Show newer

Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş veya başka birine şeref madalyası takacağını hiçbir zaman söylemedi. Sadece Demirtaş'ın kendi hakkındaki iddiaları şeref madalyası olarak göğsüne takacağını ifade etti. Elazığ'daki provokasyon kimin eseri bilinmiyor ama akla bir iki oluşum geliyor sadece.

Özellikle sosyal medyada kendini gösteren tarafsızlık fetişi var son zamanlarda. AKP ile CHP birbirinin kopyası gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu durum öyle bir hal aldı ki, fikir belirtmek isteyen gençler "CHP'li değilim ama" diyerek söze başlamak zorunda kalıyor. Seçim yaklaştıkça tarafsız görünme çabaları işe yaramayacak çünkü faşizme meyleden her sistemde bitaraf olan bertaraf olur.

Avrupa, Hitler'e müdahale etmede çok geç kalmıştı. Putin ve haydut devlet Rusya'ya aslında 2014'te dur demeliydi fakat işgalcilere karşı tutumu yine de olumlu. Onları Şampiyonlar Ligi, Euroleague, Formula 1, EuroBasket başta olmak üzere tüm turnuvalardan uzaklaştırdılar. Bazı yaptırımlar aşırı gitse de, Rusya tüm dünyadan soyutlandı. Bağımsız bir ülkeyi fetih hayalleriyle yola çıkan tüm diktatörlerin sonu böyle olacak.

Show thread

EURO 2024 eleme aşamasının kura çekimi 9 Ekim 2022 tarihinde yapılacak. Rusya, UEFA tarafından men edildiği için bu turnuvada yer almayacak; Çin Komünist Partisi, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ve Türkmenistan ile birlikte Diktatörler Kupası'nda yarışacak.

Gibi dizisinin ikinci sezon sekizinci bölümünden bir parça. Yılmaz, Esra ile çocuk oyuncu konusunu tartışırken bir dizi safsataya başvuruyor. Benim tespit edebildiklerim ad hominem, ignoratio elenchi ve red herring yani kişi karalama, alakasız sonuç ve konuyu saptırma. Türkiye'de bunlarsız tartışma olmuyor tabii.

Zafer ve Memleket gibi koparma (breakaway) partilerin temelde iki amacı var.

🔥 İYİ Parti ve CHP'ye alternatif oluşturarak ulusalcı tabandan (CHP ve MHP) gelen oyların kendilerine verilmesini sağlamak ve Millet İttifakı'nın oy oranının artmasına engel olmak

🧿 %3 barajını geçerek hazine yardımı almak. Böylece olası iktidar değişiminde yıkıcı muhalefet olmak

Burada söylediklerimin bir kısmını ilgili gönderiye yorum olarak yazdım. Paylaşımı yapan kişi beni engelledi. İnternetten aratınca bulunuyor fakat ben göremiyorum. Eziklik çok başka bir şey.

Show thread

Bilge Karasu, Göçmüş Kediler Bahçesi adlı kitabında yer alan beşinci masal olan Yağmurlu Kentin Güneşçisi başlıklı öyküsünde sürekli yağmur yağan bir yerden bahsediyor. Öyle ki bu kentte yaşayan insanlar güneşli havanın ne demek olduğunu bilmezlermiş. Gökyüzünü yalnızca kurşuni boz bir renkte gördüklerinden asıl renginin mavi olduğundan habersizlermiş. Yağmurun yağması normal haline geldiği için hayatlarını buna göre düzenlemişler.

Dahası yaşamları oldukça deterministik olan kent sakinleri, havanın nasıl olacağını merak etmezmiş; bilirlermiş çünkü. Bu yüzden de yağmur yağmazsa ne yapacakları üzerine kafa yormazlarmış.

Ancak kentte güneşin bir gün açacağını söyleyen biri varmış. Herkes bu kişiye deli gözüyle baksa da, umudunu yitirmemiş. Kendisi de güneşli bir gün görmediğinden bunun nasıl bir şey olduğunu bilmezmiş tabii. Sadece o günün geleceğini ümit edermiş.

Öyküde ele alınan ümitvar şahıs güneşli günleri gördü mü bilinmez ama normal üzerine yazılmış güzel bir metin okudum.

LinkedIn'e şöyle bir bakmak istedim. Bu yazıyı görünce kan beynime sıçradı. Saysöv edip rahatladıktan sonra, şimdi argüman aşamasına geçelim.

Bu rezil harfler toplamını paylaşan kişinin titri "People and Culture Manager". Bu unvan, bütün gün oturup kahve içmekten başka iş yapmayan insan kaynakları biriminin yeni adıymış. Bundan önce de personel birimi deniyordu. Birinin çıkıp insan kaynakları elemanı olmak için ne gibi bir nitelik gerektiğini anlatması gerekiyor artık.

Şahıs kısaca "İşçiyi eşek gibi çalıştırdığımız yetmez, yularını da sıkı tutmamız gerek." diyor. Aidiyet denerek ne kastediliyor? Çalışmak genel anlamda para için yapılan işten ibaret. İşçi çalıştığı yere ait olsa ne olur, olmasa ne olur? Mesai saatleri içinde görev tanımının gereklilikleri yapılıyor. Bundan fazlasını istemek ahlaksızlık gibi geliyor bana.

Maaş ve yan haklardan bahsetmiş. Yan hak, sanırım sigorta ve iaşe demek. İşveren bunları zaten çalıştırdığı kişiye sağlamak zorunda. Yüksek maaş dese anlarım. Asgari şartları sağlıyor diye, işverene minnet neden?

Çalışmanın basit bir ticari ilişkiden öteye gitmemesi gerekir. İşçi emek-gücünü satan özne, işveren satın alan konumdadır. Dolayısıyla şartlar işçinin emek-gücünü satabilmesine uygun hale getirilmeli. Fakat mevcut yasalar işverenden yana. Geçmişte işçi mücadeleleriyle kazanılan çoğu haki patronlar tarafından iç edildi.

Aşırı tepki veriyor olabilirim ama yetti artık. Bu çürümüş düzene katlanamıyorum.

Kazakistan, lideri Nursultan Nazarbayev istifa ettikten sonra başkentinin adını Nur-Sultan olarak değiştirmişti. Şimdi kentin adını tekrar Astana yapmışlar. Neden Nur-Sultan oluverdi? Neden geri alındı? Hiçbir şey anlamadım bu işten.

Şehir başkent olmadan önce beyaz mezar veya kutlu kent anlamına gelen Akmola olarak anılıyormuş. Rus İmparatorluğu kenti ele geçirince Akmolinsk, Sovyetler dönemindeyse Tselinograd olarak bilinir olmuş. Kazakistan bağımsız bir devlet olunca başkentin Almatı yerine burası olmasına karar vermiş. Kentin adını da Kazakça başkent anlamına gelen Astana ile değiştirmiş.

Gaza gelip iş yapma tüm Türkler için ortak nokta galiba. Bu hikaye bunu anlatıyor biraz da.

Dün yapılan KPSS ölgün bir havada geçti. Kimsede asıl sınavdaki heyecan yoktu. Herkes "Bitse de gitsek" kafasındaydı. Sorular asıl sınava göre düzgün olsa da, sınavın yok yere iptal edildiği ve bunun için bir dünya yaygara koparıldığı ihtimali beni de tedirgin ediyor.

Sınav yapılırken Saraçhane'de bir grup toplandı. Dertleri LGBT imiş. Toplum yozlaşıyormuş bu oluşum yüzünden. Bir kere, orada toplanıp Beyazıt Meydanı'na yürüyenlerden daha toplum düşmanı bir kitle yok. Fikirde Birlik Mücadele Platformu adı altında birleşip "Büyük Aile Buluşması" diye bir miting organize ederek LGBT bireyleri hedef gösteriyorlar ve bazı liberaller bunu savunuyor.

Ülkemiz gerçekten ideoloji çöplüğü. Muhafazakar olduğunu söylemeye utanan da liberalizme sarılıyor ama Karl Popper okumadan, Hoşgörü Paradoksu diye bir şeyden haberdar olmadan internette gördüğü şeylerle gününü geçirince bir yerde patlak veriyor. Daha yazılacak çok şey var da neyse.

Bu miting sırasında yağmur yağıp güneş açınca gökkuşağı çıktı gökyüzünde. Gerçekten epik bir görüntüydü.

Pandemi nedeniyle geçen yıl yapılamayan bu yıla ertelenen İstanbul Bienali, 17 Eylül 2022 itibariyle başladı. 20 Kasım 2022'ye kadar pazartesi günleri hariç ziyaretçileri kabul edecek. Sadece bu pazartesi ilk hafta olduğu için mekanlar açık. Küratörlerinin Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh olduğu bienalin temasını anlamadım.

Beyoğlu, Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu'ndaki 12 sergi mekanı bienale ev sahipliği yapacak. Bunlar sırasıyla:
📌 Pera Müzesi
📌 Performistanbul
📌 Merkez Rum Kız Lisesi
📌 SAHA Studio
📌 Büyükdere35
📌 Metro İstanbul Yaklaşım Tüneli
📌 Barın Han
📌 Tarihi Çinili Hamam
📌 Küçük Mustafa Paşa Hamamı
📌 Müze Gazhane
📌 arthereistanbul
📌 Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

2019'da bizim okula bağlı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi de mekanlardan biriydi. Burada bayağı bir eser toplandığı için gezmem bir gün sürmüştü. Pera Müzesi de günümün büyük kısmını götürmüştü. Adalar'a zaten gidememiştim.

Bu sene ekim ayında ziyaret etmeyi düşünüyorum. Her gittiğim mekan için fotoblog yapmak istiyorum. Bu da eserleri inceleme süremin uzaması demek bir anlamda.

Fatih'teki mekanlar birbirine çok da yakın değil. Barın Han, Sultanahmet tarafında. Tarihi Çinili Hamam, Tarihi Yarımada'nın dışında; Zeyrek'te. Küçük Mustafa Paşa Hamamı, adı üzerinde Küçükmustafapaşa semtinde. Hepsini bir güne sığdırmak zor olacak ama deneyeceğim.

Pera Müzesi için bir gün ayırırım. Rastgele bir gün gitmeyi düşünüyorum. Diğer mekanları da aynı gün kafam kaldırmaz. O yüzden Beyoğlu'na birkaç kez uğrayabilirim.

Kadıköy'e gitmem için yol parası lazım. Biri gemi olmak üzere üç vesait kullanacağım çünkü. Ancak her şeye rağmen Müze Gazhane'yi görmek istiyorum. Geçen sezon Şehir Tiyatroları'nın burada oynanan Zehir adlı temsilini seyretmek için çok zorladım ama olmadı.

Zeytinburnu'na hiç gitmeyebilirim. Alternatif tıp çok ilgimi çekmiyor. Bu sefer geçen bienallerden farklı olarak paralel etkinliklerden birkaçına katılabilirim. Bienal, öncekilere nazaran renksiz görünse de hâlâ eğlenceli bir etkinlik. Fakat birinci önceliğim iş bulmak.

Eskiden AKP, çok olduklarından ziyade halk olduklarını, daha açık bir anlatımla halkın ta kendisi olduklarını savunurdu. Onlara göre AKP'ye oy veren %50'nin kaygıları ve sevinçleri önemliyken geri kalan "elitist" %50'nin ne düşündüğünün bir önemi yoktu.

Ekrem İmamoğlu, AKP'ye büyük bir hezimet yaşatarak İstanbul'u aldıktan sonra işler değişti. İstanbul, onlar için büyük bir kayıp oldu. Şimdilerde ülkeyi krizle idare etmeye çalışıyorlar. Akıl almaz şekilde iktidara ve Tayyip Erdoğan kültüne en ufak eleştiri getiren terörle ilişkilendiriliyor. Aslında AKP'nin PKK veya Fetullahçı Gladyo ile bir sıkıntısı yok. Buraları verimli oy kapısı olarak görmüyor sadece. Böyle bir olasılık gündeme gelirse yandaş medya ve sosyal medya hazır. Çünkü AKP, ilkesiz, oportünist ve dahası Makyavelist bir oluşumdur.

Halkın sefaleti, ülkenin Mültecistan olması veya özgürlük endeksinde sondan birincilik önemli değil. Bu konularla hiç ilgilenmeyen iktidar, önümüzdeki dönemde seçim propagandasını üç ana eksen üzerine kuracak gibi görünüyor:

🏘️ İcraatin İçinden, Turgut Özal'ın başbakan olduktan sonra TRT'de belli aralıklarla halka seslendiği programdı. Devlet kanalının siyasi reklam için kullanıldığı yönünde eleştiriler olsa da Özal, özel kanallar açılınca programı kamu spotu haline getirmiş ve zorunlu olarak yayınlatmıştır.

Özal'ın neoliberal anlamdaki mirasçısı Tayyip Erdoğan'dır. İcraat adı altında sadaka kültürü bu dönemde canlı tutulmaya çalışılacak. Beton Kanal arazisi yerine yapılacak TOKİ projesi ile bunun işareti oldu.

Buradaki asıl amaç, AKP'nin yerine gelecek iktidarın bu icraatları yapamayacağı izlenimi uyandırmaktır. İcraat denince yalnızca yol, köprü veya toplu konut projeleri anlaşılmamalıdır. Endişeli muhafazakarlara sağlanan ayrıcalık da bir AKP icraatidir. Ülke bu kişilerin isteklerine göre düzenleniyor.

💣 Kürt düşmanlığı üzerinden bir terör mavalı okunup durulacak. HDP, ana hedef olmak üzere, tüm muhalefet partileri bundan nasibini alacak. Muhalif isimler şimdiden hedef tahtasına oturtulmaya başladı. Seçime kadar Hrant Dink tarzı, infial yaratan bir suikast olmazsa iyidir.

Suriye ve Irak üzerinde bir dizi operasyon yapılabilir. Azerbaycan'a yardım kisvesiyle yapılacak Ermenistan ile savaş da ihtimal dahilinde.

Krizlerle ülke yönetmeye alışık olduklarından dış politikada birkaç ülkeyle ilişkilerin bozulması işten bile değil. Bu daha önce denenmiş ve başarılı olmuş bir yöntem. Hamaset siyaseti AKP'nin kazanmasını sağlıyor. Bir yandan da gerçek sorunları unutturuyorlar.

💡 Yeni gelen hükümetin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği yönünde bir algı yaratarak muhalif partilere oy vermeyi düşünenleri umutsuzluğa düşürüp sandıktan uzaklaştırmak amaçlanıyor. Bunu bizzat kendileri değil, sosyal medyadaki etki ajanları yapıyor halihazırda. Birtakım tivit dizileri yaparken ilk başta Ekrem İmamoğlu'nu hedef almaları dikkat çekiyor. Karadenizli olmasıyla Tayyip Erdoğan'a benzediği yönünde telkini sıkça tekrarlayarak genç dimağları zehirliyorlar.

Bazen yaptığı açıklamalarla Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener, bu algıya hizmet ediyor. Hoş bir durum değil bu.

Aslında hükümet değişiminin hiçbir şey değiştirmeyeceğini savunmak "CHP iktidar olursa ezanlar susar." safsatasıyla derin bir tezat oluşturuyor. Fakat AKP için bu önemli değil. İktidarı ellerinde tuttukları ölçüde varlar. O yüzden önemli olan iktidarda olmak.

Qoto özelinde konuşmuş olmayayım ama birkaç özellik gözden geçirilse daha iyi olur gibime geliyor.

🖼️ Mesela dört fotoğraf yerine on veya daha fazla fotoğraf eklenebilir. Bazen burayı fotoblog gibi kullanıp fotoset yapmak istiyorum. Böyle durumlarda elimdeki görselleri dörde indirmek zorunda kalıyorum.

📝 Düzenleme seçeneği mutlaka gelmeli. İki bin vuruşluk bir metin paylaşınca illaki yazım hataları oluyor. %10 kota ile gönderiyi silmeden düzenleme şansı tanınmalı. Tabii, YouTube yorumlarındaki gibi paylaşımın eski hali de görülebilmeli.

🔗 Gönderiye bağlantı eklendiğinde adres kabak gibi duruyor metnin altında. Görsel açıdan hiç hoş olmaması bir yana, LinkedIn'deki gibi gömülü ek yapmak çok zor değil sanırım.

EuroBasket 2022'de doludizgin ilerlemesine güvenerek birçokları gibi finalin bir ayağının Yunanistan olacağını düşünüyordum. Rakibini ise Slovenya veya Sırbistan olarak tahmin ediyordum. Çok fena çuvalladım.

🏀 Çeyrek finalin geride kaldığı turnuvada namağlup Yunanistan'ı 107-96 bozguna uğratan Almanya, Rusya yerine turnuvaya gelen Karadağ'ı da rahat geçmişti. Giannis Antetokounmpo'nun insanüstü performansı komşuya yetmedi.

🏀 Finlandiya ile korakor mücadeleye girişen İspanya, her şeye rağmen klasını konuşturmaya devam ediyor. Fakat bundan sonrası o kadar kolay olmayacak.

🏀 Finlandiya için bir parantez açalım. Sırbistan'ın ardından grubu ikinci sırada tamamlayan kuzey ekibi, Bojan Bogdanović, Dario Šarić, Jaleen Smith ve Krunoslav Simon gibi yıldızları olan Hırvatistan'ı elemeyi başardı. Hem de aynı gece oynanan diğer iki maçta da kaydedilen 94-86'lık skorla. İddia baronları iyi iş yaptı bu turnuvada. Neyse ki beyaz zambaklar ülkesinin peri masalı kısa sürdü.

🏀 Uzatmalar sonunda İtalya'yı deviren Fransa, önceki turda Türkiye'yi yenmişti. Bu maç da 2019'daki ABD maçı gibi Cedi Osman'ın serbest atışlardaki beceriksizliği yüzünden uzatmaya gitmişti. Yıllardır ortak bir paydada buluşamayan halkımız tek ses olmuştu: Cedi Osman, basketçi falan değil maalesef.

🏀 Ama öyle bir takım var ki herkesi şaşırttı: Polonya. Nispeten kolay bir gruptan üçüncü olarak gelen ekip, önce Ukrayna'yı sonra da son şampiyon Slovenya'yı yendi. Fransa'yı devirirse ev sahibi olduğu 1963 turnuvasını geride bırakıp ilk kez şampiyon unvanı alabilir. Kim bilir?

Kuzey İrlanda veya kralın deyimiyle Ulster'in başkenti Belfast'tan aynı gün çekilmiş iki kare. Belfast başta olmak üzere bu ülkeciğin tamamında böyle bir fikir ayrılığı mevcut.

Netflix, nisan ayında açıkladığı zammın ardından yeniden zam yaptı. Tek kişinin kullanabileceği temel plan 38 liradan 46 liraya yükseltildi. İki kişilik standart plan 59'dan 70'e, dört kişinin kullanımına imkan tanıyan özel plan ise 78'den 94'e yükseltildi.

Nisan ayında kullandığım temel plan 27 liradan 38 liraya çıkarılmıştı. Bunu çok önemsememiştim ama bu seferki zam biraz acı oldu. Üyeliğimi iptal ederken bir miktar acımasız davranmış olabilirim.

Aynı gün Amazon Prime Video platformunu denemek istedim fakat orada da içerik çok kısıtlı. Her ay düzenli ödeyebileceğim para elime geçmeden Netflix'e geri dönmeyi planlamıyorum.

İsim konusunda sıkıntı yaşayan tek ülke biz değilmişiz. İzlanda, Birleşik Krallık kökenli dondurulmuş gıda marketi Iceland ile davalık olmuş. Mahkeme, "buz ülkesi" anlamına gelen Iceland ifadesinin muğlak olduğuna hükmetmiş.

İzlanda'nın savunması ülkenin 874 yılında kurulduğu, İngilizce aynı adı taşıyan market zincirinin ise 1970'te faaliyete başlayıp 2005 yılında ticari marka sicilini aldığı yönündeydi. İzlanda'nın kendi dilindeki adı ise Ísland.

Süpermarket, isim karşılıklığı yaratacak bir durumun olmadığını ve İzlanda'nın herhangi bir şekilde görüşmeye yanaşmadığını öne sürdü.

2019'da Iceland markasının geçerliliği iptal edildi. Market zinciri kararı dün temyize taşıdı. Bu işin sonunun nereye varacağını merak ediyorum.

Fotoğraftaki, Galler'in Newport kentindeki bir Iceland mağazası.

Dizide hoşuma giden birçok sahne var ama bu kesişim sahnesi bir başka. Dunder-Mifflin müdürü Michael Scott, dizinin orijinal Britanya versiyonundaki müdür David Brent ile karşılaşıyor. Britanya versiyonunu izleme fırsatı bulamadım ama bir dakikalık bu kesit bile dizinin atmosferi hakkında bir şeyler söylüyor. Ricky Gervais ve Steve Carell çok iyi oynamış burada.

Show thread

Ukrayna'daki kombatın bitmesini isterken 2020'deki 44 Gün Savaşı'nın ardından Azerbaycan ile Ermenistan arasında sınır çatışmaları meydana geliyor. Ermenistan 49, Azerbaycan ise 50 askerini kaybettiğini açıkladı. Bu işin sonu Kafkasya'da yeni bir savaşa gidecek gibi görünüyor.

Afganistan'da Taliban, Pençşir Vilayeti'nde 40 direnişçinin öldürüldüğünü açıkladı. Taliban, ülkeyi tamamen ele geçirse de küçük çaplı direnişler hâlâ sürüyor.

Yemen ve Libya'da sular durulmuş gibi görünüyor ancak Etiyopya'da yeni ısınıyor. Etiyopya Ordusu, bir üniversiteye hava saldırısı düzenlemiş. Pakistan'da da ordu ile Veziristan'daki ayrılıkçılar arasında çatışmalar baş gösteriyor.

Geçtiğimiz ay dünyanın en büyük açıkhava hapishanesi haline gelen Gazze'de İsrail ile Filistin İslami Cihat Örgütü'nün çatışmalarına seyirci olmuştuk. Böylesi bir ortamda barış adına konuşmak gerçekten zor.

Bir LinkedIn paylaşımı dikkatimi çekti yine. Geçen ay bir psikoloğun şikayeti üzerine yorum yapmıştım. Bunu paylaşan kişi de Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi mezunu bir psikolog. Yani, Psikoloji Bölümü mezunu olunca sanırım bu sıfatı alıyor.

İş görüşmesi yaptığı kurumların saygısızca davrandığını söylemiş. Bu durumu ben de çoğu yerde gözlemledim. Adaylara böyle davranan firmalar, muhtemelen işçisine de aynı şekilde davranıyordur. Buralarda çalışmaması belki de kendisi için hayırlı olmuştur.

Asgari ücretin altında bir maaş teklif etmeyi aklım havsalam almıyor. Asgarinin anlamı "en az"dır zaten. Normalde şirketlerin asgari ücrete çalıştıracak eleman bulamaması lazım ama halk "Aman iş olsun da." diye düşünüp buna tamah ediyor. Asgari ücret, nüfusun %10'unun alması gereken bir maaştır. Fakat bize öyle bir masal empoze edildi ki ülkenin %60'ı asgari ücretle çalışıyor.

İşe başvuranlar bilgisini, zamanını ve emeğini vereceğini gözardı ederek talep ettikleri ücreti açlık sınırının çok altında bir paraya çalışmak için düşürüyor da düşürüyor. Kimse kendine daha yüksek bir ücreti layık görmüyor. İyi yaşamak kimsenin umrunda değil. "Çok şükür!" diyip geçiyor. Şımarık işverenler de bu durumu fırsata çevirmeye çalışıyor. Durum büyük oranda bundan ibaret.

Kişinin yeni mezun olmasını bahane edenler de kötü niyetli. Tecrübe kazanması için ne yapması gerekiyor? Evde oturunca tecrübe kazanılmaz. Bunu patronlar bilmiyor mu?

Formasyon çok sıkıntılı bir konu. Anlaşılan o ki Psikoloji Bölümü mezunlarının pedagojik formasyon alamadığını işverenler bilmiyor. Para çok yanlış ellerde maalesef. Bunu defalarca söylüyorum.

Birinin klinik psikolog sıfatını alması için psikoloji yüksek lisansı yapması ve belli testlerden geçmesi gerekir. Burada yazarın niyetinin bu olmadığını varsayalım. Yetkinliğin aşağılar biçimde sorgulanması yine de hoş değil.

Emek süreçlerinde maruz kalınan gaddarlık herkesin malumu. Bu da işe başvurudan itibaren başlıyor. Buradaki yakınma da bunun ispatı.

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.