Show newer

Aşk'tan korkuyorlar, çünkü kontrol edemeyecekleri bir dünya yaratıyor.

George Orwell

Şam ile Rojava Anlaştı mı?

Elias Nin

Apocu Medya tarafından haber şu başlıkla duyuruldu:

“Şam ile DSG Anlaştı: Askeri Entegrasyon ve Kürt Hakları İçin Yeni Dönem…”

Birincisi; eğer bir taraf diğer tarafa entegre olmayı kabul ediyorsa bunun adı anlaşma olmaz, egemen olan güce şartlı dahil olmaktır. “Anlaşma” adı verilen metnin içeriği de bunu söylüyor.
Özeti şudur: YPG/DSG savaşçılar bundan böyle Suriye savunma bakanlığına/Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı olacak. Ayı tümen orak varlık sürdürmeleri bir şey ifade etmez, en nihayetinde emir komuta gereği yetki Colani’de olacak.
En nihayetinde YPG savaşçıları emirlere itaat etmeyebilirler, o vakit de başlanan noktaya geri dönülür.

İkincisi, Rojava Özerk Yönetimi çalışanları artık resmi Suriye devleti memurları olacaklar.
Kurumlar da Şam yönetimine bağlanacak, entegrasyon dedikleri budur.

Özeti şudur: Düne kadar işgal ordusu olarak Rojava’ya sokulmayan Arap sömürgeciler, yarın resmi görevli olarak törenle karşılanacak.
Peki, Kürtlerin kazancı ne? Tek kazanç var o da belki soykırım (şimdilik) durdurulmuş oldu ve ne yazık ki bir buna da sevinmek zorunda bırakıldık.
Tabii ki işgalciler ile de günü gelince el sıkışılır ama bunun olabilmesi için savaşa neden olan koşulların Kürtlerin lehine değişmiş olması gerekir.
Mesela işgalciler koşulsuz işgal topraklarından geri çekilir ve Kürtlerin de Araplar kadar kendi devletlerini kurma, kendi kendilerini yönetme hakkını kabul ederlerse.
Eğer bu olmuyor da “devlet içinde devlet olmaz, ya Suriye Arap devletine tabi olacaksınız ya da öleceksiniz” seçeneği sunuluyor ve siz ölmemek adına bunu kabul ediyorsanız, bunu adı “anlaşma” değil, şartı ricattır.
Bu sonuç Kürt ulusu açısından yenilgidir ama savaş bir mevziden ibaret değildir, devam ediyor, yani enseyi karartmamak lazım.
Bu yıkımın Kürt ulusçuluğu açısından hayırlı bir yanı da oldu: Kürtlerin damarlarına 50 yıldır enjekte edilen Apoculuk zehri artık etkisini yitirmiş, Kürtlerin bünyesi bu zehrin panzerini yatarmış, Apoculuk Rojava topraklarına gömülmüştür.

instagram.com/p/DUIf-QuiGbB/

Beni en çok rahatsız eden şey aptallığın yüceltilmesidir.

Carl Sagan

Levon Ekmekçiyan’ın Anısına

Elias Nin

Levon Ekmekçiyan, Ermeni soykırımından kurtulan bir ailenin çocuğudur, Lübnan’da büyür. Soykırımın dinmeyen yaralarıyla büyür. Yaraya katlanabilmenin yolunun, yaraya sebep olanı yok etmekten geçtiğini bilerek büyür. Erken yaşta mücadeleye, ASALA’ya katılır.
Tarih 7 Ağustos 1982, Ankara Esenboğa Havalimanı’nda silah sesleri duyulur, hedefte olan, Türk Başbakanı Bülent Ulusoy’dur. Eylemciler, Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’dır.
Eylem başarısız olur ve devlet güçleri katliam için harekete geçerler. Bu sırada Sarkisyan, salonda bulunan yolculara şöyle seslenir:

“Biz, Ermenistan’ın kurtuluşu için savaşan ASALA üyeleriyiz, hedefimiz devlettir. Bu topraklarda yaşayan milletlere karşı bir düşmanlığımız yoktur. Devlet saldırıya geçince kendi vatandaşı olan sizlere de acımadan kıyacaktır, herkes burayı terk etsin.”

Çatışma bittiğinde bilanço ağırdır: 8 ölü, 72 yaralı. Levon Ekmekçiyan da yaralıdır.
Zohrab Sarkisyan, kurşunlarla delik deşik edilerek öldürülmüştür. Yaralı ele geçirilen Ekmekçiyan, 3 ay boyunca ağır işkencelerden geçirilir.
6 ay zarfında mahkeme edilir ve idam edildiği tarih olan 29 Ocak’a kadar Mamak Askeri Cezaevi’nde tecrit edilir.
Levon Ekmekçiyan, devlet tarafından tecrit edilerek diri diri mezara gömülürken, Türkiye solu da adeta karar almış gibi onu yok saymayı yeğler.
Buna gerekçe olarak ise Levon Ekmekçiyan’ın “itirafçı olduğu” yalanı bahane edilir. Oysa örgütünün bu yönlü hiçbir açıklaması yoktur.
Öyle olsa bile onun bedeninde idam edilmek istenen Ermeni ulusu ve direnen herkesti, bunun ayrımında olmak gerekirdi.
Türk Solu, Kemalizm ve Türklükle olan tarihsel bağının utancını, Levon’u “itirafçı” ilan ederek saklamaya çalışır. Levon, idam edildikten sonra da hiç yaşamış gibi kabul edilir, öyle ki eski Türk solcuları tarafından kurulan 78’liler Vakfı’nın 12 Eylül dönemine dair hazırladığı “Utanç Müzesi”nde bir tek Levon Ekmekçiyan yer almaz.
Levon da 1915’de Beyazıt Meydanı’nda idam edilen 20 Ermeni devrimci gibi yok sayılır.
Levon Ekmekçiyan artık yok, miras olarak bıraktığı yara ise kanamaya devam ediyor.

instagram.com/p/DUGcbIhiJPQ/

BİR DAHA ASLA!

27 Ocak Uluslararası Holokost Anma Günü'nde, başta Auschwitz olmak üzere toplama kamplarında hayatını kaybedenleri saygıyla anıyoruz.

"Üstün ırk" hayallerinizi daha önce tarihe gömdük, yine gömeceğiz.

NAZIS RAUS!

instagram.com/p/DUBJaCijDhS/

"Kendisini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler sadece kölelerdir."

— Voltaire

Dünyayı üç büyük güç yönetiyor. Aptallık, korku ve açgözlülük.

Albert Einstein

“Hata yapmayan insan yoktur. Kişinin insanlıktaki derecesi, hatalarını kabul edip düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir.”
―Albert Einstein

Taliban’dan barbarlık yasası: Kölelik ve kast sistemi geliyor

Yeni ceza muhakemesi kanunuyla Taliban, toplumu sınıflara ayıran, köleliği hukuki statüye dönüştüren ve şiddeti meşru kılan ilkel bir düzeni resmileştirdi.

haber.sol.org.tr/haber/taliban

Kamâlist Türk islam üstünlükçü faşizme göre Türkleşmek ve Müslümanlaşmak medenileşmektir.

New York’ta Rojava için yüzlerce kişi sokaktaydı

Soğuğa rağmen New York’ta yüzlerce kişi Birleşmiş Milletler önünde Rojava ve Rojhilat’la dayanışma için bir araya gelerek saldırılara karşı dayanışma çağrısında bulundu.

ozgurgelecek55.net/new-yorkta-

Bernard-Henri Lévy: Kürtlerin ihanete uğratılması ahlaki bir çöküştür

Fransız düşünür Bernard-Henri Lévy, Suriye’de artan çatışmalar ortasında Batı’nın Kürtlere sırt çevirdiğini belirterek bunu “zamanımızın en rahatsız edici ihanetlerinden biri” olarak niteledi. Kobani çevresinde çatışmalar sürerken, Rakka’daki Aqtan Hapishanesi’nde su kesintisi yaşanıyor.

Fransız filozof ve kamuoyunun yakından tanıdığı entelektüel Bernard-Henri Lévy, Suriye’nin kuzeydoğusunda hızla kötüleşen güvenlik durumuna karşı uluslararası toplumun sessizliğini sert sözlerle eleştirdi.

20 Ocak 2026 tarihinde X (eski Twitter) platformunda yayımladığı mesajda Lévy, “Batı’nın Kürtleri terk etmesini zamanımızın en sarsıcı ahlaki sapmalarından biri” olarak tanımladı. Lévy, Kürt güçlerinin IŞİD’in yenilgiye uğratılmasındaki kritik rolünün unutulmaması gerektiğini vurguladı.

“General Mazlum’un kahraman savaşçılarının, dünya için tehdit oluşturan IŞİD’i yendiğini asla unutmayın,” diyen Lévy, Suriye Demokratik Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’ye atıfta bulundu. Lévy ayrıca Kürt yönetiminin, “dünyanın en tehlikeli teröristlerinin tutulduğu hapishaneleri korumaya devam ettiğini” hatırlattı.

Lévy’nin çıkışı, eski ABD’li diplomat Peter Galbraith’in eleştirileriyle de örtüşüyor. Galbraith K24 haber ajansına verdiği demeçte, DSG ile Şam yönetimi arasında imzalanan entegrasyon anlaşmasını “teslimiyet” ve “ABD’nin kolaylaştırdığı bir ihanet” olarak tanımladı.

Galbraith, DSG’nin özerk yapısının feshedilerek Suriye ordusuna dahil edilmesinin, Kürtleri azınlıklara yönelik şiddet geçmişi olan bir rejime karşı savunmasız bıraktığını savundu. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı da eleştiren Galbraith, merkeziyetçi yönetim modelinin bölgeye tarihsel olarak “acı ve baskı” getirdiğini söyledi

nerinaazad2.com/tr/bernard-hen

Basit ve mütevazı bir yaşam tarzının herkes için en iyisi, hem beden hem de zihin için en iyisi olduğuna inanıyorum.

Albert Einstein

Küresel Cihatın Bölgesel Ortağı TC’nin Kürd Düşmanlığı ve Rojava Planı !

Mehmed Kobal,

Prof.Kemal Suleimani Araştırmacı Yazar,
Ümit Fırat-Yazar,Siyasetçi

Küresel Cihatın Bölgesel Ortağı TC’nin Kürd Düşmanlığı ve Rojava Planı !
Kuzey Kürdistan Şehirlerinde Yüzbinler Ayağa kalksa Türk devleti ne yapabilir?
*Kobane Kuşatması Türklerin Askeri İşgaline bir hazırlık mi?
*Küresel Cihadın Bölgesel Ortağı TC’nin Kürd Düşmanlığı ve Rojava Planı ne olabilir?
*Türk devletin Kuzeyde “süreç” söylemi Rojava’da İslamist Terör gruplarıyla Kürdlere saldırı planına karşı ne yapmalı?
*Erdoğan-Culani kardeşliği; Halep, Afrin Gre Spi, Menbiç ve Azez’de demografik değişim projesi; Türk,Arap kuşağın hazırlığı mı?
*Rojava İçin Yüzbinlerle Ayağa Kalkan Kürdler, Sömürgeci Ezberleri Bozar.
Başkanı Muhammed İsmail katıldı.

youtube.com/live/-dXvkL8absM?s

Onların Ahlakı ve Bizim Ahlakımız

Elias Nin

Bugün birçok video internete düştü, YPG’nin boşalttığı yerleşim yerlerine giren IŞİD artığı Suriye ordusunun askerleri Kürtlerin mezarlarını tahrip ediyor, ganimet olarak görülen kadınların örgülü saçlarını keserek videolar çekerek paylaşıyorlar.
Bu görüntülere 2014 yılında da rastlamıştık, esir alınan Kürt/Ezidi kadınların köle pazarlarında açık artırmayla satıldıkları görüntülerdi bunlar.
Bu tam da erkeklik, din ve mülkiyetçilik üçlüsünün vücut bulmuş halidir.
Bu üçlü, en katıksız biçimde sömürgecilik ve işgal söz konusu olduğunda karşımıza çıkar; zira bu üçlü, tarihin en eski ve örgütlü kötülükleridir. Zaten en ilkel sömürgecilik de bu üçlünün sonucu olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

İngilizlerin Afrika ve Hindistan’da, Fransızların eski sömürgelerinde, Avrupalılar Amerika kıtasını işgal ettiklerinde, Haçlı ve İslam sömürgeciler tarafından yapılan işgallerde bu kötülüğün binlerce örneği mevcuttur.
Bugün bu miras, Türkler ve IŞİD’in yasallaştırılmış hali olan Suriye’deki İslamist tarafından temsil edilmektedir. Sömürgeciliğin ahlakıdır bu, yapan değişir ama ahlakı değişmez.

Örneğin Hindistan’ı işgal eden İngilizler, binlerce Hintlinin ellerini kesmişti.
Kuzey Kürdistan’da bu tablo, öldürülen Kürt gerillaların kafasını keserek hatıra fotoğrafı çektiren sömürgeci Türk askeri olarak karşımıza çıkar.
Suriye ya da Rojava’da ise esir alınan kadınların kesilen örgütlü saçlarının teşhir edilmesi, köle pazarlarında satılan bedenleri olarak servis edilir.

Bizim, yani anti sömürgecilerin ahlakında bunların bir teki dahi yoktur. Mesela hiçbir IŞİD’li kadına ya da IŞİD’li katilin karısına, kızına tecavüz edilmemiştir.
Esir alınan hiçbir kadın köle pazarında satılmamış, kadınlığı aşağılanmamıştır.
Hiçbir IŞİD’linin ya da sömürgeci Türk askerinin kafası kesilmemiş, hiçbir esire kötü muamele yapılmamıştır.
Çünkü onların ahlakı, insan aklının üretebileceği her türlü kötülüğe başvurmadan kendisini var edemez.
Bizim ahlakımız ise düşmanın ahlakına tenezzül etmediğimiz sürece kendi varlığını sürdürebilir.

Ezcümle; kişin, toplumun, topluluğun devletlerin, dinlerin, ideolojilerin hayatla kurdukları bağ ne ise ahlakları da odur.

instagram.com/p/DTxtrB4COET/

Suriye’de korkulan senaryo sahnede!

Hediye Levent

Suriye’de Halep’in Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Beni Zeyd Mahallerinde başlayan SDG’ye (Suriye Demokratik Güçlerine) yönelik saldırılar Haseke’ye kadar uzandı. Geçtiğimiz bir hafta içinde SDG, Fırat’ın doğusuna çekilmek zorunda kaldı. SDG’nin Fırat’ın batısındaki son iki noktası olan Deir Hafir ve Meskene’de de SDG’nin parçalanması başladı. Bir Kürt-Arap ittifakı olan SDG bünyesindeki savaşçıların yüzde 60-65’i Araplardan oluşuyordu. SDG içindeki en büyük Arap aşireti de Şammar aşiretiydi. Savaş döneminde aşiretin bir kısmı Şam’a destek verirken bir kısmı El Kaide ve IŞİD gibi yapılara katıldı, bir kısmı da SDG ile ittifak yaptı. Aşiretin bu parçalı yapısı SDG’nin dağılması aşamasında da kendini gösterdi. SDG Fırat’ın doğusuna çekilirken aşiretin mensuplarının bir kısmı SDG’den ayrıldı, bir kısmı ittifak içinde kalmaya devam etti. Bu nedenle düzenli bir çekilme de gerçekleşmedi. Sahadan gelen bilgilere ve görüntülere göre, SDG’nin sahadaki savaşçılarını organize bir şekilde geri çekme emri verecek vakti de olmadı. Geride epeyce silah ve mühimmat bırakan SDG’nin parçalanması sürerken Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplar Şam adına Deir Ez Zor ve Rakka’ya girdi.

Aslında SDG’nin dağılacağına dair ilk ve en güçlü sinyal Suriye’deki Geçici Yönetimin Lideri Ahmed Eş Şara’nın Kürt açılımı adı altında bir açıklama yapması oldu. Kürtçeye resmi statü verildiğini ve Nevruz’un resmi bayram olarak tanındığını duyuran Eş Şara, aslında bir Kürt-Arap ittifakının dağıldığını da duyurmuş oldu. Aynı açıklamada Eş Şara, Rakka ve Deir Ez Zor’un Şam’ın kontrolüne geçeceğini söylemişti ancak Haseke’den bahsetmemişti. Böylece SDG’nin dağılarak Kürt-Arap ittifakı özelliğini yitireceği, Kürt etnik kimliği üzerinden Haseke’de yeni bir yapılanma olacağı da anlaşılmış oldu. Ancak Haseke’nin Suriye’nin tahıl ambarı olması, Türkiye ve Irak sınırında uzanması, havaalanı ve petrol gibi varlıkları elbette burada da huzursuzluğun bitmeyeceğini gösteriyordu, ki öyle de oldu. Haseke’de Arap nüfusun Kürt nüfustan fazla olması ve Arapların değişen güç dengesi ile birlikte taraf değiştirmesi Haseke’nin tamamının Kürtlere bırakılmayacağının anlaşılması için yeterliydi.

Bugün itibarıyla Suriye’nin kuzeyindeki öz yönetim ve Kürt silahlı yapılar, ülkenin petrol sahaları, su kaynakları, tarım alanları, sınır kapıları gibi ekonomik değeri yüksek yüzde 25’lik kısmını kontrol ederken Haseke’nin Kamışlı kentinin bir kısmına sıkıştırılacak görünüyor. Öz yönetimin uluslararası toplum ile temasını sağlayan en önemli kozlarından hapishanelerin ve El Hol-El Rol Kamplarının kaybedilmesi ile devam eden bir süreç var artık.

Sahada bunlar olurken ABD’nin Suriye’deki süreci şekillendirecek son sözü söylemesi bekleniyordu. Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürtlerle IŞİD’e karşı mücadele edebilecek başka yerel güç olmadığı için ittifak yapıldığını, artık bu sürecin sürdürülmesinin gereksiz olduğunu ve Suriye’de gücün merkezde toplandığı bir yapıyı desteklediklerini açıkça belirten bir açıklama yaptı.

Peki bu noktaya nasıl gelindi?

Geçen hafta bu köşede Türkiye ve İsrail arasındaki nüfuz mücadelesinden ve ABD’nin tavrından uzun uzun bahsetmiştim. Kürt tarafı, Türkiye ve ABD başta olmak üzere Suriye sahasındaki etkin taraflara ateş püskürüyor. Ancak aynı zamanda Kürtlerin kendi aralarında bir tartışma da başlamış gibi görünüyor. Sonuçta SDG’nin bir Kürt-Arap ittifakı olduğu, Araplar bu ittifak içinde kaldığı sürece SDG’nin gücünü ve kontrol ettiği alanları elinde tutabileceği yıllardır bilinen bir durumdu. Keza öz yönetimin ve SDG’nin Kürt etnik kimliğine vurgu yapan çıkışlar yapmasının, politikalar yürütmesinin Suriye sahasında kaybettireceği de en başta Suriye’deki Kürt siyasetçiler tarafından biliniyordu.

Suriye sahasında Esad yönetiminin devrilmesinin ardından can güvenliği ve ekonomik istikrar gibi iki güçlü motivasyonla hareket eden azınlıklar ve ılımlı Sünniler için öz yönetim ve SDG cazibe merkezi haline gelmişti. Ancak Ankara’nın ve Türkiye’deki Kürt siyasi çevrelerin SDG’yi açılım sürecine dahil etme çabaları da giderek artan bir baskıyla sürdü.

Öz yönetim ve SDG, idari ademimerkeziyetçilik gibi taleplerle çıktığı yola Suriye sahasındaki şartların şekillendirdiği söylemlerle devam ediyordu. Ancak açılım süreci öz yönetimi ve SDG’yi PKK ve Öcalan çizgisine kaydırırken, Suriye içindeki ittifaklarını zorlayıcı dar bir kulvara soktu. Nihayetinde Kürt-Arap ittifakı dağılırken öz yönetim ve ona bağlı silahlı güçler sadece Kürtlerden oluşan gruplara dönüşerek daraldı. Ankara’nın söylemi ile örtüşen bir durum ortaya çıktı.

Amerika’nın SDG’yi küçültmek için ara formüller bulmaya çalıştığı epeydir konuşuluyordu. İran’daki son gelişmeler Suriye’deki süreci de hızlandırdı, ABD’nin radikal denilebilecek karar almasını da… Amerika’nın Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerle ittifak kurmasının temel sebebi Suriye-Irak sınırının İran’a karşı korunmasıydı. Yavaş yavaş bu ihtiyaç ortadan kalkarken İsrail Suriye’nin güneyinde toprak dahil büyük kazanımlar elde etmiş gibi görünüyor. Türkiye ile İsrail’in Suriye sahasında henüz detaylarını bilmediğimiz bir uzlaşmaya varmış olması ihtimali de hayli yüksek.

Sürpriz radikal gelişmeler olmazsa Kürtler Haseke’nin bir kısmına çekilmeye zorlanacak, Amerika tarafından Kürt savaşçılardan yeni ancak küçük bir silahlı grup kurulması da muhtemel. Suriye’de içeriğini, çerçevesini henüz şekillendiremedikleri bir ademimerkeziyetçi sistemin uygulanması ihtimali hâlâ çok yüksek. Diğer taraftan Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplarla birlikte Şam’ın kontrol altına alması gereken yüz binlerce silahlı adam var. Elbette Şam’ın önündeki en önemli eşik ülkede bir devlet ve ordu başta olmak üzere kurumları inşa etmek. Ancak son gelişmeler ülke içindeki radikalleri ve silahlı grupları iyice cesaretlendirirken azınlıkları ve ılımlı Sünnileri daha da endişelendiren yeni bir kırılma eşiği oldu. Kısacası Suriye’deki durum daha da kötüleşecek gibi görünüyor. Kıyasıya güç savaşlarının yaşandığı Suriye’de olan yine sivillere, yıllar süren savaştan bitap düşmüş halka olacak!

evrensel.net/yazi/98534/suriye

“Dünyayı, devlete bağımlı olmadan yoksulluğun var olabileceği şekilde güvenli hâle getirmeliyiz.”
— John Cage

universeodon.com/@anarchistquo

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.