Show newer

Dünyayı üç büyük güç yönetiyor. Aptallık, korku ve açgözlülük.

Albert Einstein

“Hata yapmayan insan yoktur. Kişinin insanlıktaki derecesi, hatalarını kabul edip düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir.”
―Albert Einstein

Taliban’dan barbarlık yasası: Kölelik ve kast sistemi geliyor

Yeni ceza muhakemesi kanunuyla Taliban, toplumu sınıflara ayıran, köleliği hukuki statüye dönüştüren ve şiddeti meşru kılan ilkel bir düzeni resmileştirdi.

haber.sol.org.tr/haber/taliban

Kamâlist Türk islam üstünlükçü faşizme göre Türkleşmek ve Müslümanlaşmak medenileşmektir.

New York’ta Rojava için yüzlerce kişi sokaktaydı

Soğuğa rağmen New York’ta yüzlerce kişi Birleşmiş Milletler önünde Rojava ve Rojhilat’la dayanışma için bir araya gelerek saldırılara karşı dayanışma çağrısında bulundu.

ozgurgelecek55.net/new-yorkta-

Bernard-Henri Lévy: Kürtlerin ihanete uğratılması ahlaki bir çöküştür

Fransız düşünür Bernard-Henri Lévy, Suriye’de artan çatışmalar ortasında Batı’nın Kürtlere sırt çevirdiğini belirterek bunu “zamanımızın en rahatsız edici ihanetlerinden biri” olarak niteledi. Kobani çevresinde çatışmalar sürerken, Rakka’daki Aqtan Hapishanesi’nde su kesintisi yaşanıyor.

Fransız filozof ve kamuoyunun yakından tanıdığı entelektüel Bernard-Henri Lévy, Suriye’nin kuzeydoğusunda hızla kötüleşen güvenlik durumuna karşı uluslararası toplumun sessizliğini sert sözlerle eleştirdi.

20 Ocak 2026 tarihinde X (eski Twitter) platformunda yayımladığı mesajda Lévy, “Batı’nın Kürtleri terk etmesini zamanımızın en sarsıcı ahlaki sapmalarından biri” olarak tanımladı. Lévy, Kürt güçlerinin IŞİD’in yenilgiye uğratılmasındaki kritik rolünün unutulmaması gerektiğini vurguladı.

“General Mazlum’un kahraman savaşçılarının, dünya için tehdit oluşturan IŞİD’i yendiğini asla unutmayın,” diyen Lévy, Suriye Demokratik Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’ye atıfta bulundu. Lévy ayrıca Kürt yönetiminin, “dünyanın en tehlikeli teröristlerinin tutulduğu hapishaneleri korumaya devam ettiğini” hatırlattı.

Lévy’nin çıkışı, eski ABD’li diplomat Peter Galbraith’in eleştirileriyle de örtüşüyor. Galbraith K24 haber ajansına verdiği demeçte, DSG ile Şam yönetimi arasında imzalanan entegrasyon anlaşmasını “teslimiyet” ve “ABD’nin kolaylaştırdığı bir ihanet” olarak tanımladı.

Galbraith, DSG’nin özerk yapısının feshedilerek Suriye ordusuna dahil edilmesinin, Kürtleri azınlıklara yönelik şiddet geçmişi olan bir rejime karşı savunmasız bıraktığını savundu. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı da eleştiren Galbraith, merkeziyetçi yönetim modelinin bölgeye tarihsel olarak “acı ve baskı” getirdiğini söyledi

nerinaazad2.com/tr/bernard-hen

Basit ve mütevazı bir yaşam tarzının herkes için en iyisi, hem beden hem de zihin için en iyisi olduğuna inanıyorum.

Albert Einstein

Küresel Cihatın Bölgesel Ortağı TC’nin Kürd Düşmanlığı ve Rojava Planı !

Mehmed Kobal,

Prof.Kemal Suleimani Araştırmacı Yazar,
Ümit Fırat-Yazar,Siyasetçi

Küresel Cihatın Bölgesel Ortağı TC’nin Kürd Düşmanlığı ve Rojava Planı !
Kuzey Kürdistan Şehirlerinde Yüzbinler Ayağa kalksa Türk devleti ne yapabilir?
*Kobane Kuşatması Türklerin Askeri İşgaline bir hazırlık mi?
*Küresel Cihadın Bölgesel Ortağı TC’nin Kürd Düşmanlığı ve Rojava Planı ne olabilir?
*Türk devletin Kuzeyde “süreç” söylemi Rojava’da İslamist Terör gruplarıyla Kürdlere saldırı planına karşı ne yapmalı?
*Erdoğan-Culani kardeşliği; Halep, Afrin Gre Spi, Menbiç ve Azez’de demografik değişim projesi; Türk,Arap kuşağın hazırlığı mı?
*Rojava İçin Yüzbinlerle Ayağa Kalkan Kürdler, Sömürgeci Ezberleri Bozar.
Başkanı Muhammed İsmail katıldı.

youtube.com/live/-dXvkL8absM?s

Onların Ahlakı ve Bizim Ahlakımız

Elias Nin

Bugün birçok video internete düştü, YPG’nin boşalttığı yerleşim yerlerine giren IŞİD artığı Suriye ordusunun askerleri Kürtlerin mezarlarını tahrip ediyor, ganimet olarak görülen kadınların örgülü saçlarını keserek videolar çekerek paylaşıyorlar.
Bu görüntülere 2014 yılında da rastlamıştık, esir alınan Kürt/Ezidi kadınların köle pazarlarında açık artırmayla satıldıkları görüntülerdi bunlar.
Bu tam da erkeklik, din ve mülkiyetçilik üçlüsünün vücut bulmuş halidir.
Bu üçlü, en katıksız biçimde sömürgecilik ve işgal söz konusu olduğunda karşımıza çıkar; zira bu üçlü, tarihin en eski ve örgütlü kötülükleridir. Zaten en ilkel sömürgecilik de bu üçlünün sonucu olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

İngilizlerin Afrika ve Hindistan’da, Fransızların eski sömürgelerinde, Avrupalılar Amerika kıtasını işgal ettiklerinde, Haçlı ve İslam sömürgeciler tarafından yapılan işgallerde bu kötülüğün binlerce örneği mevcuttur.
Bugün bu miras, Türkler ve IŞİD’in yasallaştırılmış hali olan Suriye’deki İslamist tarafından temsil edilmektedir. Sömürgeciliğin ahlakıdır bu, yapan değişir ama ahlakı değişmez.

Örneğin Hindistan’ı işgal eden İngilizler, binlerce Hintlinin ellerini kesmişti.
Kuzey Kürdistan’da bu tablo, öldürülen Kürt gerillaların kafasını keserek hatıra fotoğrafı çektiren sömürgeci Türk askeri olarak karşımıza çıkar.
Suriye ya da Rojava’da ise esir alınan kadınların kesilen örgütlü saçlarının teşhir edilmesi, köle pazarlarında satılan bedenleri olarak servis edilir.

Bizim, yani anti sömürgecilerin ahlakında bunların bir teki dahi yoktur. Mesela hiçbir IŞİD’li kadına ya da IŞİD’li katilin karısına, kızına tecavüz edilmemiştir.
Esir alınan hiçbir kadın köle pazarında satılmamış, kadınlığı aşağılanmamıştır.
Hiçbir IŞİD’linin ya da sömürgeci Türk askerinin kafası kesilmemiş, hiçbir esire kötü muamele yapılmamıştır.
Çünkü onların ahlakı, insan aklının üretebileceği her türlü kötülüğe başvurmadan kendisini var edemez.
Bizim ahlakımız ise düşmanın ahlakına tenezzül etmediğimiz sürece kendi varlığını sürdürebilir.

Ezcümle; kişin, toplumun, topluluğun devletlerin, dinlerin, ideolojilerin hayatla kurdukları bağ ne ise ahlakları da odur.

instagram.com/p/DTxtrB4COET/

Suriye’de korkulan senaryo sahnede!

Hediye Levent

Suriye’de Halep’in Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Beni Zeyd Mahallerinde başlayan SDG’ye (Suriye Demokratik Güçlerine) yönelik saldırılar Haseke’ye kadar uzandı. Geçtiğimiz bir hafta içinde SDG, Fırat’ın doğusuna çekilmek zorunda kaldı. SDG’nin Fırat’ın batısındaki son iki noktası olan Deir Hafir ve Meskene’de de SDG’nin parçalanması başladı. Bir Kürt-Arap ittifakı olan SDG bünyesindeki savaşçıların yüzde 60-65’i Araplardan oluşuyordu. SDG içindeki en büyük Arap aşireti de Şammar aşiretiydi. Savaş döneminde aşiretin bir kısmı Şam’a destek verirken bir kısmı El Kaide ve IŞİD gibi yapılara katıldı, bir kısmı da SDG ile ittifak yaptı. Aşiretin bu parçalı yapısı SDG’nin dağılması aşamasında da kendini gösterdi. SDG Fırat’ın doğusuna çekilirken aşiretin mensuplarının bir kısmı SDG’den ayrıldı, bir kısmı ittifak içinde kalmaya devam etti. Bu nedenle düzenli bir çekilme de gerçekleşmedi. Sahadan gelen bilgilere ve görüntülere göre, SDG’nin sahadaki savaşçılarını organize bir şekilde geri çekme emri verecek vakti de olmadı. Geride epeyce silah ve mühimmat bırakan SDG’nin parçalanması sürerken Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplar Şam adına Deir Ez Zor ve Rakka’ya girdi.

Aslında SDG’nin dağılacağına dair ilk ve en güçlü sinyal Suriye’deki Geçici Yönetimin Lideri Ahmed Eş Şara’nın Kürt açılımı adı altında bir açıklama yapması oldu. Kürtçeye resmi statü verildiğini ve Nevruz’un resmi bayram olarak tanındığını duyuran Eş Şara, aslında bir Kürt-Arap ittifakının dağıldığını da duyurmuş oldu. Aynı açıklamada Eş Şara, Rakka ve Deir Ez Zor’un Şam’ın kontrolüne geçeceğini söylemişti ancak Haseke’den bahsetmemişti. Böylece SDG’nin dağılarak Kürt-Arap ittifakı özelliğini yitireceği, Kürt etnik kimliği üzerinden Haseke’de yeni bir yapılanma olacağı da anlaşılmış oldu. Ancak Haseke’nin Suriye’nin tahıl ambarı olması, Türkiye ve Irak sınırında uzanması, havaalanı ve petrol gibi varlıkları elbette burada da huzursuzluğun bitmeyeceğini gösteriyordu, ki öyle de oldu. Haseke’de Arap nüfusun Kürt nüfustan fazla olması ve Arapların değişen güç dengesi ile birlikte taraf değiştirmesi Haseke’nin tamamının Kürtlere bırakılmayacağının anlaşılması için yeterliydi.

Bugün itibarıyla Suriye’nin kuzeyindeki öz yönetim ve Kürt silahlı yapılar, ülkenin petrol sahaları, su kaynakları, tarım alanları, sınır kapıları gibi ekonomik değeri yüksek yüzde 25’lik kısmını kontrol ederken Haseke’nin Kamışlı kentinin bir kısmına sıkıştırılacak görünüyor. Öz yönetimin uluslararası toplum ile temasını sağlayan en önemli kozlarından hapishanelerin ve El Hol-El Rol Kamplarının kaybedilmesi ile devam eden bir süreç var artık.

Sahada bunlar olurken ABD’nin Suriye’deki süreci şekillendirecek son sözü söylemesi bekleniyordu. Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürtlerle IŞİD’e karşı mücadele edebilecek başka yerel güç olmadığı için ittifak yapıldığını, artık bu sürecin sürdürülmesinin gereksiz olduğunu ve Suriye’de gücün merkezde toplandığı bir yapıyı desteklediklerini açıkça belirten bir açıklama yaptı.

Peki bu noktaya nasıl gelindi?

Geçen hafta bu köşede Türkiye ve İsrail arasındaki nüfuz mücadelesinden ve ABD’nin tavrından uzun uzun bahsetmiştim. Kürt tarafı, Türkiye ve ABD başta olmak üzere Suriye sahasındaki etkin taraflara ateş püskürüyor. Ancak aynı zamanda Kürtlerin kendi aralarında bir tartışma da başlamış gibi görünüyor. Sonuçta SDG’nin bir Kürt-Arap ittifakı olduğu, Araplar bu ittifak içinde kaldığı sürece SDG’nin gücünü ve kontrol ettiği alanları elinde tutabileceği yıllardır bilinen bir durumdu. Keza öz yönetimin ve SDG’nin Kürt etnik kimliğine vurgu yapan çıkışlar yapmasının, politikalar yürütmesinin Suriye sahasında kaybettireceği de en başta Suriye’deki Kürt siyasetçiler tarafından biliniyordu.

Suriye sahasında Esad yönetiminin devrilmesinin ardından can güvenliği ve ekonomik istikrar gibi iki güçlü motivasyonla hareket eden azınlıklar ve ılımlı Sünniler için öz yönetim ve SDG cazibe merkezi haline gelmişti. Ancak Ankara’nın ve Türkiye’deki Kürt siyasi çevrelerin SDG’yi açılım sürecine dahil etme çabaları da giderek artan bir baskıyla sürdü.

Öz yönetim ve SDG, idari ademimerkeziyetçilik gibi taleplerle çıktığı yola Suriye sahasındaki şartların şekillendirdiği söylemlerle devam ediyordu. Ancak açılım süreci öz yönetimi ve SDG’yi PKK ve Öcalan çizgisine kaydırırken, Suriye içindeki ittifaklarını zorlayıcı dar bir kulvara soktu. Nihayetinde Kürt-Arap ittifakı dağılırken öz yönetim ve ona bağlı silahlı güçler sadece Kürtlerden oluşan gruplara dönüşerek daraldı. Ankara’nın söylemi ile örtüşen bir durum ortaya çıktı.

Amerika’nın SDG’yi küçültmek için ara formüller bulmaya çalıştığı epeydir konuşuluyordu. İran’daki son gelişmeler Suriye’deki süreci de hızlandırdı, ABD’nin radikal denilebilecek karar almasını da… Amerika’nın Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerle ittifak kurmasının temel sebebi Suriye-Irak sınırının İran’a karşı korunmasıydı. Yavaş yavaş bu ihtiyaç ortadan kalkarken İsrail Suriye’nin güneyinde toprak dahil büyük kazanımlar elde etmiş gibi görünüyor. Türkiye ile İsrail’in Suriye sahasında henüz detaylarını bilmediğimiz bir uzlaşmaya varmış olması ihtimali de hayli yüksek.

Sürpriz radikal gelişmeler olmazsa Kürtler Haseke’nin bir kısmına çekilmeye zorlanacak, Amerika tarafından Kürt savaşçılardan yeni ancak küçük bir silahlı grup kurulması da muhtemel. Suriye’de içeriğini, çerçevesini henüz şekillendiremedikleri bir ademimerkeziyetçi sistemin uygulanması ihtimali hâlâ çok yüksek. Diğer taraftan Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplarla birlikte Şam’ın kontrol altına alması gereken yüz binlerce silahlı adam var. Elbette Şam’ın önündeki en önemli eşik ülkede bir devlet ve ordu başta olmak üzere kurumları inşa etmek. Ancak son gelişmeler ülke içindeki radikalleri ve silahlı grupları iyice cesaretlendirirken azınlıkları ve ılımlı Sünnileri daha da endişelendiren yeni bir kırılma eşiği oldu. Kısacası Suriye’deki durum daha da kötüleşecek gibi görünüyor. Kıyasıya güç savaşlarının yaşandığı Suriye’de olan yine sivillere, yıllar süren savaştan bitap düşmüş halka olacak!

evrensel.net/yazi/98534/suriye

“Dünyayı, devlete bağımlı olmadan yoksulluğun var olabileceği şekilde güvenli hâle getirmeliyiz.”
— John Cage

universeodon.com/@anarchistquo

'Terörsüz Suriye' örneğinde bir 'Terörsüz Türkiye' mi?

AB liderleri Şam'da Kürt ve Alevi kırımcısı el-Şara'ya islami selamlama ile temenna ederken Brüksel'de Kürtler ve Alevilerin haklı isyanı

Doğan Özgüden

Sürgündeki medya kuruluşlarından Özgürüz'ün yöneticisi Can Dündar bugünkü yazısında haklı olarak şu tepkiyi gösteriyordu:

"Geçen hafta Halep ve Şam’dan gelen iki görüntüden sözedeceğim. Halep’ten gelen görüntüde, iç güvenlik güçlerine bağlı bir Kürt kadının cansız bedeni cihatçı çeteler tarafından, yıkık bir binanın balkondan atılıyordu. Şam destekli cihatçılar, zafer çığlıkları eşliğinde 'Allahuekber' diye bağırıyordu.

"Diğer görüntü Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın Suriye başkentinde Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile görüşmesinde çekilmişti. El-Şara, kadınlarla el sıkışmadığı için elini göğsüne götürmüş, von der Leyen de aynı şekilde karşılık vermişti.

"Cihatçı Nusra geleneğinden gelen el-Şara, Şam’da iktidarı devraldıktan sonra taktığı kravatla Batılı'lardan övgü almıştı. Ancak manzara, onun Batılılaşmasından ziyade, Batılıların onun çizgisine yaklaştığını gösteriyor. Bu, sadece ikinci fotoğrafın verdiği izlenim değil; Batı’nın ilk görüntüdeki barbarlığa kayıtsız kalması da bunun işareti…"

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Halep'te Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallerine Şam yönetiminin saldırılar düzenliği sırada Suriye'ye yaptığı bu ilk ziyarette ülkeye desteklerinin süreceği taahhüdünde bulunduğu gibi 700 milyon Euro'luk mali yardım paketini de açıkladı, ayrıca Suriye yönetimiyle bu yılın ilk yarısından itibaren üst düzey siyasi diyalog başlatacaklarını müjdeledi.

AB Komisyonu ve AB Konseyi başkanları temsil ettikleri kurum adına bu "teslimiyetçi" ziyareti yaparken hem sayısal, hem de siyasal olarak Belçika'daki en önemli diasporalardan birini temsil eden Belçika Kürt Toplulukları Demokratik Konseyi (NAV-BEL) 9 Ocak Cuma günü Brüksel merkez istasyonunda düzenlediği kitlesel gösteride Suriye'deki barbarlığın yanı sıra Avrupa Birliği'nin Şam yönetimine teslimiyetçi tutumunu da şöyle protesto ediyordu:

"Belçika'daki Kürtler, sivillerin barbarca şiddet ve insan hakları ihlallerine maruz kaldığı Halep'teki durumdan derin endişe duymaktadır. NAV-BEL üyeleri arasında, daha önce sürgüne zorlanmış ve şehrin Kürt mahallelerine sığınmış Afrin, Tel Rifaat ve Halep'ten gelen birçok Kürt bulunuyor.

"Bugün yüz binden fazla insanımız yine yerinden yurdundan ediliyor. Fırat'ın batısında Kürtler için artık yer kalmamış gibi görünüyor. Afrin, Tel Rifaat ve Menbiç'ten sonra Halep, saldırıya uğrayan ve işgal edilen dördüncü Kürt bölgesi oldu.

"Türkiye'nin desteklediği, Şam'ın yeni yönetimine bağlı cihatçı gruplar, bir kez daha Kürtlere karşı düşmanlıklarını gösteriyorlar. Bu güçler, Kürtlerin kimliğini ve haklarını hiçe sayıyor. Etnik, kültürel, dini ve sosyal çeşitliliği ve kadınları tehdit ediyorlar.

"Uluslararası toplum, ABD'nin öncülüğünde, bu duruma açıkça göz yumuyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de dün Şam'daydı ve elini sıkmayı bile reddeden rejime, özellikle Avrupa'da bulunan Suriyeli mültecilerin Suriye'ye geri gönderilmesi için 700 milyon Euro'luk yardım sözü verdi.

"Rejimin tam da o sırada yüzbinlerce yeni mülteci yaratmakta olması, AB'nin körlüğünü, zayıflığını ve yetersizliğini göstermektedir.

"Kürt toplumu olarak, uluslararası toplumun ve Avrupa ülkelerinin Kürtleri korumak için acil müdahalesini talep ediyoruz.

"Ayrıca, dünyanın dört bir yanındaki tüm demokratik güçleri ve örgütleri, Kürtleri vuran bu yeni trajediye dikkat çekmeye çağırıyoruz. Kürtlerin haklarının tanınması, yerel diktatörlüklerin soykırımcı saldırılarına karşı tek savunma duvarıdır."

Kürt diyasporasının bu haklı etkinliğinden bir gün sonra da, cumartesi günü, Suriye Alevileri Destek Komitesi Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nun tam karşısında bulunan Luxembourg Meydanı'nda, Suriye rejiminin Aleviler, Kürtler ve Dürzilere karşı işlediği suçları kınayan ve uluslararası kuruluşları ezilen halklarla dayanışmaya çağıran bir toplantı düzenledi.

Türkiye'deki baskı rejimine karşı verdiği mücadeleden dolayı yıllardır sürgünde Türk Devleti'nin baskı ve tehditlerinin hedefi olan akademisyen-yazar Bahar Kimyongür, komite adına yaptığı konuşmada şu gerçekleri vurguladı:

"Suriye'de silahlı İslamcı grupların iktidarı ele geçirmesinden bu yana, Alevi halkı sistematik bir vahşetin hedefi haline gelmiştir. Alevilere yönelik katliamlar, yargısız infazlar, kaçırmalar, cinsel şiddet, zorla kaybetmeler, türbelerinin ve mezarlarının yıkılması, yağmalama, pogromlar, linçler, ev, işyeri ve bahçelerine el koymalar, toplu işten çıkarmalar büyük bir cezasızlık iklimi içinde sürmektedir.

"Ülkenin yeni yöneticileri olan tanınmış cihatçı figürler, milislerini Alevileri yok etmeye teşvik etmişlerdir. Geçtiğimiz Temmuz ayında Reuters haber ajansı, 7 ve 8 Mart 2025'te 1500'den fazla kişinin ölümüne yol açan toplu infazların planlayıcılarından birinin Celaleddin (Ebu Ahd) El Hamavi olarak da bilinen Hasan Abdül Ganiolduğunu açıkladı. Birçok cihatçı propaganda videosunda, yeni rejimin tanınmış figürlerinin, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere tüm Alevileri öldürme emrini açıkça verdikleri duyulmaktadır.

"Bazı Avrupalı siyasi ve medya figürlerinin sessizliği, küçümsemesi veya suç ortaklığı, bu yıkıcı girişimin devamına objektif olarak katkıda bulunmaktadır. Şimdi harekete geçmemek, tüm nüfusların gözlerimizin önünde yok olmasını kabul etmek anlamına gelir."

Toplantı sonunda Avrupa liderlerine ve uluslararası topluma şu çağrı yapıldı:

"Alevilere ve diğer Suriye azınlıklarına karşı işlenen sistematik suçların gerçekliği kabul edilmeli, tehdit altındaki sivil nüfus için acil uluslararası koruma sağlanmalıdır.

"Cihatçı milislere verilen her türlü siyasi, mali veya askeri desteğe son verilmeli, bölgelerin ve toplulukların kendi güvenliklerini sağlama kapasitesini garanti eden demokratik bir federal sistemin kurulması sağlanmalıdır.

"Şeriat rejiminin yetkilileri ve milisleri de dahil olmak üzere, toplu katliam suçlardan sorumlu olanların cezasız kalmasına son verilmelidir."

Hafta sonunda Suriye'de ve Avrupa Birliği kurumlarının bulunduğu Brüksel'de bu gelişmeler olurken, Türkiye'de MHP lideri Devlet Bahçeli'nin başlattığı "Terörsüz Türkiye" sürecine büyük bir özveriyle destekte bulunan DEM Parti'nin eş genel başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye'de yaşanan saldırıları “insanlık suçu” olarak niteleyen şu açıklamayı yaptılar:

“Şam Yönetimi 10 Mart Mutabakatı’na uymadığını açıkça göstermiştir... Halep pratiğinde. İŞİD armalarıyla sivil yerleşimlere ağır saldırılar düzenleniyor. ‘Kürdün kanı helaldir’ şeklindeki karanlık fetvalarla açıkça saldırılar teşvik ediliyor. Bu, yalnızca Kürtlere değil, insanlığın ortak vicdanına yönelmiş saldırılardır."

Konuşmacılar, Suriye rejimini ve onun terör uygulamalarını destekleyen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı da sert şekilde eleştirerek soruyorlar: "Bu diplomasinin değil, çatışma siyasetinin dilidir. Siz bir diplomat mısınız, yoksa asker misiniz? Siz diplomasi koridorlarından mı, yoksa el-Şara’nın yönettiği operasyon odasından mı konuşuyorsunuz? Karar verin, diplomatsanız diplomatlığınızı yapın. Değilseniz, gidin Suriye operasyon odasında oturun da ne olduğunuzu bilelim."

Ne var ki, diplomasinin değil, çatışma siyasetinin dilini kullanan sadece Hakan Fidan mıdır?

Kendine özgü hesaplarla "Terörsüz Türkiye" sürecini başlattığı için bir yılı aşkın süredir "barış güvercini" olarak hayranlıkla alkışlanan MHP Lideri Devlet Bahçeli 'nin, onu TBMM'de ve medyada temsil edenlerin Suriye konusundaki gözü dönmüşçe saldırıları, tahrikleri ve tehditleri karşısında DEM Parti'nin yöneticileri ve TBMM'deki milletvekilleri ne diyecektir?

Geçen hafta MHP'nin Meclis Grubu toplantısında konuşan Bahçeli Suriye'de başlatılacak vahşete şu sözlerle zaten yeşil ışık yakmıştı: "SDG-YPG, Suriye’nin Kuzeydoğusunda geniş bir alanda fiili hakimiyet kurmuştur. Bu bölge yer altı ve yerüstü kaynakları bakımından son derece zengindir. SDG ve YPG’nin İsrail’in dümen suyuna girmesi, bu siyonist alçaklık tarafından Mazlum Abdi’nin PKK’nın kurucu önderliği yerine hazırlanıyor görüntüsü, çözümsüzlüğü ve kaosu sertleştirecektir. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Ya mutabakatla ya da zorla Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü tesis edilmeli, Arap aşiretleri, Şam yönetiminin yanında durmalıdır."

Son vahşet operasyonunun ardından, MHP'nin günlük gazetesi Türkgün bugün manşetten şöyle nefret ve kin kusuyordu: "Suriye Ordusu Halep'te terörün kökünü kazıyor... Adım adım Terörsüz Suriye..."

Sadece MHP'nin gazetesi mi? AKP iktidarının beslemesi olan medya da, ondan geri kalmadı.

ANF Ajansı bu konudaki araştırmasının sonucunda şu açıklamayı yaptı:

"HTŞ’nin Türk devletinin desteği ile Halep’te bulunan Kürt mahalleleri Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerine yönelik katliam saldırıları sırasında, Türkiye içerisinde bulunan ve çoğu kendini ‘muhalif’ olarak tanımlayan gazeteciler ve basın kuruluşlarının Kürd'e yönelik tavrı da ortaya çıktı. Özellikle toplum üzerindeki etkisini bildiğinden dolayı medya ayağını iyi kullanan özel savaş aygıtı, katliam saldırılarının başından itibaren bütün gücüyle korkunç bir dezenformasyona girişti. Bunu da özellikle Türkiye toplumunda karşılığı olan ve ‘muhalif’ gözüken medya aracılığıyla yaptı.

"Aynı döneme denk gelen bir diğer özel savaş uygulaması da, yaşanılanlara yönelik haber yapan ve saldırıları olduğu gibi gösteren Kürt medyasına yönelik olarak geliştirildi. Önce Türkiye’de yayın yapan Mezopotamya Ajansı, Jinnews sitelerinin dijital medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Yeni açılan hesaplarına da aynı anda erişim engeli konuldu, açılan hesapların aktifleştirilmesine engel olundu. Sonrasında Avrupa’dan yayın yapan Yeni Özgür Politika gazetesinin internet sitesi hiçbir gerekçe sunulmadan kapatıldı. Yine ısrarla çetelerin saldırılarının boyutunu ve katliam girişimlerini gösteren ANF’nin dijital medya hesaplarının görünürlüğü engellendi."

Gerçekten de iktidar destekli bu dezenformasyonun ana amacı Kürt ulusunun Suriye toprağındaki direncini çökertmek için SDG-YPG'yi "terör örgütü" olarak nitelemek ve Şam iktidarının soykırıma varan terörünü "Terörsüz Suriye" yaratma operasyonu olarak göstermekti.

Bu gerçeklerin ışığında soruyorum:

Bahçeli'nin ve Erdoğan'ın dillerinden düşürmediği, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda ve de İmralı görüşmelerinde kimsenin karşı çıkmadığı "Terörsüz Türkiye" hedefine, "Terörsüz Suriye" örneğinde olduğu gibi Kürt ulusunun tüm direniş örgütleri ve medyası yok edilerek mi ulaşılacaktır?

artigercek.com/yazarlar/dogan-

Devletin resmi belgelerinde HTŞ-1: IŞİD ve El Kaide'den Şam’daki iktidara

Suriye'de dengelerin altüst olduğu ve Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) yeni bir aktör olarak Şam sahasında boy gösterdiği bugünlerde, devletin arşivleri bu devasa yapının aslında nasıl bir kanlı miras üzerine inşa edildiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

kisadalga.net/haber/ozel-haber

Zeki bir insana en büyük işkence, cahillerin tercih ettiği düzende yaşamaktır.

George Orwell

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.