Show newer

Kemal Kılıçdaroğlu, en düşük memur maaşının asgari ücretin iki buçuk katı olacağını söylüyor. Böylece ortadirek olarak adlandırdığı sınıfı yeniden ihya edecekmiş.

Vikipedi'ye göre bu kavram ilk kez Turgut Özal tarafından kullanılmış. Ekonomi ve siyasetin önemli bir aktörü olarak görülen ortadirek; memur, emekli, çiftçi ve esnafları kapsıyormuş.

Seçim günü yaklaştıkça vaatler saçmalaşıyor. Emekliye, memura, çiftçiye, esnafa ve girişimci dedikleri patronlara verecekleri bir şeyler var. İşçi için ise hiçbir şey yok.

Hazır Deniz'lerin asılmasının yıldönümüyken kafamdaki birkaç şeyi yazayım:
İş Kanunu ya değişecek ya değişecek.
Türkiye'yi ayakta tutan emektir, emekçilerdir; parababaları değil.
Altı saatte tamamlanmayacak bir iş yoktur. Katılmıyorsan tekrar oku.

Müze Gazhane'ye bugün ilk kez gitme imkanım oldu. İBB, burayı çok güzel yapmış. Bir kültür-sanat yerleşkesi haline getirmiş.

19 Nisan'da izleyeceğim Godot Geldi adlı oyun iptal olunca, onun bilet hakkını Lefkoşa Belediyesi tarafından sahneye konan Paraya Hayır oyunu için kullandım. Oyundan önce biraz gezdim ve çok beğendim. Marmaray ve metrobüs vasıtasıyla da ulaşım kolay. Söğütlüçeşme durağında inip biraz yürümek gerekiyor.

Yıllardır hiç umursanmayan Kurbağalıdere temizlenmiş. Burası da bu hale gelmiş. Tüm kısıtlamalara rağmen bunları başaranlar Türkiye'de neler yapabilir? 14 Mayıs'ta oy kullanırken göz önünde bulundırmak gerek.

Oyunun sahnelendiği Sevda Şener Sahnesi yaklaşık iki yüz koltuklu adeta bir Broadway sahnesiydi. Ses yalıtımı yönünden biraz sorunluydu. Kadıköy seyircisi nerede ne yapacağını çok iyi biliyordu.

Oyun didaktik ve eğlenceliydi. Oyuncularda Kıbrıs ağzı yoktu. Oyunculuklar kaliteliydi. Aylardır devreden lotoyu tutturan Richard, durumu annesi, eşi ve dostu Etienne'e açar. Ancak parayı almamakta kararlıdır çünkü mutludur bir kere.

Parayı duyunca hepsinin tavrı değişti; şekilden şekile girdiler. Türlü planlar yaptılar ve sonunda loto kağıdını ele geçirmeyi başardılar. Beni asıl düşündüren bu açgözlülükten ziyade, şans oyunları oldu. Bir insan sürekli aynı rakamlara oynarsa bir gün kazanacaktır. Sistemin fakirlere bir tuzağı mı acaba?

Oyun bittikten sonra yağmurun yağmış olduğunu gördük. 21.00'de başlayan Moğollar konseri vardı. Onun iki şarkısına eşlik ettkten sonra mekandan ayrıldım. Gerçekten bir akşamdan alabileceğim en yüksek verimi aldım. Telefonumun şarjı da o ara tükendi.

Yine bir Hıdırellez geldi. Başaramadık arkadaşlar. Bu sene isteyeceklerim de belli:
⚒️ Emekçilerin mutlu olduğu bir Türkiye
👫 Anne-babamı gururlandırmak
🕊️ Dünyaya barışın hakim olması

Show thread

Eylem-söylem birliği önemlidir. İnsanın ahlak sahibi olduğunu gösterir bir anlamda. Mesela benim gördüğüm kadarıyla astına eziyet eden falanca müdürleri hep en sosyalisttir. Lafa gelince işçi haklarını kimseye yedirmezler ama icraatleri fostur. Mobbing ve bunu izleyen çeşitli hukuksuzlukların uygulayıcısı olurlar. Böylece iki uçlu bir ahlaksızlaşmanın da failidirler.

Kavramlarla değil sözcüklerle düşünürüz. Bir sözcüğün kulaktaki titreşimi göz önüne getirdiği resimden önemlidir. Mesela "masa" derkenki çıkardığımız ses veya bu kelimeyi yazarkenki mürekkep lekesi daha önseldir. Çağrışan kavram her zaman sonra gelir.

Şahit olduğum hiçbir hukuksuzluğu sineye çekemiyorum. Bu yüzden birtakım tehdit ve yaptırımlarla karşılaşıyorum. Bu da beni üzüyor. Bazı insanların mayası pislikle yoğrulmuştur. Onlara ne kadar az rastlarsak o kadar iyi. Fakat umutsuzluğa kapılmadım hiç. Bir yandan da karşıma çıkıyor yüzümü güldürecek şeyler. Karma böyle işliyor olmalı.

Bugün cılız kaldığım bir konu olan eviçi karşılıksız emek üzerine okumalar yapıyorum. Bunu aşmak için iki şeyden kurtulmamız gerektiğinde karar kıldım; kapitalizm ve patriyarka.

Türkçe Vikipedi'nin gelişmemesinde gözden kaçan bir neden var: Türkiye'deki uzun mesai saatleri. Avrupa'yla kıyasladığımızda hem daha fazla gün hem de daha fazla saat çalışıyoruz. Tatillerin az olması da buna ekleniyor. Vikipedi editörleri ya eğitimle bir şekilde ilişkili (akademisyen, üniversite öğrencisi, öğretmen vs) ya da boş vakti çok olan kişiler (emekli, işsiz, yarı-zamanlı çalışan gibi) oluyor.

İnsan yoğun acı ve ağrı çektikten sonra onu kesen ilacı bulana iyi dileklerde bulunur. Dişimin apse yaptığında kullandığım antibiyotik için Alexander Fleming'e dua ederdim. Bir aydan uzun süredir kaşınmaktan kollarım bitap düşüyordu. Bir losyon kullandım ve kaşıntım geçti. Birkaç gündür iyi durumdayım. Zihnim de açıldı.

Show thread

Bir şeyin tanımını yapmak ne kadar zor olabilir? Tanıma eklenecek her bir nitelik, bir diğerini dışarıda bırakacaktır. Örneğin masa için "Dört ayaklı, üzerine eşya koymaya yarayan mobilya" dersek üç ayaklı tüm masaları bu tanımın dışında bırakmış oluruz. Masayı ters çevirdiğimizde masalık durumu devam eder mi? Onu alışılageldik anlamda kullanmayız ama yine de masa mıdır? Şayet masaysa yani nesne bir devamlılık içeriyorsa bir işlevle tanımlamak da yersizdir. Bir peçeteyi karatahta silmek için kullanırsak silgi olur mu? Doğru saati gösterme yetisini kaybetmiş bir saatten hâlâ saat diye bahsedebiliyorsak sınırı nereye çizmeliyiz? Kadranı düşen veya camı tuzla buz olan, akrep ve yelkovanını kaybeden bir saat için ne demeli?

Yasalar güçlüyü mü yoksa güçsüzü mü korur? Çoğu yasa güçsüze bir alan sağlasa da güçlüye bir dayanak olur ve güçlünün pozisyonunu korumasındaki başat etmen haline gelir. Sonuçta çoğu toplumsal bir sözleşme ile elde edilmiş yasalar vardır.

Toplumun kendisi, sosyoloji biliminin en büyük kabulüdür. Aslında tek gerçek özne "ben"dir. Diğer tüm özneler "ben"e göre şekil alır. Yığınları oluşturan kategori halindeki ortaklaşmalardır. Sosyolojinin temel varsayımı olan bir toplumun varolduğu düşüncesi, egemenin tutunacak dalı olur. Toplum, her zaman sağduyuludur ve egemenden yanadır.

Esasında tekil bireyler akıl sahibi olsa da kitleler akıldan yoksundur. Bir liderin peşinden gitmeye alışkındır. Kitleyi manipüle etmek kolaydır. Çevre ise hep başkalarıdır. Çevreye hiç güvenilmez çünkü onlara karşı temkinli olmak gerekir. "Onlar" denerek neyin işaret edildiği belirsizdir. Öncelikle "biz"den başlamanmalıdır. Hepsinin birer inşa olduğunun farkına varıncaya dek...

Kötülerle aptalların aynı kişiler olduğunu söylerken ciddiydim. Bir örnek vereyim; Sigortadan kaçmak için asgari ücretin de altında Suriyeli, Afgan ve/veya Pakistanlı çalıştıran bir patronun işler düzgün yürümediğinde cinayete kurban gitme olasılığı daha fazladır. Bir kaçak sığınmacının bir Türk vatandaşına göre kaybedeceği şeyler daha azdır.

Hazır aklımdayken yazayım. Gençlerin en çok çalıştığı işler; garsonluk, satış danışmanlığı, sözleşmeli öğretmenlik, kuryelik, çağrı merkezi operatörlüğü, freelance çevirmenlik. Bu altısı arasında bir örüntü var. Hepsi de güvencesiz, az paralı ve kısa zamanlı işlerdir. Prekarya, tutunacak dal bulamadı mı bunlara sarılır işte.

Öğlen yola çıktım. İkitelli'deki yağmurdan geçtikten sonra Avcılar'a uğradım. Sonrasında Şirinevler'e gittim. Ataköy ve Şirinevler arasında Medeniyet Seperatörü olarak da bilinen üstgeçit üzerine düşündüm.

Bir köprü, insanları ne kadar ayırabilir? Şirinevler'in bağlı olduğu Bahçelievler, otuz yıldır muhafazakar partilere oy verirken Ataköy'ün bağlı olduğu Bakırköy, sosyal demokratları seçmiş. Ataköy, güvenlikli sitelerden oluşan bir uydukent; Şirinevler ise kendiliğinden yığılmış bir mahalle. Dolayısıyla Ataköy, düzenli ve güzeldir. Şirinevler kaotik ve çirkindir.

Yol boyunca dönüşümlü olarak TRT Radyo-3, Açık Radyo ve Yön Radyo dinledim. Yön Radyo'da 41 dilde Enternasyonal Marşı yayınlandı. Her biri farklı hisler yaratan sekiz tanesini yakalayabildim.

Estonca 🇪🇪 Hard ve folk rock esintisi vardı.
Arapça 🇾🇪 Yerellik ön planda. Feyruz şarkılarını andırıyor.
Korece 🇰🇷 Hiçbir intro olmadan söze girildi. Biraz mekanik.
Macarca 🇭🇺 Tam bir marş gibi. Macarlardan daha iyisini beklerdim.
Tagalogca 🇵🇭 Gitarla yorumlanması hoş olmuş.
Vietnamca 🇻🇳 Noel ilahisi gibi.
Arnavutça 🇦🇱 Bunlar da hiç beklemeden söze girdi. Milli marş gibi.
Yidişçe 🇩🇪 Anaokulu müsameresi gibi. Süper Mario tadı aldım. Sonu 8-bit ile yapılmış sanki.

1 Mayıs'ın kökeni 1886'da ABD'deki (Chicago, Kentucky, Winconsin) grevlerdir. İşçiler sekiz saatlik çalışma için ayaklanmış ve 4 Mayıs günü Haymarket kentinde dört işçi katledilmişti. 1889'da toplanan İkinci Enternasyonal, 1 Mayıs'ı emek, dayanışma ve mücadeleye adamıştı. Ancak ABD'de emek günü eylül ayının ilk pazartesi günü kutlanır. Bunun dışında, Japonya'da da 23 Kasım'da emek şükran günü kutlanıyormuş.

Ulaşımın da ücretsiz olmasıyla bugün emeğin başkenti olarak gördüğüm İkitelli'ye uğradım. Aklıma bir fikir geldi. Buna göre, organize sanayi bölgeleri, belediyeye bağlı olmamalı; kendi özerk yapıları olmalı ve tüm altyapı -sözgelimi temizlik ve yol yapım- giderlerini işverenler karşılamalıdır.

YAŞASIN 1 MAYIS!

Ekteki görselde bir dua veya ayet değil Osmanlıca "Dünyanın bütün işçileri birleşin." yazmaktadır.

Başrollerini Erkan Can, Güven Kıraç, Erman Saban ve Meray Ülgen'in paylaştığı 2005 yapımı Takva, tarikatlar kadar sermaye eleştirisi de barındırıyor.

Filmin bir bölümünde, tarikata tam anlamıyla sadık bir mürit olan Muharrem, ekonomik durumu iyi olmayan bir aileden kira almazken öğlen içki içen bir kiracısından rahatsız olur. Şeyhin sağkolu Rauf, Muharrem'in bu tutumunu eleştirir. Kirasını günü gününe ödeyeni mülkten çıkarmak isterken kirayı vermekte güçlük çeken aileyi korumasını doğru bulmaz. Sonuçta tarikat, toplanan kiralarla ayakta durmaktadır.

Şeyh de Muharrem'e aileden kira almaması durumunda Allah yolundaki bir şakirtin tarikattan ayrılmak zorunda kalacağını söyler. Aslında filmin sonunda görülür ki şeyhin kızı Hacer, toplanan kiralarla kendine kuyumcudan altın almaktadır. Tarikatın ülküsüne gönülden iman etmiş Muharrem, buna tanıklık ettiğinde aklını yitirir.

Üzerimdeki sıkıntıyı savmak için biraz gezip dolaşmaya karar verdim. Öncelikle destek olan herkese teşekkürler.

İnternetten İstanbul'daki raylı sistemlere bakarken özel sermaye ile yapılan ilk hatta rastladım. Üç numaralı füniküler, Seyrantepe ile Vadistanbul AVM arasında çalışıyormuş. Yatay bir asansör sistemi olan füniküleri deneyimlemek istedim.

Taksim metrosu ve Seyrantepe aktarmasını aştıktan sonra ulaştım ona. AVM'nin kendisi Havaray olarak adlandırıyor. Eski başkan Mevlüt Uysal'ın hayaliydi. Aynı zamanda Üsküdar metrosu ile birlikte hizmete açtığı tek raylı sistem.

Peronda beklerken özel sektör ile kamunun farkını görmüş oldum. Bir kere, haftasonu daha çok sefer var çünkü piyasa haftasonu hareketlidir. Sanırım devlet ulaşımı işten eve evden işe şeklinde kurguladığından cumartesi ve pazar günleri sefer sayıları daha az. İkincisi, kaliteli paydaşlarla çalışılmış. AVM'ye gelecek müşterilerin kazandıracağının amorti edeceğini düşünmüş olabilirler. Bu hattı devlet yapsa muhtemelen birkaç kişinin akrabası zengin olmuştu. Proje, iki kez uzatmadan sonra ancak açılabilirdi ve ücretsiz olması hayal olurdu. Evet, bu hat bedava.

Ben ulaşım, sağlık ve eğitimin yalnızca kamunun elinde olmasından yanayım ama bu proje beni şaşırttı. Son yirmi yılda devlet lafından adeta tiksindim. Haramzadeler halkın vergilerini domuz iştahıyla yediler. Devletin elimdeki tüm kurumlar zarar etti veya ettirildi. Bu nedenle devletin bir fabrikası olması düşüncesinden uzaklaştım. İşçilerin ortaklaşa kurduğu kooperatif modelini önerdim. Sermaye ve emek tüm ortakların olduğundan kâr da onlarındır.

AVM, klasik. Yürüyen merdivenler hep öte tarafta. Katlar aşağı doğru, havanın karardığını anlamak pek mümkün değil dolayısıyla. Son olarak her şey pahalı.

Show older
Qoto Mastodon

QOTO: Question Others to Teach Ourselves
An inclusive, Academic Freedom, instance
All cultures welcome.
Hate speech and harassment strictly forbidden.