AKP'nin bana vadedebileceği bir şey yok. Bu seçim emekçilerin seçimi olacak, hazıryiyiciler kaybedecek. Son haftaya kadar kafam karışıktı; İstanbul İkinci Bölge'de İYİ Parti'nin üçüncü milletvekilini çıkarma olasılığı vardı. Ancak şu an her şey çok berrak. CHP bir milletvekili fazla çıkarsın diye oy vereceğim. Mesela onuncu sırada da "Gezi imamı" olarak tanınan Fuat Yıldırım var.
Saat bu saat oldu hâlâ uyumadım, uyuyamadım. Son bir hafta kışkırtmanın boyutu değişecektir. Korkup sinmek yok. Burası bizim ülkemiz. Kimseye de sığınmayacağız. Ben bir şeylerin değişeceğine öyle inandım ki ikinci turun ne zaman yapılacağını bilmiyorum, bakmadım daha önce. Bu kötücül ruhların iktidarında gençliğimiz gidiyor. Dahasını kaldıramam.
Film izlediğimden gündemden uzak kalmıştım. Henüz bakabildim. Bugün yapılan provokasyonun haddi hesabı yok. Ekrem İmamoğlu'na ve bu saldırıya uğrayanlara geçmiş olsun. Saldırıyı övene, teşvik edene, göz yumana da yazıklar olsun.
14 Mayıs'tan sonra Tayyip Erdoğan ve avanesi için rahat bir emeklilik planı yazılıp çiziliyor. Fakat hayır! Hepsi teker teker yargılanmadan ölmesinler.
Bugün Yugoslavya'yı son kez barış içinde bir arada tutan Josip Broz Tito'nun doğum günü. Ondan sonra Balkanlar hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. Kan, gözyaşı ve parçalanmanın anavatanı haline geldi. O, ülkesini hiçbir süpergücün güdümüne sokmamayı başardığı gibi cenazesindeki kalabalıktan anlaşıldığı kadarıyla tüm dünyanın saygı duyduğu bir lider haline gelmişti.
Kemal Kılıçdaroğlu, en düşük memur maaşının asgari ücretin iki buçuk katı olacağını söylüyor. Böylece ortadirek olarak adlandırdığı sınıfı yeniden ihya edecekmiş.
Vikipedi'ye göre bu kavram ilk kez Turgut Özal tarafından kullanılmış. Ekonomi ve siyasetin önemli bir aktörü olarak görülen ortadirek; memur, emekli, çiftçi ve esnafları kapsıyormuş.
Seçim günü yaklaştıkça vaatler saçmalaşıyor. Emekliye, memura, çiftçiye, esnafa ve girişimci dedikleri patronlara verecekleri bir şeyler var. İşçi için ise hiçbir şey yok.
Müze Gazhane'ye bugün ilk kez gitme imkanım oldu. İBB, burayı çok güzel yapmış. Bir kültür-sanat yerleşkesi haline getirmiş.
19 Nisan'da izleyeceğim Godot Geldi adlı oyun iptal olunca, onun bilet hakkını Lefkoşa Belediyesi tarafından sahneye konan Paraya Hayır oyunu için kullandım. Oyundan önce biraz gezdim ve çok beğendim. Marmaray ve metrobüs vasıtasıyla da ulaşım kolay. Söğütlüçeşme durağında inip biraz yürümek gerekiyor.
Yıllardır hiç umursanmayan Kurbağalıdere temizlenmiş. Burası da bu hale gelmiş. Tüm kısıtlamalara rağmen bunları başaranlar Türkiye'de neler yapabilir? 14 Mayıs'ta oy kullanırken göz önünde bulundırmak gerek.
Oyunun sahnelendiği Sevda Şener Sahnesi yaklaşık iki yüz koltuklu adeta bir Broadway sahnesiydi. Ses yalıtımı yönünden biraz sorunluydu. Kadıköy seyircisi nerede ne yapacağını çok iyi biliyordu.
Oyun didaktik ve eğlenceliydi. Oyuncularda Kıbrıs ağzı yoktu. Oyunculuklar kaliteliydi. Aylardır devreden lotoyu tutturan Richard, durumu annesi, eşi ve dostu Etienne'e açar. Ancak parayı almamakta kararlıdır çünkü mutludur bir kere.
Parayı duyunca hepsinin tavrı değişti; şekilden şekile girdiler. Türlü planlar yaptılar ve sonunda loto kağıdını ele geçirmeyi başardılar. Beni asıl düşündüren bu açgözlülükten ziyade, şans oyunları oldu. Bir insan sürekli aynı rakamlara oynarsa bir gün kazanacaktır. Sistemin fakirlere bir tuzağı mı acaba?
Oyun bittikten sonra yağmurun yağmış olduğunu gördük. 21.00'de başlayan Moğollar konseri vardı. Onun iki şarkısına eşlik ettkten sonra mekandan ayrıldım. Gerçekten bir akşamdan alabileceğim en yüksek verimi aldım. Telefonumun şarjı da o ara tükendi.
Yine bir Hıdırellez geldi. Başaramadık arkadaşlar. Bu sene isteyeceklerim de belli:
⚒️ Emekçilerin mutlu olduğu bir Türkiye
👫 Anne-babamı gururlandırmak
🕊️ Dünyaya barışın hakim olması
Eylem-söylem birliği önemlidir. İnsanın ahlak sahibi olduğunu gösterir bir anlamda. Mesela benim gördüğüm kadarıyla astına eziyet eden falanca müdürleri hep en sosyalisttir. Lafa gelince işçi haklarını kimseye yedirmezler ama icraatleri fostur. Mobbing ve bunu izleyen çeşitli hukuksuzlukların uygulayıcısı olurlar. Böylece iki uçlu bir ahlaksızlaşmanın da failidirler.
Şahit olduğum hiçbir hukuksuzluğu sineye çekemiyorum. Bu yüzden birtakım tehdit ve yaptırımlarla karşılaşıyorum. Bu da beni üzüyor. Bazı insanların mayası pislikle yoğrulmuştur. Onlara ne kadar az rastlarsak o kadar iyi. Fakat umutsuzluğa kapılmadım hiç. Bir yandan da karşıma çıkıyor yüzümü güldürecek şeyler. Karma böyle işliyor olmalı.
Türkçe Vikipedi'nin gelişmemesinde gözden kaçan bir neden var: Türkiye'deki uzun mesai saatleri. Avrupa'yla kıyasladığımızda hem daha fazla gün hem de daha fazla saat çalışıyoruz. Tatillerin az olması da buna ekleniyor. Vikipedi editörleri ya eğitimle bir şekilde ilişkili (akademisyen, üniversite öğrencisi, öğretmen vs) ya da boş vakti çok olan kişiler (emekli, işsiz, yarı-zamanlı çalışan gibi) oluyor.
İnsan yoğun acı ve ağrı çektikten sonra onu kesen ilacı bulana iyi dileklerde bulunur. Dişimin apse yaptığında kullandığım antibiyotik için Alexander Fleming'e dua ederdim. Bir aydan uzun süredir kaşınmaktan kollarım bitap düşüyordu. Bir losyon kullandım ve kaşıntım geçti. Birkaç gündür iyi durumdayım. Zihnim de açıldı.
Bir şeyin tanımını yapmak ne kadar zor olabilir? Tanıma eklenecek her bir nitelik, bir diğerini dışarıda bırakacaktır. Örneğin masa için "Dört ayaklı, üzerine eşya koymaya yarayan mobilya" dersek üç ayaklı tüm masaları bu tanımın dışında bırakmış oluruz. Masayı ters çevirdiğimizde masalık durumu devam eder mi? Onu alışılageldik anlamda kullanmayız ama yine de masa mıdır? Şayet masaysa yani nesne bir devamlılık içeriyorsa bir işlevle tanımlamak da yersizdir. Bir peçeteyi karatahta silmek için kullanırsak silgi olur mu? Doğru saati gösterme yetisini kaybetmiş bir saatten hâlâ saat diye bahsedebiliyorsak sınırı nereye çizmeliyiz? Kadranı düşen veya camı tuzla buz olan, akrep ve yelkovanını kaybeden bir saat için ne demeli?
Yasalar güçlüyü mü yoksa güçsüzü mü korur? Çoğu yasa güçsüze bir alan sağlasa da güçlüye bir dayanak olur ve güçlünün pozisyonunu korumasındaki başat etmen haline gelir. Sonuçta çoğu toplumsal bir sözleşme ile elde edilmiş yasalar vardır.
Toplumun kendisi, sosyoloji biliminin en büyük kabulüdür. Aslında tek gerçek özne "ben"dir. Diğer tüm özneler "ben"e göre şekil alır. Yığınları oluşturan kategori halindeki ortaklaşmalardır. Sosyolojinin temel varsayımı olan bir toplumun varolduğu düşüncesi, egemenin tutunacak dalı olur. Toplum, her zaman sağduyuludur ve egemenden yanadır.
Esasında tekil bireyler akıl sahibi olsa da kitleler akıldan yoksundur. Bir liderin peşinden gitmeye alışkındır. Kitleyi manipüle etmek kolaydır. Çevre ise hep başkalarıdır. Çevreye hiç güvenilmez çünkü onlara karşı temkinli olmak gerekir. "Onlar" denerek neyin işaret edildiği belirsizdir. Öncelikle "biz"den başlamanmalıdır. Hepsinin birer inşa olduğunun farkına varıncaya dek...
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.