Son 32 aşaması bu sabaha karşı oynanan maçlarla tamamlandı. Bence bu aşamanın anahtar kelimesi haramball yani kapanma oyunu oldu. Kapanma oyunu veya Fatih Terim’in deyimiyle antifutbol, bol yanal ve geri pasa, bulunan golden sonra oyunu soğutmaya ve her zaman olmasa da çoğunlukla güçlü bir kaleciye dayanır. Bunu aşmak için maç boyu pres, kontra atak, duran top organizasyonu, pivot santrafor ve onu besleyecek ofansif orta saha gerekiyor. Almanya ve Hollanda, rakiplerinin kapanma oyunuyla penaltılar sonucu elendi. Bu iki takımda kapanma oyununa karşı bir taktik yoktu.
Avrupa’daki eleme sistemi nedeniyle rekabet öldü. Fransa, Almanya, Hollanda, İspanya gibi seribaşı takımlar güçsüz rakipleriyle oynayarak buraya geliyor. Uluslar Ligi’nden play-off kontenjanı da işin rengini biraz kaçırdı. İsveç, grup aşamasında hiç oynamadan iki maçla Dünya Kupası’na gidebildi. Uluslar Ligi’nin bir diğer kötü yanı sezonda hiç boşluk olmaması. Bu da futbolcuların daha erken yorulmasına ve daha çok sakatlanmasına neden oluyor.
Dokuz Afrika ülkesinden yalnızca Mısır ve Fas kaldı. Afrika ülkeleri savunma ağırlıklı oynuyor ancak atağı biraz arttırdıkları karma bir oyunla 75’inci dakika sonrasını getiremiyorlar. İngiltere, Norveç ve Belçika böyle kazanmasını bildi. Brezilya da aynı şekilde Japonya engelini aştı.
Yeşil Burun Adaları’nın Arjantin’e karşı 120 dakikalık mücadelesi, bu turun heyecanlandıran enstantanesi oldu. İki güçlü Avrupa ülkesi penaltılarla elendikten sonra Mısır ile Avustralya arasındaki maça kadar uzatma veya seri penaltılar olmadı. Elbette ülkeler önlemini alıyor ama FIFA’nın da bir planı olduğu açık.
Biraz da Son 16 için tahminlerimi paylaşayım. Fas, Kanada karşısında ağır favori. Paraguay, tehlikeli oynuyor ama Fransa zorlanmadan alabilir maçı. İspanya, Avusturya maçından sonra daha kendini bulmuş oynayacaktır. Portekiz’i geçeceklerini düşünüyorum. Norveç, baskın oyunuyla Brezilya’yı elerse şaşırmam. İngiltere-Meksika maçı, benzer oyun stilleriyle keyifli bir maç olacağını izlenimini veriyor. Mısır, Arjantin karşısında direnemez. Kolombiya, daha savunma ağırlıklı bir takım fakat İsviçre’nin savunmayı aşacağını düşünüyorum.
Grup mücadeleleri sona erdi ve Son 32 aşamasına geçtik. Bu aşamadan önce bazı notlarım;
🌍 On Afrika ülkesinden dokuzu bir üst tura çıkmayı başardı. Asya'dan gelen dokuz karmadan yalnızca Japonya ve Avustralya Son 32'yi görebildi. İran, ABD'de konaklamasının yasaklanması ve saçma sapan maç yönetimlerine rağmen Cezayir ile Avusturya arasında arasındaki karşılaşmanın son anına kadar iddiasını sürdürdü.
💡 Bu ruhsuzlukla Euro 2020 bağıra çağıra geliyordu. En iyi üçüncülerin bir üst tura yükseldiği turnuvada en iyi dördüncü oldu bu karma. Tersten dark horse olan takım, yine de ABD'yi yenmeyi başardı. Bir dahaki katılıma kadar son gol Kaan Ayhan'a ait olacak.
⚽️ Gol krallığı yarışının böylesine kızıştığı bir Dünya Kupası izlememiştim daha önce. Messi, Mbabpé ve Kane gibi yıldızlar bize hem görsel hem de istatistik anlamında şölen yaşatıyor.
🐱 Turnuvanın sürprizi İspanya, Uruguay ve Suudi Arabistan'ın olduğu gruptan Yeşil Burun Adaları'nın üç beraberlikle ikinci olarak çıkışı oldu. Onlar adına sevinirken Muslera adına üzüldüm. Önceki sezon takımını Arjantin'de şampiyon yapmış Galatasaray efsanesini böyle görmek acı verici.
İkinci yılın dolmasına çok az kalmışken Keir Starmer de istifa etti. İçerideki başarısızlığın yanı sıra, Gazze'deki insanlık dramına karşı takındığı tavır, Epstein skandalı ve son yerel seçimdeki hezimetten sonra bugünün geleceği çok belliydi. Öyle bir batırdı ki İşçi Partisi bir süre iktidar göremeyecek.
Dünya Kupası’nda grup aşamasındaki ilk maçları geride bıraktık. ABD’nin yaşattığı rezaletler, turnuvanın bu ülkeden alınması çağrımın ne kadar yerinde olduğunun kanıtıdır. İşin acı yanı şu ki, bu tür organizasyonlara tek ülkenin ev sahipliği yapabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle artık parasını yakabilecek Katar, Suudi Arabistan veya bununla ekonomisi tepetaklak olmayacak ABD, Kanada gibi ülkelere veriliyor.
Avrupa temsilcilerinin aldığı sonuçlar güç dengelerinin değiştiğini ortaya koyuyor. Odak artık Avrupa’da değil, dengeleyici ögeler ortaya çıkmış durumda. Asya ve Afrika karmaları da korakor mücadele edebiliyor. Avrupa kontenjanın sadece üç takımlık yükseltilmesi eleştirilmişti ama Euro 2024 bile 24 takımla oynanıyor. Ondan önce ise 16 ülkenin katılımıyla gerçekleştiriliyordu. Elbette Güney Amerika’dan gelenler oransal olarak fazla ama Avrupa’ya verilecek kontenjan 17 veya 18 olabilir en fazla, 20 olamaz.
Her takım maça sonuna kadar asılıyor, gol atıyor, savunma yapıyorken Türkiye, kupadaki en isteksiz ülke görüntüsünü verdi. Bu tamamen ülkedeki dinamiklerle ilgilidir. 2002 ile kıyasladığımızda gayrimeşru iktidarın zulmün sürdürmek için toplum sözleşmesini terk edildiğini ve halkın toplumdan çok birbirine karşı düşmanlık besleyen yığınlar haline geldiğini görüyoruz.
Kurasao’nun Almanya’ya attığı gol ve Yeşil Burun Adaları’nın İspanya’ya direnerek bir puanı alması bu turnuvanın rengi, dokusu ve tadıdır. Her ne kadar parayla ilgili olsa da katılımcı sayısının 48’e çıkarılması bu nedenle garip bir yapı oluşturmuş. Sürprizlere daha çok açık bir format haline gelmiş. Dört yılda bir düzenlenen ve telafisi olmayan futbol şöleninde yeni hikayeler yazılmaya ve yeni kahramanlar çıkmaya devam ediyor.
Trump tekrar müzakere masasını bombalamazsa bu hafta itibariyle ABD-İran savaşı, çok şükür AKP rejimi henüz ucundan köşesinden dahil olmadan bitti. Ekim 2024'te başlayan Güney Lübnan işgali de son bulursa fantastik bir final olur ama o kısım henüz net değil.
Savaşın kazananı yok ama kaybeden başta şafak vakti öldürülen 165 kız çocuğu olmak üzere herkestir. Bu başarısız girişimden sonra ABD, İran'a bir daha doğrudan veya dolaylı olarak saldırmayacaktır diye düşünüyorum, düşünmek istiyorum. İran da biraz halkın suyuna gitse, kendi huzurunu bir süre garanti altına almış olur.
ABD'nin sanıldığı kadar güçlü, İran'ın da molla rejimine rağmen cılız olmadığının anlaşıldığı bir savaş oldu. Ölen öldüğüyle kaldı, sağlar kimindir bilinmez. Umarım dört buçuk yıldır devam eden Ukrayna savaşı da bir an önce sona erer.
Belki bundan önce az da olsa kurtuluş umudu vardı ama 22 Mayıs 2026, her şeyin bittiği gündür.
Özgür Özel, Kılıçdaroğlu ile pazarlık yapmaya çalıştığı an kaybetti. Kifayetsiz muhterisin koltuk sevdasını düşününce en az bir yıl kurultay yok demektir. Kurultaya kadar partinin yarısını ihraç etmeyeceğinin garantisi yok. Yani seneye kurultay olsa bile anlamı kalmıyor.
Fırsattan istifade baskın seçim tertip ederlerse AKP, seçim ekonomisi ve eşine az rastlanır bir tepkiyle daha önce görülmedik bir oranla seçimi kazanabilir. Bu kadar kısa sürede seçime girmenin tek yolu yeni bir parti kurmaktır. Bu partiye katılacak yirmi milletvekili rahatlıkla bulunacağından YSK kabul ederse seçime girilebilir. Ancak bunun, hazine yardımı alan ve örgütlenmesi tam olan partiyle seçime girmekten hayli farklı olacağı aşikardır. Ayrıca bu senaryoyu kurgulayan bir CHP yetkilisi olduğunu düşünmüyorum.
Ekrem İmamoğlu'nun serbest kalma ihtimalini de tüketmiş oldular. Artık sadece ömrü boyunca siyasete bulaşmayacağına söz verip kenara çekilirse dışarı çıkabilir. Zaten böyle bir ortamda mücadele etmek beyhude bir çabadan ibaret olacaktır. Artık bizi sadece mucizeler kurtarabilir; hepimize geçmiş olsun.
Sendikaların açıklamasına göre geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Kadıköy'de toplanılacak. Kutlamalar 2023'te Maltepe'de, 2024'te ise Taksim'e çıkma niyetiyle Saraçhane'deydi. İki yıldır Taksim'in adı anılmıyor. Bunda elbet sözde çözüm sürecinin etkisi var. Şimdilik söyleyebileceğim, emek cehenneminde 1 Mayıs'ın da Taksim'in de unutulup gittiğidir.
Rekor katılımın olduğu seçimde Trump, Putin, Netanyahu ve Meloni'nin desteklediği Orbán Viktor kaybetti. Trump ve Netanyahu, bir şekilde Avrupa'da müttefik bulacaktır ama Rusya, Suriye ve Venezuela'nın ardından bir ülkeyi daha kaybetti. Magyar Péter ve mecliste anayasa değişikliği yapacak çoğunluğu elde eden Tisza'nın Macaristan'da köklü bir değişim yaratacağının garantisini veremiyorum.
Satılmış anketçilerin olmadığı ülkede anketlerin gece ile gündüz gibi yanılmadığını da görmüş olduk. Geçen yılki Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tüm anketler başa baş bir sonuç öngörüyordu. Neyse ki benim de desteklediğim Tufan Erhürman, rakibini ikiye katlayarak seçimi kazanmıştı. Seçimler anketleri manipüle ederek kazanılmıyor ve uzun bir süre de kazanılmayacak.
Bizde her adayı İmamoğlu'na benzetme sevdası var. Ben bu benzetmelere katılmıyorum. Magyar'ın İmamoğlu ile pek alakası yok. Macaristan seçimlerinin bir kırılım yaratacağını da düşünmüyorum. Sadece Trump-Putin ekseninin bir ortağı eksildi. Yine de kardeş Macar halkını 16 yılın ardından otokrat yönetimi sonlandırdıkları için kutluyorum. Maalesef 2038'e kadar bizim böyle bir ihtimalimiz yok gibi görünüyor.
Nazik hatırlatma
Kamuoyunda Kanal İstanbul olarak adlandırılan projenin temelde iki amacı vardır. Birincisi Karadeniz'e giremeyen Amerikan donanmasını bu vesileyle denize herhangi bir kısıtlama olmadan ulaştırmak. İkincisi ise İstanbul'u üçe bölerek tam ortasında oluşacak adayı Ekümenopolis yaratmak. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının esir tutulmalarının bir nedeni de bu çılgın projeye karşı çıkmalarıdır.
Nazik hatırlatmanın sonu
ABD ve İsrail bu savaş yüzünden ağır rezil oldu. Zaten ABD'nin en son ne zaman savaş kazandığı belli değil. Irak, Afganistan ve Vietnam’da aldıkları sonuçlar olumlu değildi. Buna İran da eklenmek üzere. Trump, her gün birbirini yalanlayan açıklamalar yapıyor. Kimse ABD’nin müttefikliğine güvenmiyor. Polonya gibi korkak bir ülke bile hava sahasını ABD’ye açmadı. ABD siyasetinde İsrail ile olan kayıtsız şartsız ilişki sorgulanıyor. İsrail kamuoyu ise ateşkesin gerekliliği konusunda ABD’yi eleştiriyor.
İran için bir parantez açmak istiyorum. Şu aşamada savaşı kaybetmemiş olsa da rejimin sürdürülmesi zor görünüyor. Halk desteği günden güne azalıyor ama mollalar halkın ne istediğiyle ilgilenmiyor. Zaten ülke savunmasını geri plana alarak rejimin devamına daha çok odaklanılmış. İran bu cendereden çıkamazsa 2010’lardaki Mısır gibi lanetlenmiş bir ülke olacak.
Kaybettiği meşruiyetini ABD’den dilenen Tayyip Erdoğan, şu an bu topraklardaki en yetkili ikinci veya üçüncü kişidir. Ondan önce siyasal münafıkların halifesi Tom Barrack geliyor. Bazı kesimlere gereksiz özgüven veren sözde çözüm süreci de onun moderatörlüğüyle yürütülüyor. Bu sürecin sözde kalmasının nedeni Abdullah Öcalan ve Tayyip Erdoğan gibi birkaç isim üzerinde takılmasıdır. Halbuki Kürt meselesi isimlerle ilgili değildir. İlkinden daha acı şekilde bittiğinde iki tarafın da aklı başına gelecek.
2000 yılında Real Madrid'i yenerek UEFA Süper Kupası'nı kazanan ve Türk futbolunun bir daha yanına yaklaşamadığı bir başarı elde eden, 2001-02 sezonunda 15'inci şampiyonluğumuza ulaşarak üç yıldızlı ilk Türk takımı olmamızı sağlayan Mircea Lucescu'nun vefatı beni derinden üzdü.
Neyse ki, Avrupa'da aldığımız bir başka başarı bu üzüntüyü bir nebze de olsa dindirdi. Galatasaray, voleyboldaki iki numaralı kupa olan CEV Kupası'nı kazandı. Kaptan İlkin Aydın, dokuz yılın sonunda bunu çok hak ediyordu. Tebrikler bizim takım!
Türkiye, 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılıyor. Bu jenerasyon kesinlikle Dünya Kupası’nı hak etti. Vincenzo Montella, Türkiye’yi Euro 2024’te çeyrek finale, Uluslar Ligi’nde de en tepeye taşıdıktan sonra yıllardır kimsenin yapamadığını başardı. Bu yaz en azından son 16 yapacaklarını düşünüyorum.
İki yıldır süregelen Montella’ya yönelik eleştirilerin saçmalığı ve art niyeti anlaşılmıştır. Bir kesim onu gönderip üçüncü Fatih Terim döneminde olduğu gibi Okan Buruk’u getirmeyi planlıyordu. Neyse ki bu olasılık gerçekleşmedi.
Türkiye’nin son Dünya Kupası katılımında AKP yoktu. Umarım bu başarı da AKP’nin gidişinin işaretidir. En büyük dileğim maçlar oynanmadan önce Ekrem İmamoğlu’nun özgürlüğüne kavuşması.
Savaşın birinci ayına girerken ABD, inanılmaz bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya. Trump'un işi mucizelere kaldı. Şimdi ordusu ve tarihi olmayan körfez ülkelerini İran'a saldırmak için ikna etmeye çalışıyor.
Unutulmamalıdır ki İran, 5000 yıllık bir medeniyet ama molla rejimi 50 yıllık bile değil. Yine de, öldürdükleri İranlı liderler kaçarken veya saklanırken değil, evlerinde veya ofislerinde suikasta uğradılar. Netanyahu'nun ise hangi delikte olduğu belli değil.
İran halkının yarısı, belki de daha fazlası rejimi devirmek için gönüllü ajan olmuşken ABD ve İsrail, geberik bir rejimle bir aydır savaşıyor. Dahası, her gün birbirinden farklı açıklamalar yapıyor. Kamuoyunu ne kadar inandırabilmiştir, sizin takdirinize kalmış.
Savaş daha başlamadan önce eğitim için Sri Lanka'ya giden Dena gemisinin ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth'in de övündüğü üzere torpido ile batırılması ve silahsız 87 askerin öldürülmesi savaş suçudur. Dünya Kupası, ABD'den savaş olmayan bir ülkeye alınmalı ve 2027 yılına ertelenmelidir.
Son olarak, ABD-İsrail ve paydaşlarına Epstein ittifakı diyenler çok doğru söylüyor. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit bile Epstein denen canavardan akıl alıyordu. Norveçliler bırak kraliyetin kaldırılmasını, prensesi taht sıralamasından bile çıkarmadı. Yani Nordik ülkelerin ahlakı falan koca bir yalan. Şerefsizler ordusundan başka bir şey değil hepsi. Bu süreçte en çok öne çıkan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, gönüllerin dünya lideridir artık.
Adı konmamış savaş yirminci gününe girerken Türk demokrasisine noktayı koyan darbe de birinci yılını dolduruyor. Bir yıl önce tertiplenen darbe nedeniyle her gün bir öncekinden daha fakir ve mülksüz hale geldik. Halkın sırtına binerek topladıkları dövizleri yaktılar ve boşalan kasaları yeni vergilerle doldurdular. Şimşek McQueen’in gözleri yaşartan ekonomi yönetiminin ikinci bir gelir kaynağı yok.
Bu darbenin en büyük destekçisinin Trump olduğunun bilinmesi gerekir. İran’a yönelik İsrail ile birlikte kalkıştığı operasyondan ilk yirmi günde istediğini alabilmiş değil. Üstelik savaş uzadıkça küresel çaplı bir enerji enflasyonu olması kaçınılmazdır. ABD’de savaşın da getirdiği olumsuz bir hava var. Şayet kasım ayına kadar böyle gider de ara seçimlerde Demokratlar senatoda çoğunluğu ele geçirirse ve Trump bir şekilde azledilirse, Türk demokrasisi için olmasa da Ekrem İmamoğlu için bir çıkış yolu olabilir. O da, saray rejiminin yeni yönetime ne güvenceler vereceğine bağlı.
Korku duvarının aşılmasını İstanbul Üniversitesi öğrencileri barikatı yıkarak sağlamıştır. Onlar olmasa CHP “Adalete güveniyoruz.” nevinden bir açıklama yapıp pasif kalır ve İstanbul’a kayyum atanırdı. Şimdiyse Özgür Özel, AKP militanlarının üzerine belgeli kaynaklı gidiyor. Muhtemelen içeriden birileri veri sızdırıyor. Tüm bunlar olurken vatandaşlar sadece Akın Gürlek’in verdiği yanıtı görüyor. Bu da, medyanın nasıl bir güç olduğunu ortaya koyuyor.
Son olarak ülkenin kaderini değiştiren ve namusunu kurtaran o anları paylaşıyorum.
Futbol bir anlar oyunu olduğu için her şey ihtimal dahilinde ama ben bugün yazmak istiyorum çünkü çok büyük bir pürüz çıkmazsa Galatasaray, dördüncü sezon da şampiyon oldu.
Sezona dair notlarıma geçmeden önce Fenerbahçe'nin şampiyonluğu namağlup ünvanını sonlandıran bu akşamki maçta değil 90+11'de beraberliğin sağlandığı Kasımpaşa maçında bıraktığını söylemiş olayım. Maalesef takım, oyun olarak hiçbir şey sunmuyor. Taraftarlar alternatif bir gerçeklikte hapsolduğu için bunu göremiyor ve suçu başkalarında aramaya devam ediyor. Sonuçta lig şampiyonluğu olmadan 13'üncü yıla giriliyor.
🥅 Muslera'nın ayrılmasıyla kalede Mondragon sonrası gibi bir belirsizlik olacağı korkusu vardı ama Uğurcan Çakır hiç kimseyi aratmadı. Gerçekten transfer edilmesi çok kritik bir hamle olmuş.
🏆 Avrupa'da başarılar elde etmek, Juventus ve Liverpool gibi devleri yenmek çok hoş. Bunu ligde lider ve kupada tam gaz ilerlerken yapmak daha hoş. İlk devrede kadro derinliği sorunumuz vardı ama neyse ki çözlüdü.
🐜 Torreira'nın yeri doldurulamaz. Dört sezon boyunca kaçırdığı maç sayısı belki bir elin parmakları kadardır. Oynayabildiği kadar oynamalı ve ayrıldıktan sonra 34 numara emekli edilmeli.
🏰 Yıllardır Abdülkerim Bardakcı gibi bir defans arıyormuşuz. Yeniden çıkış yakaladığımız 2012-13 sezonu ve devamında böyle biri olsaydı beş sene üst üste şampiyon bile olmuştuk.
🧠 Okan Buruk, ne kadar eleştirilse de geçen üç sezonda kendini geliştirdi ve Şampiyonlar Ligi'nde de kendini kanıtlayan bir takım izletiyor. Avrupa'da bir kupa getirip Fatih Terim'i geçeceğine inanıyorum.
🦁 Taraftarın yeni sevgilisi Osimhen hakkında iki çift laf etmeden olmaz. Başarılı geçen sezonun kilit etkenlerinden biridir. Takımın takım gibi oynamasını sağlıyor; atıyor ve attırıyor.
Bir haftadır süren savaş ile ilgili bazı saptamalarım;
📉 Savaşlar artık borsa kapanınca başlıyor. 7 Ekim 2023 de bir cumartesi günüydü. Bundan daha kalleşçesi Hamaney’den önce 165 kız çocuğunun öldürülmesidir. Bu da, ABD ve İsrail’in çocuk öldürmeden savaşa başlamayacağının göstergesidir.
☠️ İran’daki molla rejimi bitiktir ve uzatmalara oynamaktadır. Herkes haklı olarak halktan bir değişim beklemektedir ancak İran’da devlet her zaman olduğu gibi pekindir. Ayrıca İran’da yönetimler çoğunlukla dışarıdan yapılan müdahale olmadan değişmemiştir.
🦍 ABD ve İsrail kara harekatı yerine vekil güç tercih edecek gibi duruyor. Bunu da İranlı Kürtleri kullanarak yapabilirler. Apo, Kürtleri öldürebileceği yeni bir savaş çıktığı için hücresinde sevinçten uyuyamamıştır.
💔 Rusya ve Çin, esaslı müttefik değiller. Rusya, Ukrayna’da sıfırlanan itibarını düşünüyor olmalı fakat Çin’in İran ile yaptığı ticareti inkar edecek duruma gelmesi düşündürücüdür.
🐶 Türk solundaki köpekleşme rahatsız edici biçimde göze çarpıyor. Öyle ki, İspanya’dan anti-emperyalist tepki gelince insanlar şaşırıyor. Sefalet solu ya kendine çeki düzen versin ya da kendini sol olarak adlandırmaktan vazgeçsin. ABD’nin salıncağında veya Alman dalgasında solculuk oynamaya çalışmak trajikomik olmalı.
🤖 Son olarak, yapay zeka çok ilerlemiş. Savaşları televizyondan ve sosyal medyadan izlediğimiz bu berbat dezenformasyon çağında doğrulansa bile hiçbir görüntüye veya habere inanmamak bir zorunluluk haline geldi.
Seriyi bu yıl da devam ettirmek istiyorum. Tam olarak 100 liralık bir artış var. Yemeklerin kalitesinin aynı oldmasını umuyorum. Aksi halde, bu serinin bir anlamı kalmaz.
Dört yıl önce bir geceydi. Yine böyle sabaha karşı, en zifir anda saldırıverdi Rusya, Ukrayna'ya. 2014'te başlayan hesabı kapatmaktı niyeti. İlk günler tüm dünya izledi. Fakat Ukrayna halkı kahramanca karşı durdu işgale. Ukrayna'nın henüz ölmediği anlaşıldıktan sonra Batılı ülke ve ittifaklar yardımlarına başladı. Fakat bu yardımlar da hiçbir zaman güven vermedi.
Üç yıldır sahada çok büyük bir ilerleme yok. Rusya, bu süreçte tüm medeni dünyadan dışlandı. Üstüne üstlük, Suriye ve Venezuela'yı kaybetti. Bir milyona yakın da asker zaiyatı verdi. Ekonomik kaybından bahsetmeye gerek yok.
Ukrayna açısından da durum hiç iç açıcı değil. Savaş bugün bitse dahi demografik yıkımın etkisi büyük olacak. Şehirler bir şekilde onarılsa bile, zihinler belki de nesiller boyu bu savaşın izlerini taşıyacak. Sınırlar nasıl çizilirse çizilsin toplumda bölünmüşlük olacak.
Umarım en kısa sürede mümkün olan en fazla kişiyi memnun edecek barış gelir. Savaş uzadıkça tüm dünya kaybediyor.
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.