Show newer

Atatürk aldanmadı, kandırılmadı, kimsenin etkisi altında kalmadı, yolundan dönmedi, asla vazgeçmedi. Gerçekten çok başka bir lider.

Ernst Thälmann, Nazilerin yükselişi ve iktidarı sırasında Almanya Komünist Partisi'nin (KPD) başındaydı. 1925'ten 1933'te Gestapo tarafından tutuklanana dek sürdürmüştü görevini. Ancak o, asıl sıkıntının Sosyal Demokrat Parti'de (SPD) olduğunu düşünüyordu. Çünkü KPD, o yıllarda Stalinist bir çizgideydi ve "Sosyal faşizm" tezini savunuyordu. 1944'te Buchenwald toplama kampında kurşuna dizildi. Umulur ki ibret alınsın.

@CanXClV sadece para olarak düşünmeyin. Rantsal dönüşüm projeleriyle milletin elindekiler de kodamanların olacak. Mülksüzleştirme tam gaz sürüyor.

Depremden sonra ev sahibi olmak imkansız hale geldi. Bilmiyorum herkes farkında mı?

Bir ülke düşünün. A Partisi, vatandaşların yarısının oyunu alıyor. Diğer partiler bu insanlara ulaşmadan iktidar olabilir mi? Bu kişilere karşı nefret dilini bırakmak gerek ki birleşmek bir işe yarasın. Zaten A Partisi ve yavruları her gün halkı ayrı bir terör örgütüyle ilişkilendiriyor. Bu ülkenin sevgiye ihtiyacı var.

NFC teknolojisine hayranım. Keşke avucumun içinde falan da olsa da otobüse akbil yerine elimi gösterip binebilsem.

Şimdiki telefonumda (Huawei P Smart 2021 veya kısaca PPA-LX2) maalesef NFC özelliği yok. Pazaryerinden bu özelliğe sahip telefonlara baktığımda bununla karşılaştım. Zaten telefonlara taksit yapılmıyor artık. Türkiye'de kimler bu telefonları peşin olarak alabilir?

Big Mac, dünyanın her yerinde aşağı yukarı aynıdır. Bu nedenle farklı para birimlerin satın alma gücünü karşılaştıran bir verinin temeli olmuştur. Herkesin bildiği üzere Big Mac Endeksi bu.

IKEA iftar menüsü, bu sene 99 lira. Geçen senekiyle aynı ürünleri içermesine rağmen neredeyse iki katı fiyata satılıyor. Biz de bir ay yılındaki (354 gün) enflasyonu ölçmek için bu menüyü kullanabiliriz.

Show thread

Normal bir ülkede herhangi bir kamu görevlisi vatandaşlara bir obje fırlatsa ona ne yaparlar? Bu bir kere çok aşağılayıcı bir hareket. Hele ki büyük bir felaket yaşamış insanlara karşı. Bu insanlarda zombi virüsü mü var ki onlarla sohbet edip elden takdim edemiyorlar?

İftar çadırı inanılmaz saçma geliyor bana. Sanırım akşam ezanı saatinde yolda olanlar için ortaya çıkmış bir uygulama.

Dün kaşıntım iyiden iyiye dayanılmaz bir hal aldı. Dahası bu durum, acı vermeye başladı. En sonunda mesai arkadaşım vasıtasıyla genel müdüre haber verdim. Genel müdür, hemen eve gitmem gerektiğini söyledi. Ofis ve ortak kullanım alanları da dezenfekte edildi.

Şirketin iki ayını dolduran çalışanlarına yaptığı bir özel sağlık sigortası vardı. Onunla tedavi olabilirim diye internetten araştırdığımda dermatolojinin kapsam dışı olduğunu gördüm. El mecbur, sağlık ocağından randevu aldım.

Neyse ki doktor iki günlük rapor verdi. Böylece ücretsiz izin yapmama gerek kalmadı. İki günlük kesinti beni çok zorlardı.

Bu hastalık hakkında internette birbiriyle çelişen bilgiler var. Hangisinin doğru olduğunu kestirmek zor. Doktora sorduğumda kıyafetlerin, yastık ve çarşafların günlük değiştirilmesi ve 60 derecede yıkanması gerektiğini, temas edilen nesnelerin dezenfekte edilmesinde fayda olduğunu ve bu hastalığın iki yıl sürebildiğini söyledi. Her şeyin bir an önce düzelmesini umuyorum.

Show thread

Sözcü TV'nin kurulması çok iyi oldu. Kanalı her açtığımda söylüyorum bunu.

Şimdilerde ülkede seçim gündemi var. Bir buçuk ay geçmesine rağmen deprem unutuldu gitti. Depremde yaşanan rezaletlerden söz edilmez oldu. Varsa yoksa magazin, dedikodu ve falanca hakemin bilmem hangi takımın maçında yaptığı kural hatası...

Ben bu gündemlerin yapay olduğunu ve asıl gündemi unutturmak için medya aracılığıyla servis edildiğini düşünüyorum. Seçimden sonra iktidar değişirse tek gündemimiz emek olmalı. Yatıp kalkıp emek süreçleri hakkında konuşmalıyız.

Sizin için bir hatırlatma olsun diye toparlıyorum:
Yakalara inanmıyorum, aslolan işçi sınıfıdır. Masa başında çalışmak da inşaatta çalışmak da emek-gücünü satmaktır. Kimse yönetici olarak çalışıyor diye kendini işçi sınıfından ayrı görmesin.

Niteliksiz iş, emekçiler bölüşümden adil pay alamasın diye uydurulan bir kavramdır. Böylece herkese asgari ücret verilebilecektir. Asgari ücretin yükselmesini isteyen kişiler de sanki daha yüksek maaş alanların iyi yaşama hakkı elinden alınacakmış gibi hedef gösterilir. "Onun taamı artarsa, seninki azalır" denir ki buna inanan çok sayıda emekçi de var.

Türkiye'yi ayakta tutan parababaları değildir; emekçilerdir. "Şu parti iktidara gelirse yabancılar borsadan yatırımlarını çeker." diye bir argüman savrulur. İsteyen istediğini yapmakta özgürdür. Bizi o veya bu partinin kemik kitlesi olarak görmek hatadır. Biz %99'uz.

Son birkaç gün benim için biraz tatsız geçiyor. Nedeni vücudumun muhtelif bölgelerinin fena halde kaşınıyor oluşuydu. Geceleyin uyumaktan alıkoyan bir uyuzla karşı karşıyaydım. Zaten aile hekimi skabiyez ve alerjik purpura teşhisi koymuş.

Kwellada losyon ve şampuan, Metrin krem ve Stilex jel yazmış. İlk üçünün etken maddesi pemetrin. Eczanede bu ilaçlara 94 lira ödemek zorunda kaldım. Üstelik sondaki jel dahil değil. Bu nedenle canım sıkkın.

Reçetedeki kalemler şöyle;
İlaç katılım tutarı 28.92
Muayene katılım tutarı 30
Reçete katılım tutarı 3
İlaç fiyat farkı 32.14 (lira cinsinden)

Maaşımın beşte biri sigorta nedeniyle kesilirken neden hâlâ bu giderleri elden ödemek zorundayım? Buna bir yanıt bulamıyorum.

Bir şeyin fiyatının yüksek olduğunu söyleyince herkesin filozof kesilmesini aşamıyorum bir türlü. Dün markete (Macrocenter) gittim. En ucuz şampuan (Pantene) 50 liraydı. Üstelik 350 mililitre bu. Bundan yakınınca insanlar şunları diyebiliyor;
Macrocenter gibi elit bir mağazadan alma sen de. Bim'den (veya benzeri üç harfli bir marketten) alabilirsin.
Pantene zaten lüks. Ben İpek şampuan (Hacı Şakir opsiyonu mevcuttur) kullanıyorum.
Tüm şampuanlar aynı değil mi zaten?
Şampuan kullanmak zorunda değilsin.
Bitmeye yakın su doldurup iki ay daha kullanırsın.
Asgari ücretin 8500 lira olduğu yerde normaldir. (Buna ek olarak 2002'dekiyle kıyaslama gelebilir.)
Yalan söylüyorsun. Afyon Dazkırı'nda bir markette 46 lira. (Ekran görüntüsü atılmıştır.)

Bu kafayla nasıl düze çıkarız?

Ben evde kendi aktrolümü yapıyorum. Hem daha ucuza geliyor hem de dışarıda içine ne katıyorlar bilemiyorsun.

Hangi platformda paylaşıldığını bilmediğim bu video, geçen günlerde olay olmuştu. Şimdi biraz bunun üzerine yazayım.

Rusya'da işleyiş nasıl bilemiyorum ama kadının Türkiye hakkındaki tespitlerine katılıyorum. Bu işin iki boyutu var: Biri araya acele iş sokmaya çalışanlar, diğeri verilen sürede işi tamamlayamayanlar. Neresinden tutsan elinde kalıyor.

Bazı şeyler bekleyebilirse bile bazılarının hemen yapılması gerekir. Ben de işin ertesi güne kalmasından hiç haz etmem. Eksik, yarım ve/veya taksitli iş yapmak istemem. Olabildiğince hızlı olmaya çalışırım ki ertesi gün karşıma çıkmasın ve onu unutabileyim.

Ancak bu dünyada çalışılmayacak birkaç milletten biridir Türkler. Bu ülkede herkesin mi eli ayağına dolanır? Rutin işlerde bile panik oluyorsa bir insan o işi neden yapar? Kendi sağlığına yazık değil midir?

Kendi payına düşen kısmı iyice hallettiğinden emin olmasına rağmen beceriksiz insanlarla çalıştığı için işlerin aksamasıyla uğraşabiliyor bir de insan.

Ayrıcalık, sorumlulukla birlikte gelir. Fakat Türkiye hiçbir şeyden sorumlu olmayıp büyük imtiyaz isteyenlerle dolu. Baştan ayağa bu böyle.

İş başvurusunda aranan nitelikler mükemmele yakın olsa da işe başlayınca görüyorsunuz ki herkes vasatın altında iş çıkarıyor. "Kervan yolda düzülür." kafasıyla hareket ediliyor. Bir kısım da kaytarmanın derdinde. En çok onlar konuşur. Sorsan en çok da çalışanlar da onlardır.

Son olarak kadın ortalamanın üstünde bir güzelliğe sahip. Anlatımı da samimi ama hafif bir iticilik var. Sosyal medyada yapılan yorumlar bizim neden düze çıkmayacağımızı haber veriyor. Çoğunluk kadına "Rusya'ya dön o zaman!" diye tepki vermiş.

@melcebi bunların içinde bugün muhalif geçinen birileri de var. Irak'a ilk bomba düştüğünde 8.5 milyon doların hesaba geçeceğini söylüyordu. Bir de, Süleymaniye'de Türk askerinin kafasına çuval geçirildikten sonra nota vermekten imtina edenler var.

Şahit olduğum ilk kolektif kötülük Irak'ın işgalidir. Yirmi yıl önce bugün başlamış olan işgal, son Amerikan askerinin 18 Aralık 2011'de çekilmesine dek sürmüştür. Irak'a barış ve demokrasi getireceğini söyleyen ABD, ülkenin diktatörünü idam ettirmesine rağmen söz verdiği şeylerde başarılı olamamıştır. Doğrudan ve dolaylı olarak bir milyon ölü, iki parçaya (de facto üçe) bölünmüş ve dolayısıyla artık bir ülke olmaktan çok uzak bir Irak bıraktılar arkalarında. Yani ne barış geldi ne demokrasi...

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.