Yine döndüm dolaştım sessiz istifa konusuna geldim. LinkedIn'de toplaşmış gönüllü sermaye kulu kariyerist dallamaların mülksüzleştirilen emekçiler üzerinde tahakküm kurmak için uydurduğu bir kavram bu aslında. Normal çalışma düzenini çalışmaktan vazgeçmek olarak yutturmaya çalışıyorlar. Bazıları bu telkinlere kanıp "Sessiz istifa sürecindeyim." diye lakırtı ediyor.
İnsan belli dönemlerde dünyaya olan ilgisini yitirebiliyor. Robot değiliz sonuçta. Yaşanan birtakım olaylar insanı etkiliyor. Çelik gibi sinirlere sahip olsa bile bunu işe yansıtabiliyor. Bu da iyi çalışamamasına neden olabiliyor. Sermaye ağzıyla konuşanlar verimli çalışma ve performans sözcükleriyle açıklayacaklardır bunları.
Bir insan işini sevmiyor da olabilir pekala. Çalışmanın pek sevilecek bir yanı yok zaten. Para kazanmak için yapmıyorsanız ortada patolojik bir vaka vardır.
Bu anlayışı benimseyenler, patron çalışma şartlarını iyileştirmezse gerçek istifaya gidiyormuş. Bizim kuşağın sorunu biraz da bu. Birilerinden sürekli ihsan bekliyorlar. Halbuki bu haklar bizden öncekilere altın tepsilerde sunulmamıştır. Hâlâ kötü de olsa günümüzdeki çalışma şartları büyük mücadeleler sonucu elde edilmiştir.
8 Temmuz 2018 tarihinde Çorlu'da yaşanan tren faciası sonucu 7'si çocuk 25 kişi hayatını kaybetmişti. Bugün bu katliamın 12'nci duruşması görüldü.
Davada on üç sanık taksirle bir veya birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan yargılanıyor. Bu duruşmadaki sanıkların savunmalarını basına yansıdığı kadarıyla aktaracağım. Aslında kendim de birtakım yorumlarda bulunmuştum ama bunları eklemekten vazgeçtim.
Dönemin TCDD 1'inci Bölge Müdürü Nihat Aslan, kendisine bağlı 11 servis müdürünün olduğunu ve bunların da alt birimlerinin bulunduğunu söylüyor. Görevinin bu birimlere müdahale değil koordinasyon sağlamak olduğunu ifade ediyor. Denetleme yetkisi de yokmuş. Personel eksiği olduğunu gerekli yerlere yazmasına rağmen eleman sağlamamışlar.
TCDD 1'inci Bölge Müdür Yardımcısı Levent Meriçli, bölge müdür yardımcılığının idari bir görev olduğunu söylüyor. Kendisi jeoloji mühendisi olduğundan bu konularda uzman olmadığını ve kaza yerinde denetim yapacak bilgisinin olmadığını ifade ediyor. Kendisinin döneminde bakım onarım işi yapılmamış.
Meriçli, ihalelerin bölge müdürünün sorumluluğunda olduğu ancak onayı genel müdürün verdiği yönünde bir bilgilendirmeden sonra Mümin Karasu'nun vekaleten atandığını ve mühendis olmadığını ekliyor. Kaza olmadan bölgede ne gibi bir problem olduğunu bilemeyeceğini söylüyor.
TCDD 1'inci Bölge Demiryolu Bakım Müdür Vekili Mümin Karasu, hakkında yakalama kararı çıkarıldıktan beş gün sonra, 10 Ekim 2022'de tutuklanmıştı. Avukatı karara itiraz etmiş, savcı da mütalaa vererek kararın hukuka uygun olduğunu belirtmiş ve talebin reddedilmesini istemişti. Ancak mahkeme 23 Kasım 2022 tarihinde, sanığın kendi isteğiyle adliyeye gelerek teslim olduğunu ve olayın üzerinden dört yıl geçmesine rağmen duruşmalarda yeni delil bulunmadığını göz önünde bulundurarak Karasu'nun tahliyesine karar vermişti. Böylece davada tutuklu bir sanık kalmamıştı.
Karasu, söylediği üzere, halen TCDD'de görev yapıyormuş ve aylık kazancı 15900 liraymış. Kendisinin fiziken sahadaki işleri takip etmesinin mümkün değilmiş. Gerekli birimlere iki kez uyarı yazısı yazmasına rağmen bilinçli taksirle yargılandığının altını çiziyor. Hedef gösterilmesinden yakınıyor.
Oğuz Arda Sel, 9 Ocak 2009'da dünyaya geldi. Yaşasaydı 14 yaşında olacaktı. O gün o trende olmasaydı yaşayacaktı da. Şimdi o hep 9 yaşında. Peki sorumlular nerede? Onu henüz bilemiyoruz.
Kolay bir iş yok. Türkiye'de ise çalışmak çok zor. Bu bağlamda en zorlayıcı sektörün perakende olduğunu söyleyebilirim. Madenciliği bir kenara bırakırsak bu sektör içindeki üç harfli marketlerde çalışanlar en çetin şartlarla boğuşuyor. Eğitim bir sektör olmadığı için dershane öğretmenlerini bu sıralamaya dahil edemem.
Birtakım katakullilerle haklarımızı elimizden almak için uğraşıyorlar. Halbuki bu haklar kimsenin lütfu değil uzun mücadelelerin sonucudur. Sekiz saatlik mesai, sağlık sigortası ve yıllık izin bu haklardan üçüdür. Üçünün de bu ülkede tam olarak sağlanabildiği söylenemez. Benim asıl merak ettiğim ne zaman "Adam sana iş vermiş. Bir de para mı istiyorsun?" diye soracaklarıdır.
@akdeniz @melcebi kız kadın ayrımı cidden cinsiyetçi bir mesele. Erkeklerde böyle keskin bir ayrım yok. Evlilik veya cinsel birleşme kadınların hayatlarında bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor toplum tarafından ama erkekler için böylesi bir durum söz konusu değil. Bu yüzden bayan ifadesi son derece rahatsız edici.
Herhangi bir kadından "karı" diye söz etmek bayağı kaba bir davranış. Bunun karşıtı herif olabilir. Çirkef kimseler için bu ikili hâlâ kullanılıyor ama hoş değil tabii. Yasada evliliğin koca ile karı arasında olabileceği söyleniyor. Bu da ayrı bir kabalık.
Dil değişiyor. Kimi kelimeleri bırakıp yenilerini kullanmaya başlıyoruz. Bu bağlamda, hatun sözcüğü arada gönül ilişkisi olmayan bir kadına söyleniyorsa kulağa batıyor. Hem de tüm bu ifadeler kadınlığın üzerini örtüyor.
@Entel_igencaman34 Allah mutluluğunuzu daim etsin.
Şu sıralar sosyal medyada gezerken dikkatli olmak lazım. AKP'nin operasyon hesapları tüm platformlarda cirit atıyor. Çoğu da tarafsız haber sitesi izlenimi yaratıyor. Yani Aktrol çetesinden veya sözde muhalif fenomenlerden farklı bir durum söz konusu. Parayı sadece ailesi cezaevine gönderince görmesi gereken tipler, bizim vergilerimizle hileli seçim yatırımı yapıyor. Delirmemek işten bile değil!
Bazı tartışmaların sonuna geldik. Galatasaray'ın iyi futbol oynamadığını söyleyen herkesi bu akşamki güzel oyunla susturduk diye tahmin ediyorum. Ali Koç Fenerbahçe'nin başkanı seçildiğinden beri Kadıköy'de oynanan beş derbinin üçünü kazandık. Hem de on yıldır alınmayan bir sonuçla. Bir kez daha ispatlandı ki:
İSTANBUL IS RED
Birlikte çalıştığım kadın işten ayrılınca bütün sorumluluk bana kaldı. Böyle bir gidiş şekli garip ama satınalma sorumlusu da hiçbir şey demeden istifa edip kaçar gibi gitmiş. Muhabeci bir ay kadar önce istifa etmişti. Sanırım ihbar süresinin dolmasını bekliyor.
İki haftadır çoğunlukla satış konularıyla ilgileniyorum. Geçen gün bir acentacıyla görüşüp ona oda gezdirdim hatta. Fazla yoğunluk yok ama bazen ofisteki iki sabit ve bir mobil telefon hep beraber çalıyor. Bir keresinde cebimdeki telefon da aynı anda çaldı hatta.
Bugün normalden bir saat geç çıkıp yollara vurdum kendimi. Raylı sistemleri kullanarak Ümraniye'ye gittim. Burası tam bir kaos merkeziydi fakat son yıllarda yapılan düzenlemeler faydalı oldu. Ondan sonra Kadıköy'e giden (aslında gittiğini sanıdığım) bir otobüse binip ters yöne, evlerde hâlâ soba kullanılan bir muhitte buldum kendimi.
Geri dönüşte Üsküdar metrosunu (M5) kullandım. Bu metroyu her kullandığımda yüklenici firma Doğuş Holding'in üç dört kez uzatma aldığı geliyor aklıma. Üsküdar'dan beş dakikada Beşiktaş'a varan gemilerden birine dahil oldum. O sırada metroda yapılan anonslardan aklımda kalmış olmalı ki Yıldız metro durağından pembe hat aracılığıyla eve gitmek geldi.
Cumartesi akşamları trafik anlam veremediğim bir biçimde yoğun oluyor. O yüzden bu saatlerde karayolu kullanılmaz. Metro en ideal yoldur. İBB, bu hafta hem Yıldız-Fulya uzatmasını hem de Bostancı ile Dudullu arasındaki M8 hattını hizmete sundu. Bu hattı da mart ayına kadar kullanmak istiyorum. Bir de, 2023 yılında İstanbul dışında çıkmak... Muhtemelen Marmaray ile Gebze'ye giderim.
Meseleyi fazlaca dağıttım. Yıldız istasyonundan izlenimlerimi paylaşayım:
🚆 Bayağı bir derinde. Bu bölgedeki arkeolojik kazılar nedeniyle olmalı.
🚊 Durak tam olarak bitmemiş. Girişteki ışıklandırmada eksiklikler var. Platformda oturma yerleri eksik.
🚇 İki sefer arasında 11 dakika veriyor. Senkronizasyon çalışmalarından dolayı olduğunu tahmin ediyorum.
🚋 İnternet henüz çekmiyor. Bunun için ayrıca bir altyapı çalışması gerekiyor.
🚂 Varış noktası Mahmutbey değil Mecidiyeköy olarak yazıyor. Entegrasyon tamamlanmamış.
Yine de açılması daha iyidir. Bu bölgede yaşayan, çalışan ve okuyan insanlara vakit kazandıracak; dahası kalabalık olduğu için kendini kolayca amorti edebilecek. Sırada bu bölgedeki otobüs hatlarını yeniden düzenlemek var.
Bildiğim kadarıyla metroda fotoğraf çekmek yasak. Yalnızca yetkililerden izin alınarak çekilebiliyor ancak istasyondaki bazı şeyler ilgimi çekti. Bunları da fotoset olarak ekliyorum.
Ziraat Bankası ile Etkileşimler, tefecilere karşı kurulup kendi post-modern bir tefeci haline gelen Ziraat Bankası'nı ele alıyor. Bankamatiklerinin çağdışı oluşuyla insanı çileden çıkarması, memur zihniyetinin bankanın mobil uygulamasına bile yansıması ve Demirören kodamanının dolandırıcılığı filmde işlenen konulardan.
Neden birikim yapmak zorundayız? Ben kazandığım sınırlı parayı yeni şeyler denemek için harcıyorum. Farklı müzikler dinlemek, değişik yemekler tatmak ve bilmediğim bir yere gitmek yaşadığımı hissettiriyor.
Her ay bu paranın tamamına yakınını oturacağım evin haracı için vermek çok acı olurdu. Barınma bir hak iken insanların çoğu bu şekilde yaşıyor.
@maho@mstdn.social 2020'nin ocak ayında pek bilgi sahibi değildik ama mart ayına geldiğimizde araştırmalar ışığında bilgilenmiştik. Martın ikinci haftası Türkiye'deki panik havasını unutamıyorum. Millet grosmarketlere akın edip tonla makarna ve tuvalet kağıdı alıyordu. Sadece bizimki değil, hiçbir hükümet bu süreci düzgün yönetemedi. Baskıcı uygulamalar işine geldi bir anlamda.
Komplo teorilerine düşkün olanlarınkini bir kenara bırakırsak, bu süreçte bize söylenen yalanları hatırladığım kadarıyla sıralayayım:
Virüs ciğerlerde kalıcı hasar bırakıyor
Cerrahi maske koronadan korunmaya yetmez
İki hafta kapanma salgını bitirir
Dört hafta kapanma sağlık sistemini rahatlatır
Aşı sayesinde yayılım duracak
Tek doz aşı yeterli olacak
İki dozdan sonra hasta olmayacaksınız
Hatırlatma dozunun ardından yoğun bakıma düşmezsiniz
Bu seferki daha bulaşıcı ve tehlikeli
Irak'ın işgali yalanlara dayanıyordu. ABD, Irak'ta kitle imha imha silahları olduğunu söyleyip doğrudan ve dolaylı olarak bir milyon insanın ölümüne neden oldu. O zaman uluslararası toplum gereken tepkiyi veremedi. ABD, şimdi Rusya'ya yapılandan beter bir şekilde dışlanmalıydı. Belki o zaman aynı cüreti Libya'da ve Suriye'de gösteremeyecekti.
Son günlerde tekrar gündemde kendine yer bulan pandemi sürecinde de çok fazla yalan söylendi. Medya aracığıyla insanlara öyle bir korku pompalandı ki herkes öleceğini sandı. Yoksa akıl sağlığı yerinde bir insan neden hükümetten onu eve kapatmasını ister?
Daha önce kuş gribi ve domuz gribi salgınları gördüğüm için koronavirüsün de bunlar gibi olacağını sanmıştım. Çok geçmeden fena halde yanıldığımı anladım. İnsanların bu kadar aptal olabildiğini düşünememiştim. Daha krizin başında oluşan panik havası bu ahmaklık silsilesini başlatmış olabilir.
Bu süreçten baki kalan bize söylenen yalanlardır. Ancak Türkiye'de bir olay yaşanıp üzerinden belli bir süre geçtikten sonra hiç yaşanmamış gibi olur. Daha geçen yıla kadar insanlar zombi virüsü varmışçasına birbirinden kaçarken bugün yine toplu taşımada ağzını kapatmadan öksürebiliyor.
Komik olmayan herhangi bir espri yaptığımda "Yine de Pınar Fidan'dan komik" diyerek geçiştirirdim. Pınar Fidan, herkesin eve kapandığı dönemde dolaşıma sokulan kesitle sosyal medya lincine uğradı. Kendisi dünyanın en az komik insanı olabilir ama bunu yapanlara saldırmadı. Kendisinin iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Okuduğum kadarıyla son gösterilerinde esprilerini iyileştirmiş.
Son günlerde tartışılan yeni bir vaka var: Kendi paylaştığı kesit üzerinden olumsuz eleştirilere maruz kalan Nebiye Arı. Bu kesitte espri nerede anlamadım. Her politik mizah yapmaya çalışan Zelenski olamıyor ama hanımefendi tersten Levent Kırca olmuş.
Bir komedyen, şakasına gülünmediği içim ortalığı bu kadar velveleye vermez. Ülkemizdeki gerçek bir dış mihrak olan serbestiyet.com da Arı ile röportaj yapmış. Kendisi burada sekülerlerin de İslamcılar kadar yobaz olduğunu söylüyor.
İslamcıların tek sorunu yobazlık mı? Son yirmi yılda yaşanan tüm skandallar bu güruhla ilintili. Son KPSS ve altı yaşındaki çocuğun istismarı da böyle. Bir de, İslamcılar kayıtsız şartsız hep mağdurdur. İkinci Dünya Savaşı bittikten çeyrek asır sonra doğmuştur ama karneyle ekmek almıştır. Kendisi de başörtüsü mağduru olduğunu iddia ediyor mesela.
Mütesettir bir hanımefendi de ekran görüntüsü alarak bu kesitte gülmeyenlerin fotoğrafını paylaşmıştı. Üzerine yazdığı not da "Bu fotoğrafta Bağdat Caddesi'ni gördüm" gibi bir şeydi. Espri bile olmayan bir enstantaneye gülmediğimiz için İslam düşmanı ilan edecekler neredeyse. Ayrıca, sizi gerçekten istemiyoruz. Kadıköy'de de, Beşiktaş'ta da, Şişli'de de... Geldiğiniz her yeri ideolojik saiklerle şekillendiriyorsunuz. Yirmi adım ötesinde cami olan kafelerde niye mescit olmadığını soruyorsunuz.
Bayağılığın sürekli hoş görülmesinden hatta övülmesinden bıktım. Espri satışını yapamayan biri iyi bir komedyen değildir. Bunun Atatürkçü veya muhafazakar olmakla alakası yok.
İşe gidip gelirken işte çalıştığımdan daha fazla yoruluyorum. Bunun nedeni çoğunlukla temel insani nitelikleri taşımayan kişilerin araba sahibi olmasıdır. Basit trafik kurallarını bilmeyen, aracını yolun ortasına bırakıp giden zeka ve ahlak yoksunu bencil insanlar yüzünden çok zaman kaybediyorum.
Aslında İstanbul'da metro sistemini çoktan halletmiş olmalıydık. Metro, dünyanın diğer metropollerinde olduğu gibi kenti örümcek ağı misali sarmalı ve karayolunun önüne geçmeliydi. Otobüs hatları merkezlere gitmektense ana metro duraklarını beslemeliydi. Mesela Güneşli'de yaşayan vatandaşlar için doğrudan Mecidiyeköy'e giden hat yerine Mahmutbey'e giden aktarma hattı konmalıydı.
Tabii, demiryolculaşma istiyorsak metro seferlerinin sıklaşması gerek. İstanbul, çok katmanlı bir şehir olduğundan istasyonlar çok derinde. Yolcuların demiryolunu tercih etmeme nedenlerinden biri de istasyona inerken harcadığı vaktin ve eforun fazlalığıdır.
Besleme hat konusu aynen denizyolu için de geçerli. Büyükçekmece ile Eminönü arasında gemi seferlerinin olmaması çok büyük kayıp.
Türkülerin çoğunda biçim ve içerik uyumsuz. Sözler hüzünlüyken (Mesela "Ben sevdim, eller aldı" diye yakınırken) melodi şen şakrak, hatta oynak. Bu anlamda en iyisi Kerkük türküleridir. Hem derinlikli hem de uyumlu. İç Anadolu, Ege ve Karadeniz türküleri bana hitap etmiyor çoğunlukla. Bu türkülerdeki sevgi bile saplantılı geliyor biraz.
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.