Show newer

Neden birikim yapmak zorundayız? Ben kazandığım sınırlı parayı yeni şeyler denemek için harcıyorum. Farklı müzikler dinlemek, değişik yemekler tatmak ve bilmediğim bir yere gitmek yaşadığımı hissettiriyor.

Her ay bu paranın tamamına yakınını oturacağım evin haracı için vermek çok acı olurdu. Barınma bir hak iken insanların çoğu bu şekilde yaşıyor.

@maho@mstdn.social 2020'nin ocak ayında pek bilgi sahibi değildik ama mart ayına geldiğimizde araştırmalar ışığında bilgilenmiştik. Martın ikinci haftası Türkiye'deki panik havasını unutamıyorum. Millet grosmarketlere akın edip tonla makarna ve tuvalet kağıdı alıyordu. Sadece bizimki değil, hiçbir hükümet bu süreci düzgün yönetemedi. Baskıcı uygulamalar işine geldi bir anlamda.

Komplo teorilerine düşkün olanlarınkini bir kenara bırakırsak, bu süreçte bize söylenen yalanları hatırladığım kadarıyla sıralayayım:
Virüs ciğerlerde kalıcı hasar bırakıyor
Cerrahi maske koronadan korunmaya yetmez
İki hafta kapanma salgını bitirir
Dört hafta kapanma sağlık sistemini rahatlatır
Aşı sayesinde yayılım duracak
Tek doz aşı yeterli olacak
İki dozdan sonra hasta olmayacaksınız
Hatırlatma dozunun ardından yoğun bakıma düşmezsiniz
Bu seferki daha bulaşıcı ve tehlikeli

Irak'ın işgali yalanlara dayanıyordu. ABD, Irak'ta kitle imha imha silahları olduğunu söyleyip doğrudan ve dolaylı olarak bir milyon insanın ölümüne neden oldu. O zaman uluslararası toplum gereken tepkiyi veremedi. ABD, şimdi Rusya'ya yapılandan beter bir şekilde dışlanmalıydı. Belki o zaman aynı cüreti Libya'da ve Suriye'de gösteremeyecekti.

Son günlerde tekrar gündemde kendine yer bulan pandemi sürecinde de çok fazla yalan söylendi. Medya aracığıyla insanlara öyle bir korku pompalandı ki herkes öleceğini sandı. Yoksa akıl sağlığı yerinde bir insan neden hükümetten onu eve kapatmasını ister?

Daha önce kuş gribi ve domuz gribi salgınları gördüğüm için koronavirüsün de bunlar gibi olacağını sanmıştım. Çok geçmeden fena halde yanıldığımı anladım. İnsanların bu kadar aptal olabildiğini düşünememiştim. Daha krizin başında oluşan panik havası bu ahmaklık silsilesini başlatmış olabilir.

Bu süreçten baki kalan bize söylenen yalanlardır. Ancak Türkiye'de bir olay yaşanıp üzerinden belli bir süre geçtikten sonra hiç yaşanmamış gibi olur. Daha geçen yıla kadar insanlar zombi virüsü varmışçasına birbirinden kaçarken bugün yine toplu taşımada ağzını kapatmadan öksürebiliyor.

Komik olmayan herhangi bir espri yaptığımda "Yine de Pınar Fidan'dan komik" diyerek geçiştirirdim. Pınar Fidan, herkesin eve kapandığı dönemde dolaşıma sokulan kesitle sosyal medya lincine uğradı. Kendisi dünyanın en az komik insanı olabilir ama bunu yapanlara saldırmadı. Kendisinin iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Okuduğum kadarıyla son gösterilerinde esprilerini iyileştirmiş.

Son günlerde tartışılan yeni bir vaka var: Kendi paylaştığı kesit üzerinden olumsuz eleştirilere maruz kalan Nebiye Arı. Bu kesitte espri nerede anlamadım. Her politik mizah yapmaya çalışan Zelenski olamıyor ama hanımefendi tersten Levent Kırca olmuş.

Bir komedyen, şakasına gülünmediği içim ortalığı bu kadar velveleye vermez. Ülkemizdeki gerçek bir dış mihrak olan serbestiyet.com da Arı ile röportaj yapmış. Kendisi burada sekülerlerin de İslamcılar kadar yobaz olduğunu söylüyor.

İslamcıların tek sorunu yobazlık mı? Son yirmi yılda yaşanan tüm skandallar bu güruhla ilintili. Son KPSS ve altı yaşındaki çocuğun istismarı da böyle. Bir de, İslamcılar kayıtsız şartsız hep mağdurdur. İkinci Dünya Savaşı bittikten çeyrek asır sonra doğmuştur ama karneyle ekmek almıştır. Kendisi de başörtüsü mağduru olduğunu iddia ediyor mesela.

Mütesettir bir hanımefendi de ekran görüntüsü alarak bu kesitte gülmeyenlerin fotoğrafını paylaşmıştı. Üzerine yazdığı not da "Bu fotoğrafta Bağdat Caddesi'ni gördüm" gibi bir şeydi. Espri bile olmayan bir enstantaneye gülmediğimiz için İslam düşmanı ilan edecekler neredeyse. Ayrıca, sizi gerçekten istemiyoruz. Kadıköy'de de, Beşiktaş'ta da, Şişli'de de... Geldiğiniz her yeri ideolojik saiklerle şekillendiriyorsunuz. Yirmi adım ötesinde cami olan kafelerde niye mescit olmadığını soruyorsunuz.

Bayağılığın sürekli hoş görülmesinden hatta övülmesinden bıktım. Espri satışını yapamayan biri iyi bir komedyen değildir. Bunun Atatürkçü veya muhafazakar olmakla alakası yok.

İşe gidip gelirken işte çalıştığımdan daha fazla yoruluyorum. Bunun nedeni çoğunlukla temel insani nitelikleri taşımayan kişilerin araba sahibi olmasıdır. Basit trafik kurallarını bilmeyen, aracını yolun ortasına bırakıp giden zeka ve ahlak yoksunu bencil insanlar yüzünden çok zaman kaybediyorum.

Aslında İstanbul'da metro sistemini çoktan halletmiş olmalıydık. Metro, dünyanın diğer metropollerinde olduğu gibi kenti örümcek ağı misali sarmalı ve karayolunun önüne geçmeliydi. Otobüs hatları merkezlere gitmektense ana metro duraklarını beslemeliydi. Mesela Güneşli'de yaşayan vatandaşlar için doğrudan Mecidiyeköy'e giden hat yerine Mahmutbey'e giden aktarma hattı konmalıydı.

Tabii, demiryolculaşma istiyorsak metro seferlerinin sıklaşması gerek. İstanbul, çok katmanlı bir şehir olduğundan istasyonlar çok derinde. Yolcuların demiryolunu tercih etmeme nedenlerinden biri de istasyona inerken harcadığı vaktin ve eforun fazlalığıdır.

Besleme hat konusu aynen denizyolu için de geçerli. Büyükçekmece ile Eminönü arasında gemi seferlerinin olmaması çok büyük kayıp.

Türkülerin çoğunda biçim ve içerik uyumsuz. Sözler hüzünlüyken (Mesela "Ben sevdim, eller aldı" diye yakınırken) melodi şen şakrak, hatta oynak. Bu anlamda en iyisi Kerkük türküleridir. Hem derinlikli hem de uyumlu. İç Anadolu, Ege ve Karadeniz türküleri bana hitap etmiyor çoğunlukla. Bu türkülerdeki sevgi bile saplantılı geliyor biraz.

Hakemler maç yönetirken ilk kez hata yapıyormuş gibi hatalı hakem kararları tartışılıyor. Doğru düzgün top oynasalar hiç gerek kalmayacak bu tartışmalara.

Türkiye'nin birinci seviyedeki liginde ve ulusal kupasında yarışıyorsanız ve adınız Galatasaray değilse, birincil amacınız Galatasaray'ı yenmektir.

Gazi Mustafa Kemal, cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından cumhurbaşkanı seçildiğinde 42 yaşındaydı. Bu da onu en genç cumhurbaşkanı yapıyor. 1935'te dördüncü dönem için seçildiğindeyse yaşı 54'tü.

Celal Bayar, 1957'de üçüncü ve son kez seçildiğinde 74 yaşındaydı. Görev sırasında vefat eden ikisi (Atatürk ve Özal) ve görevden alınan biri (Gürsel) dışında bugün hayatta olmayan tüm cumhurbaşkanları 80 yaşını gördü.

Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık 1948'de Tunceli'nin Nizamiye ilçesinin Ballıca köyünde dünyaya geldi. 2023 seçimlerinde 74 yaşında olacak. Şayet cumhurbaşkanı seçilirse, görev süresini tamamladığında 80'e merdiven dayayacak. Tayyip Erdoğan ise 26 Şubat 2023'te 69 yaşına girecek.

Bu toplumda yaşlılar gençlerden daha üst bir konumda görüldüğü için yönetim hakkına da yalnızca onlar layıktır. Yaşı daha büyük olan hiyerarşide daha yukarıdadır ve saygındır. Fakat gerontokrasi ile nereye kadar?

Bir büyük şölen başlıyor
Ona göre sevin
Bayrağını salla
Bil ki onlar seni
İyi duyacak söylediğimiz gibi
Bu kalabalıktan kimse çıkamaz sahadaki gibi

Esprilerim gitgide kalitesizleşiyor. Bu serbest düşüş devam ederse TuzBiber Stand-Up ekibinde yer alabilirim.

Birlikte çalıştığım kadın salı gününden beri işe gelmiyor. Genel müdürün dediğine göre kendisi salı günü metro durağına kadar gelmiş fakat fenalaşınca eşi gelip almış. Çarşamba günü de sağlık durumunun kritik olduğunu, bu durumun bir iki ay kadar süreceğini ve müsait bir zamanda istifasını vereceğini bildirmiş. Yani artık kendisiyle çalışamayacağız gibi görünüyor.

Bu yıl iki farklı çalışma deneyimim oldu. İkisinde de üstüm kadındı. İlkinde zümre başkanım yaptığım her hatada beni savundu ancak istifama giden süreçte elinden bir şey gelmedi. Olayın sıcaklığıyla kendisine karşı kırgın ve öfkeliydim. Hatırladıkça ağzımda kekremsi bir tat beliren bu olayın üzerinden yedi ay geçmiş durumda ve kendisine karşı tüm olumsuz duygularım dindi.

Halihazırdaki deneyimimde hanımefendiyle iki ay kadar çalışma imkanı bulduk ve sektöre dair çok kıymetli şeyler öğrendim. O da bana laf gelmemesi için yeri geldiğinde kendini siper ediyordu ama özellikle son iki hafta özel yaşamındaki olumsuzluklar nedeniyle işe odaklanamamaya başladı. Bundan sonra yolunun açık olmasını dilerim.

LinkedIn'de denk geldiğim bir paylaşım ilgimi cezbetti yine.

Ünlü akaryakıt markası Shell, çalışanlarına yılbaşı erzağı dağıtmış. Eskiden Türkiye sosyal bir devletken şirketler, işçilere gıda ve yakacak yardımı yapıyordu. Şimdi emekçiler yılbaşı sepetiyle mutlu oluyorlar.

Peki ne var bu yılbaşı sepetinin içinde? Zeytinyağı, Türk kahvesi, beyaz leblebi, fıstık, badem, kar küresi ve abudik gubidik şekerler. Bunlarla hobi olarak yine mutlu olabilir bir insan ama çok daha fazlasını firmaya verdiğini bilmeli. Emek konusunda bilinçli olunmalı.

1886'da Kayseri'de dünyaya geldi. Bursa Askeri İdadisi, Harp Okulu ve Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'yi bitirdikten sonra gönüllü olarak Yemen'e gitti. Büyük Savaş patlak verince Filistin, Çanakkale ve Makedonya cephelerinde görev aldı. 1919'de Milli Mücadele'ye katıldı. I. İnönü ve II. İnönü muharebelerindeki başarıları sonucu kaymakam (yarbay) rütbesine terfi ettirildi. Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sırasında 15 Temmuz 1921'de Çöğürler mevkiinde şehit oldu. Şehadetinin ertesi günü TBMM tarafından miralay (albay) rütbesi verildi.

Miralay Mehmet Nazım Bey, ailesi Yücel soyadını aldığı için kaynaklarda Mehmet Nazım Yücel olarak da geçer. 2021'de TCDD, adının uzun olmasını gerekçe göstererek Çöğürler'deki tren istasyonuna Mehmet Nazım adını vermedi. Bu da gerçek bir kahramana karşı ayıbımız oldu.

Mustafa Kemal, Samsun'a çıktığında aklında cumhuriyet fikri var mıydı bilemiyorum. Böyle bir düşüncesi olduğuna inanmak istiyorum. Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas'tan sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldi. Burayı Kurtuluş Savaşı'nın karargahı haline getirdi.

18 Mart 1920'de Meclis-i Mebusan feshedildi. 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin kurulması Türkiye'nin geleceğinde saltanata yer olmadığının net bir şekilde ifadesiydi.

1920 yazında Yunan Ordusu, Sakarya Nehri kıyısına dayandı ve Ankara'yı ele geçirmek istedi. 5 Ağustos 1921'de TBMM tarafından kendisine başkomutanlık yetkileri verilen Mustafa Kemal, Melhame-i Kübra olarak da adlandırdığı Sakarya Meydan Muharebesi ile işgalcileri püskürttü.

13 Ekim 1921'de Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması güney illeri için olduğu kadar kent için de önemlidir. Zira Fransa, bu antlaşma ile Anadolu'daki iddiasından vazgeçmiştir.

Nihayet Ankara, 13 Ekim 1923'te başkent ilan edildi. Bu bir anlamda Milli Mücadele'ye tam destek veren halkı ödüllendirmekti. Fakat İstanbul'daki entelektüeller karara muhalif bir tavır takınmıştır.

Bu karikatür de o karşı çıkışı yansıtıyor. Edirne, Bursa ve İstanbul; başkentlik tacını Ankara'ya devrediyor. Üçü genç ve güzel çizilmişken Ankara, köylü ve çirkin olarak resmedilmiş. Bu da İstanbul'un o dönemde Anadolu'ya bakışının ifadesi.

Uzun bir aradan sonra bir LinkedIn gönderisi üzerine yorum yapacağım. Bu kişi tanıdık biri aslında. Bu hanımefendinin özel okullar hakkındaki bir gönderisini temmuz ayının başında yorumlamıştım. Bu sefer bu kişinin Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası'nda görev aldığını biliyorum.

Özel okullarda çalışan öğretmenler eylülde mayısa kadar sürecek bir sözleşme imzalar. İmza sürecinde asgari ücretin üzerinde bir miktar olur ama ocaktaki zammın ardından hep geri düşer. Fakat öğretmenlerin de gözünün açıldığını görüyorum. Artık ocak ayına kadar sözleşme yapıp ocaktan sonra yeni sözleşme imzalıyorlar. Tabii kurum, asgari ücrete çalışacak birini rahatlıkla bulabilir.

Ocak ayı maaşının asgarinin altına düşeceğinden yakınmış ama bu gerçeği yansıtmıyor. Asgari ücretli de zamlı maaşını şubatta alacak çünkü. Burada bir miktar acındırma var.

İtibarsızlaştırma konusunda haklı. Bu da eğitim sisteminin öğretmene vermiş olduğu görev yüküyle alakalı. Tüm sorumluluk öğretmendeyken hiçbir yetkisinin olmayışı bu duruma kapı aralıyor.

Son olarak bu yakınma, asgari ücretin tanımı ile ilgili. Nitelikli bir çalışana asgari ücret verilmez, verilmemeli. Dünyanın hiçbir yerinde ücretli öğretmenlik yok gerçi. Türkiye'de de ücretli yapılan nitelikli bir meslek yok. Ücretli vatman yok mesela.

Garip bir kitle var. Elektrik ve doğalgaza zam gelince, dolar kuru yükselince, gram altın pahalanınca veya petrol fiyatları fırlayınca başlıyorlar "Asgari ücret zammından memnun musunuz?" demeye?

Aslını itiraf etmek gerekirse ben pek memnun değilim. Çok daha yüksek olmalıydı ama işbirlikçi sendikalar toplu iş sözleşmelerinde (TİS) daha yüksek teklif edebilsin diye bu kadar düşük miktarda anlaşıldı.

Doların da altının da petrolün de asgari ücretle alakası yok. Enflasyon neden dizginlenemiyor peki? Burada ekonomik krizin ne demek olduğunu anlamak gerekiyor. Ekonomik kriz, paranın belli ellerde toplanmasıdır. Klişe bir deyimle zengin daha zengin, fakir daha fakir olur.

Önce şu soruyu sormak gerekiyor: "Piyasa emekten mi yoksa sermayeden mi yana?" Bugün bu soruya hiç kuşkusuz sermaye diye yanıt verebiliriz. Şirketler 2018'den beri çok büyük kârlar açıkladı ama kodamanların hiçbiri bu kârı işçilerine yansıtmıyor. Bu da krizin sadece ekonomik değil ahlaki de olduğunu gözler önüne seriyor.

@melcebi Vakıfbank gibi şirketlerin bir kısmı devlet destekli hatta. Yani sermaye değil vergilerimiz tarafından fonlanıyor. Belediyeler de maalesef bu yarışa giriyor. Pek çoğu temel kamu hizmetlerini veremezken köklü kulüplere rakip oluyor. Tabii, Galatasaray ve Fenerbahçe de esasında şirkettir. Bunlara yapılan devlet yardımını da es geçmemek gerek. Vergi bilinci olmayan toplumda bu durum müstahak mıdır?

Sosyal medyada paylaştığı yalan ve provokatif haberlerle kendinden söz ettiren haber hesaplarının birinin paylaşması sonucu haberim oldu bu videodan. Bir dakikadan bir iki saniye eksik bu videonun ne anlattığını analiz edeceğim bu yazımda.

Genç kadın, metrodan evine sekiz dakikada gittiğini söylüyor. Orta tempoda iyi bir mesafe denebilir. Muhtemelen "Metroya beş dakika mesafede" denerek normalin birkaç katına satılan bir evde yaşıyor. Buranın Anadolu Yakası olduğunu tahmin ediyordum. Onuncu saniye civarında kadraja giren apartmandaki tabeladan bu tahminimin doğru olduğunu anladım çünkü telefon numarası 216 ile başlıyordu.

Saniyelik olarak kamerayı yola çevirdiğinde dört şeritli bir cadde gördüm. Dar bir sokak falan değil burası. Metro çevresinde olduğuna göre pek tenha olmadığını düşünebiliriz fakat Maltepe-Pendik hattında ıssız sayılabilecek metro çıkışları var. Bu da onlardan biri olabilir.

Eşofmanlı olduğunu belirtiyor. Bunu söylerken halk ağzındaki söylenişi olan eşortman diyor. Daha sonrasında işitebildiğim kadarıyla bosfol gibi bir ifade kullanıyor. Bunun ne anlama geldiğini bulamadım fakat eşofman alelade giysi olduğu için daha az çekici geleceğini düşünüyor olabilir. Yine de laf atmamaları gerektiğini biliyor. Taciz konusunda herkes bu kadar bilinçli olmuyor maalesef.

Videonun ortalarına doğru çektiği araba orada başka nedenden ötürü bekliyor olabilir ama kadın cinayetlerinin önünün alınamadığı (veya kasten alınmak istenmediği) bir ülkede yaşayınca insan ürküyor. Paranoya olsa bile hak verilebilir bir korku bu.

Kadın, "Lütfen kadınlara laf atmayın!" diye yalvarıyor artık. Daha öncesinde de hepsine küfür etmek istediğini söylüyor. Canına tak etmiş ve başına bela almadan yapabileceği şeylerden biri bu.

Eskiden de bu tür tacizciler vardı ancak onlara sapık deniyordu ve toplum tarafından dışlanıyorlardı. Sapıkların sırtının sıvazlanması bu dönemde olan bir şey.

Kulaklık bile takamadığını belirttikten sonra videonun sonunda tacizcileri bir kez daha uyarıyor. Bazı erkekler, birbirlerinden aldıkları gazla altına araba çekince bütün kadınların dibinin düşeceğini düşünüyor.

Aslına bakarsanız bu ülkede erkeklerin ezici çoğunluğu prens gibi yetiştiriliyor. Hiçbirinin bir dediği iki edilmiyor. Çoğu belli bir yaşa gelene kadar sorumluluk almaktan uzak. Kendi yatağını bile toplamaktan aciz olduklarını askere gidince fark ediyorlar.

Gerek açık gerek gizli bu kadar taciz varken kadın olmak çok zor. Bazı erkekler, bu konuda rahat davranıyor ve bu pisliği yaptıktan sonra türlü psikolojik manipülasyonlarla hiç olmamış gibi davranabiliyorlar.

Fazlasıyla dolmuşum bu konularda. Bu kadınla da ilgili değil mevzu. İlgi çekmek için böyle bir yola başvurmuş olabilir pekala. Fakat her gün bir dünya kadın bu tedirginliği yaşıyor. Onları nasıl görmezden geleceğiz?

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.