Madem lige milli maçlar nedeniyle ara verildi, beni de uyku tutmadığına göre, pek de süper olmayan ligimizin ilk yedi haftasını değerlendireyim.
Galatasaray'ı bu süreçte durgun buldum. Güzel transferler yapılmasına rağmen maçları bir gol farkla kazandık. Galatasaray, sonunda takım olabilmiş ama şu aşamada şampiyonluk biraz abartılı bir düşünce. Taraftar da takımın arkasında fakat bize Fenerbahçe gibi bir şov sunmuyorlar. Okan Buruk eleştirilerini ise yersiz buluyorum. Kendisi Domènec Torrent nam zat şahsa kıyasla çok daha iyi.
İktidarın gözdesi Başakşehir, fişek gibi gidiyor. Oynadığı altı maçta dört galibiyet, iki beraberlik aldı. Emre Belözoğlu yönetimindeki takım, dokuz gol atarken hiç gol yemedi. Pandemi nedeniyle hiç olan 2019-20 sezonundan sonra bir şampiyonluğun geleceğini sanmıyorum. Yine de büyük konuşmamak lazım.
Fenerbahçe, ilk yedi haftada göz kamaştırıyor. Attıkları yirmi golle ligin en skorer ekibi oldular. Eskişehir'de Konyaspor'a yenilmelerini ve ilk hafta Ümraniyespor'a takılmalarını saymazsak gayet iyi gidiyorlar. Kasımpaşa'ya altı, Alanyaspor'a beş, lider konumdaki Adana Demirspor'a dört gol attılar. Böyle devam ederlerse iki seçenek görüyorum: Şampiyonluk ya da son hafta hüsran. Fenerbahçelilerin ikincisine tahammülü kalmadı.
Beşiktaş ve Trabzonspor, zevkli bir oyun sergilemiyor. Beşiktaş'ın beşinci hafta Ankargücü deplasmanında yaşadığı saha olayları futbolda şiddeti bir kez daha gündeme getirdi. Sahaya atlayan bir holigan, futbolculara saldırdı. Stat güvenliğinin bu sırada maçı izlemesi skandaldı. Maçın ardından güvenlik şirketinin patronunun yaptığı yazılı açıklama daha büyük bir skandaldı. Bu olay aynı zamanda Passolig denen illetin bir fişleme aracı olduğunu net bir şekilde kanıtladı.
Trabzonspor, Antalyaspor karşısında yerle bir olduktan sonra daha dengeli gitti. Beşiktaş, ondan bir tık iyi sadece.
Ligin dibine demirleyen İstanbul takımları da dikkatimden kaçmadı. Son yedide üç İstanbul temsilcisi var. 13'üncü sırada altı puanlı Karagürmrük, 16'ncı sırada beş puanlı İstanbulspor ve 18'inci sırada yalnızca iki puanı bulunan Ümraniyespor. Bu sezon on dokuz hafta sürecek ilk yarının 4, 5 ve 17'nci haftalarında İstanbul takımları birbirleriyle karşılaşmayacak. Ancak görünen o ki, seneye böyle bir durum olmayacak.
Hatayspor, Beşiktaş ile 2020-21 sezonunda yaptığı malum maça kadar sempati duyduğum bir takımdı. Şikeli olduğuna gönülden inandığım o maçtan sonra, kendilerine karşı olumsuz duygular besliyorum. Yalnızca bir puana sahip güney ekibinin düşmesi beni keyiflendirir.
Bu tabloda en üzüldüğüm takım Antalyaspor. Nuri Şahin, çok değerli bir teknik direktör ancak dört haftadır şans yüzüne gülmüyor. Gaziantep'teki 5-2'lik hezimet sonrasında Kasımpaşa, Kayserispor ve Adana Demirspor'a diş geçirememesi takımı son sıralara attı.
En büyük dileğim, Galatasaray'ın ligi şampiyon olarak tamamlamasıdır. Gerisi zaten çok da önemli değildir.
Patronlar belirli aralıklarla yüksek ücret vermelerine karşın çalışacak eleman bulamamaktan yakınıyor. Suriyeli, Afgan, Pakistanlı ve Afrikalı işçilerin daha kârlı olduğunu da serzenişlerinin bir köşesine ekliyorlar.
Sektör temsilcileri de işçi bulamamaktan şikayetçi oluyor muntazaman. Mesela Dünya gazetesinden Leyla İlhan, Yener Karadeniz ve Merve Yiğitcan'ın 25 Temmuz 2022 tarihli Büyükşehirlerde Kira Göçü Başladı başlıklı haberinde bu tutumu görüyoruz.
Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu (TAMPF) Başkanı Alp Önder Özpamukçu, kariyer olanaklarının fazla olmasına rağmen eleman bulamıyormuş. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya da benzer dertten muzdarip. Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl ise kuryeliğin rağbet gördüğünü fakat eleman bulmada sıkıntı yaşamadığını aktarmış. Ancak böylesi bir durumu kaçınılmaz olarak görüyormuş.
Bu kişilerin işleri güçleri ajitasyon. Bunu yaparken de tabii ki yalan söylüyorlar. On bin liraya çalışan kimseyi bulamadıklarını sıklıkla tekrarlıyorlar fakat iş görüşmesine gittiğimizde gerçekler yüzümüze vuruluyor. Asgari ücretten bir kuruş fazlasını isteyince o iş olmuyor. Asgari ücret karşılığı çalışmaya hazır da bir dünya insan var. Hiç kimse maval okumasın.
Kapitalizmin ilk zamanlarında insanlar günde on sekiz saat çalışırlarken uyanıp tekrar işe gitmek konusunda güçlük yaşıyorlarmış. Geç kaldıklarında patronu zarara uğrattıkları gerekçesiyle ücretlerinde kesinti yapılıyormuş. Bu yüzden Britanya ve İrlanda'nın dört yanında knocker-upper (tıklatıcı) adı verilen kişiler türemiş. Bu kişilerin görevi, işe gitmesi gereken işçinin evinin camına tıklatarak onu uyandırmakmış. Charles Dickens da Büyük Umutlar (Great Expectations) adlı kitabında bahsediyor bundan.
Ne yapsak yaranamıyoruz şu patronlara. İşin sonu buraya doğru gidiyor.
Bazıları İran'daki olaylara cui bono yani "Kimin yararına?" penceresinden bakıyor. Bu bakış açısı belli ipuçları verse de meseleleri tam anlamıyla kavramanızı sağlamaz. Bir olaydan çıkarı olanların olayın nedeni olduğuna dair bir korelasyon yoktur. Mesela, kışın gelmesi kömür şirketlerini sevindirir çünkü satışları artacaktır. Fakat kışı getirenlerin kömürcüler olduğunu söylemek gülünç olacaktır.
Yolda yürürken Evrensel satan bir bayi buldum ve destek için almaya karar verdim. Malum, bu gazeteyi satan bayi bulmak zor. Gazeteye baktığımda dört lira olduğunu gördüm. Şansıma cebimde de üç adet bir lira, iki tane de elli kuruşluk bozukluk vardı. Esnaf da şaşırdı Evrensel satabilmesine.
Bir süredir haber sitelerine uğramadığımdan bu zamdan da haberdar değildim. Sonradan baktığım kadarıyla zam, bu salı günü gelmiş. Ne yazık ki, bu işin sonunu hayırlı görmüyorum. Elimizden gelen sınırlı desteği veriyoruz ama bu yeterli olmaz. Kaçınılmaz sona doğru gidiyoruz.
Putin, özel operasyon olarak başlattığı işgal için kısmi seferberlik ilan etti. Bunun savaş olduğunu söyleyenleri de sindirmeye çalışıyordu fakat işler beklediği gibi gitmedi. Yedek personeli de böylece cepheye sürecek. İlerleyen dönemde Rus gençleri de silah altına alınabilir. Belarus diktatörü Lukaşenko da Putin'in yardımına koşuyor.
İşgalin başında Rus muhipleri mesleği yüzünden Zelenski'yle dalga geçiyordu. Yedi aylık süreçte bu ikiliden daha komik birinin olmadığı ortaya çıktı.
İstanbul Şehir Tiyatroları sezonu açtı ama "Klasiklere geri dönelim." demişler. Geçen sezonun oyunları, Hamlet, Çingene Boksör ve Haldun Dormen çevirisiyle Komik Para adlı vodvil sahnelenecek ekim ayı boyunca.
Pandemi, sanat camiasını kötü etkiledi. Adını New York'un tiyatrolarla dolu caddesinden alan Broadway tiyatrosunun en uzun soluklu örneği The Phantom of Opera (Operadaki Hayalet), 18 Şubat 2023 itibariyle perdelerini kapatıyor. Majestic Theatre adlı sahnede 6 Ocak 1986'dan beri oynanan oyun, koronavirüs pandemisi nedeniyle yeterli seyirciyi bulamamış, bu da ekonomik yönden sıkıntı yaşamalarına neden olmuş.
Ülkemizde New York'taki Broadway veya Londra'daki West End gibi tiyatro bölgeleri yok ama İstanbul'un çeşitli bölgelerinde ekim ayı boyunca izlenebilecek bazı oyunları listelemek istiyorum.
🎭 Craft Bomontiada topluluğunun orijinal oyunu Dalgakıran / Sea Wall, hayli dikkatimi çekti. Simon Stepens yazmış, Balım Kar ve Çağ Çalışkur çevirmiş. Tek kişilik oyunda Serkan Altunorak karşımıza çıkıyor. Yönetmen koltuğunda yine Çağ Çalışkur var.
3, 6, 8, 15 ve 20 Ekim tarihlerinde Bomontiada'da izlenebilir. Biletler yetişkin için 220, öğrenci için 110 lira.
Aslında Bomontiada, bana çok hitap eden bir mekan değil. Daha çok orta sınıf olmaya özenen züppelerin mekanı gibi geliyor. Yine de kendisini AVM içindeki sahnelere tercih ederim. Özellikle Mecidiyeköy'de bulunan AVM'ler bölgesindeki Cevahir, Profilo ve Trump bu tür sahnelerin başını çekiyor. Mert Fırat, Didem Balçın, Özgür Aydın ve Onur Dilber'i kadrosunda bulunduran DasDas Sahne, Ataşehir'deki Metropol İstanbul AVM'nin içinde mesela.
🎭 Talimhane Tiyatrosu, oyunlarını Talimhane'de oynamıyor. Koşuyolu tarafındaki Alan Kadıköy, ekim ayı boyunca oyunun sahneleneceği mekan olacak. Duncan MacMillan ve Jonny Donahoe'nin yazdığı, Seçil Honeywill'in çevirdiği ve Lerzan Pamir'in yönettiği interaktif oyunun tek kişilik başrolünde Geniş Aile dizisindeki Zekai rolüyle tanınan Bora Akkaş var.
5, 18 ve 28 Ekim tarihlerinde seyirciyle buluşacak oyunun biletleri 140 lira. Öğrenciler için 110, gençler ayakta kategorisi içinse 30 lira ücret belirlenmiş.
🎭 Adını İsveç Konsolosluğu'nun yanındaki Kumbaracı Yokuşu'ndaki 50 numaralı bina olmasından alan Kumbaracı50, güzel oyunlara imza atıyor. William Shakespeare tarafından yazılan Bir Yaz Gecesi Rüyası (A Midsummer Night's Dream) oyununun uyarlamasını, daha doğrusu bozulmuş halini görüyoruz burada.
Biraz Eksik Yaz Gecesi, Biraz Fazla Rüyası; Can Doğan tarafından çevrilmiş, İsmail Sağır tarafından yeniden düzenlenmiş, Gülhan Kadim ise yönetmen koltuğunda. Oyun biraz kalabalık. O yüzden hepsinden tek tek bahsetmeyeceğim. 29 ve 30 Eylül, 8, 22 ve 29 Ekim'de kendi sahnelerinde oynanacak oyunun biletleri yetişkin için 180, öğrenci içinse 110 lira.
🎭 Günümüzün kavuklusu Şevket Çoruh ve tiyatrosu Baba Sahne'den bahsetmeden olmaz. Bahariye'de yer alan sahnede uzun süredir Bir Baba Hamlet oynanıyor. Oyunun yazarı Sebastian Siedel, çevirmeni Yücel Erten, yönetmeni Emrah Eren. Şevket Çoruh, önceleri Murat Akkoyunlu ile oynarken şimdileri Günay Karacaoğlu ile oynuyor.
3, 4, 5, 23, 24, 25 ve Ekim'de kendi yerinde sahnelenecek oyunun biletleri 200 lira olarak satışa sunulmuş. Loca ise 1000 lira.
🎭 Moda'daki Migros'un hemen yanında yer alan Oyun Atölyesi tarafından ilk kez sahnelenecek bir oyundan bahsedeceğim. Geçtim Ama Tiyatrodan ve Kosovalı Peer Gynt ile Devlet Tiyatroları'ndan bildiğim Yeton Neziray tarafından yazılan Acındırma Propaganda Birimi, Senem Cevher çevirisi ve Muharrem Özcan yönetmenliğinde izleyiciyle buluşacak.
Oyuncu kadrosu televizyonlardan tanıdık simalardan oluşuyor. Mustafa Karatepe, Hasibe Eren, Onur Özaydın ve Ezgi Coşkun sahne alacak oyuncular. Prömiyeri 5 Ekim'de yapılacak oyun; 6, 7, 20, 21, 27 ve 28 Ekim'de oynanacak. Biletler 180 lira.
🎭 Son olarak, Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu tarafından Şişli Tiyatrosu'nda sahneye konacak bir oyundan söz edeceğim. Elenika, İstanbul Pogromu ile hayatı değişen Rum kantocu Elenika'nın hikayesini anlatıyor. Bu yüzden ilgimi çekti.
Senaryosunu Handan Gökçek'in yazdığı, Yılmaz Tüzün'ün yönettiği oyunda Tomris Çetinel ve Yasemin Şimşek Tüzün rol alıyor. Oyun 14 ve 15 Ekim'de sahnelenecek ama kasım ve aralık aylarında da devam edecek. Oyunun biletleri yetişkin için 150, öğrenci içinse 80 lira.
Şişli Tiyatrosu, Abide-i Hürriyet Caddesi'ndeki Arzu Pasajı'nın içinde ve herhangi bir tabela olmadığı için bulmak zor. Maalesef son dönemde kültür sanat faaliyetleri böyle bir hal aldı. Halkı kuru ekmeğe muhtaç edenler tiyatro, sinema veya konsere gitmeyi ayıp ve dahası utanılacak bir şey olarak görüyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş veya başka birine şeref madalyası takacağını hiçbir zaman söylemedi. Sadece Demirtaş'ın kendi hakkındaki iddiaları şeref madalyası olarak göğsüne takacağını ifade etti. Elazığ'daki provokasyon kimin eseri bilinmiyor ama akla bir iki oluşum geliyor sadece.
Özellikle sosyal medyada kendini gösteren tarafsızlık fetişi var son zamanlarda. AKP ile CHP birbirinin kopyası gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu durum öyle bir hal aldı ki, fikir belirtmek isteyen gençler "CHP'li değilim ama" diyerek söze başlamak zorunda kalıyor. Seçim yaklaştıkça tarafsız görünme çabaları işe yaramayacak çünkü faşizme meyleden her sistemde bitaraf olan bertaraf olur.
Avrupa, Hitler'e müdahale etmede çok geç kalmıştı. Putin ve haydut devlet Rusya'ya aslında 2014'te dur demeliydi fakat işgalcilere karşı tutumu yine de olumlu. Onları Şampiyonlar Ligi, Euroleague, Formula 1, EuroBasket başta olmak üzere tüm turnuvalardan uzaklaştırdılar. Bazı yaptırımlar aşırı gitse de, Rusya tüm dünyadan soyutlandı. Bağımsız bir ülkeyi fetih hayalleriyle yola çıkan tüm diktatörlerin sonu böyle olacak.
Gibi dizisinin ikinci sezon sekizinci bölümünden bir parça. Yılmaz, Esra ile çocuk oyuncu konusunu tartışırken bir dizi safsataya başvuruyor. Benim tespit edebildiklerim ad hominem, ignoratio elenchi ve red herring yani kişi karalama, alakasız sonuç ve konuyu saptırma. Türkiye'de bunlarsız tartışma olmuyor tabii.
Zafer ve Memleket gibi koparma (breakaway) partilerin temelde iki amacı var.
🔥 İYİ Parti ve CHP'ye alternatif oluşturarak ulusalcı tabandan (CHP ve MHP) gelen oyların kendilerine verilmesini sağlamak ve Millet İttifakı'nın oy oranının artmasına engel olmak
🧿 %3 barajını geçerek hazine yardımı almak. Böylece olası iktidar değişiminde yıkıcı muhalefet olmak
Burada söylediklerimin bir kısmını ilgili gönderiye yorum olarak yazdım. Paylaşımı yapan kişi beni engelledi. İnternetten aratınca bulunuyor fakat ben göremiyorum. Eziklik çok başka bir şey.
Bilge Karasu, Göçmüş Kediler Bahçesi adlı kitabında yer alan beşinci masal olan Yağmurlu Kentin Güneşçisi başlıklı öyküsünde sürekli yağmur yağan bir yerden bahsediyor. Öyle ki bu kentte yaşayan insanlar güneşli havanın ne demek olduğunu bilmezlermiş. Gökyüzünü yalnızca kurşuni boz bir renkte gördüklerinden asıl renginin mavi olduğundan habersizlermiş. Yağmurun yağması normal haline geldiği için hayatlarını buna göre düzenlemişler.
Dahası yaşamları oldukça deterministik olan kent sakinleri, havanın nasıl olacağını merak etmezmiş; bilirlermiş çünkü. Bu yüzden de yağmur yağmazsa ne yapacakları üzerine kafa yormazlarmış.
Ancak kentte güneşin bir gün açacağını söyleyen biri varmış. Herkes bu kişiye deli gözüyle baksa da, umudunu yitirmemiş. Kendisi de güneşli bir gün görmediğinden bunun nasıl bir şey olduğunu bilmezmiş tabii. Sadece o günün geleceğini ümit edermiş.
Öyküde ele alınan ümitvar şahıs güneşli günleri gördü mü bilinmez ama normal üzerine yazılmış güzel bir metin okudum.
LinkedIn'e şöyle bir bakmak istedim. Bu yazıyı görünce kan beynime sıçradı. Saysöv edip rahatladıktan sonra, şimdi argüman aşamasına geçelim.
Bu rezil harfler toplamını paylaşan kişinin titri "People and Culture Manager". Bu unvan, bütün gün oturup kahve içmekten başka iş yapmayan insan kaynakları biriminin yeni adıymış. Bundan önce de personel birimi deniyordu. Birinin çıkıp insan kaynakları elemanı olmak için ne gibi bir nitelik gerektiğini anlatması gerekiyor artık.
Şahıs kısaca "İşçiyi eşek gibi çalıştırdığımız yetmez, yularını da sıkı tutmamız gerek." diyor. Aidiyet denerek ne kastediliyor? Çalışmak genel anlamda para için yapılan işten ibaret. İşçi çalıştığı yere ait olsa ne olur, olmasa ne olur? Mesai saatleri içinde görev tanımının gereklilikleri yapılıyor. Bundan fazlasını istemek ahlaksızlık gibi geliyor bana.
Maaş ve yan haklardan bahsetmiş. Yan hak, sanırım sigorta ve iaşe demek. İşveren bunları zaten çalıştırdığı kişiye sağlamak zorunda. Yüksek maaş dese anlarım. Asgari şartları sağlıyor diye, işverene minnet neden?
Çalışmanın basit bir ticari ilişkiden öteye gitmemesi gerekir. İşçi emek-gücünü satan özne, işveren satın alan konumdadır. Dolayısıyla şartlar işçinin emek-gücünü satabilmesine uygun hale getirilmeli. Fakat mevcut yasalar işverenden yana. Geçmişte işçi mücadeleleriyle kazanılan çoğu haki patronlar tarafından iç edildi.
Aşırı tepki veriyor olabilirim ama yetti artık. Bu çürümüş düzene katlanamıyorum.
Kazakistan, lideri Nursultan Nazarbayev istifa ettikten sonra başkentinin adını Nur-Sultan olarak değiştirmişti. Şimdi kentin adını tekrar Astana yapmışlar. Neden Nur-Sultan oluverdi? Neden geri alındı? Hiçbir şey anlamadım bu işten.
Şehir başkent olmadan önce beyaz mezar veya kutlu kent anlamına gelen Akmola olarak anılıyormuş. Rus İmparatorluğu kenti ele geçirince Akmolinsk, Sovyetler dönemindeyse Tselinograd olarak bilinir olmuş. Kazakistan bağımsız bir devlet olunca başkentin Almatı yerine burası olmasına karar vermiş. Kentin adını da Kazakça başkent anlamına gelen Astana ile değiştirmiş.
Gaza gelip iş yapma tüm Türkler için ortak nokta galiba. Bu hikaye bunu anlatıyor biraz da.
Dün yapılan KPSS ölgün bir havada geçti. Kimsede asıl sınavdaki heyecan yoktu. Herkes "Bitse de gitsek" kafasındaydı. Sorular asıl sınava göre düzgün olsa da, sınavın yok yere iptal edildiği ve bunun için bir dünya yaygara koparıldığı ihtimali beni de tedirgin ediyor.
Sınav yapılırken Saraçhane'de bir grup toplandı. Dertleri LGBT imiş. Toplum yozlaşıyormuş bu oluşum yüzünden. Bir kere, orada toplanıp Beyazıt Meydanı'na yürüyenlerden daha toplum düşmanı bir kitle yok. Fikirde Birlik Mücadele Platformu adı altında birleşip "Büyük Aile Buluşması" diye bir miting organize ederek LGBT bireyleri hedef gösteriyorlar ve bazı liberaller bunu savunuyor.
Ülkemiz gerçekten ideoloji çöplüğü. Muhafazakar olduğunu söylemeye utanan da liberalizme sarılıyor ama Karl Popper okumadan, Hoşgörü Paradoksu diye bir şeyden haberdar olmadan internette gördüğü şeylerle gününü geçirince bir yerde patlak veriyor. Daha yazılacak çok şey var da neyse.
Bu miting sırasında yağmur yağıp güneş açınca gökkuşağı çıktı gökyüzünde. Gerçekten epik bir görüntüydü.
Pandemi nedeniyle geçen yıl yapılamayan bu yıla ertelenen İstanbul Bienali, 17 Eylül 2022 itibariyle başladı. 20 Kasım 2022'ye kadar pazartesi günleri hariç ziyaretçileri kabul edecek. Sadece bu pazartesi ilk hafta olduğu için mekanlar açık. Küratörlerinin Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh olduğu bienalin temasını anlamadım.
Beyoğlu, Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu'ndaki 12 sergi mekanı bienale ev sahipliği yapacak. Bunlar sırasıyla:
📌 Pera Müzesi
📌 Performistanbul
📌 Merkez Rum Kız Lisesi
📌 SAHA Studio
📌 Büyükdere35
📌 Metro İstanbul Yaklaşım Tüneli
📌 Barın Han
📌 Tarihi Çinili Hamam
📌 Küçük Mustafa Paşa Hamamı
📌 Müze Gazhane
📌 arthereistanbul
📌 Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi
2019'da bizim okula bağlı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi de mekanlardan biriydi. Burada bayağı bir eser toplandığı için gezmem bir gün sürmüştü. Pera Müzesi de günümün büyük kısmını götürmüştü. Adalar'a zaten gidememiştim.
Bu sene ekim ayında ziyaret etmeyi düşünüyorum. Her gittiğim mekan için fotoblog yapmak istiyorum. Bu da eserleri inceleme süremin uzaması demek bir anlamda.
Fatih'teki mekanlar birbirine çok da yakın değil. Barın Han, Sultanahmet tarafında. Tarihi Çinili Hamam, Tarihi Yarımada'nın dışında; Zeyrek'te. Küçük Mustafa Paşa Hamamı, adı üzerinde Küçükmustafapaşa semtinde. Hepsini bir güne sığdırmak zor olacak ama deneyeceğim.
Pera Müzesi için bir gün ayırırım. Rastgele bir gün gitmeyi düşünüyorum. Diğer mekanları da aynı gün kafam kaldırmaz. O yüzden Beyoğlu'na birkaç kez uğrayabilirim.
Kadıköy'e gitmem için yol parası lazım. Biri gemi olmak üzere üç vesait kullanacağım çünkü. Ancak her şeye rağmen Müze Gazhane'yi görmek istiyorum. Geçen sezon Şehir Tiyatroları'nın burada oynanan Zehir adlı temsilini seyretmek için çok zorladım ama olmadı.
Zeytinburnu'na hiç gitmeyebilirim. Alternatif tıp çok ilgimi çekmiyor. Bu sefer geçen bienallerden farklı olarak paralel etkinliklerden birkaçına katılabilirim. Bienal, öncekilere nazaran renksiz görünse de hâlâ eğlenceli bir etkinlik. Fakat birinci önceliğim iş bulmak.
Eskiden AKP, çok olduklarından ziyade halk olduklarını, daha açık bir anlatımla halkın ta kendisi olduklarını savunurdu. Onlara göre AKP'ye oy veren %50'nin kaygıları ve sevinçleri önemliyken geri kalan "elitist" %50'nin ne düşündüğünün bir önemi yoktu.
Ekrem İmamoğlu, AKP'ye büyük bir hezimet yaşatarak İstanbul'u aldıktan sonra işler değişti. İstanbul, onlar için büyük bir kayıp oldu. Şimdilerde ülkeyi krizle idare etmeye çalışıyorlar. Akıl almaz şekilde iktidara ve Tayyip Erdoğan kültüne en ufak eleştiri getiren terörle ilişkilendiriliyor. Aslında AKP'nin PKK veya Fetullahçı Gladyo ile bir sıkıntısı yok. Buraları verimli oy kapısı olarak görmüyor sadece. Böyle bir olasılık gündeme gelirse yandaş medya ve sosyal medya hazır. Çünkü AKP, ilkesiz, oportünist ve dahası Makyavelist bir oluşumdur.
Halkın sefaleti, ülkenin Mültecistan olması veya özgürlük endeksinde sondan birincilik önemli değil. Bu konularla hiç ilgilenmeyen iktidar, önümüzdeki dönemde seçim propagandasını üç ana eksen üzerine kuracak gibi görünüyor:
🏘️ İcraatin İçinden, Turgut Özal'ın başbakan olduktan sonra TRT'de belli aralıklarla halka seslendiği programdı. Devlet kanalının siyasi reklam için kullanıldığı yönünde eleştiriler olsa da Özal, özel kanallar açılınca programı kamu spotu haline getirmiş ve zorunlu olarak yayınlatmıştır.
Özal'ın neoliberal anlamdaki mirasçısı Tayyip Erdoğan'dır. İcraat adı altında sadaka kültürü bu dönemde canlı tutulmaya çalışılacak. Beton Kanal arazisi yerine yapılacak TOKİ projesi ile bunun işareti oldu.
Buradaki asıl amaç, AKP'nin yerine gelecek iktidarın bu icraatları yapamayacağı izlenimi uyandırmaktır. İcraat denince yalnızca yol, köprü veya toplu konut projeleri anlaşılmamalıdır. Endişeli muhafazakarlara sağlanan ayrıcalık da bir AKP icraatidir. Ülke bu kişilerin isteklerine göre düzenleniyor.
💣 Kürt düşmanlığı üzerinden bir terör mavalı okunup durulacak. HDP, ana hedef olmak üzere, tüm muhalefet partileri bundan nasibini alacak. Muhalif isimler şimdiden hedef tahtasına oturtulmaya başladı. Seçime kadar Hrant Dink tarzı, infial yaratan bir suikast olmazsa iyidir.
Suriye ve Irak üzerinde bir dizi operasyon yapılabilir. Azerbaycan'a yardım kisvesiyle yapılacak Ermenistan ile savaş da ihtimal dahilinde.
Krizlerle ülke yönetmeye alışık olduklarından dış politikada birkaç ülkeyle ilişkilerin bozulması işten bile değil. Bu daha önce denenmiş ve başarılı olmuş bir yöntem. Hamaset siyaseti AKP'nin kazanmasını sağlıyor. Bir yandan da gerçek sorunları unutturuyorlar.
💡 Yeni gelen hükümetin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği yönünde bir algı yaratarak muhalif partilere oy vermeyi düşünenleri umutsuzluğa düşürüp sandıktan uzaklaştırmak amaçlanıyor. Bunu bizzat kendileri değil, sosyal medyadaki etki ajanları yapıyor halihazırda. Birtakım tivit dizileri yaparken ilk başta Ekrem İmamoğlu'nu hedef almaları dikkat çekiyor. Karadenizli olmasıyla Tayyip Erdoğan'a benzediği yönünde telkini sıkça tekrarlayarak genç dimağları zehirliyorlar.
Bazen yaptığı açıklamalarla Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener, bu algıya hizmet ediyor. Hoş bir durum değil bu.
Aslında hükümet değişiminin hiçbir şey değiştirmeyeceğini savunmak "CHP iktidar olursa ezanlar susar." safsatasıyla derin bir tezat oluşturuyor. Fakat AKP için bu önemli değil. İktidarı ellerinde tuttukları ölçüde varlar. O yüzden önemli olan iktidarda olmak.
Qoto özelinde konuşmuş olmayayım ama birkaç özellik gözden geçirilse daha iyi olur gibime geliyor.
🖼️ Mesela dört fotoğraf yerine on veya daha fazla fotoğraf eklenebilir. Bazen burayı fotoblog gibi kullanıp fotoset yapmak istiyorum. Böyle durumlarda elimdeki görselleri dörde indirmek zorunda kalıyorum.
📝 Düzenleme seçeneği mutlaka gelmeli. İki bin vuruşluk bir metin paylaşınca illaki yazım hataları oluyor. %10 kota ile gönderiyi silmeden düzenleme şansı tanınmalı. Tabii, YouTube yorumlarındaki gibi paylaşımın eski hali de görülebilmeli.
🔗 Gönderiye bağlantı eklendiğinde adres kabak gibi duruyor metnin altında. Görsel açıdan hiç hoş olmaması bir yana, LinkedIn'deki gibi gömülü ek yapmak çok zor değil sanırım.
🇸🇪 Mereyusblogg
Romersk medborgare från Miklagård.
På Mastodon sedan 23.X.2021
Bara postar oviktiga tankar.
Allmän egendom (PD). Inga begränsningar.
Jag tjänar ingen inkomst av det jag lägger upp här.
🇬🇧 Mereyü's blog
Roman citizen from İstanbul.
On Mastodon since 23.X.2021.
Just posting unimportant things.
Everything I publish is Public Domain (PD).
I don't earn any income here.
🇹🇷 Mereyü'nün blogu
Civis romanus sum.
23.X.2021'den beri Mastodon'da.
Önemsiz şeyler üzerine.
Paylaştığım her şey kamu malıdır (PD).
Buradan herhangi bir gelir elde etmemekteyim.