Filistin davasını önemseyen samimi muhafazakar arkadaşım,
AKP'ye verilen her oy, Filistinlilere sıkılan bir kurşundur. Görüldüğü üzere AKP, İsrail ile ticaretten vazgeçmiyor. Bu ticaret öyle bir hal almış ki İsrail'in meyve-sebze ithalatının üçte ikisi Türkiye'den yapılıyor. Aynı zamanda demir çelik gibi mühimmat hammaddesi de bu ülkeye ihraç ediliyor. Yetmezmiş gibi çeşitli mühimmatlar her gün gemilerle limanlardan taşınıyor.
Tüm bu saydıklarım yeterince rahatsız ediciyken İsrail'in çöplerinin Adana'da toplandığını öğrendim. Avrupa'nın çöplerini aldığımızı biliyordum fakat bu bayağı aşağılayıcı oldu. Bu ticarete karşı çıkanlar yaka paça gözaltına alındı. Ancak tabii ki bunu talep edenlere karşı yapacakları açıklama yok. Sözde Filistin'le birlikte olanların gerçekte onlara ölüm olup yağanlara arka çıktığı anlaşılıyordu.
Bu nedenle Filistinlilere sıkılan mermilere ortak olmamak, Gazze'yi yerle bir eden İsrail ordusunu beslememek için AKP'den (Size göre Ak Parti demen gerekiyor sanırım ama hayatımda hiç kullanmadım bu ifadeyi) hesap sorma vaktidir. Bu suça ortak olmamak için sen de yarınki seçimde AKP'yi cezalandırabilirsin.
Grafik tasarımdan birazcık anlasam bunun afişini yapar internette yayılmasını sağlardım. Bir tarafta ampul logolu sandığa oy atan el, diğer tarafta Filistinli çocuğa ateş eden el olurdu.
Uzun zaman önce planlayıp gidememiş, sonrasında rafa kaldırmıştım. Bugün LSV Dükkan'ı ziyaret imkanı buldum. Bağış yerine geçmeyecek olsa da alışveriş çantası, not defteri, kupa ve kolonya aldım. Oradaki görevli yardımcı oldu. Hatta el yapımı çikolata ikram etti.
Bu gönderiyi daha erken saatlerde yazıp paylaşacaktım fakat 2024 yılında metroda internet hâlâ bir problem. Sanki Milattan Önce 500 yılındayız.
Adalar'da fayton kaldırılırken yapılan saçma sapan itirazları hatırlıyorsunuz değil mi? Yine de, tekrar etmekten zarar gelmez.
İtirazlar kabaca ikiye ayrılıyordu. Biri, faytonların Adalar'ın tarihi dokusunu oluşturduğunu savunan tarih ve dokusever bir grup tarafından dillendiriliyordu. Tarih çok hoş bir uğraş fakat zaman akıp gidiyor. 2020 yılında hâlâ faytona binmek istiyorsan sana diyecek bir şey yok zaten. Olman gereken yer sosyal medya değil, Mahzar Osman'ın bahçesi.
İkinci grup ise daha kendine has bir gerekçeyle ortaya çıkmıştı. Adalar'da kullanılacak elektrikli araçların tasarımı güzel değilmiş. İstanbul Bienali'ndeki eserlere market rafı inceler gibi bakıp geçen bu kişiler ne ara estet olmaya karar verdi, anlayabilmiş değilim. Sanki çok güzel bir kentte yaşıyormuş gibi araçların tasarımını beğenmiyor hatta "Keşke faytoncular kalsaydı." diye iç geçiriyor. Açıkçası ben tasarımları çok beğenmiştim fakat at penisi şeklinde olsaydı bu güruha daha iyi mesaj verilmiş olurdu. Belki faytoncu özlemi çekenler o zaman beğenirlerdi yeni araçları.
Bir yerde size zararı olmayan bir canlının rahatı söz konusuysa normal şartlarda geri plana atılabilecek ayrıntıları büyütmenin alemi yok. Mesela oturduğunuz muhitteki hayvan hapishanesi kapanınca çocukların hayvanlar hakkında nereden bilgi edinebileceğini sormayın artık. Bu faydasız gönderileri hazırladığınız telefonlar ne güne duruyor?
Twitter, hesap olmadan zaman akışı görüntülemeyi engellemediği için 2018 ve 2019'da Kurabis mahlasını kullanan Hande Taşer'in gönderilerine günaşırı göz atardım. YouTube'daki vloglarını da izlerdim tabii. O zamanlar tarif edilemeyecek bir güzelliği vardı. Demin Instagram gönderilerinde gezindim. Biraz değişmiş ama hâlâ çok güzel.
Üzülerek söylüyorum ki İstanbul engelli yaşamına uygun bir kent değil. Bedensel, işitme veya görme engelliler bu şehirde rahatça dolaşamaz. Şişli'nin en büyük sorunlarını sıralarken yeşil alan ve park sorunundan sonra yolların çok yokuş olmasını sayıyorum. Şişli Camii'ni merkez kabul ettiğimiz beş yüz metrekarelik bir çember çizdiğimizi varsayalım. Bu çemberin çevresinden uzaklaştıkça yokuşlar artmakta. Peki buna karşı ne yapmalıyız? Bu aslında engelli dostu bir kent imgesiyle beraber okunmalı. Sadece yokuş çıkmak veya inmekte değil en basitinden karşıdan karşıya geçerkenki süreler engelli ve yaşlıları bir kenara bırakın topallayan biri için bile yeterli değil.
Bir diğer mesele ise, meydanlarda araç olmaması gerekliliğidir. Toplu ulaşımın ana ekseninin raylı sistem olması gerektiğini daha önce söylemiştim. Eminönü, Taksim, Mecidiyeköy, Kadıköy, Üsküdar gibi meydanlara ulaşım yalnızca raylı sistemle olmalıdır. Beyazıt tamamen yayalaştırıldı ve çok güzel oldu. Bunun diğer meydanlara da uygulanması gerekiyor. Ulaşımın dağıtımı bu meydanlardan değil cep veya hub tabir edilen aktarma merkezlerinden yapılmalıdır. Cevizlibağ veya Yenikapı bu hublara güzel birer örnektir.
Daha fazla yayalaştırma, daha fazla yeşil alan, daha fazla kültür-sanat yapısı ve tabii daha fazla raylı sistem istiyoruz. İstanbul'un şu an sahip olduğu raylı sistem uzunluğu kadar bir ağa daha ihtiyacı var. Metro ve tramvay, yapım aşaması maliyetli ancak son derece sürdürülebilir araçlardır. Çarpıcı bir örnek olması bakımından şunu söyleyeyim: M1 hattında hâlâ ilk açıldığı 1989 yılındaki tren setleri kullanılıyor. Bu metroyu kullananların çoğu bu yıldan sonra doğmuştur. Kaldı ki bu setler yaklaşık on on beş sene daha kullanılır gibi duruyor. Halbuki otobüsler en fazla on yıl dayanıyor. Metro kullanınca geç kalma olasılığını da azaltmış olursunuz. Çünkü metro hava durumundan etkilenmez veya trafiğe takılmaz.
Son olarak bugün çektiğim seçim manzaralarını paylaşacağım.
Bu arkadaşın TikTok hesabını buldum. Bu platformu bu kadar entelektüelce kullanan birini görmemiştim daha önce. Zaten hayattan tat almaya çalışanlar kaliteli insan oluyor genelde. Kahve özelinde söylemiyorum bunu.
Bu arada, önerdiği kitap üç yüz liranın üzerinde. Bu konuda bilinçli olması çok özel. Umarım ünlendiği için kalitesinden taviz vermez. Zira TikTok hesabı açma isteği uyandırdı bende.
İstanbul gibi bir kentte, gerçek evrenin Ba Sing Se'sinde hiçbir siyasetçi Ekrem İmamoğlu'nun yarattığı etkiyi yaratamayacak. Kimse onun kadar sevilmeyecek. Mesela bugün kendisini korumak için yasa ve kolluk gücü olan Tayyip Erdoğan, bu kadar kolay halkın arasına karışamaz. Yapılan tüm karalama kampanyaları ve şeytanlaştırmaya karşı hâlâ bu kadar sevilmesi onu tüm güncel siyasetçilerden ayırıyor. Kendisine ANAP'lı müteahhit, İkinci Tayyip gibi yakıştırmalar yapılmasına rağmen İstanbulluların hakkını savunmaya devam ediyor. Son olarak Gezi Parkı'nın uydurma bir vakıftan alınıp tekrar İBB'ye verilmesi onun mücadelesi sonucudur.
Önümüzdeki seçimlerde İBB dışında İstanbul'da önemsediğim iki ilçe var. Bunlardan biri İBB Miras ile kentin tarihi dokusunun korunmasında önemli bir rol oynayan Mahir Polat'ın aday gösterildiği Fatih. Diğeri ise Şehir Hatları genel müdürlüğü yapmış Sinem Dedetaş'ın aday gösterildiği Üsküdar.
Bu iki ilçeyi bu adayların ve dolayısıyla CHP'nin kazanması kentlerdeki sekülerleşmeyi göstermesi bakımından da önemli. Her iki aday da mevcut başkanlara karşı yarışacak. Yani sistemden nemalanan bir kitle olacak karşılarında. Hem de yıllardan beri muhafazakar kimlikle özdeşleştirilmiş iki ilçede bu direnci kırmaya çalışacaklar.
Geçen gün Moskova'da AVM'ye yapılan terör saldırısının failleri Tacik uyruklu çıkmıştı. Fatih'te de çok sayıda Tacik mülteci var ve Mahir Polat katıldığı bir programda buna dikkat çekiyor.
Bağcılar'da altmış yaşında suculuk yapan sapığın çocukları istismar etmek için dükkanında ses yalıtımlı gizli bir oda oluşturduğu tespit edilmiş. Her okunduğunda kan donduran istismar haberleri son zamanda Hilal Kaplan'ın mide bulandırıcılığını geçecek şekilde arttı. Tüm bu iğrençliğin başlangıcı da Ensar Vakfı Olayı'dır. Yine o sözümü tekrarlayayım: Bir suça verilmeyen her ceza aslında o suçu işleyenlere verilen bir ödül, kalanlara ise cezadır.
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.