek vermeli önce, bir gönül.
O yüreğe sevgi vermeli, dostluk vermeli.
Umut ekmeli o sevgi, dostluğu büyütmek için.
Bir hayat olmalı; iki kişinin paylaşacağı
bir ömür için.
Zaman vermeli, anlayış vermeli,
İsteklerine gem vermeli.
Bir ömrü paylaşmak için, iki kişilik sevgi vermeli.
Dürüstlük vermeli saygılarını vermeli.
Bazen taviz vermeli prensiplerinden.
Bazen sıkılmalı başkası için,
İstemediği şeyleri yapmalı paylaşmak adına hayatı,
Biraz da cesur olmalı adım atmak için,
Verdikten sonra beklemeli, almak için.
Sabırla, umutları soldurmadan beklemeli.
Bekleyişin hazzını tatmalı,
Vuslatı arzulayarak, özlemlere umut ekmeli,
İnsan vermeli önce kendisinden.
Sonradan almak için...!
William SHAKESPEARE