Show newer

Kötülerle aptalların aynı kişiler olduğunu söylerken ciddiydim. Bir örnek vereyim; Sigortadan kaçmak için asgari ücretin de altında Suriyeli, Afgan ve/veya Pakistanlı çalıştıran bir patronun işler düzgün yürümediğinde cinayete kurban gitme olasılığı daha fazladır. Bir kaçak sığınmacının bir Türk vatandaşına göre kaybedeceği şeyler daha azdır.

Hazır aklımdayken yazayım. Gençlerin en çok çalıştığı işler; garsonluk, satış danışmanlığı, sözleşmeli öğretmenlik, kuryelik, çağrı merkezi operatörlüğü, freelance çevirmenlik. Bu altısı arasında bir örüntü var. Hepsi de güvencesiz, az paralı ve kısa zamanlı işlerdir. Prekarya, tutunacak dal bulamadı mı bunlara sarılır işte.

Öğlen yola çıktım. İkitelli'deki yağmurdan geçtikten sonra Avcılar'a uğradım. Sonrasında Şirinevler'e gittim. Ataköy ve Şirinevler arasında Medeniyet Seperatörü olarak da bilinen üstgeçit üzerine düşündüm.

Bir köprü, insanları ne kadar ayırabilir? Şirinevler'in bağlı olduğu Bahçelievler, otuz yıldır muhafazakar partilere oy verirken Ataköy'ün bağlı olduğu Bakırköy, sosyal demokratları seçmiş. Ataköy, güvenlikli sitelerden oluşan bir uydukent; Şirinevler ise kendiliğinden yığılmış bir mahalle. Dolayısıyla Ataköy, düzenli ve güzeldir. Şirinevler kaotik ve çirkindir.

Yol boyunca dönüşümlü olarak TRT Radyo-3, Açık Radyo ve Yön Radyo dinledim. Yön Radyo'da 41 dilde Enternasyonal Marşı yayınlandı. Her biri farklı hisler yaratan sekiz tanesini yakalayabildim.

Estonca 🇪🇪 Hard ve folk rock esintisi vardı.
Arapça 🇾🇪 Yerellik ön planda. Feyruz şarkılarını andırıyor.
Korece 🇰🇷 Hiçbir intro olmadan söze girildi. Biraz mekanik.
Macarca 🇭🇺 Tam bir marş gibi. Macarlardan daha iyisini beklerdim.
Tagalogca 🇵🇭 Gitarla yorumlanması hoş olmuş.
Vietnamca 🇻🇳 Noel ilahisi gibi.
Arnavutça 🇦🇱 Bunlar da hiç beklemeden söze girdi. Milli marş gibi.
Yidişçe 🇩🇪 Anaokulu müsameresi gibi. Süper Mario tadı aldım. Sonu 8-bit ile yapılmış sanki.

1 Mayıs'ın kökeni 1886'da ABD'deki (Chicago, Kentucky, Winconsin) grevlerdir. İşçiler sekiz saatlik çalışma için ayaklanmış ve 4 Mayıs günü Haymarket kentinde dört işçi katledilmişti. 1889'da toplanan İkinci Enternasyonal, 1 Mayıs'ı emek, dayanışma ve mücadeleye adamıştı. Ancak ABD'de emek günü eylül ayının ilk pazartesi günü kutlanır. Bunun dışında, Japonya'da da 23 Kasım'da emek şükran günü kutlanıyormuş.

Ulaşımın da ücretsiz olmasıyla bugün emeğin başkenti olarak gördüğüm İkitelli'ye uğradım. Aklıma bir fikir geldi. Buna göre, organize sanayi bölgeleri, belediyeye bağlı olmamalı; kendi özerk yapıları olmalı ve tüm altyapı -sözgelimi temizlik ve yol yapım- giderlerini işverenler karşılamalıdır.

YAŞASIN 1 MAYIS!

Ekteki görselde bir dua veya ayet değil Osmanlıca "Dünyanın bütün işçileri birleşin." yazmaktadır.

Başrollerini Erkan Can, Güven Kıraç, Erman Saban ve Meray Ülgen'in paylaştığı 2005 yapımı Takva, tarikatlar kadar sermaye eleştirisi de barındırıyor.

Filmin bir bölümünde, tarikata tam anlamıyla sadık bir mürit olan Muharrem, ekonomik durumu iyi olmayan bir aileden kira almazken öğlen içki içen bir kiracısından rahatsız olur. Şeyhin sağkolu Rauf, Muharrem'in bu tutumunu eleştirir. Kirasını günü gününe ödeyeni mülkten çıkarmak isterken kirayı vermekte güçlük çeken aileyi korumasını doğru bulmaz. Sonuçta tarikat, toplanan kiralarla ayakta durmaktadır.

Şeyh de Muharrem'e aileden kira almaması durumunda Allah yolundaki bir şakirtin tarikattan ayrılmak zorunda kalacağını söyler. Aslında filmin sonunda görülür ki şeyhin kızı Hacer, toplanan kiralarla kendine kuyumcudan altın almaktadır. Tarikatın ülküsüne gönülden iman etmiş Muharrem, buna tanıklık ettiğinde aklını yitirir.

Üzerimdeki sıkıntıyı savmak için biraz gezip dolaşmaya karar verdim. Öncelikle destek olan herkese teşekkürler.

İnternetten İstanbul'daki raylı sistemlere bakarken özel sermaye ile yapılan ilk hatta rastladım. Üç numaralı füniküler, Seyrantepe ile Vadistanbul AVM arasında çalışıyormuş. Yatay bir asansör sistemi olan füniküleri deneyimlemek istedim.

Taksim metrosu ve Seyrantepe aktarmasını aştıktan sonra ulaştım ona. AVM'nin kendisi Havaray olarak adlandırıyor. Eski başkan Mevlüt Uysal'ın hayaliydi. Aynı zamanda Üsküdar metrosu ile birlikte hizmete açtığı tek raylı sistem.

Peronda beklerken özel sektör ile kamunun farkını görmüş oldum. Bir kere, haftasonu daha çok sefer var çünkü piyasa haftasonu hareketlidir. Sanırım devlet ulaşımı işten eve evden işe şeklinde kurguladığından cumartesi ve pazar günleri sefer sayıları daha az. İkincisi, kaliteli paydaşlarla çalışılmış. AVM'ye gelecek müşterilerin kazandıracağının amorti edeceğini düşünmüş olabilirler. Bu hattı devlet yapsa muhtemelen birkaç kişinin akrabası zengin olmuştu. Proje, iki kez uzatmadan sonra ancak açılabilirdi ve ücretsiz olması hayal olurdu. Evet, bu hat bedava.

Ben ulaşım, sağlık ve eğitimin yalnızca kamunun elinde olmasından yanayım ama bu proje beni şaşırttı. Son yirmi yılda devlet lafından adeta tiksindim. Haramzadeler halkın vergilerini domuz iştahıyla yediler. Devletin elimdeki tüm kurumlar zarar etti veya ettirildi. Bu nedenle devletin bir fabrikası olması düşüncesinden uzaklaştım. İşçilerin ortaklaşa kurduğu kooperatif modelini önerdim. Sermaye ve emek tüm ortakların olduğundan kâr da onlarındır.

AVM, klasik. Yürüyen merdivenler hep öte tarafta. Katlar aşağı doğru, havanın karardığını anlamak pek mümkün değil dolayısıyla. Son olarak her şey pahalı.

Sosyal medya dostları bu paylaşımı atlamayıp okursa çok sevinirim. Zira ciddi bir problemim var.

Çalıştığım otele tam da depremin olduğu gün yeni bir satışçı başladı. Öncekinden daha iyiydi. En azından telefonlara bakıyor, bir yere gidince haber veriyordu. Şubattan beri bir şekilde geldik. Geçen gün genel müdür saçma sapan bir karar aldı. Hadi burada biz bizeyiz, söyleyeyim; normalde giriş günü saat 16.00'ya kadar iptal hakkı olan rezervasyonların ödemelerinin girişten bir gün önce çekilmesini istedi. Normalde maç devam ederken kurallar değişmez, değişse bile yeni kural eskiye uygulanmaz yani geriye yürümez.

Dün aynı gün içinde yapılıp iptal edilen rezervasyonları görünce feryat figan ediyor kadına. Kadın da beni atıyor genel müdürün önüne. Zaten kendisinde bir liderlik vasfının bulunmadığı buradan belli. Bir de şikayet ediyor beni. Müdürlerin ne olduğu herkesçe malumdur zaten ama sabah öyle aşağılayıcı bir konuşma yaptı ki... Kendisi bu işe yıllarını vermiş, ben bir şey bilmezmişim. Otel sahiplerinin akrabaları için bile oda bulunamamış, vah vah.

Zaten herkesin eli ayağına dolanıyor, iş yapmamak için bir afra tafralar, yemekler aşırı kötü, bir de bunların kararsızlığıyla uğraşıyorum. Sözün özü, burada fazla kalmayı düşünmüyorum. Fakat borçlarım var. Ne yapabilirim? Bu konuda yardımcı olabilecek birileri var mıdır acaba?

Eleman maliyetleri çok arttı, işçi bulamıyoruz.
- İşveren (Türkiye)

İşten arta kalan az vaktimde patronun evine temizliğe gidiyorum.
- İşçi-işveren dengesini gözeten samimi biri (Liberal veya zart operasyonları müdürü)

Adam en azından ekmeğimizi veriyor. Rızkımızı buradan kazanıyoruz.
- Emeğe dair bir kurgusu olmayan işçi (Lümpen)

Örgütlenmeliyiz. Ancak böyle değişir bu düzen.
- İnanmış bir işçi (Devrimci)

Bunların hakkı tenhada şakaklarına yiyecekleri bir kurşundur, fazlası değil.
- Bir şeyleri değiştirebilme ihtimali olan pasif agresif biri (Anarşist?)

Bugün Resmi Gazete'de yazıldığı üzere madde 187, İstanbul 8'nci Aile Mahkemesi'nin itirazı ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin oyçokluğuyla iptal edildi. Karar, dokuz ay sonra yürürlüğe girecek. Yani yeni yılın ikinci ayında gönül rahatlığıyla evlenebilirim.

Show thread

Sudan'da iki haftadır çatışmalar sürüyor. Bunu kimlerin istediği bir yana, yemeğe ekmek bulamayan ülkelerde nasıl silahlanabildiği üzerine düşünmeliyiz.

Geçim sıkıntısıyla boğuşan milyonlarla ve depremzedelerle alay ediyor AKP'liler. Bu şeçimde şu şer odağı bir yenilsin, reisiniz Katar'a mı yoksa Yanukoviç gibi Rusya'ya mı kaçar, orasını siz bilin. Siz de hiç AKP'li olmadığınızı iddia edersiniz artık. Zaten Türkiye'de kimse 1982 halkoylamasında evet oyu vermemişti. Fakat arşiv unutmuyor.

Uyumayı o kadar seviyorum ki bazen rüyamda uyuduğumu görüyorum.

Ukrayna'nın bugünkü bölünmüşlüğünün bir nedeni de devletin Donbas'taki halkın taleplerine kulak asmaması ve burnunun dikine gitmesidir. Türkiye'de de buna benzer tavır takınanlar görüyoruz. AKP'nin başını çektiği ittifak, ulusalcılar ve etnikçiler bize birlik değil çok derin bir ayrışma vaat ediyor. Herkes dikkatli olmalı.

"Bir partinin fanatiği olma." diyerek gençleri apolitik moronlar haline getirdiler. İşin içinden çıkılmıyor şimdi.

Tayyip Erdoğan daha ölmeden badem gözlü ilan edildi. İlginç.

Gençler esnek çalışma istiyor ama emek süreçlerinde muğlaklığın nelere sebep olabileceğini hesap edemiyorlar. Her bir açıklık egemen lehine esnetilebilir. Mesainin 10.00 gibi değil de tam olarak 10.00'da başlaması bu nedenle önemlidir.

İş, işyerinde yapılır. Eve taşınması basit bir mekan aşınmasından öte bir durumdur. İşe gitmek için gidilmesi gereken yol zahmetli olabilir ama insan yuvasında da çalışmamalıdır. Bizim için öncelikli olan mesai saatlerinin azaltılması ve emekçiden yana olan çalışma düzenidir.

@dinosauce ben hükümetin piyasaya müdahale ettiğini düşünmüyorum. Çoğu göstermelik hareketler. Soğan depoları basılıyor, çiftçiler terörist ilan ediliyor, birkaç ton soğan ucuza satılıyor ve sonrasında aynen devam. Halka sadaka dağıtılıyor, işverene de teşvik veriliyor. Halbuki devletin aşırı zenginleşmeye engel olması gerekirdi. Türkiye ekonomisi büyük bir rantiye üzerine kurulu. %25 kira dışında çok büyük bir kısıtlama yok. Pandemi döneminde haline acınan esnaf yakaladığını öpüyor. Çoğu nalyon fatura kesiyor ve fişsiz alışveriş yapıyor. Patronların işçi tercihi Suriyeli, Afgan ve Pakistanlı. Az paraya çok iş yaptırabiliyor, sigorta yatırmıyor hem de emeği bölmüş oluyor. Olan bordrolu çalışana oluyor.

Enver Paşa, Temmuz 1921'de Batum'daydı. Anadolu'daki kurtuluş hareketinin başına geçmek istiyordu. Bir kongre topladı. Hem düzenli ordu henüz Kütahya-Eskişehir Muharebeleri'nde yenilmişti. Yunanlar Polatlı'ya dayanmıştı. Mustafa Kemal'in işgali buradan püskürtmesini mümkün görmüyorlardı. Fakat Melhame-i Kübra de denen Sakarya Meydan Muharebesi ile milletin makus talihi son buldu. Enver Paşa'nın ithal kahraman olma hayalleri de...

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.