Show newer

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, aslında üç bayramın birleşmiş halidir.

23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulması, 1921'de Milli Bayram ilan edilmiştir. 23 Nisan Bayramı 1935'te, İttihat ve Terakki'nin İkinci Meşrutiyet'in ilanının yıldönümü olan 23 Temmuz'da kutladığı Iyd-i Millî'nin yerini aldı.

1 Kasım'da saltanatın kaldırılması Hakimiyet-i Milliye Günü olarak kutlanagelmiştir. Ancak yine 1935'te Ulusal Egemenlik Bayramı, 1 Kasım'dan 23 Nisan'a taşınmıştır.

Bu iki bayramın yanında bugünkü adı Çocuk Esirgeme Kurumu olan Hamiye-i Etfal Cemiyeti'nin 1927'de duyurduğu Çocuk Bayramı vardır. Bu tamamen ayrı gelişen bir bayramdır.

1981'de Milli Güvenlik Konseyi, ulusal bayramları yeniden düzenlemiş ve 23 Nisan'ı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ilan etmiştir.

23 Nisan'ın tarihçesi onun neden en şerefli, en mutlu gün; en güzel bayram olduğunu açıklıyordur.

Bu vesileyle demokrasi tarihimizde önemli bir yeri olan bu bayramı kutluyorum. Yaşasın 23 Nisan!

Tatlı Kaçık adlı oyunu Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde izledim. Burada Bizimkiler ve Kardeş Payı'dan tanıdığımız Ayşe Kökçü'yü izleyeceğim için bir miktar heyecanlıydım.

Oyun, çevresine iyilik dağıtan Opal Kronkie'nin çevresinde kuruluyor. Onu öldürmeye çalışan profesyonel ama aptal dolandırıcılar Gloria Gulock, Bradford Winter ve Solomon Bonzo ise ana karakterlerdir. Polis rolünde, Kutlama'dan hatırladığım Çağlar Polat'ı görmek iyi oldu. Bir de sağlık sigortası için gelen doktor vardı.

Oyun, minimal sezonda izlediğim ikinci iki perdelik oyun. İlki Geç Kalanlar'dı. Bunu diğerlerinden ayıran özellik projeksiyonun kullanılmasıydı. Işık da gayet iyi kullanılmış. Sesin kullanımı da takdire şayan.

Oyundaki olayların gelişiminden bahsetmek istemiyorum. Tek söyleyebileceğim iyiliğin, bu niteliği taşıyan iyi birinin dünyayı değiştirebileceğidir.

Hava Şehitleri Anıtı'nı ziyaretimde öyle hislendim ki... Bir Müslüman hac vazifesinde böyle hisler yaşamıyordur.

Maske zorunluluğunun kapalı alanlarda devam etmesi fena halde canımı sıkıyor.

Tim Bergling veya bizim onu tanıdığımız adıyla Avicii, dört yıl önce bugün Umman'ın başkenti Maskat'ta intihar ettiğinde müzik dünyasının böyle bir değeri kaybettiğine üzülmüştüm.

Yaşı henüz otuz değildi ama yaşadıkları onu o kadar bunaltmış olmalı ki sonunda bu dünyadan kendi isteğiyle göçüp gitti. O dönem yeterince derdim varken böyle bir ölüm haberini almak yaralarımın daha da kanamasına neden olmuştu.

Bu nedenle her yılın 20 Nisan'ında kendisini yad ederim. Bu dünyadan bıkan herkes adına...

Felafel ve humus gibi nohuttan yapılan iki yemeğe aşık olduktan sonra Züber'in nohuttan yaptığı cipslerini denemek istedim.

Ortalama mısır cipsine göre çok daha sert. İçeriği ondan farklı olduğu için olabilir. Bunun yanında, üzerinde yazan chili veya Ege baharatının aroması değil kendi kullanılmış. İki çeşidini de beğendim. Güzel bir atıştırmalık. Yeri geldiğinde öğün bile olabilir.

Sen susacaksın yobaz. Ben oldukça susacaksın. Ben senin kaderinim. Başkaldırdıkça karşına çıkacağım.

Bizi sevmiyorlar diye karalar bağlayacak değiliz.

Pandemi, ekonomik kriz ve duygusal boşluk gerçekten psikolojimi fena halde bozmuş. Tespit ortada ama çözüm nedir bilmiyorum. Belki de böylesi daha iyidir.

IKEA, gördüğüm kadarıyla mobilyadan çok yemek satan bir mağaza haline geldi. Şöyle bir baktığımda, kendi adıma yaptığım alışverişlerin neredeyse tamamı da yemekti.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da IKEA, iftar menüsü hazırlamış. Fiyat geçen yıllara göre katlanmış. Mesela 2019'da aynı menü 17,95 liraymış. Yine de birçok yere göre çok daha ucuz. Demek ki sürümden kazanıyorlar.

Ancak benim değinmek istediğim asıl konu, bu kadar çeşit yemeğin bana fazla göründüğüydü. İsveç köftesi, patates ve karnabahar olan tabak bile doyurabilir insanı. Saatlerce aç kalmanın verdiği doymayacakmış gibi hissetmeyi anlayabiliyorum.

Ramazan'da evlerde dahi bundan daha görkemli sofralar kuruluyor. Mesele açın halinden anlamaksa, böyle olmaz. Restoranlardaki iftar menüleri ise içler acısı; görgüsüzlüğün nişanesi adeta.

16 ve 17 Nisan tarihleri, son yıllarda yalnızca sandığa dayanan demokrasimiz için önemli günlerdir.

16 Nisan 2017'de yapılan halkoylamasıyla cumhurbaşkanının yetkileri amansızca arttırılmıştı. Oylar sayılırken mühürsüz pusulaların da geçerli sayılması gibi baştan aşağı şaibeli bir kararı da es geçmemek gerek.

Başkanlık sistemi dört yıla yakın bir süredir Türkiye'de uygulanmaktadır ve her krizde yetersiz bir liderin eline bakmaktan ülkede krizlerin kalıcılaştığını söyleyebilirim. Bu sistem kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir.

17 Nisan 2019'da günlerdir sayılan, aslında sayılır gibi yapılıp aksatılan oylardan çıkan sonuç açıklanmıştı. İmamoğlu'nun kazandığı bariz olmasına rağmen geciktirmek için oyalama taktiklerine giriştiler.

Bu galibiyetin önemi, başbakanlık ve meclis başkanlığı yapmış birinin İstanbul'da uzaklığıyla dalga geçilen bir ilçenin adı sanı duyulmamış belediye başkanına geçilmesinin yanı sıra, muhalefetin 2014'te tarih kitaplarına konu olabilecek skandallarla Ankara'yı haksız hukuksuz kaybetmesinden sonra ilk kez bu belediyeleri kazanmasıdır.

İaşe, alışılageldik anlamıyla yol ve yemek demektir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2022 için fitre miktarını 40 lira olarak belirlemiştir. Yani, bir kişinin günde iki öğün yemeğinin bedeli en az 40 liradır.

UKOME'nin 6 Nisan 2022'de aldığı kararla aylık abonman ücreti 602 lira olmuştur. Aslında bu, otuz gün içinde sair araçlara 180 kez binmeye yarar. Haftada altı gün, üç vesaitle işe giden biri için yeteceğini düşünüyorum.

Yemek için de otuz günden hesaplayacak olursak 1200 lira gerekmektedir. Bir insanın sadece yol ve yemeğe 1802 lira harcaması gerek. Diyanet ve İETT'ye göre bu böyle.

Ancak interneti de artık iaşeden saymak gerektiği kanaatindeyim. Türkiye'de internetin yasaklara boyun eğmesinin yanında çekim kalitesinin de yerlerde olduğunu belirtmek gerekir. Şöyle bir araştırma yaptığımda, beşin üzerinde şirketin internet sağlayıcılığı yaptığını gördüm.

Adil kullanımın kalkmasıyla yalnızca Mpbs cinsinden hız paketleri satılabiliyor. Buna göre 15 Mpbs'den 1000 Mpbs'ye kadar paketler mevcut. En düşük 90 lira, en yükseğiyse 200 liranın üzerine çıkıyor. Mobil verinin durumu ise içler acısı.

The English Game, futbolun emekleme dönemlerindeki halini anlatan bir mini dizi. Bunu mini dizi değil de dört buçuk saatlik bir film gibi izledim. Altı bölümden oluşması sanırım pandeminin etkisi çünkü 2020 sonrası çoğu yapımda sezonlar altı bölümden oluşuyor.

İskoçya'nın Partick takımından gelen Fergus Suter ve Jimmy Love, işçi takımı olan Darwen'de oynamaya başlar. O dönemde futbol, amatör bir uğraş olarak görüldüğü için para karşılığı oynamak yasak. Ancak Fergus Suter için futbol büyük bir tutku. O, başka herhangi bir iş yapmadan futbolla uğraşmak istiyor. Zaten sonra Vikipedi'den baktığım üzere, tarihin ilk profesyonel futbolcusu kabul ediliyormuş.

Darwen, 1879 Federasyon Kupası'nda (FA Cup) aristokratların takımı Old Etonians ile karşılaşıyor. Maç 5-5 eşitlikle bitiyor. O dönemde kurallar tam olarak oturmadığı için herkes kendine göre yorumlayabiliyor. Fergus Suter, uzatma isterken Old Etonians'ın kaptanı Arthur Kinnaird, maç tekrarı olacağını söylüyor. Maç tekrarı yapılmasının nedeni, federasyon yönetiminin Old Etonians oyuncuları veya yakınları olmasıdır. Aristokratlar sonuçta.

Dizide işçi hareketleri ve kadınların o dönemde yaşadığı sıkıntıların yanında Suter'in babasıyla yaşadığı sorunlar ve Love'un gönül ilişkisi de güzel işlenmiş. Futbolun o zaman için de geçim derdini bile unutturabilen bir afyon olduğu fikri muazzam aktarılmış.

Bir futbolsever olarak bu yapımın herkes için mutlu sonla bitmesine bayıldım. İngiliz ve İskoç aksanlarının bir arada olması da diziyi güzelleştiren etkenlerden. Her yönüyle benden tam puan alan bir tarih dizisi.

Barbarians veya özgün adıyla Barbaren, Vikings'in Almanca versiyonu gibi. Kostümler ve makyajdan konuşmalar ve savaş sahnelerine kadar Vikings'i çağrıştırıyor.

Ana karakterlerden Thusnelda'yı birebir Lagertha ile özdeşleştirmek işten bile değil. Thusnelda'ya Floki veya gözsüz şaman gibi mitik bir özellik yüklenmiş. Diğer ana karakter Folkwin Wolfspeer'de de Ragnar Lothbrok esintileri var.

Kendini Romalı olarak gören biri olduğum için Roma'yı anlatan bir eseri izlemek benim için büyük bir zevktir. Roma'nın iyi aktarılmasının yanında, Cermen kabilelerin kendi içindeki mücadeleler de güzel yansıtılmış. Arminius'un biyolojik babası Segimer ve onu yetiştiren Publius Quinctilius Varus ile yaşadığı babalık sorunları da Batılı her yapımda irdelenen bir olgu.

Son olarak, özgünlük yönünden sıkıntılı bir yapım olduğunu tekrar vurgulamak gerekir.

Gece oynanan maçlarla Avrupa kupalarında yarı finale kalan takımlar belli oldu.

Şampiyonlar Ligi'nde Manchester City ile Real Madrid ve Liverpool ile Villareal karşılaşacak.

Avrupa Ligi'nde RB Leipzig'in rakibi Rangers. West Ham United'ın rakibi ise Eintracht Frankfurt.

Bu sezon ilk kez oynanan Konferans Ligi'ndeyse Liecester City-AS Roma ve Feyenoord-Marsilya eşleşmeleri bulunuyor.

Şampiyonlar Ligi'nde yalnızca İngiliz ve İspanyol takımları kalmış. Avrupa Ligi'nde iki Alman ekibine karşılık Adalılar var. Konferans Ligi'nde İngiltere, Hollanda, Fransa ve İtalya'dan birer takım bulunuyor.

Başka bir deyişle, on iki takımdan dördü Premier League'den. Aynı zamanda her kademede bir İngiliz kulübü var. Boşuna bu lig dünyanın en iyisi değil.

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.