Tayyip Erdoğan'ın gerçekle ilişkisini kestiğinin ispatı niteliğinde bir konuşma. Türkiye'de seçme yaşı hiçbir zaman 30 olmadı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda 25 yaşını dolduran her vatandaş oy kullanabiliyordu. 1924 Anayasası ile bu yaş 18'e indirilmiştir. 1934'te ise 22'ye çıkarılmıştır. 1961 Anayasası, bu yaşı 21 olarak belirlemiştir. 1987'deki değişikle 20 ve son olarak 1995'te 18 yaşındakiler oy kullanabildi.
İyi niyet gösterip seçilme yaşını kastettiğini düşündüğümüzde bile, en az üç maaşlı danışmanlarının işini iyi yapmadığı sonucuna ulaşırız. Gerçekten de 30 olan seçilme yaşı 2006'da 25'e, 2018'de 18'e indirilmiştir.
Bağıran çağıranlardan bıktım. Sonunda da yine CHP'ye çatıyor. Bu bir şeyler anlatmalı dinleyenlere. Önümüzdeki seçim, kafası karışık ve huysuz Erdoğan'ı emekli etmek için çok büyük bir şans. Türkiye, daha dinç kafalar tarafından yönetilmeyi hak ediyor.
Sosyal medya ilginç bir yer. Karabük Üniversitesi'ndeki öğretim üyesi görünüşü yüzünden gündem oldu. Fakültenin internet sayfasına bakınca birçok yabancı akademisyen olduğunu da görebiliyoruz.
Bir grup, Mısırlı akademisyenin Kahire Üniversitesi sitesinde yayınlanan CV'sini okumuş olacak ki kendisinin Japonya'da ve ABD'de akademik çalışmalara katıldığını söyledi. Bunu yaparken ülkenin en çok hedef gösterilen laik kesimini de unutmadılar. Aşağılamanın, ötekileştirmenin bini bir para oldu. Bu da bu eleştirileri yöneltenlerin asıl niyetini meydana çıkardı.
Laik ve seküler birbirinden farklı kavramlardır. Analitik felsefe dergisi kurmuş -adı lazım değil- bir liboş bile bu farkı bilmiyor. Seküler, dinin kendi yaşamı üzerinde etki sahibi olmadığını söyleyen kişidir. Laik ise din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini savunan kişiye denir. İkisi aynı insan olabilir elbette. Mesela ben kendimi dinsel açıdan seküler, siyasi yönden laik olarak tanımlıyorum.
İşin doğrusu, bu öğretim üyesi yerine daha yetkin bir Türk akademisyen bulunabilirdi. Hiç de bu kişilerin anlattığı gibi, alanında imkansızları başarmış biri değil bir kere. Öyle olsa bu unvanla kalmazdı. Amaç Türkiye'yi Araplaştırmak olunca böyle manzaralarla karşılaşmak normal tabii.
Burada can alıcı bir detay var. Bu akademisyenin alnında zebiba adı verilen bir iz var. Bu izin çok namaz kılanların alınlarında çıktığına inanılıyor Mısır'da. Bu yüzden secdede kafalarını sert bir yere vurup morartabiliyorlar. Alınması gereken mesaj yerine ulaşmıştır diye tahmin ediyorum.
Genç kadınların ofiste geçirdiği bir gününü anlattığı bir küsür dakikalık videolara denk geliyorum. Yemek yiyor, kahve içiyor ve sohbet ediyorlar. Başka bir şey yaptıkları yok.
Muhtemelen sekiz dokuz saatlik mesai içinde bir saat çalışıyorlar. Böyle işleri nereden buluyorlar? Ofiste çalışmamış olsam normal olan bu sanacağım. İçten içe kıskandım, özendim resmen. Aslında böyle rahat çalışma koşulları temizlikçisinden güvenlik görevlisine herkese lazım.
Hac ibadeti veya umre için Suudi Arabistan hükümetine para kazandırmak akıl kârı değil. Çünkü Suudi Arabistan, elindeki silahları ilk olarak Yemen'deki savaşta deneyen, böylece Yemen'de çocukları öldüren ve dahası Yemenli çocukların açlıktan ölmesine neden olan ülkelerden biri. Sanırım Yemen'de insanlık yıldızının söndüğü savaşa destek olmamak hac ibadetinden daha sevaptır.
Daha önce dünyanın çeşitli bölgelerinde İslam ile ilgili olarak cereyan eden olaylar hakkında "Dinimiz" diye başlayan bir dizi açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı, şimdi de her yıl 23 Eylül'de kutlanan Suudi Ulusal Günü'nde Suudi Arabistan ile Türkiye'yi kardeş ilan etmiş. Hicaz ve Necd Kralı Abdulaziz El Suud, kendini 23 Eylül 1932'de Arabistan Kralı ilan edince, herhangi bir kurtuluş günü olmayan bu ülkenin ulusal bayramı oluşmuş. Üzerine basa basa söylemek gerekir ki insanları IŞİD'den farksız bir yönetim biçimiyle idare eden ABD kuklası bir ülke benim kardeşim olamaz.
Haberlerde gördüğümde bunu bir protesto sanmıştım ama alakası yokmuş. A.K. Çocuğu (Ayetel Kürsi), Trabzon'da düzenlediği miting sırasında kötü bir görüntü verip daha sonrasında rahatsız olmasın diye korumalar vatandaşı uyarıyor. LGBT diye bir şeyden muhtemelen haberi olmayan vatandaş yağmur altında beklemek zorunda kalıyor. Rengarenk şemsiyler her yağmurda satışa çıkar. Burada art niyet aramamak lazım. Renklere karşı alerji patolojik olabilir ama.
Sosyal medyada, şurada ve burada muhafazakar ve çoğu mütesettir olan kadınların İran'daki olaylar üzerine yorumlarını okuyorum. Ezici çoğunluğu, meseleyi özgürlükten ziyade İslam düşmanlığı olarak görüyor. Bu zihniyet gerçekten dehşet verici. Bazılarının psikolog titrini taşıdığını öğrendiğimde Üstün Dökmen'in haklı olduğu kanaatine vardım.
@kayfaber orası öyle ama zaten bu kişinin yeni döneme hazırlık için geleceğini düşünüyorum. AKP'ye yönelik devr-i sabık sıkıntılı bir konu. Bunun aksayacağı kanısındayım.
Benim yeni hükümetten bir beklentim de emek süreçlerindeki vahşi koşulları düzeltmesi. Bu konuda umudum yok gerçi.
@kayfaber normal bir demokraside cumhurbaşkanı adaylarını bizim belirlememiz gerekir. Ancak Türkiye'deki İslamcı rejim, kendi gibi olmayana yaşam alanı tanımıyor. Bizi bu kötülükten kurtaran kim olursa olsun onun arkasında durmalıyız. Aday seçme lüksümüz yok. Bunu siz de belirtmişsiniz.
Normalde Tayyip Erdoğan'ın seçime girememesi lazım. Çünkü iki dönem seçildi. Yasada da birinin en fazla iki dönem cumhurbaşkanlığı yapabileceği yazıyor. Burası Türkiye olduğu için böyle hukuksuzluklar küçük birer ayrıntı olarak görülüyor.
Öne çıkan veya çıkarılan iki aday vardı: Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş. Fakat iki yıl boyunca belediyeyi AKP'ye bırakmak tehlikeli. Mesela İmamoğlu olmasaydı, açtığı raylı sistemler (M7 ve T5) de olmayacaktı. Seçimden birkaç ay önce açılacaktı belki bu hatlar. Beton Kanal hakkında ses çıkaran biri olmayacağı için o bölgedeki arazilerin Katarlılara satışı devam edecekti.
Garanti kazanacak bir aday yok. Sonuçta seçim bu. Sandık kurulana kadar ne olur bilinmez. Tabii, sözüm size değildi. Aday üzerinden umutsuzluk yaymak isteyenlereydi. Bu kişilerin de çoğunlukla trol olduğunu düşünüyorum. Muhalefetin adayının kim olduğunun önemi yok. Her halükarda yapacaklardı bunu. Önümüzdeki dönem en aşağılık karalama kampanyalarına hazır olmalıyız. 2019'daki yerel seçimlerde Pelikan grubu terör estirmişti. Benzer performans bekliyorum bu seçimde de.
Putin, Avrupa'yı doğalgazı kesmekle tehdit ederken Twitch kullanıcısı bir Rus, ocağı tüm gün açık bırakarak dünyaya nispet yapıyor. ребятки, будьте добрее друг к другу (Gençler, kendinize iyi bakın) yazmış bir de.
Diktatör Putin yönetimindeki Rusya bir çıkmaza girdi. İşgal ettiği bölgeleri (Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson) kendisine bağlayacak çakma plebisit düzenliyor şimdi de. Sözde Ukrayna'da Neo-Nazi gruplar vardı. NATO da Rusya'yı tehdit ediyordu. Hepsi fos çıktı.
Zaten seferberlik ilan edildi. Bu şakacı arkadaşımız da yakında silah altına alınabilir. Kendisine bir mesajım olacak: Не забудьте выключить газ на пути к фронту!
Böyle kimselerin var olduğuna inanmıyorum ama Kemal Kılıçdaroğlu'nun az oy alacağı önkabulüyle oy vermekten vazgeçenler petitio principii yani döngüsel safsataya düşüyor. Kılıçdaroğlu az oy alacak veya falanca kesimden oy alamayacak diye tahmin yürütüyorlar ama kendileri oy vermekten imtina ediyor. Zahmet edip oy verseler belki artacak oy oranı. Kendini gerçekleştiren kehanet olmasını bekliyorlar bir nevi.
Bugün Taksim, Beşiktaş, Ortaköy, Nişantaşı ve Şişli bölgesinde dolaştım. Her yerde Kılıçdaroğlu pankartları vardı. Haramilerle hesaplaşacağını söylediği pankartlarda remiz olacak adı ve altı ok yer alıyordu. Bunu Kemal Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanlığına aday olacağına yordum. Haberler de bu yönde geliyor. Tabii ki kendisinin destekçisi olacağım. Ülkemiz için en hayırlısı olsun.
Gezi Parkı civarındaki Yaklaşım Tüneli'ni bir türlü bulamadım. İş görüşmesinden önce ve sonra aradım ama nafile. Benden sonra iki kişiyle daha görüşecekmiş İnsan Kaynakları hanımefendi. Pek umutlu değilim zaten.
Ben de Boğazkesen Caddesi'ndeki Büyükdere35 atölyesinin yolunu tuttum. Adı kötü ve olumsuz çağrışımlar yaratan bu caddedeki sergide tüm duvarları kaplayan aynalar vardı. Fotoğraf çekerken en sevmediğim şey suretlerin kadraja girmesidir. Bu yüzden aynaların fotoğrafını alamadım. Aynalarda Kürtçe, Ermenice, Rumca ve Türkçe şiirler yazıyordu.
Mekan kafe gibi düzenlenmiş. Masalar var. Manda sütü içeren ürünler satılıyor. Sütlaç, muhallebi ve kaymak 50, yoğurt 35, ne olduğuna anlam veremediğim manda bitki çayı ise 10 lira. Dili Kürtçe, Çingenece ve Türkçe arasında değişen müzik de çalınıyor.
Bu bienalin ne olduğunu bir türlü anlayamadım. Çağdaş sanatın Dada adı kullanılarak yozlaştığına şahidim fakat bu ne oluyor? Üç yıl beklemiş olmak bir yana, sanatı böyle görmek çok acı. Sinirlerinim bozuluyor.
Liseden çıktığımda yağmur başlamıştı. Halbuki sabah günlük güneşlikti. Sıraselviler Caddesi'ne çıkıp Saha Studio adlı mekana uğramak istedim.
Bulması zor oldu. Bir pasajın içinde ve bir kat aşağı inerek ulaşılıyor. Tüm talimatları izledim fakat gel gör ki burası sadece çarşamba ve cumartesi günleri açıkmış.
Pera Müzesi ile aynı gün ziyaret edeceğim burayı. Muhtemelen çarşamba gününe denk düşüreceğim.
Liseyi gezmeyi tamamlamaya cesaret edemedim. İlerideki odada yer alan panoları çekerken önümden iguana benzeri bir canlı geçti. Başta, görüntüsünü aldığım videolardan birinde olduğunu sandım ama gerçeği fark edince kendime geldim. Kedi büyüklüğünde bir fareydi bu. Tarihi bir mekan olduğu için yadırgadım tabii bu durumu.
Bu fotoğrafı da olaydan birkaç saniye önce çektim. Bienalin sonu burası.
Devlet Dersi adlı bu izlentinin ilk kısmında ölen çocukların listesini, ikinci kısmındaysa bir öğretmenin 1960'larda çektiği bir filmi görüyoruz. Film çöpten bulunmuş. Öğrenciler tahtaya adını yazıyor. Hepsinin iyi giyimli ve bakımlı olması güzel bir ayrıntı.
Tanıtım yazıları berbat bir Türkçeyle hazırlanmış. Biraz daha gözden geçirilebilirdi. Bienalin bu ayağı, bu haliyle maalesef vasat bir sergi oldu.
Girişteki küçük ekranlar da toplum hareketlerinden izler barındırıyor. Bu hareketlerden çok, tabletlerin markasının Lenovo olması dikkatimi çekti. Bienalin sponsorunun Koç olduğunu anımsadım bir an.
Söz arasında, Roma kolonları çok hoş duruyor salonda.
Böyle büyük ekranlarda da hayat hikayeleri işlenmiş. Tarihin bir kısmına tanıklık eden deneyimler pek ilgimi çekmedi. Zaten bir şey anladığım da söylenemez.
Sergi toplumsal hareketleri ele alıyor. Gezi Parkı, çeşitli ülkelerdeki işçi eylemleri, LGBT yürüyüşleri ve kadın hakları protestolarından örnekler var. İzlentiler dünyanın farklı coğrafyalarından ama ekranların yanında bir bilgilendirme yer almıyor. Müneccim olmadığım için hepsini bilemiyorum da. Bu yönden eksik kalmış bir sergiydi.
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.