Son zamanlarda ülkemizin dinamiklerine yönelik artarak devam eden saldırıların amacı ne olabilir? Bunu yapan kişiler sadece adı kalmış Türkiye'nin aslında bir başarısız devlet ya da özgün adıyla failed state olduğu fikrini hepimize dayatmak istiyor. Sevan Nişanyan'ın Yanlış Cumhuriyet adlı kitabı tamamen bu algı üzerine yazılmıştır. Halbuki Türkiye, birçok krize rağmen ayakta kalabilen son derece anti-kırılgan bir ülkedir. Bize ülkemizin hatalı bir biçimde kurulduğunu söyleyerek kurucu dinamiklerden öç alacaklar ki bu 2010'larda daha revaçta olan bir uğraştı.
Peki buna karşı ne yapabiliriz? Bu ülkede her şey dört dörtlük değil. Hatta şeylerin bir çoğu yolunda gitmez. Yıkıp baştan kurmak çözüm mü? Daha iyisini yapabileceğinizi düşünüyorsanız elbette ancak bu çağın insanında 1920'lerdekiler kadar olayları okuma becerisi göremiyorum. Fakat meselenin özüne dönersek, bir arada yaşama olanağımızı tam anlamıyla yitirdiysek başka çaremiz de yok. Eğri büğrü ama yine de doğru olan yolumuza bu şekilde devam edebiliriz.
Bu kışkırtmaların arkasında Suudi Arabistan'ın olabileceğini bir kenarda tutuyorum. Ancak Suudi Arabistan ne ki, istihbaratı Türkiye'de operasyon yapabilsin? Bu basbayağı iktidar destekli bir operasyondur ve dolayısıyla son derece yapmacıktır. Gerçi Türkiye, tarihinde hiç olmadığı kadar güçsüz çünkü ahmak ve ahlak yoksunu bir avuç insan tarafından yönetiliyor. Bunları ısrarla seçen halk hakkında ne söylenebilir? Halk homojen bir kitle olmadığı için savunmayı bıraktım. Bu seçimde toplum sözleşmesi de yırtılıp atılmıştır bir nevi.
İsrail'in Filistin'e yönelik operasyonu ülkemizde seküler yaşam tarzını baskılamak için kullanılıyor. Fakat ben İslamcılar gibi gerizekalı olmadığımdan bu ikisini birbirine karıştırmıyorum. İsrail'in 7 Ekim'deki terör saldırısını bahane belleyerek masum insanlara zulmetmesini onaylamam. Siz de ahlaksız ve salak olmaya devam edeceksiniz. Bu sizin lanetiniz!
Bu ülkeyi yönetenler hain ve vizyonsuz. Hainliği sadece vatan için düşünmeyin. Sürekli başkaları hakkında kötülük düşünüyorlar. Onların hayatını nasıl zindana çevirecekleri konusunda mesai harcıyorlar. Vizyonsuzlukları da düşük zekalı olmalarının yanında yaşayıp görmemelerinden ileri geliyor. Milyonları zimmete geçiriyorlar ama Chanel, Mercedes, Patek Philippe ve pudra şekeri dışında bir merakları yok.
Bu maçın sonucu veya oynanıp oynanmaması umrumda değil. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında eski adı Cumhurbaşkanlığı Kupası olan, şimdilerdeyse Süper Kupa olarak anılan bu karşılaşmanın Türkiye'de stat kalmamış gibi alakasız bir ülkeye verilmesi meseleydi.
Onlar da doğal olarak kendi dünya görüşleri ölçüsünde bizim aptallara yön vermeye çalıştı. Her şey bir yana, şunu söylemeden geçemeyeceğim; Tarihin hiçbir döneminde Türk olmak bu kadar aşağılanmamıştı. Moğol istilası, Çernobil faciası, atom bombası, apokalips veya uzaylı istilası... Hepsini bu heriflerin yönetimine tercih ederim.
Şimdi daha yüksek sesle söyleme vakti: EN BÜYÜK TÜRK ATATÜRK!
Yangını unutmuşum. Sanırım hatırlamak dahi istemediğim bir felaketti. Neyse ki psikolojimde açtığı yara dışında pek bir izi kalmadı.
2023 son kazığını attı. Yani, umarım bu son olur. Deprem, uyuz, kaybedilen seçim ve savaştan sonra dün gece uyandığımda gözlüğümün kırıldığını gördüm. Hemen şirketin yaptırmış olduğu özel sağlık sigortasıyla anlaşamalı hastaneden (maalesef Medipol) randevu aldım. Bu ay Hepsiburada'dan mavi ışık gözlüğü almıştım. Çerçeve olarak onu kullanmak kaydıyla camlar bin lira tuttu.
Son olarak gözlük olmadan nasıl gördüğüm hakkında ipucu verecek bir görsel ekliyorum.
Hatay, depremle yerle bir olunca insanları günlerce enkaz altında beklettiler. Kalanlar ölenlere ulaşsa bile kefen bile bulamadı. Şanslılarsa battaniyeye sarılarak gömülenler oldu. Kentin demografisini değiştirme arzularını hiç gizlemediler. Hatay'ı Hataylılardan almak istediler. Şimdi de Hataylıların seçtiği milletvekiline izin vermiyorlar. Barbarlığın sınırı yok.
Değerli arkadaşlar,
Bugün bu ülkede Talibani bir rejimin yerleştirilmesi için uğraş veriliyor. Yönetmek için çeşitli makamlarda bulunan kişiler iki adım sonrasını görmekten aciz, her yaptığını en doğrusu bilen ancak sorumluluktan kaçan tiplerdir.
Halihazırda kadınları toplumsal yaşamdan uzaklaştırma gayesini de kimseden saklamıyorlar. Kadınların bu mağara insanlarına ne yaptığı başka bir yazının konusu olsun. Ben oturtulmak istenen bu düzene direnen; koca olsun baba olsun bir erkeğe yamanmayıp kendi emeğini kazanmayı düşleyen, bu uğurda sabahın köründe uyanıp gün sonunda yorgun düşen tüm kadınları saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Akıl tutulmasının çok başka bir boyutunu yaşadığımız şu zamanlarda kadınları ayıplamak için bir neden olmasına gerek duyulmuyor. Kamusal alandaki herhangi bir kadın iffetsiz olarak damgalanabiliyor. Bu zihniyeti yenmek önceliğimiz olmalı. Sonuçta tek başına kurtuluş yok. Ya hep beraber ya da hiçbirimiz...
Ne zamadır kafamda döndürüp durduğum düşünceleri yazıya dökmek istiyorum. Bu yaz in actu satış müdürlüğü yaptım. Fiyatlar ve politikaları belli ölçüde düzenledim. Otelde benden önce yanlış giden veya aksayan operasyonları da düzeltme gayretini gösterdim. En azından başıboş bırakılan satışa bir şekil verdiğim kanaatindeyim. Genel müdürün de desteğiyle otele iyi paralar kazandırdım. KDV güncellemesi gibi türlü badireleri de az hasarla atlattık.
Tüm bunlara karşın yaz ortasında başka bir otele gitme arzusundaydım. Çünkü satış stratejisi düşünmek, tek başına çalıştığım göz önünde bulundurulduğunda beni yoruyordu. İşten sonra hiçbir yere gidemiyordum. Eve gider gitmez de uyuyordum. Üstüne üstlük karar verdiğim taktiğin kabul göreceği, kabul edilse bile başarılı olacağı muammaydı. Sadece rezervasyonlarla ilgileneceğim bir yer arıyordum fakat başarılı olamadım. Bir kere, rezervasyondan çok satışla uğraşmak zorunda kalmıştım. Rezervasyonda da ustalaştığımı düşünüyordum ama başvurduğum yerler benimle aynı fikirde değildi. Sonunda satınalma ve kat hizmetleri müdürlerinin telkinleriyle olduğum tesiste kaldım.
Yazın ortasında maaş zammı belli değilken ve henüz bir yılım dolmamışken birim amiri olmayı kendime çok gördüm. Belki departman içinde biraz daha serbest hareket imkanı sağlanabilir görüşündeydim. Neyse ki eylül ayının sonunda birini buldular ama ölü sezon başladığı için sitem ettim. Aradan geçen üç ayda tam anlamıyla bir ekip olduğumuzu düşünmüyorum. Ayağıma kadar gelen bu fırsatı teptiğim için bir miktar pişman oldum. Kestirip atmamak, derinlemesine düşünmek gerekiyormuş. Her şeyin hayırlısı.
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.